Yeni Anayasa’nın İletişime de İhtiyacı Var

Makale

Türkiye’nin gündeminde yeni anayasa var; Toplumun her kesimi sivil, özgürlükçü bir anayasa talebini her platformda seslendiriyor. 1980 askeri darbesi sonrasında yapılan ve defalarca ‘tamir edilmeye’ çalışılan anayasanın iflah olmayacağı konusunda hemfikiriz ama yeni anayasayı nasıl yapacağız konusunda farklı fikirlere sahibiz....

Türkiye’nin gündeminde yeni anayasa var; Toplumun her kesimi sivil, özgürlükçü bir anayasa talebini her platformda seslendiriyor. 1980 askeri darbesi sonrasında yapılan ve defalarca ‘tamir edilmeye’ çalışılan anayasanın iflah olmayacağı konusunda hemfikiriz ama yeni anayasayı nasıl yapacağız konusunda farklı fikirlere sahibiz.

Öncelikle altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken husus şudur; Anayasa bir toplum sözleşmesidir. Sadece siyasal erkin, belirli bir gücün ya da toplumun bir kesiminin yapacağı anayasa asla toplumu temsil edemez, etmemelidir. Anayasada toplumun tüm kesimlerinin görüşü, bakışı, sesi olmalı; kendilerini ifade edebilme imkanı bulabilmelidir.

Monolog Değil, Diyalog

Peki böyle bir anayasayı “nasıl“ yapacağız?

Ne yapmalıyız ki, yeni yapacağımız anayasa, toplumun tümünü olmasa bile, çoğunluğunu mutlu ve memnun etsin, hoşnut kılsın?

İsterseniz önce, toplumun çoğunluğunun hoşnut olacağı bir anayasa için neleri yapmamamız gerektiğine bakalım…

Her şeyden önce “dayatmacı bir anlayışla“ yola çıkmamalıyız. İster siyasal iktidar olsun, isterse sivil toplum örgütü ya da muhalefet partileri; anayasa yapımında aktif rol alacak herkes kendi görüşünü, bakış açısını ve anayasa taslağını hiç kimseye dayatmamalı, kendi fikrini diğerinden üstün görme yanlışına düşmemeli. Ön kabullerden arınarak yola çıkılmalı, her fikir tartışmaya korkusuzca açılmalı, her şeyi kendimizin daha iyi bildiği gibi bir gafletten ise uzak durulmalı.

Hep konuşmak yerine biraz da karşımızdakileri dinlemeliyiz. Dinlemeden, yeni fikirleri, yeni bakış açılarını öğrenmemiz mümkün değildir. Karşımızdakinin ne dediğini bilmeden, sağlıklı bir tartışma ortamı kuramayız. Monolog yöntemi, toplumun genelini ilgilendiren yeni bir anayasa için tercih edilebilecek bir yöntem asla değildir. Daha çok diyaloga ihtiyacımız var. Hem konuşmalı, hem de karşımızdakileri usulünce dinlemeliyiz. Ki, kendi fikirlerimizi test edebilelim, varsa yanlışlarımızı görebilelim ve düzeltebilelim.

Hiç kimse bizim gibi düşünmeye mecbur ve mahkum değil. Demokratik toplumların en büyük özelliği zaten düşünce ve fikir özgürlüğü değil midir? Herkes korkmadan, ürkmeden, kimseden çekinmeden düşünmeli, düşüncesini açıklayabilmelidir. Yeni bir anayasa yaparken böyle bir ortama sahip olmak, çok büyük önem taşıyor. Ancak böyle bir ortamda farklı fikirlere tahammül gösterilebilir, farklılıklar zenginlik olarak kabul edilebilir.

Odak noktası; İletişim

Toplumun büyük çoğunluğunu memnun ve mutlu edebilecek bir anayasa yapabilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen partileri bir araya getirmek, onların aylar sürecek uzun bir çalışma yapması yetmez.

Belki teknik olarak ortaya bir anayasa metni/taslağı çıkabilir ama buna “Anayasa“ demek, ne kadar doğru olur bilmiyorum.

Şunu demeye çalışıyorum: Anayasa sadece “teknik“ bir çalışma değildir. Anayasaların ruhu da vardır. Bu ruh; toplumun iradesi, isteği ve arzusudur. Anayasa yapımında önce ruhu inşa etmek, daha sonra teknik kısma geçmek gerekir diye düşünüyorum.

Anayasanın ruhunu inşa edecek en önemli unsur ise bana göre “İletişim“dir.

Devletin toplumla, toplumun siyasal karar alıcılarla, sivil toplumun akademiyle, medyanın siyasetçilerle kuracağı iletişim, “neden yeni bir anayasaya“ ihtiyacımızın olduğunu belirleyecektir ilk önce… Niçin yeni bir anayasa yapmamız gerektiği konusunda toplumun ikna olması, sorunu tespit etmesi, eksiklikleri görmesi; beraberinde toplumsal motivasyonu ve kararlılığı da getirecektir.

Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğuna ikna olan toplumsal aktörlerin soracağı ikinci soru şudur: “Peki, bu anayasayı nasıl yapacağız?“

İşte yol ve yöntemin tartışılacağı bu evrede iletişim süreci bir kez daha devreye girecek, “nasıl yapacağız?“ sorusunu siyasal erkten, sivil topluma, akademiden, medyaya kadar tüm aktörler arasında dolaşıma sokacak, bu konuda farklı fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır.

“Nasıl yapılması gerektiğini“ bu süreçte, anayasa yapımına büyük oranda katkı vermesi beklenen aktörler aralarında konuşarak, tartışarak, beyin fırtınaları yaparak kendileri belirleyecek, ortak bir yol haritasında mutabık kalmaya çalışacaklardır.

İletişim süreci; farklı fikirlerin gündeme gelmesini, değişik algılamaların seslendirilmesini sağlayacak, daha az hata yapmamıza katkı sunacak, ortak aklın devreye girmesine imkan tanıyacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Küreselleşme olgusuna ilişkin yapılan tanım ve açıklamalar, konunun daha çok politik, ekonomik ve askeri boyutunu öne çıkarsa da, küreselleşme en fazla kültürel yaşam üzerinde dönüştürücü bir etki yarattığı, toplumların günlük yaşam pratiklerini biçimlendiren temel değerleri, kolektif imgeleri ve se...;

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Afganistan Kralı Amanullah Han, 1892 yılında Paghman’da Habibullah Han’ın üçüncü oğlu olarak dünyaya gelmiştir. 1913 yılında 21 yaşında iken Mahmut Beğ Tarzi’nin Osmanlı’nın Suriye Vilayeti’nde ikamet eden (Şamlı) eşi Esma Rasmiye Hanım’dan olan kızı Süreyya Hanım ile evlenmiştir. ;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

"Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin-Türkiye İşbirliğinin Geleceği" Çalıştayı

  • 12 Nis 2021 - 12 Nis 2021
  • Hilton İstanbul Bosphorus -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...