ABD’nin Korku ve Endişe Stratejisi: Yeni Ortadoğu

Kategori Seçilmedi

Stratejik Yorum No: 266

ABD Global Stratejisi

ABD’nin kuruluşunu takiben ortaya koyduğu milli birliğini güvenlik altına alma stratejisi, Kıtanın her iki okyanusundaki yakın bölgeleri ekonomik ve askeri olarak kontrol etmeyi hedefliyordu. 1898’de Kuba’da başlayan ABD-İspanya savaşı sonrasında ABD, Küba’yı ve Filipinler’i ele geçirdi. Bu olay ABD’nin askeri güce dayanan yayılmacılığının kullanılması ve global bir role soyunmasının başlangıcını teşkil etmiştir. Takiben Porto Rico ve Hawai işgal edildi. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dış politikası ve global stratejisi ise; ticari pazarların genişletilmesi, demokrasinin yaygınlaştırılması ve Batı’nın komünist ideolojisi karşısında güvenliğinin sağlanması temeline oturtulmuştu. Askeri stratejisi ise, iki okyanus arasında yer alan ABD’nin ana kıtasına yönelik veya yönelecek herhangi bir tehdidi mümkün olduğunca uzaktan veya kaynağında önleme konseptine dayanıyordu. Bu konsept çerçevesinde dünya üzerine yayılmış askeri üsler oluşturuldu. Bugün de ABD askeri stratejisi büyük ölçüde askeri üsler zincirine dayanmaktadır. Bu stratejinin kilit unsuru her dönemde Amerikan Deniz Kuvvetleri olmuştur. Bu güç dünyanın her yerine kuvvet nakletme ve müdahele etme kabiliyetine sahiptir.ABD, kritik coğrafi noktalardaki bu üsler için çok zorlu mücadeleler vermiştir. Bazılarını kazanmış bazılarını kaybetmiştir. Libya, İran ve Vietnam önemli kayıpları olurken kazanımları her zaman daha fazla olmuştur. Ana konsept, üslerin zaman içinde hedef bölgelerine coğrafi olarak daha fazla yaklaştırılması ve birbirlerini destekleyecek durumda olmalarıdır. Soğuk Savaş boyunca, üs edinme ve nüfuz alanını genişletme mücadelesi içinde; ABD ve Sovyetler Birliği(SB) birbirlerinin ana kıtalarını doğrudan tehdit etmekten kaçındılar. Ancak Nigaragua, Vietnam, Angola, Afganistan, Kamboçya gibi Üçüncü Dünya ülkelerinin topraklarında şiddetle çatıştılar. Bu Soğuk Savaşın kanlı ve sıcak cephesiydi. Bu dönemde, ABD ve SB arasında kıtalararası balistik nükleer füzelerle sağlanan güç dengesi her iki blokun güvenliği açısından kabul edilebilir bir risk seviyesi oluşturmuştu. Çünkü bu tehdit, zaman ve uyarı bakımından her iki taraf için de tesbit edilebilir ve karşı konulabilir bir özellik taşımaktaydı.

ABD ulusal Çıkarları Açısından Ortadoğu’nun Anlamı

Olanlar ve Öngörülenler

ABD; Irak’ı işgal ederek bu bölgede daimi bir askeri yığınaklanmayı sağlamıştır. Bağdat’ta Dicle Nehri kıyısında elektriğinden, suyuna, hava alanından uydu haberleşmesine kadar tamamiyle kendi kendine yeterli, nükleer saldırılara bile dayanıklı muazzam bir askeri ve diplomatik üs inşaa etmektedir. Bu üs tamamlandığında ABD Ortadoğu’nun kalbinde kalıcı bir konuşlanmaya geçmiş olacaktır. ABD, Arap Yarımadası’nda çıkarılan petrol ve doğal gazın kontrolunu ele geçirmiştir.Artık Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Katar;

  • Ürettikleri petrolü ABD’nin istemediği hiç bir ülkeye satamazlar,
  • Petrol gelirlerini ABD’nin istemediği hiç bir yere yatıramazlar,
  • Çıkartılan petrolü ABD doları dışında başka bir para birimi ile satamazlar ,

