Yunanistan’daki Ekonomik Krizin Nedenleri ve Genel Gidişatı

Yorum

Önce finansal kriz olarak başlayan ve daha sonra ekonomik etkilerinin de görülmesiyle finansal krizden borç krizi haline dönmüş olan kriz bugün başta Yunanistan, Portekiz ve İtalya gibi AB ülkelerini şiddetle etkisi altına almıştır ve krizin etkileri en çok Yunanistan’da hissedilmektedir. ...

Elif Akhan

TASAM, Balkan Çalışmaları Stajyeri

Önce finansal kriz olarak başlayan ve daha sonra ekonomik etkilerinin de görülmesiyle finansal krizden borç krizi haline dönmüş olan kriz bugün başta Yunanistan, Portekiz ve İtalya gibi AB ülkelerini şiddetle etkisi altına almıştır ve krizin etkileri en çok Yunanistan’da hissedilmektedir. Diğer taraftan, Euro bölgesinden atılmaktan devletin resmen iflasına kadar pek çok kötü senaryo konuşulmaktadır. Kısacası şöyle ifade edebiliriz ki; 2008’de başlayan küresel finansal kriz Avrupa’da bir borç krizine dönüşmüştür. Tüm dünyada görülen ekonomik yavaşlama ve buna bağlı olarak vergi gelirlerinin azalmasından dolayı Yunanistan dışında pek çok ülkeyi etkilemesine rağmen Yunanistan’da iflasın eşiğine kadar getirmesinin nedeni Yunanistan’ın geçmişten beri gelen ve sürekli artarak devam eden mali dengesizlikleridir.

Rekabet gücü azalan, cari açığı çok yüksek olan, kamu borçlarını sürekli olduğundan çok düşük gösteren, ücretleri sürekli artan ve sanayisi bitip ithalata bağlı hale gelen Yunanistan ekonomisi son kriz ile birlikte bir anda patlamıştır. Yunanistan ekonomisinin temelini oluşturan üç sektörde de- turizm, gemicilik ve finans- dengesizliklerin olması zaten mevcut olan krizin üstüne tuz biber olmuştur. 1970’lerden itibaren özellikle de Türkiye’ye karşı sürekli ve artarak devam eden bir silahlanma da Yunan ekonomisinin çıkmazını oluşturmuştur. Hatta kimi ekonomistlere göre cari açığın en önemli sebeplerinden birisi silahlanmaya yapılan aşırı yatırımdır. Yunanistan, kendine göre, Türkiye’yi sürekli bir tehdit olarak görmüş ve onun askeri harcamalarını dengelemek için zaten yetersiz olan ekonomisini silahlanma ve savunma sanayisine odaklamış ve bu da Yunan ekonomisinde onarılması güç hasarlara yol açmıştır. Sonunda, Yunanistan savunmaya ayrılan bütçenin GSMH’ye oranı açısından AB ve NATO üyesi ülkeler arasında ilk sıraya yükselmiştir. Buna ek olarak, 1980’li yıllardan itibaren PKK terör örgütü militanlarına kendi topraklarında BM denetimi altında bulunan Lavrion mülteci kampında kucak açıp örgütü askeri ve ekonomik açıdan desteklemesi de tuz biber ekmiştir.

Uzun yıllar süren bütçe açıkları tasarrufları azaltmış ve bu ticaret dengesini olumsuz etkilemiştir. Yıllar boyunca ülkenin ithalatı artmış ve bununla beraber ihracatı azalmıştır. Bir diğer ifade ile ülke üretmeden tüketmeye başlamıştır. Gazetelerde çıkan Yunanistan’a dair lüks ve aşırı harcama ile ilgili haberler gerçeklikten uzak değildir ve büyük oranda doğruluk payı mevcuttur. Öyle ki, bankalarını öğlen saat ikide kapatan ve sırf işe vaktinde geldi diye devlet memuruna ekstra ikramiye veren bir ülkeden söz ediyoruz. Zaten, Yunanistan’a AB ile birlikte gelen büyüme kendini tarım ve sanayi sektöründe değil hizmet sektöründe göstermiştir.

2009 yılında Euro alanı %4,1 oranında küçülmüş ve tarihindeki en büyük daralmayı yaşamıştır. AB ve Euro bölgesi içinde en çok etkilenen ülkenin Yunanistan olması sadece AB üyeliğinin bile tartışmalı olmasından değil aynı zamanda ekonomisinin de Maastricht kriterlerine uyumlu olmamasından kaynaklanmaktadır. Andreas Papandreou’nun soğuk savaş yıllarında izlediği ve seçimlerde siyasi malzeme yaptığı Batı ve NATO karşıtı siyasi söylemler ile ‘bağlantısızlar ( non-aligned)’ olarak bilinen devletler ile kurduğu yakın ilişkiler sayesinde tartışmalı bir şekilde AT’ye üye olan Yunanistan, yine daha sonraki yıllarda ekonomisinin Maastricht kriterlerini karşılayacak düzeyde olmamasına rağmen Euro bölgesine dâhil edilmiştir.

