Türkiye Irak’ın Toprak Bütünlüğünü Savunmaktan Vazgeçiyor (?)

Makale

Bundan neredeyse bir yıl kadar önce, ABD askerlerinin tahliyesine ilişkin antlaşmanın altına imza atıldığı gün bu satırların yazarı Bağdat’ta Başbakan Maliki ile görüşme fırsatı bulmuştu....

Bundan neredeyse bir yıl kadar önce, ABD askerlerinin tahliyesine ilişkin antlaşmanın altına imza atıldığı gün bu satırların yazarı Bağdat’ta Başbakan Maliki ile görüşme fırsatı bulmuştu. Görüşme sırasında Maliki, Türk olduğumu söyleyen görevlilerin takdiminin bitmesini beklemeden sertçe elimi sıkmış ve sitemle şu soruyu sormuştu: “Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmuyor mu artık?” Doğrusu, İbrahim Caferi ile İstanbul’un güzellikleri ve Mehmet Akif konulu bir sohbetin hemen ardından gelen bu soruya biraz hazırlıksız yakalanmıştım. Ağzımda birkaç cümle geveledim. Maliki benimle konuşmanın vakit kaybı olacağını düşünmüş olmalı ki hızla uzaklaştı. Derken Şii Türkmen kökenli siyasi danışmanı koluma girdi ve kulağıma şöyle fısıldadı: “Kürtlerle fiili bir ittifak düşünüyorsanız ilerde elinizdeki topraklardan da olursunuz.. Sizi de parçalarlar !….

Türkiye’nin Irak’ta yaptığı ilk hata 2005’te kabul edilen Irak Anayasası’nın siyasi kodlarını kavrayamamak oldu. Şekli anlamda kurucu meclis; fiili olarak ise ABD tarafından yazılan Irak Anayasası Pandora’nın kutusunu kapatmış, var olan umudu da içerisine hapsetmişti. Anayasa, hiçbir federal devlette olmayan bir biçimde merkezi devleti güçsüzleştirmiş; federe birimlere (Kürt Federe Devleti) ise aşırı yetki tanımış; adeta parçalanmanın temellerini atmıştı. Gene aynı Anayasa pek çok sorunu tanımlamak ve çözmekten uzak durarak tam da ABD’nin istediği şey olan “sürekli ve kontrol edilebilir bir istikrarsızlık” yaratma istidadı taşıyordu. Ne yazık ki hukuksal metinleri deşifre etmekte mahir olmayan ve sözlü söylemlere gereğinden fazla değer atfeden Türk Dışişleri Bürokrasisi ve uluslararası ilişkiler uzmanları bu gerçeği göremedi. Irak’ta bugün yaşananlar ve gelecekte yaşanacak olanlar siyasi aktörler ve basit siyasi manevralardan bağımsız olarak Irak’ta Anayasa’yı yazan ve işgali gerçekleştiren iradenin niyeti ile ilgilidir. Türkiye bu iradeyi deşifre edemedi. En azından zamanında deşifre edemedi…

Türk Dışişlerinde nicedir unutulmuş olan bir kavramın “raison d’état”nın (hikmet-i hükümet) mucidi Richelieu’nün yazdığı gibi “mantık, desteklenecek şey ile onu destekleyecek kuvvetin geometrik olarak orantılı olmasını gerektirir.Türkiye’nin Irak’ta yaptığı ikinci hata, “oyun kurucu” role soyunup Irak’ın iç işlerine alenen müdahale ederek 2009 genel seçimleri öncesi laik Sünni ve laik Şii liderler arasında bir ittifak kurmaya çalışmak oldu. İyad Allawi önderliğindeki ittifak göstere göstere Büyükelçi Murat Özçelik tarafından oluşturuldu. Türkiye seçimlerde en hafif deyimi ile kumar oynadı ve kaybetti. Maliki Başbakan olduktan sonra bu durumu affetmedi; Özçelik’in görevden alındığı Ekim 2011 tarihine kadar Türk Büyükelçisi ile görüşmeyi reddetti. Obama ile Washington’da yaptığı görüşmede de Özçelik’i Irak’ın iç işlerine karışmakla suçladı.

Oysa 2009 öncesi Türkiye, Irak'ta Şiilere oynayan İran, Sünnilere oynayan Suudi Arabistan ve Kürtleri kontrollü olarak güçlendiren Amerika’dan farklı bir aktördü ve Iraklıların bütünü söz konusu olduğunda kabul edilebilir, değerli bir taraftı. Şiiler, Suudi Arabistan Sünniliği yerine Türkiye Sünniliğini; Sünniler, İran nüfuzu yerine Türkiye nüfuzunu; Kürtler de Batıya açılan bir koridor olarak Türkiye’yi tercih ediyordu. Türkiye’nin oynadığı kumar her şeyi değiştirdi… Türkiye giderek güvenilmez bir ülke haline geldi.

