"ABD Duruma Hâkim Değil"

Röportaj

ABD’nin kendi çıkarları bakımından Ortadoğu’da kendisine bir alan çizmek istemesidir. Bu önce neo-con’lar tarafından Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak başlatıldı....

(Cumhuriyet Gazetesi Leyla TAVŞANOĞLU Röportajı 16 Eylül 2012)

Bilhan: Washington her istediğini yapamaz, dış dinamikleri tam olarak denetleyemiyor

ABD’nin kendi çıkarları bakımından Ortadoğu’da kendisine bir alan çizmek istemesidir. Bu önce neo-con’lar tarafından Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak başlatıldı. ABD’nin kafasındaki Ortadoğu haritasında ABD güvenliğinin ana unsurlarını görüyoruz. Bunlardan birisi enerji kaynakları ve yollarının Batı için güvenlik altına alınması, ikincisi de İsrail’in güvenliğinin sağlanması. Dış dinamikler kendi içlerinde birleşmeseler de ortada bir ABD aleyhtarı dünya var. Bu dünyanın varlığını inkâr etmek mümkün değil. Son Tahran toplantısına 126 ülke katıldı. Tahran toplantısına katılanların hiçbirinin ABD lehinde konuşmasını beklemek mümkün değil. Bu kadar çok sayıda ülkenin ABD’nin aleyhinde olduğu da bir gerçek.


SÖYLEŞİ: LEYLA TAVŞANOĞLU /CUMHURİYET

Emekli büyükelçi ve strateji uzmanı Murat Bilhan, ABD’nin Ortadoğu’yu egemenliği altına alma emellerinin sürdüğüne dikkat çekiyor. Çok istemesine rağmen ABD’nin bunu başaramayacağının altını çizen Bilhan, “Çünkü dış dinamikleri tamamıyla kontrolü altına alamıyor“ diyor. Bilhan ayrıca PKK’nin son aylardaki saldırılarının artmasını da, strateji ve taktik değiştirme denemesi ve birilerinin “maşası“ olarak kullanılmasına bağlıyor.

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim’in geçenlerde İngiliz Independent gazetesi yazarı Robert Fisk’e verdiği demeçte, “Suriye’deki çatışmalardan ABD sorumludur“ demesini nasıl karşıladınız?

M.B. - Suriye rejiminin bugüne kadar dayandığı en güçlü destek hem Sovyet döneminde hem de daha sonra Rusya oldu. Bu destek ister istemez Rusya’nın anti-tezi olan ABD’yi düşman kampına taşıdı.

ABD, Soğuk Savaş sonrasında uzun yıllar tek merkezli dünyanın liderliğini yaptı. Bu liderliği yaparken Suriye’yi hedef gösterdi. Yani Hafız Esad ve oğlu Beşşar Esad’ı hiçbir şekilde affetmedi. Hatta İsrail’deki ve başka ülkelerdeki çeşitli çevrelerin telkinlerini de dikkate almayarak Suriye’yi terörist, serseri devlet (rogue state) olarak göstermeye devam etti.

Bu ABD politikası Suriye üzerinde çok köklü izler bıraktı. ABD’den beslenmiyorsa ya da ABD ajanı değilse Suriyeli herhangi bir kişinin ABD’ye karşı ters duygular beslemesi doğaldır. Suriye Dışişleri Bakanı Muallim’in sözlerinin altında da bu duygular yatıyor. Bu da doğal. Başka türlü düşünmesi zaten beklenemez. Ne olursa olsun ABD’yi suçlu görecektir.


Muallim ve Muallim gibi düşünen diğer Suriyeli liderler, “Bu Arap Baharı denilen Arap ülkeleri rejimlerine karşı yapılan halk isyanlarının altında da ABD parmağı var“ diyorlar. Yani komplo teorileri üretiyorlar.

Yani Muallim’in dediklerinde doğruluk payı yok mu?

M.B.- Belki yarım doğru. Evet, ABD, Suriye rejiminin köküne kibrit suyu ekmek istiyordu. Dolayısıyla da Suriye Dışişleri Bakanı’nın başka türlü düşünmesini bekleyemeyiz.


Muallim’in sözlerinde yarım doğruluk payı var, dediniz. Tam doğru ne olabilir?

M.B.- Doğru olan, ABD’nin kendi çıkarları bakımından Ortadoğu’da kendisine bir alan çizmek istemesidir. Bu önce neo-con’lar tarafından Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak başlatıldı. ABD’nin kafasındaki Ortadoğu haritasında ABD güvenliğinin ana unsurlarını görüyoruz. Bunlardan birisi enerji kaynakları ve yollarının Batı için güvenlik altına alınması, ikincisi de İsrail’in güvenliğinin sağlanması.