Ekonomisi uyumlu olmamasına rağmen Euro bölgesine dâhil edilen Yunanistan ekonomisinde rekabet düşmüş ve bu beraberinde borçlanmayı getirmiştir. Maastricht kriterlerine göre bütçe açığının %3’ü geçmemesi gerekirken Yunanistan’ın sürekli rakamları olduğundan düşük göstermesi, diğer bir ifade ile AB’yi kandırması, patlayacak olan krizin önceden habercisiydi. Diğer Euro bölgesi ülkelerin sorunu şudur ki; ticari açığın bir nebze olsun kapanabilmesi için Yunanistan’ın en bilindik yöntem olan devalüasyon yapması gerekmektedir, fakat Euro bölgesine dahil olduğundan yani parasal yetkisi tamamen Avrupa Merkez Bankası’na devredilmiş olduğundan bunu gerçekleştirememektedir. Bu yüzden, kamuoyu önünde olmasa da kapalı kapılar ardında Yunanistan’ın Euro bölgesinden çıkma olasılığı konuşulduğunu anlamak güç değildir. Yunanistan işleri yoluna koyuncaya kadar Euro bölgesinden çıkıp ekonomi yolunda gitmeye başladıktan sonra tekrar Euro bölgesine dahil olabilir; fakat bunun sonuçları ve maliyeti ne kadar olur bu tahmin edilememekte. Ayrıca, krizin önünü alamayıp ve daha ilk krizde çareyi krizde olan ülkeyi Euro bölgesinden çıkarmak gibi bir çözüm bulmak AB’nin prestijini de sarsabilir.

Tüm bu ekonomik kriz ve onun doğurduğu ağır sonuçlardan dolayı Yunanistan’da sokaklar aylardır alev topuna dönmüş durumdadır. Halk, krizin sorumlusu olarak beceriksiz hükümet ve sermaye çevrelerini görmekte, faturanın kendilerine kesilmesine şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Zaten Yunanistan’da sendikalar güçlü bir tabana sahip durumda ve ülke bu tür gösterilere alışkın. Siyasi belirsizlik ve siyasi açmazlar, yabancıların Yunanistan’ın ihtiyacı olan likiditeyi temin etmemesine yol açıyor ve ekonomik kriz daha da artıyor. Enflasyon ve işsizlik sürekli artarken AB ve IMF’nin kamu harcamalarında kesintiler, kamuda istihdamın azalması, sosyal harcamalarda kesintiler ve özelleştirmeler içeren yardım paketleri sunması sokaklardaki ateşi gittikçe artırmıştır. Maaşları ödemek ve diğer kamu harcamalarını sağlamak için borca ihtiyacı olan Yunanistan’ın kapı kapı dolaşıp borç istemesi ve ‘Borç alan emir alır’ sözünü gündeme getirmesi Yunan halkında daha da büyük tepkilere ve kızgınlıklara yol açmıştır. Öte yandan, sosyalist bir partinin genel başkanı ve aynı zamanda başbakan olan Yorgo Papandreou ve partisi PASOK için özelleştirme ve diğer piyasa karşıtı politikalar izlemek, emek karşıtı reformlar yapıp sermaye taraftarı gözükmek çok zor bir durumdur.

Öyle ki, gazetelerde her gün intihar ve bebeklerin kiliselerin himayesindeki yardım derneklerine bırakılması gibi haberler olağan hale gelmiştir. Yunanistan öyle bir dar boğaza gelmiştir ki Yunan adalarının satılması bile bir ara konuşulur hale gelmiştir. Ülkenin her yıl büyük şölenlerle kutladığı ve satın aldığı son teknoloji harikası uçak ve gemileri gösterip şov yaptığı 25 Mart ulusal Bağımsızlık Günü’nü kutlamalarında Yunan Savunma Bakanlığı geçen yıl (2011) hiçbir uçak, gemi ve denizaltısını kışladan çıkarmamış; yalnız bu bile ülke ekonomisine 2,5 milyon Euro tasarruf sağlamıştır. Resmi geçit törenine katılan bakan ve milletvekillerinin sayısı da halkın tepkisinden dolayı önceki yıllara çok az sayıda olmuştur.

Üretmeden tüketmeye geçip kendini AB’den gelecek yardımlara dayamanın yanında Yunanistan’ın en büyük sorunlarından bir tanesi de artık sistematik ve normal hale gelmiş olan ‘yolsuzluktur’. Bunu rüşvet ve kadrolaşma izlemektedir. Yolsuzluk sorunu, başbakanlık koltuğuna yeni oturduğunda Yorgo Papandreou tarafından bile dile getirilmekle kalmamış Almanya merkezli Transperancy International adlı bir sivil toplum örgütü yolsuzluğun Yunan devletinin bir kültürü haline geldiğini tespit etmiştir.

