Kürtçe Eğitim Neden Önemli ?

Yorum

Avrupa mekânında tarihsel olarak ulus-devletin inşa süreci, resmi bir devlet dilinin toplumun bütün katmanlarına yukardan aşağıya aktarıldığı etkin ve merkezi bir dil politikasına paralel ilerler. ...

Avrupa mekânında tarihsel olarak ulus-devletin inşa süreci, resmi bir devlet dilinin toplumun bütün katmanlarına yukardan aşağıya aktarıldığı etkin ve merkezi bir dil politikasına paralel ilerler. Dil tekse, toplum ve giderek devlet de tektir. Avrupa’da ulus - devletler ancak toplumsal bütünleşme noktasındaki kaygılar hafifledikten, “ulus” inşa edildikten - ya da uluslaşma aşamasında belli bir eşik aşıldıktan- sonra dil politikalarını yumuşatır ve marjinal durumda kalan azınlık ve bölgesel dilleri korumaya yönelik politikalar üretir. Pek çok Avrupa ülkesinde bu süreç 60’lı yıllarda başlar. Toplumsal bütünleşme sorununun hâlâ can aldığı İspanya’da 1978 Anayasası ile sorun çözülmüş görünse de tartışma devam eder. Fransa’da ise dil politikası ancak 80’li yıllarda yumuşama işaretleri gösterir.

Türkiye’ye gelince… U lus-devletin inşa sürecinde Türkiye’de izlenen dil politikalarının Avrupa’da -özellikle Fransa’da - izlenen politikalardan farklı olduğu söylenemez. Şu kadar ki, sürecin belli bir aşamasında Avrupa’da ulus - devletler tarihlerinin karanlık sayfaları ile tedrici olarak yüzleşir ve dil politikalarını yumuşatır. Türkiye ise aynı yüzleşmeyi zamanında yapamaz ve yüzleşme, Cumhuriyet değerleri ile yapılan sert bir hesaplaşmaya dönüşür.

 

Toplumsal Bütünleşme ve Dil

Dil sorunu neredeyse devlet kadar eski bir sorundur. 20. Yüzyılın son çeyreğinde bu soruna ilişkin yaşanan gelişmeler, azınlık ve bölgesel dillerin özel hayatın dışında kamusal hayatta da kullanımına kapı açar. Bu gelişmenin arka planında yatan, toplumsal bütünleşmeyi güçlendirme düşüncesidir. Gerçekten, “dil” eğer değerli madenden yapılmış bir madalyon ise bu madalyonun iki yüzü vardır: Birlik (ulus - devlet inşası) ve çeşitlilik (farklılaşmışlıkların temsili).

Toplumsal bütünleşmeyi engelleyen çatışmaların çoğu iç çatışmalardır. İç çatışmaların nedeni de toplumların ve siyasal rejimlerin farklılık ve çeşitliliği yönetmedeki yetersizliğidir. Yoksa farklılaşmışlık, zatında bir bölünme nedeni değildir. Özellikle dilsel çeşitliliği yönetmedeki yetersizlik ve bunun doğurduğu toplumsal bütünleşme problemi geçmişte Avrupa’da dahi silahlı çatışmalara sebebiyet vermiştir. Bazen iktidar dil savaşını kazanır. Mağlup bireyler bir korku ya da düşmanlık hissiyle ana dilini bırakır ve köklerini gizler. Eğer bir toplum dil temelinde baskıya maruz kalır ya da marjinalleşmeye zorlanırsa bunun için ödenen bedel çok yüksek olur: bireylerde bir özgüven yıkımı, yabancılaşma, öfke, düşmanlık... Çatışma, bu noktadan sonra artık kaçınılmazdır. Toplumdaki hakim gruplar çoğu zaman bu çatışmanın nedenini anlayamaz. Çünkü baskı yapanlar, yaptıklarını unutmayı tercih eder. Baskıya uğrayanlar ise çoğu kez baskı yapanlardan daha derin bir hafızaya sahiptir.

Toplumsal bütünleşmeyi engelleyen ve çatışmaya kaynaklık eden şey hoşgörüsüzlüktür. Hoşgörüsüzlük, çoğunlukta var olan bir grubun üstünlük kompleksinden ya da çoğunluk karşısında azınlıkta kalanın sahip olduğu aşağılık kompleksinden kaynaklanır. Ve her ikisi de eşit derecede tehlikelidir.

Türkiye’de ulusun kurucu unsuru olan “Türkler”, Osmanlı mirasının da etkisi ile azınlıkta kalan karşısında genel olarak bir üstünlük kompleksine sahip değildir. Sorun, Türk ulusu içerisinde azınlıkta kalan grupların sahip olduğu aşağılık kompleksidir. Bu kompleksin aşılmasının yolu ise o gruplara ait dilsel, dinsel, mezhepsel ve kültürel öğelerin kamusal hayatta temsilinden geçer. Azınlıkta kalanlar kendilerine ait öğelerin kamusal hayatta temsilini gördükçe o alana güçlü bir şekilde bağlanma eğilimine girer. Aksi takdirde kamusal alan (siyasal toplum) ve giderek devlet, bireylerin içinde olduklarını hissetmedikleri ulaşılmaz bir yapıya dönüşür. Bu noktada başta Kürtçe olmak üzere azınlık ve bölgesel dillerin kamusal alanda temsili kuşku yok ki toplumsal bütünleşmeyi güçlendirir. (Eğer bir arada yaşama konusunda bir irade sorunu yok ise …)

Bugün Türkiye’de sorun, ulus inşa süreci devam ederken etnik-dilsel farklılaşmışlıklara kapı açmanın toplumsal bütünleşmeyi güçlendirip güçlendirmeyeceği sorusuna verilecek yanıt konusundaki siyasi irade eksiğidir. Siyasi irade eksiğinin nedeni belki de bunun zor bir soru olması ve ilgili soruya her iki yönde verilecek yanıtların ciddi siyasi riskler içermesidir. Ancak bu, bulunduğu zamanda ve mekanda artık Türkiye’nin yanıtsız bırakamayacağı bir sorudur.

