Merkezi Amsterdam’da bulunan TÜRKEVİ Araştırmalar Merkezi; geçen hafta, her ay organize ettiği “Amsterdam Tartışmaları“nda dünyayı çok yakından ilgilendiren “Dünya’da yeniden güçlenen kabile bağları daha karmaşık küresel ittifaklar mı oluşturuyor“? konusu tartışıldı.
Dünya Türk Forumu delegelerini de yakından ilgilendiren söz konusu tartışmanın konusu; tirajı dünya genelinde 4,2 milyon bulan Newsweek dergisinin 4 Ekim 2010 tarihli sayısında, Joel Kotkin imzasıyla, 'Yeni Dünya Düzeni' başlıklı makalesiydi. Bu yazı Londra'daki Legatum Enstitüsü tarafından desteklenen bir araştırma sonuçlarına atfen yayınlanmıştı.
Önümüzdeki dönemde geniş kitleler tarafından tartışılmaya devam edecek bu makale özetle şu görüşlere yer vermekte:“ Yüzyıllardır politikalarla tanımlanan sınırları betimlemek için haritaları kullandık. Ancak insanların kendilerini neye göre organize edeceklerine ilişkin düşüncelerimizden vazgeçmenin zamanı gelmiş olabilir mi? Dünya genelinde yeniden güçlenen kabile bağları daha karmaşık küresel ittifaklar yaratıyor. Bir zamanlar sınırlar diplomasi aracılığıyla belirlenirken, bugün tarih, ırk, etnik köken, din ve kültür gibi unsurlar insanları yeni ve dinamik gruplara bölüyor. Geniş kapsamlı kavramlar –yeşil, sosyalist ya da piyasa kapitalizmi ideolojisi- kozmopolit elitler için bir anlam ifade edebilir ancak genelde çoğu kişiyi harekete geçirmiyor. Bunun yerine, "kabileye" herhangi bir evrensel ideolojiden çok daha fazla değer veriliyor“.
Aynı makalede dünya devletleri 19 gruba ayrılmış. Türk dünyasını oluşturan devletler ise bir kaç farklı grupta sınıflandırılmış. Bunların en önemlisi Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan’ın oluşturduğu ve yazarın ‘Yeni Osmanlı’ grubu adını verdiği bir devletler topluluğudur.
Şimdi bu yazarın iddiası her kadar tartışma götürse de, şu bir gerçek ki, dünyamız eski dünya değil, Türk dünyası da eski Türk dünyası değil. Günümüz dünyasında hem devletlerarası ilişkiler çok farklı, hem bu devletlerde etkin olan sivil toplum kuruluşlarının rolü farklılaştı.
Kendimizden, başkanlığını yürüttüğüm STK’dan örnek vermem gerekirse; biz her ne kadar merkezi Amsterdam’da olan bir sivil toplum kuruluş olsak da, yıllardır gerçekleştirdiğimiz etkinlikler, proje ve programlar, bizi zaman zaman Balkanlara, bazen Orta Asya’ya, bazen Orta Doğu’da bazen da Afrika’ya götürebiliyor.
Bizim için Hollanda’daki Türklerin siyasi katılımı ne kadar önemliyse, Kosova’daki belediye Seçimleri, Bosna Hersek’in Avrupa Birliğine alınması da o kadar önemlidir. Darfur’da bir içme suyu projesinin gerçekleşmesi, Filistinli yazarların sivil toplum akademisi projesini başarıyla takip etmeleri ve davalarını uluslararası arenada ifade etmeleri bizi heyecanlandırıyor, sevindiriyor.
Arnavutluk’ta Müslüman gençlerin siyasete ilgi duymamaları, Kerkük’te soydaşlarımızın üç beş grupta siyasi mücadele vererek güçlerini bölmeleri bizi üzüyor, düşündürüyor, dertlendiriyor.
Bu ve benzeri, bizzat uygulamış olduğumuz proje ve etkinliklerin listesini daha da uzatabiliriz. Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu, biz Hollanda’nın Amsterdam kentinde kurulu bir STK olmamıza rağmen, ait olduğumuz kültür, medeniyet, dil ve din bizim etkinlik alanımızı Amsterdam’la, Hollanda’yla sınırlı bırakmıyor. Balkanlar, Orta Doğu, Orta Asya, Türkiye hatta Afrika’daki gelişmeler etkinliklerimize, projelerimize bir vizyon yüklüyor. Daha farklı bir ifadeyle, küreselleşme ya da yeni dünya düzeni bize, uluslararası etkin olan Sivil Toplum Kuruluşlarına göz ardı edemeyeceğimiz tarihi sorumluluklar yüklüyor.
Buraya kadar Avrupa Türklerinin bir STK’sından örnek vererek, Hollanda’daki bir STK’nın vizyonunu ifade etmeye çalıştım. Türk Dünyası ve akraba toplulukların önemli bir üyesi olan Avrupa Türklerinin, Türk Dünyasında Sivil Toplum gelişimi sürecinde de aktif bir rol alacaklarına inanmaktayım.
