6. Uluslararası Türk - Asya Kongresi | Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması | 07.06.2012, İstanbul

Açılış Konuşması

Dost ve kardeş Bangladeş halkını ve devletini temsilen burada bulunan Sayın Bakan, yine dost ve kardeş Suudi Arabistan’ın kraliyet ailesinin temsilcisi,...

Entegrasyon, Mikro Milliyetçilik ve Asya’da Bir’lik

Dost ve kardeş Bangladeş halkını ve devletini temsilen burada bulunan Sayın Bakan, yine dost ve kardeş Suudi Arabistan’ın kraliyet ailesinin temsilcisi, Ekselans ve Prenses Hanımefendi, yine Bahreyn Devleti’ni ve Devlet Başkanlığı’nı temsilen aramızda bulunan Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Asya’daki Bölgesel Örgütlerin Değerli Genel Sekreterleri ve Asya ülkelerinden, Avrupa ülkelerinden, Türkiye’den 6. Uluslararası Türk - Asya Kongresi’ne katılan çok değerli katılımcılar, diplomatik misyon temsilcileri, gazeteci arkadaşlar, hanımefendiler, beyefendiler…

Bir yeni Uluslararası Türk - Asya Kongresi’nde daha sizleri görmekten duyduğum memnuniyeti ve mutluluğu ifade etmek isterim. Hoş geldiniz dileklerimi arz ederim.

Şimdi, Kongre’nin gerçekleşmesinde hem kişisel, hem kurumsal olarak katkıda bulunan bütün kişi ve kurumlara en içten dileklerimle teşekkür etmek istiyorum. Başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere, Türkiye’deki tüm ilgili kurumlara, işbirliği yaptığımız düşünce kuruluşu olan partnerlerimize ve projenin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm TASAM yönetimine, çalışanlarına ve özellikle projenin koordinatörlüğünü yürüten Dr. Almagül İSSİNA Hanımefendi’ye en içten şükranlarımı sunuyorum.

Şöyle bir tanımlama ile başlarsak sanırım konuşmanın akışını da doğru ayarlamış oluruz diye düşünüyorum: 19. yüzyıl Avrupa Çağı’ydı, 20. yüzyıl bütün olarak değerlendirildiğinde Amerika Çağı’ydı, 21. yüzyıl yine bir bütün olarak değerlendirildiğinde Asya Çağı olacaktır. Bu tabir, bu tarif özellikle son on yıldır yaşadıklarımızın ışığında baktığımızda bugünkü dünyanın alt yapısını oluşturuyor.

Geleneksel Batı Avrupa ve Kuzey Amerika endeksli geleneksel Batı Bloğu’na karşı dünyada yeni güç adaylarının tamamına yakınının Asya’dan 21. yüzyıl başı itibarıyla kendisini göstermiş olması nedeniyle, bugünkü yaşadığımız dünya ve şartlar oluşmaya başladı. Bu alandaki gelişmeler de büyük bir hızla kendisini gösteriyor.

Asya’da bu kadar yeni güç adayının, küresel ve bölgesel güç adaylarının ortaya çıkmış olması, genel olarak dünyadaki temel paradigmayı değiştirdi ve o paradigma iki kutuplu ve tek kutuplu dünya düzeninden, çok kutuplu bir yapıya geçiş paradigmasını ortaya çıkardı. Dolayısıyla bugün için rolleri çok iyi, çok net fark edilebiliyor olmasa da dünyanın yeni ve çok kutuplu düzene doğru girdiğini hep birlikte izliyoruz.

Tarihte çok kutuplu dönemler yaşanmış, ama bu kadar benzer teknolojik donanımlara ve benzer alt yapılara sahip, teknolojinin bu kadar geliştiği bir ortamda bu kadar “güç“ bir arada dünya sahnesine hiç çıkmamış.

Bu ortam çok büyük fırsatlar doğurduğu gibi çok büyük riskler ve tehditler de doğuruyor. En azından politika yapıcılar, uluslararası örgütler, büyük devletler ve herkes için politika üretmeyi ve uygulamayı zor bir hâle getiriyor. Çünkü iki bilinmeyenli ya da tek bilinmeyenli denklemlere göre politika üretmeye alışmış kurumlar, çok boyutlu dünyanın karşısında, hangi önceliği hangi sıraya koyacağı konusunda çok büyük bir bunalım geçiriyor.

Bu çok kutupluluğun getirdiği yeni parametreler geçerli hepimiz için. Bunun Asya ilintisini de kurmaya çalışacağım, ama sayacağım üç parametre herkesi ilgilendiriyor. Özellikle de Asya’yı ilgilendiriyor. Bu çok kutuplu rekabet ortamı içerisinde yeni parametrenin, temel parametrenin şekillendiğini ve kurumsallaştığını görüyoruz.

