Fransa’nın Cezayir’e Özür Borcu

Haber

Geçtiğimiz pazar günü (8 Mayıs) Cezayir’de binlerce kişinin katıldığı toplu bir yürüyüş yapıldı ve Fransa sömürgecilik döneminde yaptıklarından dolayı kınandı. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Boutiflika Fransa’nın 1945’teki Setif katliamı için özür dilemesini istedi. Fransa Dış İşleri Bakanı Michel Barnier özetle bu tür acı hatıraların gün yüzüne çıkarılmasının iki ülke ilişkilerine zarar vereceğini (!), arşivlerin açık olduğunu ve tarihçilerin araştırmalar yapabileceğini söyledi....

Stratejik Yorum No: 102
Geçtiğimiz pazar günü (8 Mayıs) Cezayir’de binlerce kişinin katıldığı toplu bir yürüyüş yapıldı ve Fransa sömürgecilik döneminde yaptıklarından dolayı kınandı. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Boutiflika Fransa’nın 1945’teki Setif katliamı için özür dilemesini istedi. Fransa Dış İşleri Bakanı Michel Barnier özetle bu tür acı hatıraların gün yüzüne çıkarılmasının iki ülke ilişkilerine zarar vereceğini (!), arşivlerin açık olduğunu ve tarihçilerin araştırmalar yapabileceğini söyledi.

Şimdi biraz geriye gidelim. Bundan tam altmış sene önce insanlar savaşın bitişini kutluyorlardı. Yıl 1945. Yer Cezayir’in Setif kenti. Cezayirli erkekler Fransa’nın bağımsızlığı ve onuru için Fransız ordusunda Fransız bayrağı altında 2. Dünya Savaşı boyunca savaştılar. Savaş bitince ise bağımsızlık şarkıları söyleyerek bu haklı sevinçlerini halklarıyla paylaştılar. Ne mutlu onlara! Artık savaşı kazandıklarına göre bağımsızlık onların da haklarıydı. Fakat Fransa aynı fikirde değildi ve Cezayir’de 1830 yılında başlattığı sömürge düzenini sürdürmekte kararlı idi. Cezayirliler Fransızlar için canlarını feda etmekten kaçınmamışlardı. Özgürlük sırası şimdi kendi ülkelerindeydi ve kendi ülkeleri için de herşeylerini feda etmekten çekinmeyeceklerdi. Cezayir halkı Setif kentinde bağımsızlık isteklerini dile getirdikleri büyük bir yürüyüş düzenlediler. Fransa’nın bu gösteriye tepkisi insanların üzerine tank ve uçakları göndermek oldu. Sonuçta genç, yaşlı ve çocuklar da dahil onbinlerce kişi hayatını kaybetti. Cezayir hükümeti ölü sayısının 45,000 olduğunu söylemekte. Fransa ise tüm bu olanları yalanlamazken ölü sayısının abartılı olduğunu öne sürerek asıl ölü sayısının 5,000 ile 10,000 arasında olduğunu savunmakta.

İşte geçtiğimiz pazar günü Setif’te düzenlenen anma yürüyüşü bu yüzden önemliydi. 1954’te başlayıp sekiz yıl süren ve 1962’de Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlanan halk direnişinin fitili Setif’teki yürüyüşle ateşlenmişti. Yürüyüşle ilgili bir diğer önemli nokta ise takip edilen güzergahın 60 yıl önce takip edilen güzergahın aynısı olması idi. O zamanki yürüyüşte insanlar özgür değillerdi ve yürüyüşleri planladıkları güzergahı tamamlayamadan saldırılarla yarıda kesildi ama bu yürüyüşü yapanlar ise bağımsız Cezayir halkıydı ve o gün yarım kalan yürüyüşü tamamladılar.