Mademki dünya yeniden şekilleniyor. O zaman Türk dünyası da bu şekillenmede yerini mutlaka almalıdır. İşte geçen ay Türk Devletleri Cumhurbaşkanlarının İstanbul’da imzaladıkları Türk Konseyi çok çağdaş ve bir o kadar da örnek projedir. Konsey uzun dönemde, Türk Dünyasının kalkınması, işbirliği yapması ve tecrübelerin değişimiyle insanlara önemli bir vizyon çizecektir. Tabi ki Türk Konseyi projesinin önemli bir ayağını Türk Sivil Toplum Kuruluşları oluşturmaktadır.
O zaman, ivedilikle, Türk Dünyası ve topluluklarının yaşamış oldukları ülkelerde sivil toplumu geliştirecek, bu süreci iyi yönetecek kurum, kuruluş, program ve projeler hayata geçirilmelidir. Bu projelere Avrupa Birliği Erasmus demişse, biz de Yunus Emre, Mevlana değişim programları diyerek hayata geçirmeliyiz. Kaldı ki, zaten bu yönde çeşitli çalışmalar, özellikle üniversiteler arası değişim programları başlamış ve devam etmektedir.
Ancak, hepimizin çok yakından bildiği gibi, Türk dünyasında sivil toplum oluşum sürecinde bir takım sıkıntılar yaşanmaktadır. Türk dünyasının yakın geçmiş tarihi tecrübesindendir ki, bu ülkelerde sivil toplum tam manasıyla gelişmemiş, yeşermemiştir. Türk dünyasında STK’lar ve Sivil Toplumun gelişiminin önündeki engelleri kısaca şöyle ifade edebiliriz.
Öncelikle, Türk devletleri ve topluluklarının yaşamış oldukları ülkelerin yakın siyasi, sosyal ve ekonomik geçmişleri ve yaşadıkları süreç, diğer bir ifadeyle soydaşlarımızın ve akraba topluluklarının yaşamış oldukları ülkeler ve toplumlar, kalkınmışlık ve refah seviyeleri göz önüne alındığında, bu ülkelerde Batılı anlamda bir Sivil Toplum Kuruluşu modelinin ve sivil toplumun gelişmediği görülür.
Sivil toplum çok genel anlamda devlet ile birey arasındaki geniş alan olarak düşünüldüğünde Türklerin yaşadıkları ülkelerde bu geniş alanın önemli bir bölümünün çok yakınlara kadar, devlet tarafından doldurulduğu görülür. Durum böyle olunca, bu ülkelerde sivil toplumun gelişmesi de sekteye uğramıştır.
Türk devletleri ve topluluklarının yaşamış oldukları ülkelerde gerek STK’ların gerek sivil toplumun gelişmesi mutlaka uluslararası ilişkiler, ortak işbirlikleri, karşılıklı etkinliklerin gerçekleşmesiyle yani bir etkileşim süreciyle ivme kazanacaktır.
Önümüzde, yıllardır denenmiş ve uygulanmaya devam eden bir Avrupa Birliği projesi vardır. Karşılıklı iletişim, ortak çalışma, değişim programları gibi enstrümanlarla AB standartlarının gerisinde kalan birçok ülke ve toplum sivil toplum olma yolunda olağanüstü bir yol katetmiştir.
Kanaatimce Türk Dünyasında Sivil Toplum Kuruluşları ve Sivil Toplumun gelişimine katkıda bulunmak, kafa yormak isteyen, bu yönde çalışmalar yapmak isteyen STK’lar ve bu kuruluşlarda liderlik yapanların öncelikle küreselleşen dünya gerçeklerini de göz önüne alarak vizyonlarını ve ideallerini uluslararası ölçüde bir defa daha tanımlamalılar.
Çoğu kez ifade edildiği üzere, uluslararası ilişkiler ve etkinlikler artık sadece devletlerin ilgi alanıyla sınırlı değildir. Birçok STK çalışmalarını uluslararası boyutta gerçekleştirmektedir. Türk Dünyasında etkin olmak isteyen yani uluslararası etkinlik yapmak isteyen STK’ların en az üç ayrı devlette etkinlik yapmaları ve temsilci bulundurmaları veya partnere sahip olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla yapılacak etkinliklerin bütçelerinin de üç ayrı devlet veya fondan, donor’dan karşılanması gerekir.
Bu noktada karşımıza çıkan en önemli mesele ağ meselesi yani network meselesidir. Kısaca özetlemek gerekirse, Türk Dünyasında Sivil Toplumun gelişmesinde etkileşim çok önemlidir. Bu etkileşim sürecinde STK’lara çok önemli bir görev düşmektedir. Süreci etkileyecek STK’ların dünyadaki gelişmeler doğrultusunda vizyonlarını yeniden gözden geçirmeleri kaçınılmazdır.
STK’ların network/ağ çalışması başarıları için olmazsa olmazlarıdır. Başarılı olmak isteyen, davasını, ideallerini gerçekleştirmek isteyen tüm STK’lar mutlaka ama mutlaka kendi alanlarındaki diğer STK’larla ortak çalışmak ve işbirliği yapmak zorundadırlar.
Günümüzdeki başarılı uluslararası STK’ların sırrı burada yatmaktadır. Türk Dünyası STK’ları da mutlaka birlikte çalışma kültürünü oluşturmalıdırlar.