Türkiye’nin Bölgesel Güç Olma Hesapları

Makale

Türkiye uzun bir süredir bölgesel güç olma iddiasında. Toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değeri itibarı ile dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer aldığından beri, kişi başına değer, gelir bölüşümü ve beşeri kalkınma indekslerindeki yerini göz ardı ederek bunu istiyor....

Türkiye uzun bir süredir bölgesel güç olma iddiasında. Toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasıla değeri itibarı ile dünyanın ilk 20 ekonomisi içinde yer aldığından beri, kişi başına değer, gelir bölüşümü ve beşeri kalkınma indekslerindeki yerini göz ardı ederek bunu istiyor. Onun için de birileri, bunlara ilaveten toplumsal ve siyasi sorunları da hesaba katarak, zaman zaman “siz önce evinizin içini düzeltin“ diyiveriyor. Tabii değme güçlerin veya super güçlerin, hatta bu uyarıda bulunan pek ülke yetkililerinin de önce evlerinin içine bakması gerek. Oysa hak etsin veya etmesin birçok ülke, küresel veya bölgesel bir güç olmaya öykünüyor. Tabii Türkiye de.


Güney Kore dururken Türkiye Neyine Güveniyor?

Türkiye, böyle bir iddia ile yelkenlerini şişirirken, elbette 2001 krizini atlatmanın kazandırdığı özgüvene, yıllardır hızı düşse bile pozitif ekonomik büyümesine ve bunun dayandığı sınai büyümeye sırtını yaslıyor.

Oysa Güney Kore, Türkiye’den 3 kat daha büyük yani 32000 Dolar kişi başına gelirine, gelir bölüşümü ve beşeri kalkınma ölçüleri açısından daha az sorunlu bir ülke olmasına rağmen bölgesel bir güç olma iddiasında değil. Böyle bir iddiaya kaynak israf etme hevesi de yok. Ekonomik büyümesi çok daha sürdürülebilir durumda. Çünkü dayandığı sınai büyüme, dünya pazarlarında at oynatan 27 marka ile beslenmekte.

Ama Türkiye tüm başarılarına rağmen, başarının sürekliliğini teminat altına alacak kaç markaya sahip? Biz de Samsun var. Ama Samsung yok. Ne bir Kia’mız, ne de Daihatsu’muz var. Ben tam marka yaratmaya hevesleneceğiz derken, biz mesnedi nahif bir güç gösterisine gönül koyduk.


Bölgesel Güç Olmanın Ölçüleri ve Türkiye için Geçerliliği

Bölgesel bir ekonomik güç olmak için önce güçlü bir ekonomi gerek. Ama bundan öteye bazı ölçüler* var. Bunları, Türkiye’nin de her biri ile ilgili konum ve tavırlarını değerlendirerek sırası ile inceleyelim:

Kendi ulusal kimliği ile tanımlanmış bir bölgenin parçası olmak: Türkiye, özellikle son yıllarda ve AB hayalleri hüsran ile sonuçlandığından beri, siyasi iktidarın tercihi ile kendini Orta Doğu’nun bir parçası olarak görmeye başladı. Kendini Orta Doğu ve onun sorunları ile özdeşleştirmenin maliyetini, faydası ile karşılaştırmadan bunu yapmanın riskini de üstlendi. Ancak, halkımız acaba kendini Orta Doğu ile ne kadar özdeşleştiriyor, Türkiye’yi Orta Doğu’nun bir parçası olarak görüyor mu, görmüyor mu bunu bilmiyoruz. Bütün bunların ötesinde, Orta Doğu zaten iyi tanımlanmış bir bölge değil.

İddiası olduğu Bölge ile İyice Bütünleşmiş Olmak: Bu da bölgesel güç olmak için önemli bir koşul. Ama Türkiye artan ekonomik ilişkilerine rağmen Orta Doğu ile hala mütevazı ekonomik ve ticari ilişkileri olan bir ülke. Evet, kültürel benzerlik, en azından Türkiye’nin özellikle Güney Doğu Anadolu bölgesi için geçerli. Ama bunu her bölge için ne söylemek mümkün değil. Birçoğumuzun kalbi hala Balkanlar’da atar. Orta Doğu’da değil. Din birliği mi? Bölgede bulunan her ülkenin kendi içinde din ayrışırken, insanları bölerken, din Türkiye ve Orta Doğu için ortak bir payda olarak kabul edilebilir mi?

