2. Uluslararası Orta Doğu Kongresi Yapıldı

Haber

Kimilerinin “Arap Baharı” kimilerinin ise “Arap Uyanışı” diye isimlendirdiği Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında birbiri ardına yaşanan sosyal olaylar Hatay’da 2. Uluslararası Orta Doğu Kongresi’yle masaya yatırıldı....

Kimilerinin “Arap Baharı“ kimilerinin ise “Arap Uyanışı“ diye isimlendirdiği Kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında birbiri ardına yaşanan sosyal olaylar Hatay’da 2. Uluslararası Orta Doğu Kongresi’yle masaya yatırıldı.

Kongre öncesinde gazetecilerin soruları üzerine Orta Doğu ve Suriye’deki olayları değerlendiren TASAM Başkanı Süleyman Şensoy, olaylar sonrası attığı adımlarla Türkiye'nin, kritik günlerin yaşandığı Orta Doğu’da büyük bir risk aldığını söyledi.

Süleyman Şensoy: Türkiye riskleri iyi yönetmek zorunda.

Şensoy “Orta Doğu’da yüz yıl sonra yeniden aynı şeyler yaşanıyor. Dünyadaki rekabetin odak noktası yine Orta Doğu. Biz de bunun merkezinde yer alan bir ülkedeyiz. Ortadoğu ülkelerin birçoğu hatta tamamına yakını Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ve 11 Eylül 2001’den sonra önlerine çıkan iki fırsatı kaçırdılar. Hem halklarıyla bütünleşme noktasında; hem de demokrasilerini belli ölçüde kurumsallaştırma ölçüsündeki bu fırsatları hiç kullanmadılar.

Dolayısı ile bu ülkeler için yaşanan olaylar biraz kaçınılmaz oldu. Batılı ülkeler için bu olay üç şey ifade ediyor: Birincisi, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’yı içine alan liberal ekonomik kuşak. İkincisi, yeni bir güvenlik kuşağı. Üçüncüsü de ekonomi ve güvenliğin toplamında Rusya ve Çin’in yalnızlaştırılması hedefleniyor… Burada Türkiye’ye düşen rol, hem Batılı ülkelerin hesaplarını çok iyi analiz edip hem de Bölge’deki en önemli aktör olarak üzerine düşen görevleri iyi tanımlayarak, iyi hissederek bu ülkelerin dönüşüm süreçlerini sağlıklı, kaosa yol açmadan doğru parametrelerle geçirmelerine yardımcı olmak. Bu anlamda bir ilham kaynağı olmak ve tecrübeleriyle onların önlerini daha iyi görmelerini, bu süreci çok uzun sürecek acı dönemlere ve ara dönemlere, kaoslara savaşlara yol açmadan geçirmesini sağlamak…“ dedi.

Suriye'nin çok önemli bir noktaya geldiğini belirten TASAM Başkanı Süleyman Şensoy; “Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletlerde (BM) Suriye’ye karşı alınacak yaptırım kararlarını veto ettikten sonra Suriye, Doğu ve Batı arasında ‘Arap Baharı’nın da gelişimi açısından bir bloklaşma ve bir hesaplaşma noktası oldu. Türkiye de bu bloklaşma içindeki en zor rolü oynamaya devam ediyor. Karşılıklı alınan yaptırım kararlarını, mütekabiliyet esasları içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Rusya ve Çin'in bu süreçte daha farklı bir rolü oynamasıyla Suriye’deki durum daha farklı noktalara gidecektir. Türkiye bu noktadaki yaklaşımıyla büyük bir risk aldı. Konumu itibariyle bu riski alması gerekiyordu. Fakat süreç iyi yönetilebilir ve Suriye’de dönüşüm sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilirse Türkiye aldığı bu riskin karşılığını görecektir. Ama olaylar kontrolden çıkarsa Türkiye aldığı bu riskten dolayı bir takım bedeller de ödeyecektir…“ şeklinde konuştu.

7-9 Aralık 2011 tarihleri arasında Bölge ile doğrudan ilgili yerli ve yabancı araştırmacı, akademisyen, düşünce kuruluşu temsilcileri, diplomat ve gazetecilerin katıldığı 2. Uluslararası Orta Doğu Kongresi’nin teması “Orta Doğu’da Değişim“.

Hatay Valiliği ve Mustafa Kemal Üniversitesi ev sahipliğinde, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından ORSAM ve M.Ü. Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü işbirliği ile Hatay’daki Anemon Antakya Otel’de düzenlenen Kongre 9 Aralık Cuma günü yapılan kapanış oturumuyla tamamlandı.