Bu durum, ABD’ye halihazır ve/veya potansiyal global rakipleri olan/olabilecek Rusya, Fransa, Almanya, Japonya, Çin ve Hindistan’ı ekonomik baskı ile politik kontrola alma imkanı sağlamıştır. Çünkü yukarıda sıralanan ülkeler enerji gereksinimlerinin %50-70’ini bu bölgeden karşılamaktadırlar. Özellikle AB ülkeleri, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra mecburen ABD güdümüne girmişler ve aykırı seslerini kesmişlerdir. İsrail’in Lübnan’da yaptığı katliamı bile kınayamamışlardır. Ortadoğu’da sıkışan Avrupa’nın lokomotif ülkeleri enerji gereksinimleri için Hazar bölgesine yönelmişlerdir. Özellikle Kazakistan petrolü ve Türkmen doğal gazının Avrupa’ya akmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu işte en karlı çıkan, Rusya ile özel boru hattı anlaşması yapan Almanya’dır.Bu hat Rusya’dan Baltık Denizi’ne ulaşacaktır.

ABD, Hazar bölgesinde de Ortadoğu’ya benzer bir stratejiyi yürürlüğe koymaya çalışmaktadır. ABD’yi bu stratejide en çok zorlayan nokta maalesef gözlerden kaçmaktadır. Çöküşü müteakip süratle Batı küresel ve ekonomik sistemine entegre edilmeye çalışılan Rusya, 2000 yılında Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte Batının bu küresel ve emperyalist tuzağından kurtulmayı başarmıştır. Eğer Yeltsin zamanında başlayan süreç aynen devam etseydi, ABD’nin Irak’a müdahelesinin şartları oluşmayabilirdi. Bu savaşın gerçek nedeni, Rusya’nın Batı sistemine karşı yeniden yükselişe geçmesi ve dengeyi sağlayıcı bir güç merkezi haline gelme olasılığının giderek artmasıdır.Son dört yıldır ortaya konan Rusya’nın karşı stratejisi, ABD’yi küresel anlamda tehdit etmeye başlamıştır. Özellikle Rusya’nın Venezuela’ya savaş uçakları , Suriye’ye hava savunma sistemleri satışı ABD’yi son derece rahatsız etmiştir. (1)

ABD Ortadoğu’dan sonra;

  • Rusya’nın yükselişini durdurmak,
  • Avrupa’daki Rus etkisini azaltmak,
  • Orta Asya’da Rus ve Çin liderliğindeki siyasi ve askeri oluşumları engellemek,

maksadıyla Hazar Bölgesinde kalıcı bir pozisyon almaya çalışmaktadır. İşte bu amaca ulaşmak için, Ortadoğu’daki mevcut sınırların değişmesi gerekmektedir. Bu sınırlar değişmedikçe ABD’nin Hazar ve Orta Asya stratejilerinin realize edilme imkanı azalmakta ve maliyeti giderek artmaktadır. Yani bir anlamda Yeni Ortadoğu, ABD’nin Ortadoğu ve Kafkasya’ya yerleşmesinin ön şartını oluşturmaktadır. Jeostratejik açıdan (2)Ortadoğu’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyada politik ve askeri kontrol açısından kesinti ve boşluk olmaması gerekmektedir. Aksi taktirde beklenmeyen bir gelişme sonrasında, her iki alan da ayrı ayrı veya beraberce kaybedilebilir. Kısaca, Hazar Bölgesine ve Orta Asya’ya yerleşmeye çalışan ABD, güney eksenini (Ortadoğu bölgesini) emniyete almadığı taktirde askeri ve politik anlamda zor duruma düşebilir. Yeni Ortadoğu gerçekleştiği taktirde, ABD’nin askeri stratejisi de büyük ölçüde kolaylaşacaktır. Bu öngörü ve stratejiye göre, (3) Basra Körfezi olmayan bir İran’ın hem petrol üretimi azalacak hem de pazarlara ulaşması ABD kontroluna bağlı kalacaktır. Özetle İran’ın eli kolu bağlanmış olacaktır. Türkiye’den kopartılan doğu bölgesindeki Kürtler, İran’a karşı ABD yanında yer alarak, güney ekseninin güvenliğini sağlayacaklardır. Ermenistan ve Gürcistan kolaylıkla Rusya’nın politik, ekonomik ve askeri baskısından kurtarılabilecektir.