Bir Bölgesel Güç Öz imgesi ve buna Dayanan Güç İddiası Yaratmak: Belki Irak yüzünden hala rahat etmeyen ABD nin Orta Doğu’dan çekilme arzusu ve AB nin Türkiye’ye “gönlündeki aslanlara“ AB dışında bir amaca odaklanma niyeti ile verdiği destek etkili olmuştur. Ama Türkiye, önce sıfır sorun ve başarısı tartışılır arabuluculuk girişimleri, sonra, kendi yarattığı ve/veya taraf olduğu “dipsiz ambar“ Orta Doğu sorunları ile kurduğu ünsiyet nedeni ile bir bölgesel güç olma iddiası taşır görünümde.

Bölgenin Coğrafi Uzantısında ve Hatta Onun İdeolojik Yapısında Kararlı Etki Yaratma Israrında Olmak: Türkiye 2005 yılından itibaren özellikle Orta Doğu ve hatta onun uzantısı olarak düşünebileceğimiz Kuzey ve Sahra Altı Afrika’da ekonomik, sosyal ve siyasi faaliyetlere taraf olmaktadır. Afrika yardımlarının insani ve siyasi etkileri azımsanamaz ve çok değerlidir. Neyse ki koşullar Kuzey Afrika yani Magrib’de fazla ileri gitmesine fırsat vermedi. Zaten kendisi bir bölgesel güç olma iddiasında bulunan Mısır’da nerede durması gerektiğini birileri telkin etti de böylece “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmadık“. Israrları, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de az daha krize sürükleyecekken, neyse ki sağduyu galip geldi de eski bir gemi ile doğal gaz aramayı sorun etmekten vazgeçtik.

Ama ya Suriye? İşte orada hala, kendisi canavarlaşmış bir ülkeye karşı “tek dişi kalmış canavar“ gibi hareket ederken, kendi ülkemizi yangından korumak değil, yangına körükle gitmek, mesnedi nahif bir güç iddiası değil de nedir? Üstelik bir de bunu Sünni-Alevi ideolojik ayırımı temelinde uygulamaya çalışmak üstümüze vazife midir?

Yüksek Düzeyde bir Bölgesel Güvenlik Gündemi Belirlemiş Olmak: Sınırlar dolayısı ile bu ölçüt Türkiye için her zaman geçerli olan bir ölçüttü. Bence, bölgesel güç iddiası açısından Türkiye için bir iddia destekleyici işleve sahip değil. Tam tersine, Türkiye, güç iddiası dozunu arttırdıkça, açık ve gizli bir biçimde komşularının tahrik ettiği terör ile güvenlik gündemini daha da kapsamlı tutmak, buna kaynak ayırmak ve başta genç insan olmak üzere kaynak yitirmek durumunda kalıyor.

En Önemlisi Genel Kabul ve Takdir Eksikliği

Bir ülkenin iyi tanımlanmış bir bölgede ve o bölge ile kendini özdeşleştirerek bölgesel güç olması için, genel olarak bölge ülkeleri ve özel olarak o bölgede bulunan diğer bölgesel güçler tarafından takdir ediliyor ve kabul edilir olması gerekiyor. Şimdi son zamanlarda Arap Orta Doğu’da ortaya çıkar gibi gözüken Türkiye hayranlığını ve “aman gelin bizi yine kurtarın“ söylemlerinin aldatıcılığını bir kenara bırakalım. Türkiye bölgesel güç iddiası açısından, yine kendisi gibi “kerameti kendinden menkul“ birçok ülke ile kıyasıya rekabet etme durumundadır. Evet, İran petrol ve Doğal gaz zenginidir. Ama O da bir Güney Kore değildir. Mısır ve şimdi kim kazanırsa kazansın yıllarca kendini toparlayamayacak olan Suriye de Türkiye için her zaman rakip olmuşlardır. Bunlar bileğini Osmanlı’nın bile bükemediği İran hariç, eski Osmanlı topraklarında bulunan ülkeler olup, siyasileri iddiayı bıraksa, halklar tarihi deneyimlerle izin vermez. Nitekim Suriye ve Lübnan’da(Mısır için de geçerli) etkin Ermeni azınlıklar, muhtemel Türkiye niyetlerine, siyasi ve askeri kesimleri dışında tepki vermektedir.

