Ortadoğu’daki Son Gelişmeler ve Türkiye - Katar İlişkileri: Yeni Bir Sünni Bloğu Mu?

Makale

Geçtiğimiz günlerde Hamas’ın Ürdün’den sürüldüğü 1990’lı yıllardan beri kendisine ev sahipliği yapmış olan Suriye’den personelinin çoğunluğunu tahliye edeceği kararını açıklamasının ardından, böyle bir adım atarsa İran’ın gerek askeri gerek finansal desteğini çekeceği tehditlerine rağmen Hamas’tan bir geri adım gelmedi. ...

Geçtiğimiz günlerde Hamas’ın Ürdün’den sürüldüğü 1990’lı yıllardan beri kendisine ev sahipliği yapmış olan Suriye’den personelinin çoğunluğunu tahliye edeceği kararını açıklamasının ardından, böyle bir adım atarsa İran’ın gerek askeri gerek finansal desteğini çekeceği tehditlerine rağmen Hamas’tan bir geri adım gelmedi.

Hamas’ın bu kararının arkasında çoğunluğu Sünni üyelerden oluşan Suriye Milli Konseyi’ni destekleyen Türkiye ve Katar’ın etkisi olduğu çıkarımını yapmak mümkündür. Türkiye’nin Hür Suriye Ordusu’nun ülkeye gizlice silah sokmasına yardım ettiği söylentileri, Katar’ın Temmuz ayında Şam’daki elçiliğini kapatan ilk Körfez ülkesi olması ve yine Katar’ın Suriyeli isyancılara silah temin ettiği haberleri; Suriye’ye yönelik politikaları Beşer Esed’in görevden ayrılması yönünde olan Türkiye ve Katar’dan baskı hisseden Hamas’ın niye bu şekilde davranmış olduğunun bir açıklaması olabilir.

Suudi Arabistan ve (Irak, Yemen ve Lübnan hariç) diğer Arap Ligi üyelerinin de Esed’in görevi bırakması yönünde fikir birliğinde olmaları ve Suriye’nin Arap Ligi üyeliğinin askıya alınması doğrultusunda çıkmış olan kararlarına rağmen, Katar’ın Suriye’ye yönelik tutumu diğer bölge ülkelerinden daha pro-aktif durmakta ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikası ile daha çok örtüşmektedir. Hatta Katar, El-Cezire yayınları aracılığıyla Arap kamuoyunun dikkatini Suriye’nin göstericilere tutumuna yönelik tavırlarına çekmekte de etkili olmuştur.

Türkiye ve Katar’ın benzer aktif yaklaşımları Libya konusunda da gösterdikleri söylenebilir. İki ülke iç savaş sırasında Kaddafi karşıtı güçlere arka çıkmıştır. Türkiye Kaddafi güçleri tarafından kontrol altında tutulan limanlarda silah ambargosunun uygulanması hususunda ve aynı zamanda uçuşa yasak bölgenin oluşturulmasında önemli bir rol oynamıştır. Aynı şekilde Katar da uçuşa yasak bölge uygulamasını desteklemiş, bununla birlikte Kaddafi karşıtı güçlere askeri danışmanlık yapmak üzere askeri birlikler göndermiştir. Bu arada Milli Geçiş Komisyonu üyeleri ile de görüşmeler gerçekleştirmiştir. Katar’ın hem Suriye hem de Libya tutumunun Suudi Arabistan’ın ve diğer Arap Ligi devletlerinin ketum yaklaşımları göz önüne alındığında bölge ülkelerinden daha müdahaleci olduğunu söylemek mümkündür.

Kaddafi’nin düşürülmesinin akabinde de Türkiye ve Katar Libya’daki etkisini arttırma çabaları göstermiştir. Türkiye’nin metotlarının Katar’ınkilere göre daha ustalıklı olduğu ve Libya halkı tarafından hoş karşılandığı belirtilebilir. Öte yandan Türkiye kültürel ve eğitsel bağları besleyerek Libya’da yer edinmiştir. Bu bağlamda, Türkiye Libya’da Osmanlı döneminden kalma bir caminin restorasyonunu üstlenmiştir. Hatta Anadolu Ajansı’nın haberine göre geçici Libya hükümeti öğretmenlerin eğitimi ve tarih kitaplarının tekrar yazımı hususunda Türkiye’nin yardımını talep etmiştir. Libyalı yöneticilerin Türkiye’ye yönelik bu sıcak tutumu, Eğitim Bakanı Süleyman Sahili’nin şu sözleri ile tescillenmiştir: “Babam bize Osmanlıları sevmeyi öğretti. Bir kere daha Türkiye’yi topraklarımızda görmek istiyoruz.“

Hamas’a yönelik tutumlar hususunda da Katar ve Türkiye’nin benzeştiği söylenebilir. Her iki ülkenin de Hamas’a sempati beslediği görülmektedir. Türkiye Hamas’ı bir terörist örgüt olarak görmemektedir ve AKP iktidarının ilk yıllarında ABD ve İsrail’in Hamas’ı terörist örgüt olarak yasadışı ilan ettiği bir dönemde örgüt lideri Halid Meşal Türkiye’ye davet edilmiştir.

