Katar Ablukası

Makale

Arap Baharının faturası Katar’a mı çıktı? Diğer yandan ise yeni ABD yönetiminin İran ve aşırıcılık odaklı söylemi Trump’un gezisi hemen sonrası bölgede aksi sadasını ...

Arap Baharının faturası Katar’a mı çıktı? Diğer yandan ise yeni ABD yönetiminin İran ve aşırıcılık odaklı söylemi Trump’un gezisi hemen sonrası bölgede aksi sadasını vermiş görünüyor. Türkiye, Suriye meselesinde olduğu gibi iki arada kalmış durumda. Rusya’nın bu onların bileceği iş biz ikili ilişkilere karışmıyoruz şeklinde kenara çekilen tavrına ABD’nin diyalog ile çözüm çağrısı eklenince bir kere daha birbirinizi yiyin geriye kalanlarla çalışmaya devam edeceğiz mesajı çıkmış görünüyor. Ya da Katar’ı ikna edip yola getirin işimize bakalım deniliyor. Rusya’nın “Biz herkesle iyi ilişkilere sahip olmak istiyoruz. Şu anda en önemli olan, uluslararası terörizm tehdidine karşı tüm çabaların birleştirilmesine odaklanmak." tarzındaki açıklaması Katar meselesinin arkasında bir gizli mutabakat mı var sorusunu da akla getiriyor. Bölge ülkelerinden gelen aşağıdaki açıklamalar da terör ve İran odağından söz konusu edilen bir çekinceyi gösteriyor.


Sahadan Gelen Sesler

Olup biteni anlamak için olayın aktörlerinin ilk tepkilerine soğukkanlılıkla bakma gerekir. Güncel açıklamalar Katar ablukasının görünen sebeplerini ortaya koyuyor: Bahreyn: "Katar'ın uluslararası kanunlar, ikili anlaşmalar ve bölgesel sözleşmeleri hiçe sayarak ülke güvenliğini tehdit etmesi, iç işlerine karışması, silahlı terör örgütlerine destek vermesi, İran ile bağlantılı silahlı terör örgütlerine Bahreyn'de eylem yapması için finansal destek sağlaması" Suudi Arabistan: "Doha'nın açık ve gizli gerçekleştirdiği ciddi ihlaller, terör örgütlerini barındırarak teröre destek vermesi, basın yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapması, Katif ilindeki İran bağlantılı terör eylemlerini desteklemesi, aşırıları barındırması, Yemen'deki Husi militanları desteklemesi sonrasında Suudi Arabistan'ın bu kararları almak durumunda kaldığı", “Katar, aralarında Müslüman Kardeşler, IŞİD ve el Kaide’nin bulunduğu, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan çeşitli terörist ve sekter grupları kucaklıyor; medyası üzerinden sürekli olarak, bu grupların mesajını ve komplolarını destekliyor“ Mısır: "El Kaide ve DEAŞ fikrini yaydığı, Sina Yarımadası’ndaki terör örgütlerini desteklediği, ayrıca Mısır ve diğer Arap ülkelerinin iç işlerine karıştığı" “Mısır yönetimi, düşmanca tavırları, Müslüman Kardeşler Teşkilatı (Ihvan) yöneticilerini ülke topraklarında barındırması ve Mısır milli güvenliğini tehdit eden terör örgütlerinde destek vermesi nedeniyle Katar ile diplomatik ilişkileri kesmeyi kararlaştırmıştır.“ Yemen: Katar "darbeci milislerle ilişkide olmakla" suçlanarak, bunun Yemen'deki meşru hükümeti destekleyen ülkelerin mutabık kaldığı hedeflerle çeliştiği belirtildi. Katar ile diplomatik ilişkilerin kesildiği ifade edilen açıklamada, Katar birliklerinin Husilere karşı oluşturulan uluslararası koalisyondaki rolünün sona erdiğine ilişkin kararın da desteklendiği aktarıldı. Libya: "Katar, Libya'daki Müslüman Kardeşler ile diğer silahlı İslamcı gruplara 2012'den bu yana silah gönderen ana kaynaklardan biri. Bu durum Arap Dünyası'na ulusal bir tehdit olarak öne çıkıyor." Tüm bu açıklamalar terör odağında bir söylemi gösteriyor. Bu sebepler öncelikle küresel aktörlerin terör odaklı gündemlerine dokunarak meşruiyet zemini oluştururken kendi içinde de mevcut ülkelerin bu bağlamdaki hassasiyetlerini söz konusu kılarak müşterek bir hareket zeminini kurucu görülüyor. İran burada yeni ABD yönetiminin kırmızı çizgisi olarak özellikle öne çıkarken Daeş, Hamas, Hizbullah ve İhvan vurgulu itiraz dünya kamuoyunu kendi çevresinde toplayıcı bir özellik gösteriyor. Kuveyt, Ürdün ve Umman ise bu koalisyona şimdilik katılmama kararı aldılar.


İranla Bir Dargın Bir Barışık

Mart ayında Suriye’de Madaya, Zebedani, Fua ve Kefraya’daki dört köyden tahliye konusunda Katar ve İran arabulucuğuyla gerçekleşen tahliye kararında görüleceği üzere Katar’ın körfezdeki genelin aksine İran ile söz konusu yakınlaşması hem bölge ülkelerinin hem de küresel güçlerin stratejileri açısından faydalı görülmemiş olmalıdır. Hâlbuki 2016 başında Suudi Arabistan’ın diplomatik varlığına İran’da saldırı olduğunda Katar büyükelçisini çekmişti. Aynı yılın sonunda ise ABD Savunma Bakanı Ashton Carter 10 Aralık'ta Katar'ın başkenti Doha'da İran füzelerinin oluşturduğu tehdide karşı uzun menzilli erken uyarı sistemi kurulması konusunda mutabakata varıldığını açıklamıştı. İran bunu Katar’ın kendilerine savaş açması olarak yorumlamıştı. Nihayet son dönemde Ruhani’nin yeniden seçilmesinden sonra ise karşılıklı telefon görüşmesinden ilişkilerin arttırılmasına dair irade beyanlarından bulunulmuştu. İran-Katar ilişkilerinin bölge gelişmelerine bağlı, bir dargın bir barışık pragmatik bir zeminde yürüdüğü görülüyor.