ABD için Karadeniz’in Önemi

Bulgaristan ve Romanya’dan sonra Gürcistan’daki ABD yığınaklanması, Karadeniz üzerinden Hazar’a uzanan stratejik eksenin terminal noktasını emniyete almayı hedeflemektedir. Bu nedenle, Kafkaslar ile Avrupa (Romanya, Bulgaristan) arasındaki boşluğu dolduracak Karadeniz’in kontrolu, ABD’nin Hazar ve Orta Asya stratejileri için hayatidir.Nihai amaç Rusya’nın Karadeniz’de dar bir kıyı şeridine sıkıştırılması ve Karadeniz’de deniz üstünlüğünün ele geçirilmesidir. Bunun için ABD’nin Karadeniz’de limitsiz harekat ihtiyaçları doğabilir. Bu nedenle, orta vadede ABD’nin Montrö Sözleşmesi’nin kısıtlayıcı hükümlerini zorlaması beklenebilir. NATO’nun genişleme politikası ABD’nin bölgesel çıkarları yönünde geliştirilmektedir. Ukrayna, Gürcistan, Azerbeycan ve Kazakistan NATO üyeliği için cesaretlendirilmektedir. Gürcistan’ın bu yıl sonunda Riga’da yapılacak NATO zirvesinde NATO üyeliğine davet edilmesi beklenmektedir. Ukrayna parlamentosu hükümete NATO üyeliği için yetki vermiştir. Ukrayna, Rusya ile ilişkilerinin bozulması ve AB’nin bu aşamada NATO üyeliğinin bölgede yeni gerilimler yaratabileceği yönündeki yaklaşımları nedeniyle NATO için halk oylamasının 2008’den önce yapılmayacağını açıklamıştır. Karadeniz, Kafkaslar ve Orta Asya’daki devletlerin NATO vasıtasıyla ABD ekonomik ve askeri kontroluna girmesi ve NATO antlaşmasındaki bağlayıcı hükümler, Rusya’yı son derece rahatsız etmektedir. Rusya her platformda böyle bir oluşumun Rusya’yı son derece radikal önlemler almaya zorlayacağını açıklamıştır. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un son açıklaması şöyledir: Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğinin anlamı devasa (4) bir jeopolitik değişikliktir. Bu durum Rusya için en iyi çıkarları sağlayacak bir politika değişikliğini gerektirecektir. (5) Putin ise yeniden Soğuk Savaş’a dönülmesini istemediklerini, ancak, silahlanma yarışının hızlandığını belirterek ABD gibi dev bir askeri güçle başa çıkmak için silahlı kuvvetlerin süratle modernize edilmesi gerektiğini söylemiştir. Bu söylemler Rusya’nın ABD plan ve stratejilerinin farkındalığının ve karşı stratejilerin geliştirilmekte olduğunun göstergesidir. Ne kadar istenmese de, ağırlığı Ortadoğu’da olmak üzere son üç yıldan beri meydana gelen global gelişmeler ve bu gelişmeler karşısında dominant güç merkezlerinin sergilediği derin politika farklılıkları dünyamızın yeni bir Soğuk Savaş ortamına girdiğinin açık kanıtıdır. Bölgedeki ABD-Rusya güç mücadelesinin Rusya’nın Kırım Yarımadası’nı boşaltacağı tarih olan 2017’den sonra bir krize dönüşme olasılığı giderek güçlenmektedir.

<<>>

ABD’li bazı analistler ABD’nin Ortadoğu ve Kafkaslar yoluyla aşama aşama Orta Asya’ya yerleşme seçeneğini son derece riskli bulmakta ve onun yerine, Hint Okyanusu, Serbest Belucistan (6) ve Afganistan üzerinden ulaşan bir stratejiyi önermektedirler. Her iki seçenek için de Afganistan’ın çok kritik bir coğrafya oluşturduğunu söylemeye gerek yok. ABD’nin bu ülkede Irak gibi kalıcı olmasının ana nedeni budur. Bu amaçla NATO’yu Afganistan sürecine dahil ederek kontrolu hızlandırmayı hedeflemektedir.Bu kapsamda NATO üyelerine baskı yaparak NATO’nun Afganistan’daki rolünü genişletme kararı aldırmıştır. 26 NATO üyesi Temmuz 2006 sonuna kadar Afganistan’daki asker sayısını 9.000’den 16.000’e çıkaracaktır. (7) Bu stratejinin Bush hükümetince de desteklendiği ABD Bakan Yardımcısı Richard Boucher tarafından şöyle açıklanmıştır: Bizim Orta Asya için olan siyasi hedeflerimiz tutkulu ve azimlidir. Bu nedenle başarısız olamayız. Güvenlik çıkarlarımızı, ticari ve enerji çıkarlarımızı, demokratik ve pazar ekonomisi reformlarını aynı anda sürdürmeliyiz. Orta Asya, kültürel ve ticari gelişmesini daha ziyade güney Asya bağlantıları üzerinden yeniden kurabilir. Bizim bu bölgeye olan desteğimiz hem Afganistan’ın istikrarı hem de güvenliğimiz için anahtar rolündedir. (8) Bu demeçten de açıkca görüldüğü gibi ABD’nin güvenliği Orta Asya’dan başlamaktadır.

