Arakan’dan Görünen

Makale

George Orwell, Burma Günleri adlı eserinde, "Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru,...

George Orwell, Burma Günleri adlı eserinde, "Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir." tespitiyle Arakan’da aktüel yolun taşlarının döşendiği zamanların başlangıcına dair bir itirazda bulunur. Evet, eskiden Burma şimdi Myanmar denilen yerden bize yansıyan katliam görüntüleri yeniden aklımızı ve duygularımızı bu uzağımızdaki yakınlarımıza döndürüverdi. Orwell’ın hırsızlık yaptıklarını söylediği yerde neler oluyor?

Myanmar ve Arakan meselesi ele alınırken, 1962 yılından bu yana iktidarda bulunan ve Müslümanlara kan kusturan komünist askeri cunta karşısında ilk adil ve özgür seçimlerle yönetime gelen! Aung San Suu Kyi adlı şansölyenin geçmişi, iktidara geliş tarzı ve bölgede Batı açısından taşıdığı anlam göz ardı edilmeden olaya bakılmalıdır. Elbette bunu yaparken meseleye önceki sol tandaslı idarenin perspektifleriyle ve ah bu emperyalistler kolaycılığına düşmeden bakmamak şartıyla. Karşımızda nobelize edilmiş bir siyasi aktör durmaktadır. Bu yeni lider bir yandan geniş halk kitleleri ile oylarını aldığı Müslümanlar arasında bir yerlerde durmaya çalışıyor görüntüsü veriyor.

Müslümanları makul talepleri çerçevesinde bile olsa destekleyip, onlara haklar verilmesi ise mevcut çekişme içinde biraz sıkıntılı gözüküyor. Karamsarlık gibi görülmesin ama islamofobik küresel yaklaşım da Müslümanların normal bir siyasi, sosyal ve ekonomik hale gelmelerini terör söylemli stratejileri ile yönetmek tercihleri dolayısıyla pek istemeyeceklerdir. Önyargıları tetiklemek için değil ama meseleye daha akılcı bakmak için öncelikle konunun bu noktasına dikkat çekilmesi faydalı olur. Yeni lider son olaylara dair, Teröristler, cephe hattında çocukları kullanarak güvenlik güçleriyle savaşıyor, etnik azınlığın köylerini yakıyor. Aşırılıkçı teröristlerle ilgisi olmayan sivillerin endişe etmesine gerek yok“ şeklindeki açıklamaları zamanın ruhuna oynayan, gölgesi olduğu perdenin arka planını veren ve kimin suçlu olup olamayacağını aşikâr etmeyen muğlak bir suçlama ile meseleyi çözen bir kolaycılığa sahiptir. Kötünün iyisi bu mudur acaba? Orwell bahsedilen romanın bir yerinde sağduyulu bir İngiliz olan Flory ile yerli Dr. Veraswami’yi konuşturur; yerli meftun ona uygarlığınızın en kötü yanları bile bizim için ilerleme anlamına geliyor dediğinde Flory dünyayı dolaşıp hapishaneler kuruyorlar, bir hapishane kurup bunun adına da ilerleme diyorlar şeklinde cevap verir. İlerlemenin nobele layık gördüğü idarecinin olaya yaklaşımı böyle olunca Arakan’da yaşayan mezarlığa dönüyor haliyle. Her halükarda cunta sonrası dönemde Arakan’da yeni dönemin imkânları, terör söylemi ve sarmalı bahanesiyle sertleşme kolaycılığı ile kendini meşrulaştıran bir merkezi hükümete dönüşmeden bir uzlaşma imkânı sağlanması ile orta vadede kazanımlara kapı aralayabilir. Bu arada Budist görünümü arkasına saklanarak katliamı yaptıranların kimler olduğu ise diğer bir muamma? Burada absürt kaçmazsa Daeş’in arkasında kimler vardı?

İkincisi, bölgenin bu Batı bloku ile diğer bloklar açısından anlamını sağlayan deniz kıyısında yer alan bir liman çıkışı jeopolitiği ile yer altı kaynaklarından kaynaklanan ekonomi-politiğe dair anlamını anlamak, incelemek ve irdelemek gerekiyor. Bu cümleden olarak Çin-Amerika çekişmesinde Arakan tam nereye düşüyor sorusunun cevabını dikkatle incelemek gerekiyor. Din görünümlü bir çatışman, akıp giden milyon dolarlık menfaatleri görünmez kılıyor belki de.

