Dünyanın Gündeminde Şangay İşbirliği Örgütü (Dış Politikaya Yansımaları)

Haber

İşte, Şangay İşbirliği Örgütü de hızlı bir şekilde kurumsallaşan, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları, önemli geçiş güzergâhları ve kavşak noktaları, büyük bir pazar ve üretim yeri olma gibi özelliklere sahip bir coğrafya üzerinde kurulu olan tarihî derinliğe ve birikime sahip ülkelerin üyesi bulunduğu, yeni doğmuş ama hızlı bir şekilde büyüyüp ergenlik dönemine girmiş bir uluslararası entegrasyondur....

İşte, Şangay İşbirliği Örgütü de hızlı bir şekilde kurumsallaşan, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynakları, önemli geçiş güzergâhları ve kavşak noktaları, büyük bir pazar ve üretim yeri olma gibi özelliklere sahip bir coğrafya üzerinde kurulu olan tarihî derinliğe ve birikime sahip ülkelerin üyesi bulunduğu, yeni doğmuş ama hızlı bir şekilde büyüyüp ergenlik dönemine girmiş bir uluslararası entegrasyondur. Bütün bu özelliklerinden dolayı da uluslararası politikada önemli bir yer edinmiş, çıkarlarını etkilediği ölçüde ve şekilde ülke basınlarının gündeminde yer almıştır. Biz de bu yazıda genel hatlarıyla ŞİÖ hakkında yayımlanan haberlerden yola çıkarak özellikle ŞİÖ’nün iki önemli ülkesi Çin ve Rusya ile küresel güç ABD’nin dış politikalarını ele almaya çalışacağız.

20. yy’nin sonuna doğru yaşanan değişimlerle birlikte bugün ŞİÖ üyesi olan ülkelerin dış politika tanımlamalarında ve stratejik hedeflerinde de değişimler başlamış, bu değişimlerle birlikte söz konusu ülkeler arasındaki ilişkilerin niteliğinde farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu değişim bölge dışı ülkelerle olan iletişime de yansımış, Soğuk Savaş dönemindeki ilişkilerin aksine tarafların sayısında ve etki gücünde de yeni değişimlere neden olurken, hassas dengelerin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur.

Bu bağlamda Çin’i ele alırsak hem aynı ideolojiyi farklı yorumladıkları için uzun süre hasım olduğu Rusya ile aralarındaki sorunları gidererek ilişkilerini geliştirme yoluna gittiğini hem de kendisini hegemonyasına karşı tehdit olarak algılayan ABD ile önemli ticari ilişkiler içerisine girdiğini görürüz.

Çin’in geçen sene ABD ile olan ticaretinden elde ettiği ticaret fazlası 114 milyar dolar. Ayrıca sermaye’nin ve teknolojinin en büyük merkezi olma, dünya piyasalarındaki istikrarı etkileme hususunda büyük bir güce sahip olma, askerî ve diplomatik açıdan da çok güçlü olma hasletlerinden dolayı ABD, Çin için çok önemli bir ülkedir. ABD de başta cari açığın finanse edilmesi, sermayenin kârını maksimum kılabileceği ülke olması açısından Çin’e ihtiyaç duymaktadır. Nitekim Çin şu anki yükselişini devam ettirebilmek için, ABD de mevcut süper güç konumunu sürdürebilmek için Asya kıtasının sahip olduğu siyasî ve iktisadî gücü birbirleriyle tam uzlaşı içinde kontrol etmek gibi bir şansları yoktur. Lakin yine aynı sebeplerden dolayı birbirlerini inkâr etmek ya da saf dışı etmek gibi bir ihtimalleri de yoktur.

Putin Rusya’sı da Putin öncesinde olduğu gibi sadece Batı yönlü bir politika izlemiyor. Putin döneminin hepimizin bildiği en önemli özelliği Avrasyacılıktır. Önemli bir bölgesel güç olmayı ve Amerikan tek kutupluluğunu yok etmeyi isteyen Rusya bu konuda pragmatik bir yöntem takip etmektedir. Ancak Putin, eski başbakanlardan Primakov’un aksine ABD ile olan ilişkilerine önem vermekte ve istikrarın bozulmamasını istemektedir. Ayrıca ABD ile ilişkileri çok iyi olan Japonya ve hiç iyi olmayan Kuzey Kore’yle de iyi ilişkiler kurmaktadır.