İlgili soruya yanıt aranırken, belki aşağıdaki hususları dikkate almak gerekir:

1. Türkiye’nin “dil sorunu”, belirli bir partinin siyasi taleplerinden bağımsız olarak ve ivedilikle kamuoyunda tartışılmalı; sürecin belirli bir siyasi partinin talepleri ile uyarlanan bir nitelik kazanmasının önüne geçilmelidir.

2. Kürtçe sadece Kürtlerin değil, Türk Ulusu’nun ortak varlığıdır. Sorun, bu bakış açısı ile ortaya konmalı ve tartışılmalıdır. Bu kavrayışın geliştirilebilmesi için siyasi aktörlerin karşılıklı olarak aşırı/ideolojik söylemleri terk etmeleri gerekir. B. ÇAĞLAR’a ait ifadelerle, “şu yaşadığımız mekanda uluslar arası planda insanın öne çıkmaya başladığı, bunun için bir uğraş verildiği bir mekanda, yerelliğe yönelik çözüm tarzlarının hiç kimseyi, hiçbir yere götürmeyeceği düşüncesindeyim. Bugüne kadar hep bu radikal Türkiyeli milliyetçilik kendi karşıtlarını üretti. (…) Şimdi zaman milliyetçilik ve karşı milliyetçilik zamanı değil.”

3. Bölgesel dillere ilişkin tartışmanın “Türk Ulusu” içerisinde kalarak yapılması gerekir. Resmi olarak Türkçe, Türk ulusu karşısında diğerlerinden ayrı bir grubun dili değildir. Türkçe, Türkiye’de yaşayan bütün grupların dilidir. Kuşkusuz bu kavrayış, Anayasa’ya eklenecek “Bölgesel diller Türkiye’nin ortak mirasıdırşeklindeki bir hükme ve korunma garantisine engel teşkil etmez.

4. Sorun, yalnızca bir “Kürtçe” sorunu değil “Türkiye’nin dilleri” sorunudur. Türkiye’de bölgesel olarak kullanılan dillerin envanteri çıkarılmalı; yoğun alan araştırmaları ile bu dillerin farklı lehçe ve ağızları, kullanım düzeyleri öğrenilmelidir. Zira bugün, nüfus sayımlarındaki sınırlı istatistiki veriler dışında Türkiye’nin dillerine ilişkin elde sağlıklı bir veri bulunmamaktadır. Bu çerçevede, bölgesel dilleri esas alan “Türk Dil Kurumu” bünyesinde yeni bir birim oluşturulmalı ya da “Türkiye’nin Dilleri” adı altında kanunla tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu ya da bir “akademi” kurulmalıdır.

5. “Hangi Kürtçe?” sorusu, yanıtlanması gereken bir sorudur. Kürtçe’nin Türkiye’de konuşulan iki farklı yaygın lehçesi (Kurmanc ve Zaza) üzerine taraflar ve akademisyenlerin desteği ile devlet organları tarafından uzun soluklu ve yaygın bir çalışma başlatılmalı; her iki lehçenin bir anlamda devlet eliyle “kodifiye” edilmesi sağlanmalıdır. Bunun yapılmaması durumunda farklı Kürt lehçelerinin farklı gramer, sözdizimi ve alfabe ile kullanımı, dilsel anlamda bir kaos oluşturacak ve sorun yakın gelecekte şu iki mecradan birine yönelmek zorunda kalacaktır:

- Ya farklı Kürt lehçeleri birbirinden bağımsızlaşarak farklı Kürt dilleri ve farklı Kürt toplulukları oluşturacak;

- ya da Kuzey Irak’taki federe devletin, Kürtçe’nin kullanımı önünde açacağı alanın etkisi ile Kürtçe’nin gelişimi bu bölge üzerinden gerçekleşecektir.

6. Bölgesel dilleri tanımanın belki ilk basamağı, onlar için var olan yasakları kaldırmaktır. Başta Siyasi Partiler Kanunu olmak üzere mevzuatta yer alan kimi yasaklar kaldırılmalı; bazı sınırlayıcı hükümler yumuşatılmalı ya da uygulama alanları daraltılmalıdır.

7. Kürtçe başta olmak üzere Türkiye’nin dillerinin eğitim, yargı, kamu hizmetleri, iş hayatı ve medyada kullanımı amacı ile devlet, kimi politikalar geliştirmeli ve sürdürmelidir. Bu politikaların oluşturulmasında “Bölgesel Ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı”nda ifadesini bulan asgari yükümlülükler esas alınabilir. Bu kapsamda Türkiye’nin ilgili “Şart”ı imzalaması düşünülebilir.

 

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2523 ) Etkinlik ( 170 )
Alanlar
Afrika 64 601
Asya 74 974
Avrupa 13 607
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 277
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1313 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 273
Orta Doğu 17 578
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 169
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 770
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1867 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
Türkiye 75 1867

Son Eklenenler