Arakanda Budistlerle çatışan Müslüman imajı islamofobik batı reflekslerini pek de harekete geçirmeyecektir. Çin’in boru hatlarıyla onların ekmeğine kan doğradığını anlatmak, görmeleri onların sinir uçlarına daha rahat ulaşmayı sağlayabilir. Ölü bir Müslümanın kanındansa bir litre petrolün boşa ya da onların çıkarı dışında aktığını görmek ne yazık ki bazı çevreleri daha çabuk harekete geçirebilecektir. Konunun bu tarafını da dikkatle düşünmek gerekir. Batılılar Çin karşısında cephe kaybetme ihtimalleri karşısında belki uluslararası kuruluşlarda harekete geçerek bir şeyler yapmak isteyebilirler. Churchillce denecek olurda bir damla petrol bir damla kandan değerlidir ne de olsa. Romanda Orwell, ...bağışlanamaz bir olay olmuştu – bir beyaz adam öldürülmüştü. Böyle bir şey olduğunda, Doğu'daki İngilizlerin içini bir ürperti kaplar. Burma'da her yıl yaklaşık sekiz yüz kişi öldürülür; bunun hiçbir önemi yoktur; ama bir beyaz adamın öldürülmesi canavarlıktır, kutsal şeylere karşı işlenmiş bir suçtur. sözleriyle yerlinin manasının orayı işgal eden sömürgeci nazarından aktarır.

Arakan’da Müslümanlar yaşıyor. Bunlar asırlarca önceye dayanan bir mirasın aktüel neticesinde burada olan insanlar. Ancak onların varisi olmadıkları bir şey varsa o da kurgulanmış islami görünümlü cihadist tiplemenin düzen bozucu veya muktedirler lehine olayları manuple etme imkânının mağduru olmaları ihtimali gerçeğidir. Daeş, Boko Haram vs bir görünümle orada hareket eden, eline silah tutuşturulmuş, binlerce madurun katledilenlerin hakkı diyerek bir budiste, polise vs. sıkılacak tek bir kurşun küresel planlar, bölge dengeleri açısından operasyon yapacaklar için bir baharı başlatabilir. Bu bakımdan Arakan’ın onca fakirlik ve eğitimsizlik arasında çok zor olsa da temiz ve nezih kalması son derece önemlidir. Zira yerel, bölgesel ve küresel aktörler olası bir makulleşmenin önüne geçmek üzere islamofobya öcüsünü hemen devreye sokarak bunun önünü alıverirler. Teröristler diye yukarıda aktardığımız açıklamalar tam da bunu gösteriyor. Tüm bunlar olurken bir halk mahvoluyor. AA’ye konuşan Dr. Muhammed Eyyüb Han içeriden bir ses olarak ''Tüm bu yaşananlar dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor ve dünya bu zulme dur demiyor. Tecavüzü silah olarak kullanıyorlar. Tecavüzler, ölümler, bulunamayan cesetler, kimliksiz insanlar, vatansızlaştırılmaya çalışılan bir toplum, yakılıp yıkılan şehirler, köyler. Eğer müdahale edilmezse bir toplum yok olup gidecek.'' feryadı ile olayın tüm bu analizler ötesindeki trajedisinin resmini çiziyor.

