![]() |
Bu yazıda ele alacağımız ana tema, Saddam Hüseyin’in idamı uluslararası konjektür açısından neleri ifade ediyor sorusuna yaklaşımlar üretmek. Irak’ta çökmek üzere olan yada diğer bir ifadeyle büyük kayıplar vererek kendi kamuoylarında büyük imaj kaybına uğrayan koalisyon güçleri, Irak’tan çekilme senaryolarının konuşulduğu şu günlerde Saddam Hüseyin’i idam ederek neleri amaçlamış olabilirler?
Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere’nin siyasal ve ekonomik menfaatleri doğrultusunda gerçekleşen ikinci Irak harekatı kamuoyundaki tabiriyle “felaket“ olarak nitelendiriliyordu. Tam da bu sırada idam edilme kararı açıklandıktan sonra, belki de tarih sahnesindeki en hızlı uygulama ile idam edilen Saddam Hüseyin, yaklaşık otuz yıllık iktidarı boyunca doğrudan yada dolaylı olarak Birleşik Devletler’in çıkarlarına alet olduysa, idam sehpasına giden yolda da gene aynı menfaatlere hizmet etme özelliği olan bir devlet adamı niteliği ile anılacak.
Dünya’nın enerji konusunda en önemli bölgesi olan Ortadoğu’da, eski bir devlet adamının idamı ile zaten doruk noktada olan kaos ortamını daha da tetikleyerek nasıl bir çıkar amaçlanmaktadır? Özellikle son bir asırlık sürede Ortadoğu’daki kaos ortamı kapitalist güçlerin işlerini kolaylaştıran bir durum sergilemektedir. Düz bir mantıkla bu olaya uluşlararası ilişkiler perspektifinden bakacak olursak, iç savaş ya da kamuoyunda dile getirildiği şekilde mezhep çatışmaları tarzında iç savaşı destekliyi bir karar almak, -ki Saddam Hüseyin’in idamı böyle bir olayın habercisi olabilecek en güçlü sinyal olabilir- Birleşik Devletler’in bölgedeki menfaatlerini elde etmesini kolaylaştıracak bir unsur olarak göze çarpmaktadır. Elbette ki burada ABD’nin en büyük müttefiki olan İngiltere’nin bölgede son iki yüzyıldır kaos çıkarmaya zemin oluşturan unsurları yaratmadaki tecrübeleride gözardı edilmemelidir!
“Ekonomik Dev, Politik Cüce“
İdam kararına bir de kendisine hukukun üstünlüğünü ve demokratik değerleri hem uluslararası ilişkiler stratejisi hem de sosyal kalkınma için öncelik olarak kabul eden Avrupa Birliği açısından ele almak gerekir. AB, kendisine yapılan eleştirileri doğrular nitelikte, popüler bir deyimle “Ekonomik dev, Politik cüce“ terimini bir kez daha haklı çıkardı. Bilindiği üzere, Avrupa’da Birlik bünyesinde “Ortak Dış ve Güvenli Politikası“ oluşturulmuş ve sözcülüğüne de Javier Solana getirilmiştir.
AB üyelerinin, İngiltere’yi ayrı tutacak olursak, Saddam Hüseyin’in idam edilme sürecinde ne denli etkisiz ve amacından uzak kaldığını görmekteyiz. AB, bu denli önemli ve uluslararası ilişkileri derinlemesine etkileyecek bir olay karşısında bile kendi değerlerini unutarak sessiz kalma yada kendisini pasifize etme yoluna gitmiştir. Kendisi için hayati derecede önem arz eden bir bölgedeki gelişmeye seyirci kalmak ve herhangi bir diplomatik girişiminde bulunmayan AB’nin ne kadar etkisiz bir siyasal güç olduğu bir kez daha kanıtlamıştır.
Burada, AB açısından irdelenmesi gereken iki sorun var. İlki, AB’nin çıkarları söz konusu olduğunda bile ortak siyasal hareket mekanizmasının işleyişsiz kalması, ikincisi ise demokratik ve hukuk değerleri birincil ilkeler olarak benimseyen uluslararası bir kuruluşun bu denli bir kararda bile etkisiz kalması olarak açıklanabilir. Önemle dikkat çekilmesi gereken ise, Avrupa Birliği’nin uluslararası vizyon eksikliği ve Amerikan politikaları karşısında anti-tez üretme yeteneğine sahip olamamasıdır. Eğer ki, kendisine 2010 yılında en etkili küresel güç olma hedefini amaç edinmiş olan bir kuruluş, böyle pasif ve üretkenlik göstermeyen politikalar izlerse, küresel alanda ne kadar etkili bir konuma gelebilir? Gerçi AB üyeleri “politik cüce“ oldukarını yakın tarihte hem Bosna’da hem de Kosova’da göstermişlerdi! Avrupa’nın bahçesi olarak adlandırılan Balkanlar da ortaya çıkan etnik savaşlara ABD operasyonları sayesinde bir çözüm bulunmuştu.
Beklentiler AB’nin idam sürecinde hem kendi çıkarları hem de demokratik değerler açısından etkin bir rol oynayacağıydı. En kötü ihtimalle bu idam kararının belli bir süre geciktirilmesi AB’nin süreçte etkin bir rol oynadığını göstermek açısından önemliydi. Fakat AB bu süreçte birlik bazında, Javier Solana’nın ağzından çıkacak, idam kararını kınayıcı bir açıklama yapma cesaretini gösterme kararlılığını sergileyemedi.
Sonuç olarak, Saddam’ın idamı Ortadoğuda yeni bir dönem ve yeni bir kaosun habercisi olarak algılanabilir. AB açısından ise, zaten tartışmalı bir zeminde yürüyen ortak hareket etme mekanizmasının, özellikle uluslararası alandaki hassas konular gündeme geldiğinde, sadece söylemsel bir olgudan ibaret olduğudur.
