Değişmeyen Düzenin Değişen Aktörleri: Suriye Olayına Tarihi Yapılardan Bakmak

Makale

Suriye ile bugün geldiğimiz noktada krizi anlamak için sağlıklı değerlendirmeler yapmak için şüphesiz çok yönlü tetkikler yapılmalıdır....

Suriye ile bugün geldiğimiz noktada krizi anlamak için sağlıklı değerlendirmeler yapmak için şüphesiz çok yönlü tetkikler yapılmalıdır. Bunun için de değişik fikir laboratuarlarına ihtiyaç olduğu aşikârdır. İşte tarih bu manada gelinen noktanın aydınlatılmasında vazgeçemeyeceğimiz bir tahlil ve anlam alanıdır. Olduğumuz, olmakta bulunduğumuz ve olacağımıza dairin ipuçları, anlamları ve sonuçları burada bulunmaktadır. Tikel ve tekil bazdaki tüm analizler bu manada diğer parametrelerle birlikte tarihin yol göstericiliğine muhtaçtır. Bölge ve uluslararası düzeydeki tahlillerde değişen güç, kutuplaşma ve bağımlılık dengelerine bağlı süreçler, yapılar ve değişimleri izlemenin yolu da tarihin yaşlı ama aklı gün kadar taze varlığında gizlidir. Bu analizde Suriye’nin biri küresel diğeri ise bölge bazında ve Türkiye ile yaşadığı tarihi manzaradan yola çıkarak değişenler ve sabitler hakkında bir bakış açısına ulaşılmaya gayret edilecektir.

“Şerif Hüseyin, İngilizlerin çağrısını kabul edip 5 Haziran 1916’da oğullarının liderliğindeki Hicaz kabileleriyle birlikte Türklere karşı isyan etmiştir. Ekim 1918’de Türk ordusunun şehri boşaltmasının ardından da Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal, emrindeki kuvvetlerle Şam’a girmiştir Faysal’ın Şam’a girmesiyle birlikte Suriye’de yaklaşık iki yıl sürecek fiilî bağımsızlık dönemi başlamış oluyordu. Askeri bir yönetici olarak Faysal, Fransız birliklerinin bulunduğu sahil şeridi hariç, bütün Suriye’yi kısa zamanda kontrolü altına almış, Temmuz 1919’da Büyük Suriye Kongresi’ni toplayarak Suriye’nin egemen ve özgür bir ülke olduğunu tescil etmiştir. Kongre, 1920 yılı Mart ayında aldığı kararla Faysal’ın Suriye Kralı olduğunu dünyaya duyurmuştur. Bu süreçte üç ana durum Arap milliyetçiliği ve Faysal’ın genç Arap Krallığı’nın aleyhine çalışmıştır. Bunlardan ilki, İngilizlerin hem kuzeydeki Rus nüfuzunun yayılmasını durdurmak, hem de bölgedeki petrol çıkarlarını korumak için Doğu Mezopotamya’yı kontrol altında tutma isteğidir. İkincisini de Siyonizm ve Filistin’deki Yahudi emelleri oluşturmaktadır. Her ne kadar İngiltere, 16 Mayıs 1916’da imzalanan Sykes-Picot Antlaşması’nda bağımsız bir Arap Devleti ya da Arap Devletleri Federasyonu’nu tanıyacağını ifade etmişse de, 1917’deki Belfour Deklarasyonu’yla Siyonistlere de Filistin’de bir “milli yurt“ vaat etmişti.

Bu iki taahhüt, birbirleriyle çelişmekteydi. Üçüncü kuvvet ise, Fransızların Ortadoğu’da bir güç olarak kalmaktaki kararlılıklarıydı. Yukarıda da işaret edilen Sykes-Picot Antlaşması, Fransız mandası yönünde atılan en önemli adımlardan birini teşkil etmektedir. Savaşın başlarında gizlice bir araya gelen Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar ve Ruslar, Arap topraklarının kaderiyle ilgili önemli kararlar almışlardır. Dünya kamuoyu, bu gelişmelerden ancak 1917’den sonra haberdar olmuştur. Rus Devrimi’ni takiben Bolşevikler, aralarında Sykes-Picot Antlaşması’nın da yer aldığı gizli diplomatik belgeleri yayınlamışlardır. Bu anlaşma, İngilizlerin Şerif Hüseyin’e belirsiz bir şekilde Arap Krallığı sözü vermelerinden altı ay sonra imzalanmıştı. Böylece İngiltere ile Fransa, Suriye ve Lübnan’ın Fransız, Irak ve Ürdün’ün ise İngiliz nüfuzuna bırakılması hususunda anlaşmış oluyorlardı.“[1] Burada ortaya konulan çerçeve Ortadoğu denilen yerde buranın yerli ahalisinin nesneleşme sürecinin global düzeydeki hikayesini anlatır. Batının güç sarmalı Osmanlı sonrası bölgede içeride bulduğu geçici(!) yandaşlarla kendi kutuplaşmasına ve bağımlılık ilişkilerine dair süreci inşaya başlamıştır. Burada Batı nüfuzunun bölgeye İngiliz aktörlüğünde girmesi, İsrail ölçeğinde bölgede bir iç dizyanın yapılması, özgürlük vaadleriyle harekete geçirilen Arapların San Remo’ya kadar sürecek olan Suriye rüyasının başlaması, akabinde Sovyetlerin kurulması ile büyük oyunun deşifre olması, hegemonyanın inşasına dair başlangıç hareketlerini okumak mümkündür. Bugünün Ortadoğu’suna dair her okuma bu manzarayı göz ardı ederek güncel değişimlere takılırsa büyük resmi kaçırmış olacağından analizlerde sorun yaşayacaktır. Ortadoğu büyük küresel güçler ile İsrail sarmalındaki bir yerel çatışmanın parantezine alınmış ve bu durum hala bu şekilde devam etmektedir. Bu genel çerçeve içinde şimdi Türkiye’nin Suriye ile bölgede yaşadığı bir krize bakmak bu hegemonya çıkmazında akıl tutulması yaşayan coğrafyamızdaki değişenler ve değişmeyenlere dair fikir verecektir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2609 ) Etkinlik ( 196 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 88 1013
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1343 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 594
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Kudüs, tarihimizin açısından biz Türkler için, adalet ve "hörmet" ile insanlığa sunduğumuz abideleşen zaman dilimlerini gösteren mefkûre bir mekândır. İsrail dönemindeki durumu göz önüne alarak bir mukayese yaparsak bu gerçek daha açık olarak görülecektir. ;

“Güneş Kuşağı” olarak adlandırılan, kolay yaşanabilen, ılımlı iklim kuşağı içinde yer alan bölgelerde, tarihin ilk dönemlerinden itibaren, daha fazla çıkar elde edebilmek amacıyla, güce dayalı üstünlük kurma mücadelesi hiç eksik olmamıştır.;

Türkiye - Hindistan Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut iş birliğinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı ve stratejik zemin kapasite inşasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...