Arakan’da yaşananın bu gerçeklikleri ötesinde sadece ilgilendiğimiz yanı olan insanlık dramı ise Müslüman olmak dışında suçları olmayan insanların kimsesizliği, modern zamanlarda Müslüman olmanın mükerrer bir hikâyesinden başka bir şey değil. Bir partide 450 milyar dolarlık silah alabilen Müslüman güçler ne hikmetse bu durumlarda üç maymunu oynuyorlar. Herhalde o Müslümanların vehhabi olma ihtimali olmadığından ümmet-i Muhammed’e yardımı abesle iştigal malayani görüyorlar. İran ise şii olmadıkları ve derin siyasi hamleleri açısından bir mana taşıma ihtimali olmadığı için bu insanlara dönüp Müslüman oldukları için bakamıyor. Devlet altı gruplara inersek, Müslüman olduğu için sadece ve yalnızca kardeşler olarak görerek, TİKA’nın yaptığı tarz yardımları, ertesi gün bu adamlar bizim mezhebimize, vs.mize yaramaz, onları kendimizleştirmemiz de zor, zaten fakir fukaralar işe de yaramazlar deyip yardımı abesle iştigal görüyorlar. Bu ahlakımızın, insanlığımızın bittiği yer Müslümanlığımıza sıra gelmiyor bile değerlendirmede. Kur’an’daki, Biz size ancak Allah rızası için yediriyoruz ve sizden bir karşılık ve teşekkür bile beklemeyiz, derler. " (Dehr: 8-9) ayetinin muhatabı ise zaten Müslümanlar değil. Hülasa Arakan’da bölgesel hesaplar ötesinde insani hale insanlık namına yaklaşmanın zarureti her şeyden önemlidir. Kendisi kimsesiz, çaresiz, sahipsiz hisseden çocuklar ve kadınların üzerine merhametten bir battaniye, şefkatten sıcacık bir çorba olabilmek varoluş sebebimizin ta kendisidir.

Meseleye hakemlik edecek küresel aktörlerin muhtemelen konuya iki taraflı bir çatışma olarak yaklaşacakları, duygusal dünyamız ve bakışımızda bir hayal kırıklığı oluştursa da, daha önceki olaylarda tecrübe ile muhtemele bir sonuç olarak öngörülmelidir. Myanmar’da polis kontrol noktalarına saldıranlar yüzbinlerde evsiz barksız, sürgüne bir fayda sağlayamayacaklarını da ve hangi hesabın ayarlı çıkıntıları olduklarını da çok iyi biliyorlardır. O kurşunları sıkanlar da Müslümanlara saldıranlar da bölgesel hesapların apartı olmak durumundalar. Süper güçlerin karşılaşma alanı olan bir yerde meselenin naif iç dinamiklerin talihsiz trajedisi olduğunu düşünmek için en hafifinden biraz saf olmak gerekir.

İtidal çağrıları arasında kadın ve çocuklar ölmeye devam ediyor. Tıpkı Bosna’da, Hocalı’da, Suriye’de, Ruanda’da ve daha pek çok yerde olduğu gibi. Unutulmaması gereken bir şey de Myanmar’da resmen olan şeyi teröristlere karşı bir güvenlik operasyonu olduğudur, ötesi ise sanki istenmeyen maksadını aşan şiddet olarak sunulacaktır. Ölüm dışında, insan tacirlerinin insafına terk edilen Arakanlı kadın ve çocuklar için hiç olmazsa geçmişte olduğu üzere TİKA gibi imkânlarla orada merhamet olabilmek belki bu hay huy içinde en makul seçeneklerden biri olarak görünüyor. O çaresiz, mazlum bakışlara devletimiz vasıtasıyla gönlümüzden bir el uzanması bile oradaki acıyı ve sorunu bitirmese de hepten de yalnız olmadıkları, vefalı Türkün bir kere daha geldiğini, insanlığın tamamen ölmediğini, bedelini ödedikleri dinlerine mensup kardeşlerinin de olduğunu görmeleri açısından önemli olacaktır. Mazlumun bir sessizliği bir de ahı vardır. Arakan’da görünen kan ve gözyaşının ardından perdeyi aralamaya çalışınca görünen bunlar, elbette ehline malum olan köprünün altından akan çok sular vardır. Bunca acının arasında insanlığın bu sefer de Bengal körfezinde boğulduğunu görmek, ölenin ise yine Müslüman olması tarifi zor duygulara yol açıyor.

İngiltere’nin çağrısı bakalım hangi süreci devreye sokacak? Bakalım petrol ve gaz borularından akacaklar uğruna daha neler feda edilecek. Orwell dileyelim de bu defa yanılsın ve insanlık kazansın.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Balkanlarda Türk mevcudiyeti Osmanlı öncesine dayanmakla birlikte, orada Türk varlığının güçlü bir şekilde hissedilmesi ve etkisini göstermesi, Osmanlı dönemine rastlamaktadır. Bu güç etkisinin iki neden bulunmaktadır. İlki, Osmanlıların Avrupa ve Balkanların genelinden farklı bir dini misyona sahip...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.