Avrupa Birliği Üyeliği’nde Türkiye’nin Yasadışı Göç Sorunu

Makale

Avrupa Birliği’nde (AB) yasadışı göç ile ilgili kaygılar, özellikle 1990’ların sonunda genişleme dalgası ile tartışılmaya başlanmıştır....

Orhan DEMİR

 

Avrupa Birliği’nde (AB) yasadışı göç ile ilgili kaygılar, özellikle 1990’ların sonunda genişleme dalgası ile tartışılmaya başlanmıştır. Bu endişenin kurumsal yapıda görünürlük kazanması ise 1999 Amsterdam Antlaşmasının yürürlüğe girmesi ile olmuştur. AB’nin endişe kaynağı sadece genişleme ile ortaya çıkmamıştır. Buna ek olarak 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’da meydana gelen bombalama olayı ve 2004 yılında Madrid’de gerçekleştirilen terörist saldırılar, AB’nin güvenlik kaygılarını arttırmıştır.  Bu kaygılara paralel olarak yasadışı göçü engelleme çabaları hız kazanmıştır. Birlik hem üyelerinden hem de Birlik’e üye olacak ülkelerden bu endişelerin giderilmesi için çaba gösterilmesini istemektedir. İncelememiz açısından bakıldığında Türkiye, AB tarafından bu konu üzerinden sıkça eleştirilmektedir. Türkiye’nin Aralık 1999’da adaylık statüsü kazandığı Helsinki Zirvesi’nden beri AB Adalet ve İçişleri Komisyonu Türkiye’nin göç mevzuatında bazı değişiklikler yapması gerektiğinin altını çiziyor.  Bu değişikliklere geçilmeden önce Türkiye’nin neden eleştirildiği üzerinde durulmalıdır.

İlk olarak Türkiye’nin birçok sınır kapısı bulunmaktadır ve bu sınır kapılarında güvenliği sağlamak istenildiği seviyede gerçekleştirilememektedir. Bir diğeri 1960’lı yıllarda Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç gibi çeşitli Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında imzalanan anlaşmalar sonucunda Avrupa’ya giden işçiler uzun yıllar uluslararası göç ve Türkiye denilince ilk akla gelen grubu oluşturuyor. Bu süreçte Avrupalı devletler geri döneceklerini öngörürlerken, giden kişiler bir şekilde yasal olarak gittikleri ülkelerde kalmaya başladılar. Bunun ardından Türkiye’de 1980 darbesi nedeniyle Avrupa’ya sığınmacı olarak gidenler oldu. Ardından PKK sebebiyle Kürt sığınmacılar problemi ortaya çıktı. Bu durum Türkiye’nin kaynak ülke konumunu gösterirken bir de geçiş ülkesi konumu bulunmaktadır. Kürtleri götürenler sistemi kurmuşlardı ve bu sistem üzerinden bu sefer Afganistan, Irak, Suriye, İran’daki ya ekonomik düzensizlik, ya savaş hali, ya da siyasi istikrarsızlık sebebiyle sığınmacı olarak gelip, Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidenler Kürtlerin yerini aldılar. Bunların yanında Türkiye’nin yasadışı göçe karşı bir mevzuatının bulunmaması, uygulamalarda yeterince etkin olamaması sonucunda Avrupalı devletlerin tepkileri arttı. Adaylık statüsü bulunan ve 3 Ekim 2005’te müzakere sürecine başlanan Türkiye’ye bu konuda sürekli baskı yapılmaktadır. Çünkü FRONTEX (AB Sınır Güvenliği Birimi) raporlarında yasadışı göçün en çok olduğu ülkelerden biri Türkiye’dir. Bunların sonucunda AB’nin bu konudaki talepleri arasında Schengen İstihbarat Sistemi ve Europol’a katılmak için gerekli hazırlıklar, vize kurallarını ve uygulamalarını AB standartlarıyla uyumlu hale getirme, Türkiye’ye yönelik yasadışı göçle mücadele ve en önemlisi Türkiye’nin 1951 Cenevre Anlaşması’na getirdiği coğrafi çekincenin kaldırılması vardır. AB Türkiye’yi Ortadoğu’daki sorunlar ile arasına tampon bölge olarak kalmasını istemektedir. Fakat diğer taraftan da aday ülke statüsünde bir ülke olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliği sonrasında AB sınırları için en geçirgen bölge olacağını düşünmektedir. AB’nin çekincelerinin yanında Türkiye’nin adaylık statüsü sonrası neler yaptığı önem teşkil etmektedir.