Bir tanesi “entegrasyon“dur. Bugün bunu, konuşacağımız Asya özelinde de göreceğiz. Dünya tarihinin Roma İmparatorluğu’ndan sonra gördüğü en önemli entegrasyon, çağdaş entegrasyon çalışmalarından birisi - ki en önemlisi - Avrupa Birliği entegrasyon sürecidir.

Avrupa Birliği entegrasyon sürecini model alan dünyanın çok değişik bölgelerinde çok fazla entegrasyon çalışması var. Örneğin Latin Amerika’da 33 ülkeyi bir arada tutan bir çatı yapılanması, yine çok sayıda alt bölgesel yapılanma çalışmaları söz konusu.

Yine Afrika için aynı durum söz konusudur. Çünkü entegrasyon, dünyada gelişen rekabet ortamında küçük ve orta ölçekli ülkeler için zorunlu hale geliyor. Çünkü uluslararası sistemde rekabet edebilmeleri ancak değişik bölgesel örgütler içerisinde alacakları pozisyona bağlı olarak şekilleniyor.

İkinci gelişen temel parametre ise, yine entegrasyonla zıt bir kavram. Ama entegrasyonla eş zamanlı işliyor. O da “mikro-milliyetçilik“tir. Şöyle bir öngörü var - ben bunu zaman zaman toplantılarda paylaşıyorum - önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde Birleşmiş Milletlerdeki üye sayısı kadar, yeni üye ülkenin dünya sistemine kazandırılabileceği veya kazandırılacağı şartların oluşacağı yönünde böyle bir öngörü var. Bu öngörüyü de destekleyen çok fazla veri ve gelişme var.

Özellikle Arap Baharı süreci ile yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında yine en büyük riski Asya ülkeleri barındırıyor. Çünkü etnik köken itibarıyla, demokratik deneyim azlığı itibarıyla, gelir farklılıkların çok aşırı olması itibarıyla, birçok parametrede çok zıtlıklar barındırması nedeniyle mikro-milliyetçilik dalgasından da en fazla etkilenecek ülkelerin Asya kıtasında olduğunu söylemek sanırım hata olmaz.

Bir diğer yeni temel parametre ise “öngörülebilirlik çağının bitip, tahmin edilebilirlik çağına geçilmiş olması“dır. Çünkü bu çok kutuplu rekabet ve bunun getirdiği yeni parametreler içerisinde artık güçlü öngörülerde bulunmak neredeyse imkânsız.

Ancak tahmin edilebilirlik üzerine politikaları oturtabiliyoruz ki, NATO birkaç yıl önce - yaklaşık 3 yıl önce - öngörülebilirlikten tahmin edilebilirliğe geçiş temel konsepti içerisinde güvenlik belgesini yeniledi. Bu bütün dünya için sürekli bitmeyen bir kriz yönetimi içerisinde ülkelerin idare edilmesi anlamına geliyor ki, 2008’de başlayan dünya finansal krizi de bu süreci doğruladı. Her an her şey olabilir, dolayısıyla sürekli kriz yönetimi bütün dünya için söz konusudur.

Öngörülebilirliğin bitip tahmin edilebilirliğe geçiş açısından da en belirgin örnek, 2010 yılı sonuna doğru başlayan ve hâlâ etkileri değişik ülkelerde, değişik şekillerde devam eden “Arap Baharı“ olarak isimlendirilen süreçtir ki özellikle Amerikalı dostlar ifadeyi “Arap Uyanışı“ olarak değiştirmeye başladılar uluslararası toplantılarda.

Burada da yine çok kutupluluğun Doğu ve Batı arasındaki, özellikle Asya ve Batılı ülkeler arasındaki rekabetin yansımalarını ve bloklaşmalarını Suriye üzerinden çok net olarak görüyoruz. Bu süreçte Batılı ülkelerin 3 temel hedefi olduğunu kişisel olarak yorumluyorum: Bir tanesi sıkışan ekonomileri açısından Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’yı içerisine alan yeni bir ekonomik kuşak oluşturmak... İkincisi bu yeni ekonomik kuşağa bağlı olarak yeni bir güvenlik kuşağı oluşturmak, özellikle Avrupa’nın güneyinin güvenliği için… Üçüncüsü de bu yeni iki kazanımın toplamında Çin ve Rusya’yı yalnızlaştırma hedefi olduğu, makro olarak gözüküyor. Daha önce birçok alt neden sayılabilir. Bu anlamda bizim de içerisinde bulunduğumuz bölgenin, önümüzdeki dönem çok fazla türbülans ve tehditlere gebe olduğunu da sanırım hep birlikte gözlemleyeceğiz.

Temel paradigma “çok kutupluluk“. Yeni parametreleri; entegrasyon, mikro-milliyetçilik ve tahmin edilebilirlik çağı olarak açıkladık. Bir de hem Asya kıtasını, hem dünyayı ilgilendiren yeni alt algılar ve değişiklikler var. Bunlar da yeni güvenlik tehditleri. Çünkü “güvenlik“; entegrasyon için de, refah için de, kalkınma için de en temel alan ki artık “güvenlik“ hepimizin de bildiği gibi çok büyük ölçüde tanım değiştirdi.