Öte yandan, El-Cezire’nin geçtiğimiz aylarda yayınladığı Filistin-İsrail barış görüşmelerine yönelik gizli belgeler, Filistin Otoritesi’nin meşruiyetinin altını oyarken; Filistin Otoritesi’nin İsrail ile müzakereler konusundaki gerek kamusal gerekse de gizli tutumlarının tutarsızlığını ifşa etmek suretiyle de Hamas’ı cesaretlendirmiştir.

Ortaya çıkmakta olan tablo, Türkiye ve Katar öncülüğünde ve Hamas’ı üye olarak dahil eden yeni bir Sünni bloğu oluşturulmaya çalışıldığı yönündeki çabaların varlığını söz konusu etmektedir. Bu bloğun Suriye, Hizbullah ve İran’ı içine alan direniş bloğunun muhalefeti ile karşılaştığı aşikardır. Suudi Arabistan’ın Suriye’ye dönük temkinli politikaları ve Libya’ya yönelik uzak durma politikaları göz önünde tutulduğunda Suudi Arabistan’ın bu blok ile nasıl bir ilişki kuracağı da cevaplanmayı bekleyen sorular arasındadır.

Şunu söylemek mümkündür ki, üç konuda Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’ın çıkarları örtüşmektedir. Her üç ülkenin de İran’a yönelik ortak muhalefeti vardır. Bahreyn’deki Sünni azınlık rejimine yönelik Şii eylemlerini bastırmak için Katar ve Suudi Arabistan bu ülkeye askeri birliklerini göndermiştir. Türkiye’nin de bu hususta az ya da çok diplomatik sessizliğini korumuş olduğunu da gözden kaçırmamak gereklidir. Son olarak, Suudi Arabistan güçleri ülkenin doğusunda Şii protestoculara yönelik sert önlemlere başvururken, Türkiye ve Katar herhangi bir yorum yapmaktan kaçınmıştır. El-Cezire’nin de bu konuya yönelik taraflı bir yayın yaptığı tartışılabilir, çünkü bu olayların ortalığı karıştırmak isteyen İran’ın bir komplosu olduğu yönünde yorumlar yapılmıştır. Sonuç olarak Suudi Arabistan ve Türkiye-Katar bloğu arasındaki ilişkinin şu an için ikircikli olduğu söylenebilir.

Mısır’daki durumun netleşmesine paralel olarak üç ülke arasındaki ilişkilerin de netlik kazanması kuvvetle muhtemeldir. Bugüne kadar Hüsnü Mübarek ile yakın ilişki içerisinde bulunmuş Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşlerin Mısır’da iktidara gelmesiyle oluşacak bir “İhvan Ekseni“nden rahatsızlık duyacağı söylenebilir. Sünni-ılımlı bir İslami parti tarafından yönetilecek olan bir Mısır’ın hem Türkiye hem de Katar tarafından desteklenme ihtimali yüksek olacaktır.

Türkiye bölge istikrarına katkıda bulunmak için doğabilecek fırsatları görüp bunları değerlendirmek yönünde adımlar atmaktadır. Türkiye-Katar ilişkilerinin Ortadoğu’daki son gelişmeler üzerinden yeniden okuması yapıldığında Türkiye’nin Katar ile geliştirdiği ilişkilerin, politikalarının paralellik göstermesinden kaynaklandığı söylenebilir. Zira Katar farklı siyasi ve diplomatik tercihlere sahip ülkelerle geliştirdiği çok yönlü ilişkiler sayesinde Ortadoğu’daki uyuşmazlıkların çözümünde rol oynamaktadır, ancak öte yandan Katar’ın Arap dünyasındaki ayrışmada taraf olduğu unutulmamalıdır. Arap ülkeleri arasındaki bölünmede taraf olmayıp her iki tarafla da iyi ilişkiler sürdürme politikası güden Türkiye için Katar ile olan ilişkileri, diğer ülkeler karşısında dengelenmediğinde, uzun vadede sorunlar ortaya çıkarabilir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...