Türkiye, BM Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi ve Göçmen Kaçakçılığı ile İnsan Ticareti’ne ilişkin ek protokollerini 2000 yılında imzalamıştır, yabancıların çalışma izinleri hakkındaki yasa tasarısı 27 Mart 2003 tarihinde onaylanmıştır. 403 sayılı ‘Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’ 4 Haziran 2003 tarihinde onaylanmıştır. Yapılan değişiklikle bir Türk ile evlenen yabancı kadının Türk vatandaşlığını otomatik olarak kazanması uygulaması kaldırılarak, bu yolla vatandaşlığın kazanılması için en az üç yıl evli kalınması ve evliliğin devam etmesi şartı getirilmiştir. Karayolu Taşıma Kanunu 19 Temmuz 2003 tarihinde, Kara Ulaştırma Yönetmeliği 25 Şubat 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan yönetmelik uyarınca, kaçak insan taşımacılığı ve ticareti suçları ile diğer bazı suçlar nedeniyle yargı organları tarafından verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunması halinde yetki belgesi sahiplerinin yetki belgeleri iptal edilmektedir. Bu suretle yetki belgeleri iptal edilenlere üç yıl geçmedikçe yetki belgesi verilmemektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni TCK’nın 79. maddesinde göçmen kaçakçılığı tanımı yapılmış ve göçmen kaçakçılığı için 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası getirilmiştir. Türkiye, Anayasa ve Pasaport kanununa göre vatandaşlarını geri almaktadır. Ülkemiz ayrıca, Türkiye’de yasal ikamet müsaadesi bulunan yabancıları da geri almaktadır. Türkiye, 30 Kasım 2004 tarihinde Uluslararası Göç Örgütü’ne üye olmuştur. 2003 yılı Eylül ayından beri Budapeşte Süreci’nin Eş Başkanlığını deruhte eden Türkiye, 2006 Ocak ayında Sürecin Başkanlığını üstlenmiştir.

Bunların yanında Avrupa Birliği ile 8 Kasım 2000’de Katılım Ortaklığı Belgesi Türkiye’nin bu konudaki yol haritasını çizmiştir. Buna dayanılarak 2001’de Ulusal Program ile ilk kez somut olarak bu konu ele alınmıştır. Göç ve iltica alanında AB'nin Adalet ve İçişleri alanındaki müktesebata uyum sağlayabilmek amacı ile İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde 2002 yılında Türkiye sınır kontrolü, göç ve ilticadan sorumlu farklı devlet birimlerinin bir araya geldiği özel bir görev gücü oluşturulmuştur.  Özel görev gücü çalışmaları sonrasında strateji belgeleri hazırlanmıştır. 2003 yılı Ulusal programında AB vize negatif listesine %75 oranında uyum sağlandığı belirtilmiştir. Orta vadeli programlarda bu konuya yer verilmiştir. İltica ve göç alanındaki bir diğer önemli gelişme 2008 yılında kurulan ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarlık makamına bağlı olarak çalışan İltica ve Göç Mevzuatı ve İdari Kapasitesini Geliştirme ve Uygulama Bürosu’dur.  Bu büro 2011’de açıklanan yabancılar ve uluslararası koruma kanun tasarısının hazırlayıcısıdır. Bu kanun Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün kurulmasına zemin hazırlar.

Türkiye’deki bu çabaların Avrupa Birliği’ndeki yansımaları 2008 Katılım Ortaklığı Belgesinde ve 2011 ilerleme raporlarında görülebilmektedir. 2008 yılı Katılım Ortaklığı Belgesi’nde ise AB ile Geri Kabul anlaşmasının en kısa zamanda tamamlanması, Cenevre Sözleşmesi’ne getirilen coğrafi sınırlamaların kaldırılması, kapsamlı bir iltica kanunun kabulü, yeni bir sınır kolluk kuvveti biriminin kurulması için gerekli adımların atılması hususlarına yer verilmiştir.  2011 ilerleme raporunu ise Türkiye sınırının hala geçirgen olduğu, düzenli ve düzensiz göç için bir mevzuatın bulunmadığı,  kolluk kuvvetlerinin mevzuatının geliştirildiği, mülteciler ve düzensiz göçmenlerin kalacak ve sağlık durumları için ödenek hazırlandığı, geri göndermede yeterli uzmanlığın ve mevzuatın bulunmadığı,  gönüllü geri göndermeyi sağlayacak idari yapılanmanın bulunmadığı, Türkiye-AB arasındaki geri kabul anlaşmalarının tamamlanmadığı şeklinde hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar içermektedir. 

