5. Uluslararası Balkan Forumu | Başkan Şensoy’un Açılış Konuşması | 26 Nisan 2012, İstanbul

Açılış Konuşması

Tüm Balkan ülkelerinden teşrif eden çok saygıdeğer katılımcılar, ilgili sivil ve resmî kurumların temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler... ...

Türkiye Balkanlar için Her Senaryoda Denge Noktasıdır

Tüm Balkan ülkelerinden teşrif eden çok saygıdeğer katılımcılar, ilgili sivil ve resmî kurumların temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler... 5. Uluslararası Balkan Forumu’nda, İstanbul’da, Boğaz kıyısında, bugün birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti öncelikle ifade etmek isterim.

TASAM`la ilgili çok detaylı bilgi vererek vaktinizi almak istemem ama TASAM`ın çok önemsediği alanlardan birisi - 9 farklı dış politika alanında çalışan bir kurum olarak - Balkanlar, TASAM için çok önemli ve öncelikli bir alan.

Özellikle iki kurumsal araç görünür olarak bu çalışmalarda öne çıkıyor. Bunlardan bir tanesi Uluslararası Balkan Forumları, ilk üçü Trakya bölgemizde - Balkanlar’la sınırdaş olan bölgemizde - Tekirdağ ilinde yapıldı. Dördüncüsü Edirne’de yapıldı ve beşincisini de İstanbul’da bugün birlikte başlatmış olmanın mutluluğu içerisindeyim.

Bir diğer kurumsal aracımız da Balkan ülkeleri arasında kurulmuş olan düşünce kuruluşları ağı. Bu kurumsal bir ağ... Yine Türkiye’den Dışişleri Bakanlığının Stratejik Araştırmalar Merkezinin öncülüğünde 2005 yılında oluşturulmuş bir kurumsallaşma ve yaklaşık üç yıldır da bizim katkı ve insiyatifimizle, aynı zamanda Dışişleri Bakanlığı SAM`ın da katkılarıyla kurumsallaşmasını güçlendirmeğe çalıştığımız bir oluşum.

6. Yıllık Konferansı’nı en son Eylül ayında Makedonya’da MANU ile birlikte gerçekleştirdik. İnşaallah bu yıl Eylül ayında yine Tiran’da bir başka ağa üye olan kurumun ortak iş birliği ve evsahipliği ile gerçekleştirilecek. Sekizincisi için de Sırbistandan düşünce kuruluşları bu konuda ısrarlı ve istekli...

Sekizinci ve dokuzuncu toplantının nerede olacağı tabi bu yılki toplantıda karara bağlanacak ve bu yıl ulaşamadığımız, Balkanlar’da başka veya yeni kurulmuş düşünce kuruluşları varsa, onlara da ulaşmak konusunda ciddi bir irademiz olduğunu da paylaşmak isterim. Hatta gerekirse bu konuda birkaç ülkeyi kapsayan bir hazırlık seyahati konusunda da bir hazırlığımız var. Tabi bu görünür olan iki kurumsal araçla birlikte Balkanlar’a yönelik yorum, makale, kitap, araştırma projesi gibi daha spesifik, daha akademik çalışmalarla da sürecin içinin doldurumasına katkıda bulunmağa çalışıyoruz.

“Balkan savaşlarının 100. Yılı“ dediğimiz zaman bir yüz yıllık tarihi de geride bırakmış oluyoruz. 20. yüzyılın başında dünyadaki denge paylaşımının, güç dengelerinin yeniden paylaşımının kırılma noktalarındna birisinin Balkan savaşlarıyla başladığını şüphesiz hepimiz biliyoruz.

Ardından gelen Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş Dönemi, Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi parametreleri şüphesiz hatırlıyoruz. Bu son yüz yıllık tarihte, Balkanlar da sürekli bir çatışma, kriz, bir dönüşüm içerisinde, değişim içerisinde kendisini gösterdi. Belki 30 yıllık Tito Döneminde, Yugoslavya Döneminde, bir barışın ve istikrarın sağlandığı söylenebilir. Fakat onun dışındaki bütün zamanlarda, Balkanlar’da sürekli lokal veya daha geniş ölçekte krizler hep vuku buldu ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra oluşan süreçte de yine Balkanlar’da çok sayıda yeni ülke, bağımsız dost ve kardeş ülke meydana geldi. Bir şairimizin dediği gibi; “tarih tekerrürden ibarettir, çünki malzemesi insandır.“

Bir yüzyıl sonra dünyada tekrar bütün dengelerin, parametrelerin yeniden dağıtıldığı, yeniden dağıtılmaya, dengelenmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Çünkü 21. yüzyıl; 11 Eylül 2001 olaylarıyla birlikte görünür hale geldi ki çok kutuplu olarak şekilleniyor. Bu son yüzyılda olduğu gibi; Doğuda da yeni güç adaylarının orataya çıktığını, bunların küresel veya bölgesel ölçekte etkin olabilecek şekilde bir potansiyel vadettiğini bize gösterdi.

