Artık “Hepimiz Türk’üz” Diyememek

Makale

Amerika’da yaşadığım yıllarda, kökeni ne olursa olsun insanların ulusal duyarlılıkları hep dikkatimi çekerdi. ...

Amerika’da yaşadığım yıllarda, kökeni ne olursa olsun insanların ulusal duyarlılıkları hep dikkatimi çekerdi. Evet, sistemi acımasızca eleştirir, hatta ifade özgürlüğü diye bayrak bile yakarlardı. Ama bunları yapanlar, toplumsal düzeni bozmadıkları sürece ne yasal, ne de toplumsal ceza alırdı.

Etnik Kimliğin Üzerindeki ulusal Kimlik

Sıradan bir Amerikalının eğer görünümünden, isminden veya soyadından kökenini anlayamıyorsanız, o dengine getirip sohbet olsun diye size kaçıncı kuşak o topraklarda olduğunu veya atalarının nereden geldiğini, “ana tarafı-baba tarafı“ diye ballandırarak anlatır. Ama o duygu, düşünce ve en önemlisi vatandaşlık bağı olarak bir Amerikalıdır. Amerika’da çoğu kimse, uzak ve yeni bir ülkede, büyük bir mücadeleden sonra elde edilmiş tutunmanın, elde edilmiş fırsatların, başarmanın ve dal budak salmış olmanın kıymetini bilir ve takdir eder. “Ben bir Amerikalıyım“ kimlik beyanında, özgürlük mücadelelerinden, yaşam savaşlarına uzanan anıların kollaması, koruması ve sahiplenilmesi vardır. Orta- Batı Amerika’da Norveç ve İsveç’te bulacağınızdan çok daha fazla etnik Norveç ve İsveçliye rastlarsınız. Massachusetts eyaletindeki İtalyanlar, kendi aralarında hala İtalyanca konuşur. Louisiana’da hala kırık bir Fransızca konuşulur. Şimdi petrol kuyuları üzerinde ayrılık rüzgârlarının estiği Texas, zaten iki dillidir. Ama o insanların hepsi birbirlerine ve ele güne karşı, kanunların önünde Amerikalıdır. Hani kanun önünde eşitliği uzun süreler su götürür durumda kalan ve Obama ile 2 kez zafer kazanan Afrika kökenliler var ya! Onlar da yaşadıkları her soruna rağmen Amerikalıdır. New York eyaletinde yaşayan Iroquois’lar da, Alaska’daki Eskimolar da ve Iowa’daki Sioux’lar da Amerikalıdır. Kaybettiklerine, kaybettiklerinden geri aldıklarına ve farklı örf- adet ve kültürlerine rağmen hepsi Amerikalıdır.

Ve Türk Olmak

Ben her insanın damarında aynı renk akan kanın, tıbbi özellikleri olan grupları dışında bir özelliği olduğuna hiç ikna olmamışımdır. Ama alışılagelmiş bir ifade ile damarlarımızda akan kan kaç pınardan gelmektedir diye düşünenlerimiz çoktur. 20. yüzyılın başında yıkılan Osmanlı imparatorluğunun adı Batının gözünde “Türk İmparatorluğu“ olsa bile, 5- 6 kuşak öncesinden bu güne uzanan, örneğin Arap, Bulgar, Macar, Berberi, Gürcü ve Çerkez karışımına en sonunda “Türk“ demek etnik bir tanım vermek veya ırkçı bir slogan bulmak değil, sadece bir vatandaşlık kimliği yaratmak olmuştu. Türk kimliği aynen Amerikalı gibi, onca karışmışlığın kargaşasını yaşayıp, kendini bir tek yere ait göremeyenlerimiz için özellikle kısa ve pratik bir çözümdü. Yurtdışında yaşadığım uzun yıllarda, türlü insanın eleştiri, kinaye veya acımasız tepkilerinin hedefi olsa bile, “Türk“ olmak benim için hep tek kimlik olmuştu. Yüzyıllar boyunca, imparatorluğun her köşesinden gelip, vatana hizmet veren, ama çeşitli vesile ve tesadüflerle yolları kesişip birbirleri ile bütünleşen atalarımın hor görmedikleri, üstünlük de taslamadıkları, ama isimlerinin önüne koyup, sundurması altında gururla durdukları, etnik ve ırkçı olmayan bir kimlikti Türk olmak hep.

Bize Ne Oldu Böyle?