ABD global stratejisinin odak noktası, Avrupa, Asya, Ortadoğu, Afrika, Uzakdoğu coğrafyalarının kritik noktalarında tali güç merkezleri yaratarak kendisine karşıt siyasi, ekonomik ve askeri oluşumları engellemektir. (9)

Bütün bu açıklamalara rağmen Ortadoğu ve Avrupa’yı Rus nüfuz sahasına bırakmak niyetinde gözükmeyen ABD, birinci seçeneği tercih etmiş gözükmektedir. Çünkü daha çetrefilli olmasına rağmen birinci seçenek,

  • Avrupa ve Rusya’nın kontrolu,
  • Ekonomik çıkarlar,
  • Afrika kıtasının dolaylı kontroluna yardımcı olması,
  • İran üzerinde direkt baskı yaratması yönüyle daha yüksek fayda sağlamaktadır.

ABD’nin Korku ve Endişe Stratejisi

11 trilyon dolarlık GSMH ile (10) dünyanın en zengin ülkesi ve lideri olan ABD; bedelini ödemek suretiyle petrolü her yerden temin edebilir. Nitekim siyasi çatışma halinde bulunan Venezuela’dan bile petrol satın almaktadır. Başka bir açıdan bakıldığında ABD, Çin ve Japonya ile birlikte en büyük petrol pazarıdır. O zaman bu zengin ülke neden yılda 400 milyar dolardan fazla harcama yaparak ve binlerce insan kaybı vererek Ortadoğu ve Avrasya’daki enerji kaynaklarını kontrol altına almaya çalışmaktadır? Avrupa’ya. 4800 deniz mili, Asya’ya 6000 deniz mili uzaklıktaki bu ülke, dünya kaynaklarının merkezi olan Avrasya’da ne aramaktadır, ne yapmak istemektedir? Her şey bu soruların cevabında yatmaktadır. İster Demokratlar ister Cumhuriyetçiler iktidarda olsun ABD’nin bu politikası kendisi çökünceye veya dağılıncaya kadar değişmeyecektir. Çünkü, ABD’nin nihai amacı dünyadaki ekonomik, askeri ve teknolojik üstünlüğünü devam ettirmektir. Varlığının devamı buna bağlıdır. Bunun için kendisi dışında potansiyel güç merkezi adaylarından AB(Almanya, Fransa) Rusya, Çin ve Japonya’nın mevcut durumlarını korumak, münferiden veya birleşerek kendisine rakip bir güç merkezi oluşmasına meydan vermemek zorundadır. Böyle bir güç merkezi oluştuğu taktirde 1970’li yıllarda olduğu gibi ABD kendi anavatanında sıkıştırılmış ve tehdit edilmiş olacak ve varlığı tehlikeye girecektir. Yukarıdaki analizler çocuk oyunlarından Lego’yu çağrıştırmaktadır. Yapılan kulenin etrafına duvar örerek kuleyi rüzgardan ve dış etkenlerden korumazsanız, kule bir gün mutlaka tehlikeye girecektir. Amerikan kulesi tarihinde dört defa tehlikeye girmiştir. Birincisi, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman denizaltıları ve Japonya uçak gemileriydi. İkincisi 1962’de Kuba’ya yerleştirilen SB füzeleri, üçüncüsü 1970’li yıllardaki SB nükleer balistik füze taşıyan denizaltılardı. Dördüncüsü asimetrik bir düşmandı ve 2001 Eylül ayında hedefini buldu. ABD’nin en büyük korkusu kendi anavatanında tehdit edilmektir. 11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin gerek kendi vatandaşlarına karşı (arama, gözaltı, tutuklama, dinleme) uygulamaları yanında, Irak’ta, Afganistan’daki savaş kuralları dışına taşan uygulamalar bu korkunun boyutlarını gözönüne sermektedir. ABD stratejilerindeki görülen acımasız ve hukuk dışı uygulamaların bu korku ve endişeden kaynaklandığı açıktır. Ortaya koymaya çalıştığımız şudur; ABD’nin global stratejisi içinde yer alan Ortadoğu, Avrupa, Avrasya ve Pasifik alt stratejileri doğal olarak jeopolitik gereksinimlere ve ulusal çıkarlara dayalı bir savunma ve güvenlik refleksini yansıtmaktadır. Bu strateji kendi çıkarlarını geliştirir ve güvenceye alırken potansiyel rakiplerinkini azaltmayı ve kısıtlamayı öngörmektedir. Dünyadaki ve çevremizdeki olayları bu perspektiften değerlendirirsek, ülkemiz ve bölgemiz için daha sağlıklı seçenekler üretebiliriz..