Yurtiçi ve dışından uluslararası düzeyde 70 entelektüel ismin katılacağı Kongre sonunda güçlü bir deklarasyonun çıkması bekleniyor.

Kongre’nin açılış konuşmalarını ORSAM Başkanı Dr. Hasan Kanbolat, Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Talip Küçükcan, TASAM Başkanı Süleyman Şensoy, MKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder, Cumhurbaşkanlığı Ortadoğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü ve Hatay Valisi M. Celalettin Lekesiz yaptı.

Erşat Hürmüzlü; Bölge'de geçmiş rejimler sezeryanla doğmuştu

Cumhurbaşkanı Orta Doğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü, Kongre’nin açılışında, Orta Doğu’yu insanların kendi dünyası olarak görmesi gerektiğini belirterek, toplantının isminde de yer alan “Orta Doğu’daki Değişim“ ifadesinin doğru bir ifade olduğunu söyledi.

Arap Baharı’nın, geçmişteki Pekin ya da Fırat Baharı ile eş anlamlı tutulmasının doğru olmadığını vurgulayan Hürmüzlü; “Bunun, bir Arap Baharı değil bir Arap Uyanışı, bir Bölge Uyanışı olduğunu görüyorum. Bunun böyle olmasını ve gerçek, şeffaf bir demokrasi doğrultusundaki uyanışın bu şekilde devam etmesini içten temenni ediyorum…“ diye konuştu.

Orta Doğu ifadesinin yapay bir terim olduğuna dikkati çeken Hürmüzlü, bölgelerin tarihî, coğrafi, etnik ve ideolojik bazlar üzerine kurulu olduğunu, bu nedenle de Orta Doğu teriminin ne ifade ettiğinin sorgulanması gerektiğini söyledi.

Hürmüzlü, Orta Doğu’nun, dışarıdan ortaya konmuş bir nüfuz bölgesi olarak görülmek istendiğini bildirerek, şunları kaydetti: “Biz tabii bu zaman zarfında Bölge olarak bütün sorunlarımızı başkalarına, taşeronlara ihale ettiğimiz için başkaları bu haritaları çizmiştir. Orta Doğu’yu bizim dünyamız olarak görmemiz gerekiyor. Peki Orta Doğu’daki bu ayaklanmalar neden oluyor? Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra birçok ülke ve toplum, Soğuk Savaş’ın bittiğini ya zamanında algılayamadı veya çok geç algılayabildi. Ama haklarını yemeyelim, Mısır’da, Yemen’de, Irak’ta daha önce bu girişimler oldu. Ancak takdir edersiniz ki bu bölgelerdeki doğumlar hep sezaryen oldu. Ya tank üzerinde ya çocuğuna devrederek veya darbe yoluyla oldu. Biz her zaman dedik ki rejimlerin normal doğumları sandıktan çıkan doğumlardır. Biz de tarihimizde Türkiye olarak birçok hata yaptık. Fakat aynayı yüzümüze tutabildik. Bunu bu şekilde görerek 60 sene demokrasiyle tanıştıktan sonra demokrasimiz kesintiye uğramasına rağmen, sandığın namusunu koruduk. Her zaman onu hakem olarak gördük. Böyle bir ortamın içinde, bu bölgede, gayet tabii demokratik, halklarının menfaatlerini gözetleyen bir rejim ortaya çıkacaktır...“

Celalettin Lekesiz: Türkiye ilham kaynağı olarak görülmekte

Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz de Hatay’ın, Mezopotamya’nın Asya ve Avrupa’ya hem kara hem de deniz yoluyla açılan jeostratejik önemdeki kapılarından biri olduğunu, Türkiye ile Orta Doğu halkları arasında da yakın soydaşlık, akrabalık, kardeşlik ve dostluk bağı bulunduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin, tarihi sorumluluğu gereği; bulunduğu geniş coğrafyada yapıcı politikalar izlemesinin ve katkıda bulunmasının zorunlu olduğuna değinen Lekesiz, şöyle konuştu: “Yakın bölgemizde cereyan eden önemli gelişmelere, ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bu sürece katkıda bulunmamız lâzım. Hem sınır komşularımız hem de dost ve kardeş olan ülkelerle ilişkilerimizi önümüzdeki süreçte daha da arttıracağımıza inanıyorum. Bölge olarak son derece hareketli ve tarihî bir dönemden geçiyoruz. Geçen yıldan bu yana Orta Doğu’da, önümüzdeki on yıllara damgasını vuracak tarihî bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Orta Doğu’daki yönetimlerin genel olarak Bölge halklarının taleplerine cevap vermekte yetersiz kaldıklarını söylemek mümkün. Yıllarca baskı, korku, yoksulluk ve yolsuzluğun kıskacında acı çeken Bölge halkları, nihayet geleceklerini kendi ellerine almaya ve tarihi yakalamaya karar vermişlerdir. Bu mücadele, özgürlük ve adalet kadar aynı zamanda özgüvenin de yeniden kazanılması mücadelesidir. Bölge halkları, yaşadıkları tarihî dönüşüm sürecinin başarıya ulaşması için Türkiye’yi bir ilham kaynağı olarak görmekte ve yakından takip etmektedirler...