Ama şimdi öyle bir noktaya geldik ki bırakınız “hepimiz Türk’üz“ diyebilmeyi, artık “ben Türk’üm“ demek bile yanlış anlaşılır hale getirildi. Tabii bu kimlik beyanının önünde ve ardında yer alan sözcükler dizesi kadar hangi amaç ile söylendiği de önemli. Ama uzlaşmak istiyorsak, kimin ve hangi müfsit amaçla “Türk“ kimliğine vurgu yaptığına değil, “Türk“ kimliğinin birleştirici uzlaştırıcı ve asıl niyet edilmiş özelliğine dikkat etmemiz gerekir. Tabii kanun önünde eşitlik ve fırsatlara ulaşmada adalet gerçekleştirilmeli. Zaten ne fırtına kopuyorsa bunların olmamasından kopmuyor mu?

Nasıl, İtalyan mahallesindeki Amerikalı, İtalyanca, Çin mahallesindeki Amerikalı Çince konuşuyorsa, Şırnak’ta yaşayan insanımın Kürtçe, Akçakale’dekinin Arapça, Düzce’de yaşayanın Ahbaz’ca veya Kabardey ve nihayet Trabzon veya Artvin’de Lazca konuşması ne fark eder ki. Ortak bir dilimiz, ortak bir kimliğimiz, bizi birbirimize bağlayan bir ülkü birliğidir. Ama en önemlisi birbirimizle anlaşma arzu ve kararlığı yeter. Türk olmak, hepimize bir nüfus kâğıdı ve pasaport kolaylığıdır. Bioncé’nin söylediği Amerikan ulusal marşı kim olursa olsun tüm Amerikalıların sağ ellerini yüreklerinin üzerine koyarak huşu içinde ulusal birliklerini mırıldamalarını ve o marşın her sözcüğünü yüreklerinde duymalarını sağlıyor. Eğer birlikte kazandığımız bağımsızlığı, İstiklal’in Marşı ile seslendirirken hepimizde benzer duygular uyandırabiliyorsa, Türk kimliğimiz bizi hala bir arada tutuyor demektir.

Ortak Payda ve Ortak Hedefler Önemli

Her bebek ağlayarak doğup, önce müşfik bir ses, dokunuşa ve sevgiye tepki veriyor. Sonra duyduğu dili öğreniyor. Birden fazla dilin konuşulduğu evlerde, dilleri karıştırarak büyüyor. İki yaşındaki bir bebek Türkçe bir kelimeye İngilizcenin “ing“ takısını takabiliyor veya 2 kelimeli bir cümlede sıfatı Türkçe, isimi Fransızca söyleyebiliyor. Demek istiyorum ki dil dediğimiz şey dildeki ballı tattır(özellikle küçük bir çocuğun dilinde). Ama anlaşmada “hat“ hudut değildir. Anlaşmak, uzlaşmak istiyorsak uzlaşırız.

Neden politikayı etnik kimlik gibi karmaşık bir şeye teslim ettik biz? Bakın daha dün bir parti içinde geçen nahoş bir Türk-Kürt farkı vurgusu veya mukayesesi, bir milletvekilinin partisinden istifasına neden oldu. Nedir bu patavat eksikliği ve düşüncesizlik? Nedir bu hır gür? Neyi paylaşamıyoruz? Hangimizin kolunu kesseler kanı kırmızıdan farklı akıyor ki? Ne farkımız var ki birbirimizden? Ortak paydalara yoğunlaşmayı niye unuttuk ki biz? Ben Kürt –Türk ayırımı ile büyümedim ki, öyle büyütülmedim ki, çocuklarımı öyle yetiştirmedim ki. Ya benden öte bize ne oldu? İnsanları neden farklılıkları ile görüp, farkları sorguluyoruz ki? Bunun getirisi mi daha fazla? Ya götürüsünü hiç düşünüyor muyuz? Şimdi uzlaşmaya çağrı ve duyarlılıklara saygı zamanı.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

10. Balkan İletişim Ağı Konferansı

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

4. Türk - Latin Amerika ve Karayipler Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Dünyası Bilim ve Teknoloji Kurultayı

  • 25 May 2022 - 27 May 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

"Türkiye - Rusya İlişkileri" Konferansı

  • 22 Haz 2005 - 22 Haz 2005
  • İstanbul - Türkiye

3. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2021

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • İstanbul - Türkiye

4. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.