Yanlış Hesap Şam’dan Dönmesin de

Türkiye Orta Doğu coğrafyasında, bölgesel bir güç olarak asla ve kat’a takdir ve kabul beklemesin. Kurduğu ve kuracağı iktisadi ve ticari ilişkileri, rasyonel düzeyde tutmaktan öte bir amaç için kullanmasın. Çünkü hepsi yüzüne patlar.

Türkiye elektrik ve suyu kesemez. Bunlar insani önemi olan bağlardır. Ama bence Türkiye özel sektör bağlantılarını da siyasi yaptırım amacı kullanırken veya etkilerken dikkatli olmalıdır.

Şimdi Türk Telekom, eğer şimdi Suriye’de telefonları susturuyorsa, o meşhur “privatisation of peace“, yani barışın özelleşmesine ne oldu? Bundan sonra iletişim ve haberleşme sektörlerinde yabancı yatırımcı olarak bize kim güvenir? Güvenilmeyen ülke bölgesel güç olur mu? Onun şirketine güvenilir mi? “Özeli siyasileştirmek“, şimdi geleceğe iyi bir yatırım mı? Peki ya biz siyasi çatışma sırasında hayatı felç edebilecek yabancı yatırımcıya güvenir miyiz?

Türkiye bu oyunu bence daha iyi oynayabilirdi. ulusal menfaatlerimiz bunu gerektiriyordu. Biz Bağdat’tan dönmesin diye Irak işine bulaşmadık. Şimdi risk yanlış hesabın, Şam’dan, Halep den dönmesi.

* The German Institute for Global and Regional Studies Ölçütleri. Bknz. http://en.wikipedia.org/wiki/Regional_power

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi” merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakı...;

Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi ve 280 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi olan Endonezya; küresel enerji dönüşümü, hammadde jeopolitiği ve yeniden haritalanan küresel tedarik zincirlerinin tam merkezinde yer almaktadır.;

Birleşik Devletler uzun süredir Rusya’yı nihai bir çöküş sürecindeki güç olarak gördü. Bu değerlendirme, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin açık emperyal aşırı yayılma belirtileri göstermesiyle şekillendi; önce Varşova Paktı’nın, ardından Sovyetler Birliği’nin kendisinin dağılmasıyla pekişti.;

İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları, tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin şekilde farklılaşan iki ana...;

İkinci Dünya Savaşı sonrası iktisat yazınının uzun bir bölümü, kapitalizmi tekil ve homojen bir sistem olarak ele almış; farklılıklar yalnızca gelişmişlik düzeyi ya da politika tercihleri düzeyinde aranmıştır. ;

İsrail'in 'nation in arms' (silahlanmış millet) kavramı üzerinden literatüre taşınması, hem devlet yapısını hem de bu yapıya özgü sistematiği özetleyen analitik bir çerçeve sunmaktadır. İsrail ordusunun bu tarihsel kökeni ülkeyi sivil-asker ilişkileri açısından karşılaştırmalı siyaset yazınında dikk...;

İktisadi düşünce tarihi, yalnızca yeni teorilerin eskilerin yerini aldığı bir süreç değil; aynı zamanda iktisat bilimi ile doğa bilimleri, matematiksel araçlar ve bilişimsel teknolojiler arasındaki ilişkinin sürekli yeniden tanımlandığı bir epistemolojik evrim sürecidir.;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.