Korumacılığın Çirkin Yüzü: Ticaret Savaşları

Yorum

Dar anlamda ticaret savaşları, iki veya daha fazla ülkenin birbirlerine karşı uyguladıkları ticari tarifeler nedeni ile ortaya çıkan anlaşmazlık veya çatışmalar anlamına gelmektedir. ...

Dar anlamda ticaret savaşları, iki veya daha fazla ülkenin birbirlerine karşı uyguladıkları ticari tarifeler nedeni ile ortaya çıkan anlaşmazlık veya çatışmalar anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, ticari tarifeler üzerinden yürütülen anlaşmazlık kolaylıkla, ithalat/ihracat kısıtlamaya, engel ve yasaklara veya hatta yaptırımlara sıçrayabilir. Ekonomik ilişkiler itibarı ile parlayan saman alevi, siyasi bir yangına dönüşebileceği gibi, siyasi sürtüşme ve restleşmeler kolaylıkla ikili/çok taraflı ticaretin boğazını da sıkabilir. Kimin soluğu kesilir? Veya bu işten kim zararlı çıkar? sorusu ise, günümüz dünyasında üretim aşamalarında ortaya çıkan çeşitlenme nedeni ile tüketiciye, üreticiye, dağıtıcıya, araştırmacıya dalga dalga uzanır.

Ticaret Savaşlarının Domino Etkisi
İtalyan bir otomobil mimarı tarafından çizilen yeni bir otomobil modeli, bir Japon firması tarafından, Meksika’da, Kanada çeliği ile üretiliyorsa, Meksika’dan yapılacak otomobil ithalatına yüksek ticari tarife koyacak olan ABD nin kimleri etkileyeceğini bir düşünün. Buna ilk tepkinin mukabele-i misil ile geleceği Meksika’nın da ikinci bir savaş dalgası yaratacağına kuşkunuz olmasın. Çok mallı-çok ülkeli bir ticaret tablosunda, birincil ve ikincil etki-tepki zincirinin çığ gibi büyümesi ise, eğer ülkeler aralarında anlaşmazlarsa, ithalat ve imalat maliyetlerinin artmasına, işsizliğin ortaya çıkmasına yol açabilir. Üstelik her vasıf düzeyinde işsizlik ve bununla gelen durgunluktan bahsediyorum.

Ticaret Savaşlarının Kazananları-Kaybedenleri
Ticari tarifelerin yükseltilmesi, bu kararı alan ülkelerin maliye idarelerine bir gelir katkısı sağlayabilir. Tabii tarifelere rağmen ithalat devam ederse. Ancak bu kısa vadeli etkiden öte, günümüzde, fazla bir yurt içi üretim, ihtisaslaşma, gelir bölüşümü ve olumlu istihdam etkisi beklenmemeli, tersinden de endişe edilmelidir. Özellikle tüketici kayıpları ve zararları hesaba katılmak zorundadır. Zaten küresel bağlamda kazananlarla kaybedenlerin adeta eşitlendiği düşünülen bu sıfır toplamlı sonuç, 2. Dünya Savaşından sonra dünyayı, önce GATT(Tarife ve Ticaret üzerinde Genel Anlaşma) ve Dünya Ticaret Örgütünün uzlaşmacı ve uzlaştırmacı yaklaşımlarına götürmüş, dünya 1930 lı yılların ekonomik depreminden, işbirliği sayesinde çıkmıştır. Şimdi buna rağmen dünya ne durumda, biz ne durumdayız?

Durduğu Yerde Ticaret Savaşı Tetikleyen Trump
Trump elbette ABD deki bazı kesimlerin hassasiyelerine şerbet vermek istedi. Ama bir de özellikle Çin ve Meksika’yı hedef alarak açmaya çalıştığı ticari savaş cephesinin özelliklerini Başkan’ın dikkate almaması bir çok yeni sorunun başlangıcına işaret etti. Herşeyden önce Trump galiba ABD ticaretinin üçte birinin Çin ve Meksika ile olduğunu pek önemsememişti. Bu üç ülkenin, küresel arz zincirindeki rolünü de pek umursamadı. Oysa ABD nin Mekiska’dan yaptığı otomobil ithalatındaki Çin katma değerini düşünmeden, otomobillere Meksika malı demek ve bunların ABD deki satış fiyatını tarife artışı ile yükseltmek, ancak 19. Yüzyıl mantığındaki bir korumacılık ile bağdaşabilir. İşin ucunun kime dokunduğunu düşünmeyen Trump, küresel ticaretin gerçeklerini de unutunca, hem Meksika’ya, hem de Çin’e karşı tarifeler yolu ile basit bir korumacılık değil, bir ticaret savaşı cephesi açma tehdidinde bulundu. Bunun farkında değil gibi ama öyle.

Rusya ve Türkiye Arasında Ticaret Savaşı Var mı?
Geçen yıl 4 milyon ton buğday ithal eden Türkiye, bu miktarın yarısını Rusya’dan almış, yüksek kalite buğday için de 250 bin tonluk bir ihaleyi AB ye açmıştır. Aslında Türkiye tahıl ithal ve ihraç eden(buğdayda da) bir ülke olarak küresel standardlarda bir uluslararası ticareti, tarım sektörü üzerinden de sürdürmektedir. Ama özellikle buğday ithalatında, enerji alanında olduğu gibi bir Rusya bağımlılığı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Buna rağmen görünürde, iki ülke arasında temkinli dostluk rüzgarları eserken, şeker renk bir siyasi düzlemde, Türkiye Rusya’dan yapmakta olduğu buğday ithalatına, Mart 2017 den itibaren %130 vergi koyma kararı aldı ise, bunu hangi gerekçeye dayandırırsa dayandırsın, Rusya’ya karşı bir ticaret savaşı cephesi açmış olarak kabul edilebilir. Rusya’da bu karşılık,(daha önceden başlattığı) Türk sebze ve meyva ürünleri engellerini sürdürmekte ve bu engellemeyi, siyasi bir yaptırım havasında yürütmektedir. O halde, iki ülke arasında domatesi donduracak, buğdayı çürütecek, dostluğu ise tehdid edecek bir cephe vardır.

Dostluk Başka, Ticaret Başka, Siyaset Bambaşka mı?
Bir kere, dostluk uluslararası ilişkilerde hiç yok. Hep çıkarlar var. Veya dost çok, dost yok. Bana göre yaratabileceği domino zinciri itibarı ile ticari ilişkilerdeki sürtüşmelerin etkisini, siyasette görmemek imkansız. Müzakereye giden heyetlerimiz Rusya’da bu soğuk hava esintisinden nezle kapıp geliyorsa, Rusya ile oturulan başka masalara bunun yansımaması ne kadar mümkün olabilir bilmiyorum. Çünkü Türkiye-Rusya arasındaki ticaret savaşı, ABD-Çin arasındakinden farklı. Evet Trump Çin mallarına %45 vergi koyma tehdidini savurdu. Ama henüz böyle bir uygulama yok. Üstelik herşeyin hala tartışılabildiği Amerikan kamu oyunda böyle bir uygulamanın Amerika’yı, “kendini ayağından vuran cowboy“ haline getireceği yazılıyor. Ama Rusya’nın yapmakta olduğu malum. Türkiye de fiili bir uygulamayı yürürlüğe koydu. Gerekçesi ne olursa olsun. Her iki taraf ta bunun sonucuna katlanmak zorunda.


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...