Bunların dışında da ABD çıkarları var. Örneğin ABD’nin ulaşım kabiliyeti. ABD uçaklarının, gemilerinin Ortadoğu hava sahası ve denizlerinde rahat hareket edip istedikleri gibi oynayabilmeleri, mümkünse de o amaçla o bölgedeki liderlikleri kendi egemenliği altına almak istemesi, bunları şekillendirmeyi amaçlaması. ABD açısından bu doğal.


İsrail de geleceği göremiyor

Suriye’deki muhalif grupların hepsinde Esad’ı düşürüp demokratik bir yapıya geçmek amacı olsaydı o zaman İsrail taraf olabilirdi. Biz de işin başında bunun demokratik bir kalkışma olduğunu sandık.

İyi de ABD bunu yapabilir mi?

M.B.- Yapamaz. ABD’nin gücünü abartmamak gerekiyor. Komplonun niyet bazındaki bölümü doğru. ABD’nin şimdiye kadar yaptıklarına bakarak bunu gerçekleştirmesinin mümkün olup olmadığına bakalım. Yapamıyor. Çünkü dış dinamikleri tamamıyla kontrol altına alamıyor.

Dış dinamikler kendi içlerinde birleşmeseler de ortada bir ABD aleyhtarı dünya var. Bu dünyanın varlığını inkâr etmek mümkün değil. Son Tahran toplantısına 126 ülke katıldı. Tahran toplantısına katılanların hiçbirinin ABD lehinde konuşmasını beklemek mümkün değil. Bu kadar çok sayıda ülkenin ABD’nin aleyhinde olduğu da bir gerçek.

Ama ABD’nin tek başına, yani bir mono güç olarak belki de dünyanın bütün askeri güçlerinin toplamına eşit bir askeri güce sahip olduğu da bir gerçek. Dolayısıyla o askeri gücü de yadsıyamayız.

Stratfor isimli ABD düşünce kuruluşunun son raporlarından birisinde şöyle bir görüş var: “İsrail, Suriye’de Esad rejiminden her ne kadar çok mutlu olmasa da en azından onunla dolaylı biçimde bir diyalog sürdürebiliyordu. Bundan da bir ölçüde rahattı. Ancak ABD’nin Esad rejimini devirmek istemesi İsrail’i fevkalade rahatsız ediyor. Çünkü onun yerine gelecek rejimin başına ne dertler açacağını bilmiyor.“ Siz bu görüşe ne diyeceksiniz?

M.B.- İsrail pragmatik olarak sahadaki durumu iyi yönetirken şimdi gördüğü manzara şu: Esad’ınki kolu kanadı kırılmış bir rejim. Dolayısıyla İsrail karşısında bilinmeyenlerle dolu bir gelecek görüyor. Eski Suriye tahmin edilebilir ve idare edilebilir bir Suriye’ydi. Şimdi öyle değil.

İsrail, orada meydana gelen boşluğu dolduracak gücün ne olduğunu hesaplamaya çalışıyor. İsrail’deki düşünce kuruluşlarının değerlendirmelerini de okuyorum. Görebildiğim kadarıyla İsrail’in kafasında neler olabileceği netleşmiş değil. Suriye’deki muhalif grupların hepsinde Esad’ı düşürüp demokratik bir yapıya geçmek amacı olsaydı o zaman İsrail böyle bir yapının tarafında olmayı isteyebilirdi. Biz de işin başında bunun demokratik bir kalkışma olduğunu sandık. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Bugün bu bölünmüşlük içinde ortaya çok kötü bir manzara çıkıyor. Suriye, herkes, İsrail, öbür Ortadoğu ülkeleri için tehlikelerle dolu. Bu korkunç manzara içinde boşluğu dolduracak gücün ne olacağına dair hep soru işaretleri var. Bu güç eğer köktendinci El Kaide gibi bir güç olursa o zaman çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalırız. El Kaide’yi isteyecek Arap ülkeleri var. Üstelik orada bunun altyapısı da bulunuyor.

Tabii ki böyle bir olasılık İsrail’in hiç hoşuna gitmiyor. Bu olasılığa karşı kendini hazırlamak istiyor ama bu arada kendisi radikalleşiyor. Netanyahu hükümeti zaten radikal. İsrail içinde de ona muhalefet var.

Bu arada İsrail’deki merkez sağ Kadima Partisi bir ölçüde denge sağlamaya çalışmıyor mu?