2006 Ağustos

* İzmir Ekonomi Üniversitesi UAİ Bölümü Öğr.Görevlisi

ntarakci@gmail.com

1.New Europe No: 664 p.38

2.Yığınaklanma, ulaştırma, lojistik destek ve güvenlik gereksinimleri

3.Ralph Peters’in haritasına bakınız

4.İngilizce colossal kelimesini kullanmıştır.

5.New Europe No: 681 p.37

6.Ralph Peters’in haritasına bakınız.

7.New Europe No: 675 p.4

8.A.g. e p.45

9.Ortadoğu’da Irak’a ve Türkiye’ye, Orta asya’da Afganistan’a, Uzakdoğu’da Japonya’ya, Avrupa’da İngiltere, Bulgaristan, Romanya ve Polonya’ya, Kafkaslar’da Gürcistan’a yerleşmiştir.

10.Rusya’nın 600 milyar dolar (ABD’nin 20 de biri)

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İsrail'in 'nation in arms' (silahlanmış millet) kavramı üzerinden literatüre taşınması, hem devlet yapısını hem de bu yapıya özgü sistematiği özetleyen analitik bir çerçeve sunmaktadır. İsrail ordusunun bu tarihsel kökeni ülkeyi sivil-asker ilişkileri açısından karşılaştırmalı siyaset yazınında dikk...;

Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Yönetmeliği’nde (Türk Boğazları Yönetmeliği) Türk Boğazlarından “uğraksız geçiş” ve “uğraklı geçiş” olmak üzere iki tür geçiş rejimi düzenlenmiştir. Bunlardan uğraksız geçiş, Türk Boğazlarından herhangi bir liman ve iskeleye uğramaksızın yapılan geçişi ifade eder (...;

İktisadi düşünce tarihi, yalnızca yeni teorilerin eskilerin yerini aldığı bir süreç değil; aynı zamanda iktisat bilimi ile doğa bilimleri, matematiksel araçlar ve bilişimsel teknolojiler arasındaki ilişkinin sürekli yeniden tanımlandığı bir epistemolojik evrim sürecidir.;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

Orta Doğu, yıllardır jeopolitik değişikliklerden en çok etkilenen bölgelerden biri olarak kalmaktadır. 21. yüzyılın başından bu yana bölge, güvenliği tehdit edecek birçok durumla karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde, Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde yaşanan değişikliklere, İsrail-İran ekseni boyunca...;

Türk milletinin sosyo-psikolojik kodları incelendiğinde, zorlu coğrafi koşulların getirdiği pratik, hızlı karar alabilme yeteneği öne çıkmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçiş ve geniş coğrafyalara yayılma sürecinde, toplumun kriz anlarında sığındığı pratik çözüm yolları, zamanla kurumsallaşamamış bi...;

İllegal uyuşturucu piyasaları, hukuki regülasyonların ve kurumsal denetimin tamamen dışında kalsa da iktisadın temel ilkelerinden muaf değildir. Aksine bu alan; arz ve talep kanunlarının, risk analizi mekanizmalarının ve piyasa aksaklıklarının en sert, yalın ve saf haliyle gözlemlendiği "sınırda ikt...;

Suriye'de son bir haftada olan biten, sıradan bir dış politika haberi değil, bir devletin yeniden doğuşuna dair bir sınav. Ağustos ayının son haftasında iki hat aynı anda ilerledi. Washington, Şam yönetimiyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri normalleştirecek adımlar attı. Suriye Demokratik Güçleri ...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...