Aslında Cezayir Cumhurbaşkanı Boutiflika 8 Mayıs 1945’te Setif’te 45,000 insanın ölmesinde Fransa’nın sorumluluğu olduğunu kabul edip özür dilemesini istemesi Cezayir’in bir cesareti olarak değil aksine olayları fazla büyütmediğinin bir göstergesi olarak görülmeli. Çünkü o dönemde bağımsızlıklarını isteyen çok sayıda Cezayirlinin Fransız askerlerince öldürüldüğü tek olay Setif değildi. Fransa ile Cezayir arasında gerginliklerin başlangıcı 19.yüzyılın ortalarına kadar gitmektedir. O dönemde çok sayıda Cezayirli Fransız yönetimine karşı geldikleri için hayatını kaybetti. Askerlerden kaçmak için bir mağaraya sığınan insanların mağara ateşe verilerek öldürülmeleri veya Fransızların çoluk çocuk demeden 5 bin kişiyi Kheruta boğazındaki Hanus köprüsünden aşağıya ölüme atmaları için Boutiflika Fransa’dan özür istemiyor. Fransız Komünist Partisinin 8 Şubat 1962 günü ‘Cezayir’de barış’ (“Cezayir’e özgürlük“ değil sadece ‘barış’) isteklerini dile getirdikleri bir yürüyüşe müdahale eden polisin on kişiyi öldürmesi gündeme getirilmiyor henüz. 17 Ekim 1961 günü 400 kişinin hayatını kaybettiği (Fransızlara göre sadece 40 kişi öldü) ve cesetlerin Seine nehrinden toplandığı gösteri için de özür talep etmiyor Cezayir. Dolayısıyla Fransa sadece kendisinden beklenen Setif katliamının sorumluluğunu üstlenmesi ve özür dilemesi deyim yerinde ise Fransa adına ucuza kapatmak olacaktır.


Setif’te yaşananların katliam olup olmadığı bugün tartışılan bir konu değil. Böyle bir olayın gerçekleştiğini Fransa da kabul etmektedir. Fakat Fransa hayatını kaybeden insan sayısını fazla abartılı bulmaktadır. Ayrıca Marc Ferro ve Raimondo Luraghi gibi sömürgecilik tarihi alanında saygın bir yere sahip batılı tarihçiler de bu tür trajik olayların olduğunu ve hatta işkence ve kıyımın had safhada olduğunu kaydetmişlerdir. Geçtiğimiz Şubat ayında Fransa’nın Cezayir büyükelçisinin Setif katliamı ile ilgili olarak ‘bağışlanamaz trajedi’ olarak bahsetmesi Cezayir’in elini güçlendirmektedir.


Tarihe baktığımızda bir ülkenin diğer bir ülkeden geçmişte yaşananlardan dolayı özür dilemesine defalarca rastlamaktayız. Örneğin Batı Almanya başbakanı Willy Brandt 2. Dünya Savaşı sırasında milyonlarca yahudinin öldürülmesinden ötürü özür diledi (hemde tüm dünyayı şaşırtıp diz çökerek). Batı Almanya parlamentosu ise 40 yıl direndikten sonra 13 Nisan 1990’da Nazilerce işlenen suçlardan dolayı özür diledi ve İsrail ile daha sıkı ilişkiler kurmanın yollarını arayacağını söyledi. Ağustos 1994’te Alman Cumhurbaşkanı Roman Herzog İkinci Dünya Savaşında ülkelerinde sebep oldukları acılardan dolayı Polonyalılardan özür diledi. 8 Nisan 2000’de Belçika 1994 yılında Ruanda’da yaşanan savaşı önlemede başarısız olduğunu kabul ederek uluslararası camiadan özür diledi. 15 Ağustos 2002’de Japon başbakanı Junichiro Koizumi ülkesinin geçmişteki agresifliğinden dolayı uluslararası camiadan özür diledi. Temmuz 1995’te Jacques Chirac 320,000 yahudinin ölüm kamplarına sürülmesinde Vichy hükümetinin Nazilere yardım etmesinden dolayı özür diledi (Daha önce Temmuz 1992’de o zamanki Fransa cumhurbaşkanı François Miterand özür dilemeyi reddetmişti.) Benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün.


Tüm bunlardan sonra Boutiflika haklı olarak ülkesinin bağımsızlığını kazanma adına 1,5 milyon Cezayirlinin hayatını kaybetmesine neden olanların bir özür borçlu olduğunu düşünmektedir ve buna da hakkı vardır.