M.B.- Bir ölçüde çalışıyor. Ama hükümetin uzlaşmaz bir yaklaşımı var. Bu arada Netanyahu hükümeti kasım ayına kadar deneme yanılma yöntemiyle ABD desteğinin ne ölçüde olduğunu ABD’deki Yahudi lobisi aracılığıyla hesaplamaya çalışıyor.


Bu bölgedeki olayın sorumlusu bir ölçüde Washington mı?

M.B.- Ben onu tam söyleyemiyorum. Olayı tetikleyen bazı başka dinamikler de var.


Bölgede bugünkü tablo sizce Washington’ın hoşuna gider mi?

M.B.- ABD’nin şu andaki politikası çok açık. Elini taşın altına koymadan, kendi ordusu ve ekonomisini zora sokmadan bu işin içinden nasıl çıkacağına bakıyor.


Yani bölgedeki taşeron güçleri mi kullanıyor?

M.B.- Kullanmaya çalışıyor. Ama kimin taşeron olmaya gönüllü olup olmadığı soruları da ortada. Tabii ki işin içinde ABD taraftarları olduğu kadar aleyhtarları da var. Bunlar kendi aralarında çatışıyorlar. Başka çatışmaları var. Bu arada bölgede Rusya’yı dışlayarak hiçbir denklem kuramazsınız.

Doğal olarak İran’ı da...

M.B.- İran’ı ayrıca düşünmek lazım. Dolayısıyla da o denklem çok iyi kurulmalı.

PKK alan kontrolü denemesi yaptı Ankara’nın Suriye konusundaki tavrı sertleştikçe PKK saldırılarının artmasını nasıl yorumluyorsunuz?

M.B- PKK sadece Türkiye’yi hedef alan bir örgüt. Ama Türkiye’yi hedef alırken öbür Kürt kardeşleriyle sürekli işbirliği yollarını arıyor. Bu konjonktür içinde bir taktik denemeye, Şemdinli’de alan kontrolü denemesine girişti.

Sanıyorum, bu çerçevede PKK PJAK’a bir mesaj vermek istedi. Şemdinli İran’a tam komşu bölgede. Belki PJAK-PKK ikilisinin İran’ın da desteğiyle Türkiye’ye göz dağı vermek ve şimdiye kadar hiç uygulamadıkları alan kontrolü sağlamaya çalıştıkları gibi bir niyetleri olabilir ki, bu var zaten.

PKK’nin arkasındaki gücü görmek zor o birisi kim olabilir?

M.B.- Bunu söylemek zor. Akla gelen adaylar arasında Suriye rejimi var. Birçok kişi de onu işaret ediyor. Ama ben Esad rejiminin böyle bir gücü kalmış olabileceğini sanmıyorum.

Ben orada İran parmağını görüyorum. Bir de ABD’de haziranda Brookings Institution’da yapılmış olan oyun. O oyun planında Gaziantep olduğu biliniyor. Haziran ayından bugün nerede, neler olacağı görülmüş.

Bütün bunlar insanı ister istemez komplo teorilerine çekiyor. Ama ben yine de bunu komplonun dışında tutarak değerlendirmek istiyorum. Brookings ABD Demokrat Partisi’nin destekçisidir ama o oyunda üç ayrı düşünce kuruluşu var. Üçü birlikte Gaziantep’te birleşiyor. Burada çok çeşitli faktörleri bir arada düşünmek lazım.

Bunu sadece ABD’deki bir oyun olarak değil de ABD’nin orkestra şefliğini yaptığı daha büyük bir alanda düşünmek mümkün. O çok gri bir alan olduğu için bunu yorumlamakta zorluk çekiyorum.

PORTRE: MURAT BİLHAN

İstanbul, 1942 doğumlu. Ortaöğrenimini Ankara TED Koleji’nde, yükseköğrenimini AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptı. 1965’ten 2006’ya kadar Dışişleri Bakanlığı’nın yurtiçinde ve yurtdışı misyonlarında çeşitli kademelerde görev yaptı. Şah döneminde İran’da çalıştı. Selanik Başkonsolosluğu sırasında Yunan terör örgütü 17 Kasım tarafından planlanan ancak hayata geçmeyen bir suikast tehlikesi atlattı. Moskova’da müsteşar, Etiyopya’da büyükelçi oldu. TBMM Dışişleri Komisyonu’na danışmanlık, bakanlık bünyesindeki Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanlığı’nı altı yıl süreyle yaptı. Şimdi İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. TASAM isimli düşünce kuruluşunun da başkan yardımcısı.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.