Dolayısıyla bu çok kutuplu rekabet ortamında, bu çok kutuplu paradigmaya bağlı olarak yeni parametrelerin gündemde olduğunu görüyoruz. En önemlisinin entegrasyon olduğunu ve Avrupa Birliğini temel alan bölgeselleşme çalışmalarının bütün dünyada devam ettiğini ve bütün alanlarda bu yönde çeşitli ölçeklerde entegrasyona gidilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bir diğeri; mikro milliyetçiliğin entegrasyonla paralel olarak güçlendiğini görüyoruz. Konunun altını çizeceğim birazdan Balkanlar’la ilgili olarak...

Önümüzdeki on yıl içerisinde BM`deki ülke sayısı kadar yeni ülke eklenebileceği yönünde güçlü öngörüler var. Bu özellikle son 5 yıldır bizim TASAM olarak ısrarla dile getirdiğimiz bir husus ve Arap Baharı olarak isimlendirilen süreçle daha görünür hale geldi. Güney Sudan’ın bağımsızlığı bir milat oldu. Mali’deki gelişmeler var, Libya’daki gelişmeler var, Suriye’deki, Irak’taki gelişmeler var ve dünyanın değişik bölgelerinde bu anlamda harakete geçmeğe müsait değişik potansiyeller olduğunu hep birlikte müşahede ediyoruz. Balkanlar boyutuna daha sonra gelmek istiyorum.

Üçüncü olarak da sürekli kriz yönetimini temel alan, artık öngörülebilirliğin mümkün olmadığı sadece tahmin edilebilirlikle politikaların oluştuğu bir döneme girmiş bulunduk. Bu da her an her şeyin olabileceğini, dolayısıyla devlet hayatının özellikle sürekli bir kriz yönetimi anlayışı içinde, panik olarak değil, kurumsallaşmış şekilde yönetilmesi gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkarıyor.

Balkan ülkelerinin bir kısmı Avrupa Birliği üyesi oldu, bir kısmı da bu yönde gayret sarfediyor. Türkiye de AB ile ilgili tam üyelik müzakereleri yürüten ve istendiği ölçüde olmasa da mesafe katetmiş ve bu anlamda siyasi olarak dış poltika önceliğinde birinci sıraya her zaman Avrupa Birliğini yerleştirmiş olan bir ülke... Fakat bugün 2008`le birlikte ABD`de başlayıp AB`ye sıçrayan, bir çok ülkeyi de - çok kapalı ekonomisi olanlar hariç - etkileyen bir süreç olarak gelişen ekonomik kriz ortamında Avrupa Birliğinde de çok ciddi sorunların ortaya çıkdığını görüyoruz.

Şüphesiz bizim temennimiz; Türkiye olarak - Türkiye’den bir düşünce kuruluşu olarak - dileğimiz bu travmanın atlatılması ve AB`nin yoluna devam etmesidir. Fakat Avrupa Birliğinin geldiği noktada bazı çok yapısal sorunlar olduğunu da görmezlikten gelemeyiz. Çünkü AB`nin geldiği nokta, başarıda başarısızlık... Yani o kadar büyük bir kurumsallaşma, o kadar büyük bir demokratik deneyim, ekonomik deneyim, insan merkezli bir yapılanma ama dünyada bu kadar hızlı gelişen bir rekabet ortamında, özellikle iktisadi pastanın Batı’dan Doğu’ya doğru hızlı bir şekilde kaymasıyla birlikte Avrupa’da artık bu standartlar sürdürülemez, finanse edilemez hale geldi. Bu konudaki veriler de bu sürecin devam edeceğini söylüyor. Teknoloji olarak, insan kaynağı olarak güçlü olan ülkelerin bu sürece direneceği fakat diğerlerinin - ki bu Yunanistan’la başladı - Avrupa’daki bir çok ülkeye sıçrayacağı ve bunun önemli oranda genişleyeceği gözüküyor.