Fransa-Cezayir ilişkileri Cezayir’in sekiz yıl süren bağımsızlık direnişinden beri pek de iyi değildi. Fakat geçtiğimiz yıllarda iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli ölçüde gelişme gözlemlenmektedir. 2003’te Jacques Chirac Cezayir’e resmi bir ziyaret düzenleyerek 41 yıl aradan sonra Cezayir’i ziyaret eden ilk Fransız devlet başkanı olurken Cezayir cumhurbaşkanı Boutiflika da bu girişimlere olumlu karşılık verdi. Son olarak iki ülke 2003 Mart ayında Chirac’ın ziyaretinde iki ülke arasındaki ilişkileri iyileştirmeyi amaçlayan bir dostluk anlaşması imzaladılar.


Fransız tarihçi Benjamin Stora’ya göre bugüne dek Fransızlar arasında Fransa’nın sömürgecilik döneminin ardından bıraktıkları çok az tartışıldı. Stora bu tür olaylarda bir paradoksun var olduğunu söyler ve ekler: ‘Olay ne kadar geçmişe gönderilirse o kadar gün yüzüne çıkar.’


Tarihten kaçsak bile tarih bizim peşimizi bırakmayacaktır. Ülkeler arasındaki ilişkiler elbette geçmişte yaşanmış birtakım olaylar yüzünden kilitlenmemelidir ve geliştirilmelidir ama ülkeler de geçmişleriyle yüzleşmeli ve varsa hatalarını kabul etmelidirler. Cezayir’in istediği de işte bu. Bu sadece Fransa ve Cezayir arasında bir sorun olarak görülmemelidir. Yukarıda değindiğim gibi Almanya 2. Dünya Savaşı’ndan dolayı birçok ülkeden özür diledi. Bugün özellikle Avrupalı devletler 18. yüzyılın sonlarında ve 19. ilk yarısında sömürge olarak yönettikleri ülkelerin bugünkü durumlarına bakıp bunda kendi sorumluluklarını görmelidirler. Görmeli ve kendilerini affettirmek için bu ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmalıdırlar. Türkiye ise gerek benzeri sorunlarla uğraşmakta olduğundan gerekse bizleri kardeş olarak gören bu ülkelerle olan tarihi bağlarımızdan dolayı Cezayir’i bu mücadelesinde yalnız bırakmamalıdır.

*Hasan Öztürk
TASAM Afrika Uzmanı

hozturk@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiş...;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

Modern sosyal bilimlerin ve yükseköğretim yapılarının kurumsal mimarisi incelendiğinde, hiçbir akademik merkezin 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasında Berlin Üniversitesi kadar derin, dönüştürücü ve küresel bir iz bıraktığı görülmez.;

NATO ile ilişkimiz daha NATO kurulmadan başlıyor. 1952den beri de bizim ısrarımız ile saflarına kabul edildik. 54 yıldır evliyiz. Bu tarihimizdeki en uzun ittifak. Yarın (7 Haziran) Ankara’da NATO zirvesi başlamadan önce bu beraberliğin serencamını hatırlatmak istedim. ;

NATO liderleri 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanıyor. 2004 İstanbul Zirvesi'nden yirmi iki yıl sonra Türkiye'de ve ilk kez başkentte. Bu zirvenin kavramsal karşılığı ise net: NATO 3.0. Şöyle özetleyelim.;

Modern makroekonomik sistemlerin ve ulusal kalkınma modellerinin karşı karşıya kaldığı en akut yapısal hastalıklardan (patolojilerden) biri, reel sektör bünyesinde üretilen katma değerin ve artı değerin (surplus), spekülatif finansal enstrümanlar (türev piyasalar, gölge bankacılık ve rantiye mekaniz...;

Her uluslararası aktörün öncelikle güvenlik ihtiyacı olduğu ve bunu sağlamak adına politikalar üretmesi gerektiği ve güvenlik kavramı tam olarak ortaya konulmadan uluslararası alanda gerçekleşen olayların açıklamasını yapmanın zor olduğu bilinen bir gerçektir.;

Öteden beri görmek isterdim, fotoğraflarından, hakkında yazılıp çizilenlerden bildiğim Divriği Ulu Camii’ni. Konakları, günlük yaşamı, insanı dünyada en tabii hali ile görebileceğimiz tek mekan olduğunu düşündüğüm arastası, sakin ve huzurlu sokakları ile Divriği’yi.;

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...