Türkiye’nin tanıtımı konusu, ülkemizi yurtdışında tanıtacak yabancı reklam ajansının hazırladığı afişlerin kamuoyuna duyurulmasıyla birlikte yeniden gündeme geldi. Baştan söyleyeyim; Hazırlanan tanıtım afişlerinin ülkemizi doğru anlattığını düşünmüyorum. Her şeyden önce, ülkemizin tanıtım faaliyetinin niçin yabancı bir ajansa verildiğini anlamakta zorluk çekiyorum. Oysa, ülkemizde bu işi hakkıyla yapabilecek donanımda reklam ve tanıtım ajansları var, keşke bunların birikiminden faydalanılsaydı…
Medyada yer alan tanıtım afişlerinde gördüğümüz manzara şu; Turkey yazısının başında kollarını açmış sarı saçlı bir kişi ve arkasında da deniz ve güneş…
Yani klasik “deniz, güneş, kum“ reklamı… Tıpkı Yunanistan’da veya İspanya’da olduğu gibi… Oysa bizim tanıtımımızda kullanacağımız tarihi değerlerimiz, kültürel unsurlarımız yok mu? Sanatımız, edebiyatımız nerede, niçin kendimizi değerlerimizle tanıtmaya çalışmıyoruz?
![]() |
Şuna artık öncelikle karar vermek gerekiyor: Türkiye’nin tanıtımı her siyasal iktidarlara göre değişebilecek basitlikte bir olgu değildir. Türkiye’nin tanıtımı bir devlet politikası olarak saptanmalı, bu politikanın belirlenmesinde sivil toplum örgütleri, medya, sendikalar, dernekler, barolar, üniversiteler, aydınlar etkin görev almalıdır.
Bir ülkenin tanıtımı sadece iktidara ya da devlet kurumlarına emanet edilemez. Halkın içinde olmadığı, aktif katkı vermediği tanıtım politikaları başarılı olamaz.
Türkiye’nin tanıtım konusundaki en büyük sorununu “kendisini doğru tarif edememesi“ olarak görüyorum. Türkiye olduğu gibi görünmüyor; aslında olmadığı bir imaj için zorluyor. Böyle olunca da bu zorlama imaj ülkemizin üzerinde sırıtıyor, Türkiye’yi yansıtmıyor.
Öncelikle Türkiye’nin kendisini doğru tarif etmesi, doğru “konumlandırması“ gerekiyor. Türkiye’nin doğru konumunun bileşenleri; tarihi birikimi, kültürel değerleri, insanî vasıfları, kısaca bizi biz yapan, bize ait olan değerlerimizdir.
Türkiye tanıtım stratejisini kendi değerleri üzerine kurmalıdır. Türkiye kendisini başka bir imaj içine sokmaya çalışmak yerine kendisi gibi davranmalı, normalleşmelidir.
Türkiye’nin on yıllardır süren tanıtım faaliyetlerine bakın, bariz bir geçmişinden ve tarihinden kaçınma, Batı’ya öykünme trajedisi vardır.
Böylesine bir tanıtım faaliyeti, Batılı ülkelerin kafasındaki geçmişten gelen olumsuz Türkiye imajıyla da birleşince ortaya tamiri güç tahribat tabloları çıkmaktadır.
Türkiye’nin tanıtım stratejileri yeni baştan dizayn edilmeli, ülkemizi, insanımızı doğru anlatan mesajlar verilmelidir. Tanıtım stratejisinde Türkiye’nin tarihi birikiminden aldığı güçle sahip olduğu küresel vizyon ve jeostratejik önemi vurgulanmalıdır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ülkemizin tanıtım stratejilerini yeniden gözden geçirerek, sonuç alıcı ve değerlerimize yaslanan bir bakış açısını yerleştirmesinin zorunluluk olduğunu düşünüyorum.