Bir çok stratejist - kahin denilen bir takım yatırımcılar - Avrupa Birliğinin bu krizi aşamayıp dağılacağı yönünde öngörülerde bulunsa da, Avrupa Birliğinin katetmiş olduğu mesafe ve tecrübe nedeniyle bu süreci atlatacağına inanıyoruz. Fakat olumsuz bir senaryo olması durumuna karşı da hem Türkiye açısından, hem Balkan ülkeleri açısından önemli notların alınması gerektiği kanaatindeyiz.

Bir kere iki yönlü sorun var. Bir tanesi Avrupa’nın geleneksel güçlerine karşı çok hızlıca Birliğe alınan Balkan ülkelerinin rekabet etmekte çok zorlandıkları ve ekonomik kaynaklarının önemli ölçüde Batı Avrupa merkezli ülkelere doğru transfer olduğu... Sektörlerinin yabancılaştığı, bankacılık sistemi başta olmak üzere bu anlamda Batı Avrupa’daki büyük ülkelerin – Balkanlar’a birçok artı değer katmakla birlikte - özellikle ekonomik alanda bir vakum etkisi yaptığını da görüyoruz.

Burada Avrupa Birliği genişlemesinden sonra Almanya’nın 2 trilyon Avroluk sermaye birikimi artışı sağlamış olması da burada bu tezi destekleyen önemli göstergelerden birisi. Bir diğeri de Avrupa Birliği siyasi olarak krize girmesi durumunda, Balkan ülkelerinin ne olacağı... Bu anlamda Türkiye ile ekonomik, siyasi, kültürel ilişkilerin derinleştirilmesinin; Balkan ülkeleri açısından bir denge unsuru olacağını ve bu travmanın finansal kriz boyutunda kalması veya siyasi krize dönüşmesi durumunda da bir sigorta görevi yapacağını düşünüyoruz.

Özellikle bu yıllardan sonra, bu dönemden sonra Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin daha da derinleşmesinin, bütün araçlar arasında - resmî ve sivil araçlar arasında - daha da derinleştirilmesinin böyle bir amaca hizmet edeceğini değerlendiriyorum.

“Mikro milliyetçilik“ konusu Balkanlar için bir diğer önemli parametre. Şu anda Uluslararası sistem aksayarak da olsa çalışıyor. Dünya ekonomik sistemi de çalışıyor. Ama olası bir kriz anında, ya da dünyada var olan “mikro milliyetçilik“ dalgasının farklı alanlara sıçraması gibi bir ortam oluştuğunda Balkanlar’ın bundan ne kadar etkileneceği ve ne tür kriz senaryolarının gündeme gelebileceği konusunda da hazırlıklı olunması gerektiği kanaatindeyim.

Balkan ülkeleri açısından bu tür olası zararları en aza indirecek olan, ekonomik ve insani anlamdaki katedilecek mesafe... Bu, hem toplumsal bütünleşmelerini hem refahı destekleyeceği için Balkan ülkelerinin de bu süreçte yara almadan ya da yeni bölünmelere uğramadan yüzyılın bu dönemini atlatabileceğini düşünüyorum. Bu sürecin sağlıklı atlatılmasında da, yine Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesinin ve derinleştirilmesinin büyük katkı sağlayacağı kanaatindeyim.

“Orantılı risk, karşılıklı bağımlılık“ olarak tanımladığımız temel anlayış içerisinde Türkiye ve Balkan ülkelerinin ilişkilerinin duygusal düzeyden - ki duygusal aşamayı çoktan geçtiğimize inanıyorum - çok daha pragmatik, çok daha derinlikli inşa edilecek alanlara doğru yönelmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü dünyadaki gelişmeleri ve bölgemizdeki gelişmeleri doğru okuyabilirsek bundan dost ve kardeş ülkeler olarak hep birlikte daha güçlenerek ve bu anlamda önümüzdeki gelişmeleri fırsata çevirerek çıkma imkanı bulabileceğiz.

Bu çerçevede; Balkan Savaşları’nın 100. Yılında, bu forumun hem geçmişle ilgili iyi bir tahlil yapılması hem de gelecekle ilgili ortaya bir vizyon konması açısından önemli katkılar yapmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiş...;

İktisadi düşünce tarihi çalışmaları, genellikle Anglo-Amerikan merkezli ana akım kuramların ya da Batı Avrupa menşeili büyük ekollerin gölgesinde şekillenme eğilimindedir. ;

The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yüksel...;

İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

İnsanoğlunun kentsel ve endüstriyel yaşam biçimine geçişiyle birlikte, antik çağların din dışı ritüelleri ve kolektif deşarj mekanizmaları modern formlara bürünmüştür. Bu formların en kitlesel, en dinamik ve küresel ölçekte en etkili olanı kuşkusuz futboldur. ;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...