Sonuç olarak, Yunanistan’daki ekonomik krizin nedeni sadece finansal kriz olarak başlayıp daha sonra reel ekonomide de etkisini gösteren küresel kriz değil Yunanistan’ın yukarıda da bahsettiğimiz rüşvet, kayıt dışı ekonomi ve yolsuzluk gibi çoktan kökleşmiş yapısal sorunları ve AB’nin ortak para birimi kullanımı gibi ekonomik bütünleşmesine ayak uyduramamasıdır. Maastricht kriterleri ve ardından kurulan Ekonomik ve Parasal Birliğin aldığı uzun vadeli makro ekonomik kriterlere ayak uyduramayan ve bütçe açıklarının GSYH’ye oranının %3’ü geçmemesi gibi makro ekonomik yakınlaşma kriterlerini karşılayamayınca oranları olduğundan farklı gösteren, deyim yerindeyse AB’yi kandıran Yunanistan’da kriz adeta geliyorum demekte idi.

27 Şubatta Yunanistan için yardım ikinci yardım paketi de Alman Parlamentosu tarafından onaylandı. İleriki günlerde bu paketin etkisi ne ölçüde olacak ve Yunan ekonomisinde bir rahatlama sağlayacak mı bilinmez ama verdikleri borçları geri almaları için istemeseler bile Almanya ve Fransa Yunanistan’a yardım etmek zorundalar. Diğer taraftan, verilen bu yardımlar Alman ve Fransız kamuoyunda rahatsızlığa neden olacak gibi gözüküyor. Çünkü ‘tembellik’ yapıp sürekli onların sırtından geçindiğine inandıkları ve “şımarık çocuk“ olarak tanımladıkları Yunan halkına yardım etmek zaten kendi ekonomilerinde de dalgalanmalar görülen Almanya ve Fransa’da hoşnutsuzluk yaratacaktır.

Tüm bu süreçte Yunanistan’ın yapması gereken Euro bölgesinden çıkma riskleri olmasına rağmen rakamları olduğu gibi göstermek, verilen yardım paketlerini makro düzeyde uzun vadeli olacak şekilde kullanmak, haklı olarak tepkili olan halka bunu göstericilere baskı ve şiddette bulunmadan daha demokratik bir dille ifade etmek ve mümkünse krizi atlatana kadar Euro bölgesinden çıkıp bu tür krizlerde en çok kullanılan yöntem olan devalüasyona gitmektir. Kriz bittikten sonra ve ekonomi belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra eğer kriterleri karşılıyor ise Yunanistan tekrar Euro bölgesine girebilir ve daha istikrarlı bir ekonomi ile yoluna devam edebilir.

KAYNAKLAR

  1. Köse, Yaşar ve Hakan Karabacak. Yunanistan Ekonomik Krizi: Nedenleri, Etkileri ve Alınan Tedbirlere İlişkin Bir Değerlendirme. Maliye Dergisi. Sayı: 160 , Ocak-Haziran 2011, ss. 289- 306.
  2. http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=2112
  3. http://www.bilgesam.org/tr/index.php?view=article&catid=70:ab-analizler&id=1201:yunanistan-ekonomik-krizi&format=pdf&option=com_content&Itemid=134
  4. ulusal-bagimsizlik-bayramini-gerginlikler-isitti-2/">http://www.haberler.gen.al/2011-03-25/atinada-sonuk-gecen-ulusal-bagimsizlik-bayramini-gerginlikler-isitti-2/
  5. Cihangir, Damla. Yunanistan- AB İlişkileri: Yunanistan Avrupa Birliği’nin Şımarık Çocuğu Olmaya Devam mı Ediyor? . İKV( İktisadi Kalkınma Vakfı) Değerlendirme Notu. Sayı: 13, Nisan 2010.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2635 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1030
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Çin Halk Cumhuriyeti; Japonya ve Güney Kore’yi geçerek Asya-Pasifik Ülkeleri arasında Türkiye'nin en büyük ticari partneri hâline gelmiştir. Ticaret hacminin artmasına paralel olarak, iki ülke arasındaki ilişkiler ivme kazanmıştır. ;

Küreselleşme olgusuna ilişkin yapılan tanım ve açıklamalar, konunun daha çok politik, ekonomik ve askeri boyutunu öne çıkarsa da, küreselleşme en fazla kültürel yaşam üzerinde dönüştürücü bir etki yarattığı, toplumların günlük yaşam pratiklerini biçimlendiren temel değerleri, kolektif imgeleri ve se...;

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.