Katar’ın ablukaya alınmasında ve nihayet yönetimini tehlikeye düşüren bu hareketteki esas sebeplerden biri olarak İran ile olan ilişkileri gösteriliyor. Yukarıda sunulmaya çalışıldığı üzere her ne kadar bu ilişkiler öyle aynı doğrultuda ve hep iyi olmasa da görünen o ki bugün meşru bahane için bu sebep de ortada. Peki İran’dan bu konuda çıkan ses ne, İran gazetelerine neler ilk anda yansıdı? İran gazetelerine bakılacak olursa Trump’un ziyaretinden sonra, İran gazetesi Hemşehri’de ifade edildiği üzere, Suud ve BEA ilişkilerindeki gerginliğin tarihi bir arka planı olmakla birlikte son günlerde Katar emirinin İran, Hamas, İhvan ve Hizbullah’a dair açıklamaları, bu aktörlerle gergin ilişki içinde olmamak konusundaki çekincesini ifade etmesi, bunları mukavemet hareketleri olarak nitelemesi sonrasında bu gelişmelerin yaşandığını vurguluyorlar. Gerçi bu açıklamalar yalanlansa da Körfez ülkelerinin bu gibi fırsatları Katar ile hesaplarını görmek için kullandıklarını da ifade ediyorlar. Suudluların son dönemde aldıkları darbelerin intikamı peşinde olduğu ve bu sebeple Katar’a dair bu kararın alındığını ifade ediyorlar. Hemşehri gazetesinde, Katar’ın baştan beri diğer körfez ülkelerinden farklı olarak kendi bağımsız dış politikasını takip ettiğini ve bunun da kendini bölgenin büyük abisi sayan ve körfezdeki Kuveyt, Katar, BAE, Umman ve Bahreyn gibi ülkelerin hiçbir şekilde onun arkasından ayrılmaması gerektiğini düşündüğü için Katar’a bu noktada kızdığı yorumu da yer alıyor. Suud ile Katar arasındaki sınır sorunlarının da bu arada göz önünde bulundurulması kayıt ediliyor. Suud’ın Katar’da Hamas, Hizbullah ve İhvan ile alakalarını kesip bu konudaki Körfez ülkelerinin mutabakatına dâhil olmasına istediği de kayıtlar arasında.

Keyhan gazetesinde, Suudi gazetesi er-Riyad’da Katar’da 46 yılda beş darbe denendiğini ve altıncısının da uzak olmadığını yazdığı da İran gazetelerine yansıyanlardan. Katar yönetiminin bir darbe ile iş başına geldiğini ima ile mevcut yönetimim aldatma ve cinayet ile iş başına geldiğini ve ülkede bir darbe geleneği olduğunu aktarıyorlar. İran gazetesi Keyhan, Selam el-Ensari isimli ABD’de bulunan Suudlu lobi önderinin Suudi Arabistan ve İsrail’den bu konuda taleplerde bulunduğu ve Şeyh Temim b. Hamad Al-i Sani’nin Muhammed Mursi örneğindeki gibi bir darbeye maruz kalacağını ileri sürdüğünü satırları arasında zikrediyor. Buradan yola çıkarak Mısır’da olduğu gibi Suudi Arabistan’ın Katar’da da bir askeri darbe yapabileceğini kayıt ediyor. İran gazeteleri görüleceği üzere Suud ile ilişkilerdeki köklü sorunlardan yola çıkarak muhtemel bir darbeye kadarki yelpazede gelişmeleri okuyorlar.

Meselenin ekonomik yönü ise konunun uzmanları tarafından dile getiriliyor. Bölgenin bu çalkantılı döneminde görülen o ki Körfez bir başka iç çalkantıyla yeniden hareketlendirildi. Bu durumda Katar için çok fazla çıkar yol görünmüyor. Türkiye için ise yine maslahat ile ilke arasında bir yerde yeni bir sorun söz konusudur. Ülkemizden ilk yorum “Her bakımdan bu dayanışma önemli. Elbette ülkeler kendi aralarında sorunlar yaşayabilir ama her şartta diyaloğun devam etmesi lazım ki, var olan sorunlar barışçıl yollardan aşılsın.“ şeklinde geldi. Temkinli ve dikkatli bu açıklama meselenin zorluğunu ortaya koyduğu gibi Türk dış siyasetinin taraf olmamaya gösterdiği doğru özen olarak görülebilir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2609 ) Etkinlik ( 196 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 88 1013
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1343 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 594
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Kudüs, tarihimizin açısından biz Türkler için, adalet ve "hörmet" ile insanlığa sunduğumuz abideleşen zaman dilimlerini gösteren mefkûre bir mekândır. İsrail dönemindeki durumu göz önüne alarak bir mukayese yaparsak bu gerçek daha açık olarak görülecektir. ;

“Güneş Kuşağı” olarak adlandırılan, kolay yaşanabilen, ılımlı iklim kuşağı içinde yer alan bölgelerde, tarihin ilk dönemlerinden itibaren, daha fazla çıkar elde edebilmek amacıyla, güce dayalı üstünlük kurma mücadelesi hiç eksik olmamıştır.;

Türkiye - Hindistan Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut iş birliğinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı ve stratejik zemin kapasite inşasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...