Tüm bunların sonucunda son zamanlarda Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri ve hatta Avrupa Birliği Ülkeleri arasında bu konu üzerinden anlaşmazlıklar ve Birlik içerisinde tutarsızlıklara neden olabilecek durumlar ortaya çıkmıştır. Avusturya, Hollanda, Fransa, Belçika, İngiltere ve İsveç (Yediler Grubu) mülteci sayısının artmakta olduğunu kaydettiler. 2010’da 41 bin, 2011’de ise 49 bin yabancı Almanya’dan iltica talebinde bulunmuştur.  Yediler grubu FRONTEX raporları çerçevesinde göç yolunun Türkiye Yunanistan üzerinden gerçekleştiğini görerek bu sınırın daha korunaklı olması için Türkiye ve Yunanistan’a baskı uyguluyorlar. Yunanistan Schengen’den atılacağı korkusu ile Türkiye-Yunanistan sınırına 10 km’lik tel örgü çekmeyi planlayıp, bunun Avrupa Birliği’nden finansmanını istemektedir. Bu durum hem AB hem de Türkiye tarafından anlamsız bulundu. Yunanistan tarafı yedilerin baskısı ve AB farklı söylemleri çerçevesinde AB’yi iki yüzlülükle suçladı. Türkiye’deki yansıması ise AB Bakanı Egemen Bağış’ın “Avrupa’da yeni duvarlara değil, yeni köprülere ihtiyaç vardır” söylemi şeklindedir.  Bakan eğer vizesiz geçişler Türk vatandaşlarına sağlanırsa, AB’nin istediği geri kabul anlaşmalarının imzalanabileceğini söyledi.

Sonuç olarak yasadışı göç ve Türkiye-AB ilişkileri incelendiğinde, AB içerisinde ortak bir mevzuatın olmayışı ve AB’nin Birlik çıkarları mı yoksa ülke çıkarları mı kargaşası Birlik’i karmaşıklaştırıp, ortak tavır takınamamasına sebep olmaktadır. Türkiye açısından ise geniş bir coğrafi alan ve bu coğrafi alanın dışında siyasi istikrarsızlık, ekonomik sıkıntılarla, baskılarla boğuşan, savaşların yaşandığı bir bölge içerisinde yer almanın verdiği dezavantajla AB’nin politikalarını uygulama gayreti yer almaktadır. İncelenen raporlara göre Türkiye belli bir aşama kaydetmiştir. Fakat bahsedilen tel örgünün çekilmesi Yedilerin ulaşmak istediği amaçlara ulaşmayı sağlamayacak, bu sefer göç yolu değişecek ve daha tehlikeli yollara başvurulacak. Bu durumu da “AKPM Göç Komitesi Başkanı Giacomo Santini, "Dikenli tellerle güçlendirilmiş bir duvar çözüme hiçbir katkı sağlamaz. Aksine, daha fazla soruna ve can kaybına sebep olur." diyerek vurgulamıştır.  Bu durumda AB göç politikası birçok çevrelerce insancıl bulunmamasını daha da haklı çıkaracaktır. Diğer taraftan çekilen bir tel sadece göçü engelleyen bir nesne konumunda olmayacak, aday ülke konumundaki bir ülkenin Birlik içerisinde istenmediği ve bu ülke ile araya sınır çekildiği gibi bir algıyı da doğurabilecektir. Türkiye AB ilişkilerini gerginleştirecek, yavaşlayan ilişkileri durma noktasına kadar vardırabilecektir. AB Bakanı Egemen Bağış bunun farkında olarak, yeni köprüler kurulmasını tavsiye ederek hem AB’yle geri kabulün imzalanabileceği hem de Yunanistan’a hem ekonomik sıkıntısında hem de göç sorununda birlikte çalışmak için açık kapı bırakmaktadır.  AB ve Yunanistan’ın yıkıcı etkileri olan bu girişimden bir an önce vazgeçmesi ve AB ilkelerine uyan, ortak tavrı simgeleyen çabalar üzerinde çalışması akla ve AB değerlerine daha yatkındır.

 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4774 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1699
Avrupa 13 1333
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2766 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3301 ) Etkinlik ( 70 )
Alanlar
Türkiye 70 3301

Son Eklenenler