Sadece militarik çerçevede yorumlanan güvenlik anlayışı özellikle son yirmi yıl içerisinde yaşanan gelişmelerle artık hayatın her alanını kapsayan ve daha çok “yumuşak güç“ unsurlarıyla tarif edilen bir sürece dönmüştür. Dolayısıyla yeni tehdit tanımlarına kısaca değinmek gerekirse; terörizmin öncelikli sırada tehdit olarak algılanmadığını, bu anlayışın değiştiğini söylemek istiyorum. İkincisi ise İran özelinde de yaşadığımız gibi nükleer güvenlikle ilgili endişelerdir. Üçüncüsü de göç hareketlerinin kontrol edilmesi açısından sınır güvenliği ile ilgili tehdit algılamaları, dördüncüsü - ki çok daha büyük yer kaplayacağa benziyor hayatın her alanında - siber güvenlik meselesi, beşincisi çevre ve iklim değişikliğine bağlı gelişmeler olarak görünüyor.

Burada örnek vermek gerekirse; su sorunu nedeniyle Suudi Arabistan - bizdeki bilgilere göre - gıda ihracatını yasaklamayı planlıyor. Bu da Suudi Arabistan’dan ithalat yapan ülkeler açısından şu an için bir kaygı oluşturmuş durumdadır. Buna benzer örneklerin gıda ihracatçısı ülkeler tarafından alınabileceğini öngörmek gerekiyor. Dolayısıyla bu, gıda güvenliği konusunda önemli bir risk oluşturuyor.

Bir diğer yeni alt güvenlik tehdit algı teması, salgın hastalıklar ve demografik sorunlardır. Dünya nüfusunun artması dikkate alındığında, dünya nüfusunun yarıdan fazlasını Asya’nın barındırdığı göz önüne alındığında, Asya ülkeleri nüfusunun yaklaşık % 67’sinin 25 yaş ve altında olması göz önüne alındığında, bu demografik artış geleneksel güçler için çok büyük bir tehdit olarak algılanıyor. Ama dünya kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle aslında herkes için bir tehdit potansiyeli var. Örnek vermek gerekirse sadece Çin ve Hindistan’da yılda 40 milyon kişiye iş bulmak gerekiyor. Dolayısıyla dünya kaynaklarının ve ekonomik sistemin büyüklüğünü göz önüne aldığımızda, bunun nasıl sonuçlar doğuran bir süreç olarak gelişeceğini görebiliriz.

Bir diğer tehdit algılaması ise, devlet olmayan oluşumlar - tehditler ki bu anlamda Mali’de yaşanan, henüz tanınmayan darbe girişimi gibi, değişik örgütler gibi, belirli ölçüde organize olmuş ama tanımlanmamış yapılanmaların yeni güvenlik algılaması olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.

Bir diğer güvenlik tehdidi de “uzay güvenliği“ olarak şekilleniyor. Sözlerimi toparlamak gerekirse, Asya kendi bünyesinde çok büyük zıtlıkları, çok büyük fırsatları ve tehditleri barındıran ve 21. yüzyılın güç merkezi olmaya aday bir coğrafyadır. Eğer bu zıtlıklar iyi yönetilebilirse başarılı olma şansı çok yüksektir. Fakat bu zıtlıklar ve farklılıklar dışarıdan, ya da Kıta içi aktörlerin birbirleri ile olan anlamsız rekabetinden dolayı manipüle edilirse Asya’nın büyük yükselişi beklenmedik sonuçlar ile de karşılaşabilir diye düşünüyorum.

6. Uluslararası Türk - Asya Kongresi’nde; Asya’daki entegrasyonu ekonomik, siyasi, iktisadi, kültürel ve güvenlik kaynakları açısından hep birlikte incelemeye çalışacağız ve acaba bu parametrelerin toplamında “Asya Birliği“ fikri ne kadar doğru bir zemine oturuyor, böyle bir ihtimal var mı, orta ve uzun vadede nasıl bir perspektif çizmek gerekiyor, bunları hep birlikte anlamaya çalışacağız. Bu çalışmaların hem Türkiye’ye, hem dost ve kardeş Asya ülkelerine, hem de tüm dünya ülkeleri için faydalı olmasını diliyorum…

Blok ve Resim Albümü için Tıklayınız

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiş...;

İktisadi düşünce tarihi çalışmaları, genellikle Anglo-Amerikan merkezli ana akım kuramların ya da Batı Avrupa menşeili büyük ekollerin gölgesinde şekillenme eğilimindedir. ;

The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yüksel...;

İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

İnsanoğlunun kentsel ve endüstriyel yaşam biçimine geçişiyle birlikte, antik çağların din dışı ritüelleri ve kolektif deşarj mekanizmaları modern formlara bürünmüştür. Bu formların en kitlesel, en dinamik ve küresel ölçekte en etkili olanı kuşkusuz futboldur. ;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...