Türkiye’nin yaptığı üçüncü hata Tarık Haşimi’ye gereksiz yere ve son derece iştiyakla koruma sağlaması oldu. Şii liderlere karşı süikast hazırlığı iddiasıyla teşebbüs aşamasında kalmış atılı suçtan yargılanıp Bağdat’ta idam cezasına mahkum edilen Haşimi, soruşturma aşamasında önce Kuzey Irak, ardından Katar, son olarak da Türkiye’ye kaçmıştı. Esasen siyasi suçlu konumunda olan Haşimi’nin zaten Türk Ceza Kanunu ve “Suçluların İadesine ilişkin Avrupa Sözleşmesi” hükümleri uyarınca iade edilmemesi gerekiyordu. Ne yazık ki Türkiye, konuyu hukuki bağlamı dışında siyasi bir sorun olarak kavradı. Başbakan Yardımcısı ve Bakan düzeyinde yapılan pek çok açıklamada Haşimi’ye olan siyasi desteğin altı çizildi. Bu ise en hafif deyimi ile Irak’ın içişlerine müdahale idi. Balyoz davası ile aynı hukuki çerçeveye ve hemen hemen aynı usul kurallarına dayanan Haşimi davasına ilişkin olarak Türkiye’de bazı çevrelerin verilen mahkumiyet kararını eleştirmesi ise ironik bir durumdu. Balyoz’da unutulan hukukun evrensel bir ilkesi Haşimi davasında kesin hükme rağmen birden hatırlanıvermişti: masumiyet karinesi…     

Türkiye’nin yaptığı dördüncü hata Maliki’yi anlayamamak ve ona saygı duymamak oldu. Korkunç boyutta kaotik bir ortamda iktidarı sırtlanan Maliki, Bağdat’ta ayakları üzerine durdukça merkezi iktidarı güçlendirmek zorundaydı. Gerçekten de Bağdat’ta nispi istikrarı tesis ettikten sonra Maliki ülke bütünlüğü adına gücü yettiği ölçüde bakışlarını diğer vilayetlere çevirdi. Bu süreç boyunca jakoben olmakla; kimi zaman da diktatörlükle suçlandı. Ama Maliki, etnik, dinsel, mezhepsel ve dilsel farklılaşmışlıklar üzerinde bir Irak kimliği ve bir Cumhuriyet yaratmak istiyordu. Maliki’nin yaptıkları “mukteza-i hal”di. Zira kendisi bir futbol kulübü değil devlet kurmak ve onu ayakta tutmak peşindeydi. Fransız Ulusu’nun inşası jakoben değil miydi? İtalya 19. Yüzyılda birliğini demokratik yöntemlerle mi gerçekleştirmişti? Ya da Mustafa Kemal I. Meclis ve 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile Cumhuriyeti kurabilir miydi? Türkiye, Maliki’nin Irak’ta geçici olduğunu düşündü. Oysa Maliki’yi yaratan Irak’ın kendisiydi.

Türkiye’nin yaptığı beşinci hata Irak’ta kendisine “dostlar” ve “düşmanlar” yaratmak oldu. Oysa dış politikada dostlar ve düşmanlar olmaz; sadece ulusal çıkarlar olur. Barzani dost olmadığı gibi Maliki de düşman değildir.

Barzani Türkiye’nin dostu değildir; doğal olarak Kürt ulusal çıkarını her şeyin üzerinde tutan pragmatik bir liderdir. Türkiye’nin yıllardır açılmasını talep ettiği Ovaköy sınır kapısına engel olan Barzani’dir. Hezil çayında coğrafi olarak en uygun geçiş noktası olan Ovaköy, Kürt bölgesini by-pass ederek Türkmen bölgelerine ve giderek Musul ve Kerkük’e inen en kestirme koridordur. Barzani kendi ulusal çıkarını esas alarak bu sınır kapısının açılmasına muhalefet etmektedir. Bugün varılan protokol gereği ikinci sınır kapısı 2013 yılında Ovaköy’ün 20 kilomete doğusundan ve Kürt bölgesinden açılacaktır. Türkiye’nin Ovaköy’ü açtıracak gücünün olmaması, bu konuda kendisine destek verecek “dostu” olmaması ne acıdır….  

Telafer’e ne demeli… Nüfusunun tamamı Türkmenler’den oluşan 300.000 nüfuslu Telafer 2005’den bu yana Kürtler tarafından baskı altında tutuluyor. Telafer, Musul’un kuzey batısında yer alan Türkmen varlığı nedeni ile Kürtler için temizlenmesi gereken bir ayrık otu… Telafer Kürtleştirilirse Kuzey Irak Kürtleri ile Suriye’nin Kamışlı bölgesindeki Kürtler arasında mütecanis bir alan açılmış olacak.. Türkiye’nin Telafer’i koruyacak gücünün olmaması, bu konuda kendisine destek verecek “dostu” olmaması ne acıdır…. Daha acı olansa kuşku yok ki Kandil’de olanlar…

Türkiye’nin oluşturduğu “dost” ve “düşman” algısı maddi gerçeği görmek noktasında da bir körlük oluşturuyor. Örnek, Maliki’nin kurduğu Dicle Operasyon Gücü… Irak’ın işgali sonrası Kürtler hakları olmayan yerlere tecavüz etmiş ve yayılmacı bir politika izlemişti. Bağdat’ın kuzeyinden Tuzhurmatu’dan başlayıp Kerkük’ü geçip Telafer’e kadar uzanan bir yay bugün idari, adli ve askeri olarak Kürtler’in kontrolünde bulunuyor. Irak Anayasası’nın madde 140 düzenlemesi çerçevesinde “tartışmalı bölgeler”in statüsünün belirlenmesine ilişkin referandum zaman zaman Kürtlerin, zaman zaman da Arapların tavrı yüzünden yapılamıyor. Mantık gereği tartışmalı bölgeler konusunda yetkinin merkezi hükümette olması kural; Kürt federe bölgesinde olması ise istisnadır. Maliki’nin bu bölgelerde askeri varlık göstermek istemesi Kürtler tarafından savaş nedeni sayılıyor… üstelik de Irak Anayasası’na aykırı olarak… Bir başka örnekse gene Kürtlerin Anayasa’ya aykırı olarak imzaladığı ve Türkiye’nin de ne yazık ki taraf olmaya başladığı petrol antlaşmaları… 

Umarız yanlış hesap Bağdat’tan döner….  

 

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1320 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 580
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1896 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1896

Son Eklenenler