Lekesiz, Türkiye´nin güçlü ekonomisi, demokrasisi ve Avrupa Birliği konusundaki kararlı duruşuyla kaydettiği ilerlemenin, bölgesi ve Orta Doğu açısından büyük yarar sağladığını da ifade etti.

Süleyman Şensoy: Entegrasyon ve mikro milliyetçilik birbirine paralel yürüyor

TASAM Başkanı Süleyman Şensoy ise batıda Avrupa Birliği ve ABD’nin, doğuda ise Çin, Hindistan ve Rusya’nın küresel güç adayı olarak görüldüğünü belirterek, Bölge’de yaşanan olaylarda mikro milliyetçilik paradigmasının etkisi bulunduğunu dile getirdi.

Şensoy Türkiye’nin bu süreçteki rolünün Batılı ülkelerin Truva atı olmak değil, Bölge ülkelerinin dönüşümlerini sağlıklı bir şekilde atlatmalarına katkıda bulunmak olduğunun altını çizdi.

Entegrasyon ve mikro milliyetçiliğin birbirine paralel olarak yürüdüğüne dikkati çeken Şensoy; “Önümüzdeki 10 yıl içinde BM’deki üye sayısı kadar yeni ülkenin sürece girebileceği tahmin ediliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini zaman içinde göreceğiz. Dolayısıyla bütün gelişmiş ülkeler başta olmak üzere herkes için mikro milliyetçilik anlamında bir tehdit algılaması var. Türkiye de bu anlamda uzun yıllardır uğraştığı terör sorunuyla enerji sarf ediyor.“ dedi.

Hasan Kanbolat: Halkların önünde hiç bir güç duramaz

ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat da bugün yaşanan gelişmelerin gelip geçici olduğunu ve halkların önünde hiçbir gücün duramayacağını ifade ederek, Orta Doğu´ya yayılan değişim sürecinin, uzun yıllardır istikrar adına korunan ve halklar nezdinde meşruiyet sorunu olan baskıcı yönetimlerin yıkıldığı ya da sorgulanmaya başladığı bir dönemi başlattığını söyledi.

Kanbolat, şunları kaydetti; “Olumlu gelişmelere rağmen yakın ve uzun gelecek açısından bazı risklerin olduğunu da görmek gerekmektedir. Her şeyden önce, geri dönüşü olmayan değişim rüzgarlarına karşı yerleşik yönetimlerin direnci hala kuvvetlidir. İkinci risk faktörü; uzun yıllara dayalı, güçlü merkezi otoritelerin yıkılışıyla kendine has sosyal yapı ve siyasal kültüre sahip Bölge ülkelerinde uzun süreli iç istikrarsızlıkların yaşanmasıdır. Son olarak da otoriter yapıların yıkılmasının ardından değişimin, farklı toplumsal tabanlara dayanmakla birlikte eskiden olduğu gibi yeni otoriter yapılar üretmesidir. Bütün bu risk faktörlerinin doğrudan ilgilendirdiği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. ‘Arap Baharı’ sürecinin daha iyi anlaşılmasına ve geleceği öngörmeye yönelik çalışmaların hem Bölge hem de Türkiye açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Biz buraya savaş çığırtkanlığı yapmaya, kin tohumları ekmeye gelmedik. Buraya Türkü, Arabı, Alevisi, Sünnisi, Hristiyanı ile bu coğrafyayı kucaklamaya geldik. Bugün yaşadığımız gelişmeler gelip geçicidir, halkların önünde hiçbir güç duramaz.

Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Talip Küçükcan ile MKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder´in de birer konuşma yaptığı 2. Uluslararası Orta Doğu Kongresi’nde; Orta Doğu’da Dönüşümün Tarihi Arka Planı ve Kavramsal Çerçeve, Orta Doğu’da Değişimin Sosyolojik Temelleri, Orta Doğu’da Siyasi Rejimler ve Değişim, Uluslararası Sistem ve Orta Doğu’da Değişim Arasındaki Etkileşim ile Orta Doğu’da Değişim ve Türkiye konuları altı oturumda masaya yatırıldı.

Etkinlik Bloğu için Tıklayınız

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...