Birbirleriyle yıllarca sağlam bir anlaşma zemini kuramayan, yine zikrettiğimiz gibi aynı ideolojiyi farklı yorumladıkları için bir türlü uzlaşamayan Rusya ve Çin arasındaki ilişkiler nasıl olmuştur da ŞİÖ gibi bir örgütlenmeyi doğurmuştur? ŞİÖ, Sovyetler Birliğiyle Çin arasındaki sınır sorunlarının giderilmesi için başlatılan süreçle ortaya çıkmış, terörizm, ayrılıkçılık, dinî radikalizm benzeri sorunlara ortak çözümün arandığı, bölge içi güvenlik, istikrar, ticaretin artırılması, enerji vb konuların görüşüldüğü bir zemin haline gelmiştir.

Başta Çin ve Rusya olmak üzere ŞİÖ üyesi ülkeler aralarındaki sorunları çözüp işbirliği yapabilecekleri alanda bu işbirliğini gerçekleştirmelerinin, lakin bu sırada verecekleri tavizlerin işbirliği yapmayıp yalnız hareket etmekten daha az maliyetli olduğunu görmüşlerdir. Bugün aslî üye ve gözlemci üye statüsüne sahip ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerine baktığımızda hepsinin Amerika ile iyi ilişkiler içerisinde olduğunu ama kendi aralarında bir yerde mutlaka ciddi uzlaşmazlıklar yaşandığını görmekteyiz. Amerika ile aralarındaki güç dengesi kendi aleyhlerine ve aralarında daha eşit ilişkiler kurabilecek iken – birbirleriyle tarihî, dinî, kültürel, ticarî bir çok bağları ve bu ilişkileri daha da artırma potansiyelleri varken – neden bu durumu değiştiremesinler.

Bu bağlamda Rusya ve Çin aralarındaki pürüzleri gidermekle kalmamışlar, ortak dış politikalar dahi yürütmeye başlamışlardır. İşte bu iki ülkenin İran’a verdikleri desteği tüm bu şartlar içinde değerlendirmek gerekir. Bilindiği üzere ŞİÖ İran’a 2005 yılında gözlemci üye statüsü verdi ve 15 Haziran’da düzenlenen Şangay Zirvesi’ne de katılması sağlandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de İran’ın insanî amaçlarla kullanmak için nükleer enerjiye sahip olma hakkı bulunduğunu söylemişti. Ayrıca, İran Devlet Başkanı Ahmedinejad, Vladimir Putin ve Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao ile yaptığı ikili görüşmelerde de destek görmüştür.

Bu iki ülkenin İran’la ilişkilere verdiği önemi farklı bir bağlamda ele alabilir ve ortaya farklı bir fotoğraf çıkartabiliriz. İki ülkenin ŞİÖ’yü ABD’nin çatıştığı ülkelerle işbirliği yapmaya iten sebep körü körüne bir muhalefet etme isteği olarak değil, tam aksine bir denge oluşturmak diye yorumlanmalıdır. ABD bölgedeki istikrarı etkileyecek güce sahip olduğu gibi İran da petrol ve doğalgaz sayesinde böyle bir güce sahiptir. Bu gücü kullanmak İran’a da zarar vereceği gibi en son çare olarak kullanılma ihtimali yüksektir. Ya da İran, ŞİÖ üyelerinin hiç istemediği koşullar doğuracak şekilde, ABD ile anlaşma masasına oturabilir. Bu yüzden ŞİÖ ne ABD ile ne de onun uzlaşamadığı ve uluslararası toplumla sorun yaşayan İran gibi ülkelerle olan ilişkilerini birini diğerinin hatırına kesmek gibi bir lükse sahip değildir.

Üstelik İran da bu durumun farkındadır. Fakat şu an için ittifak kurmak hususundaki en iyi seçeneği ŞİÖ’dür. Bu ittifakın her iki tarafa faydası olduğu gibi atılması gereken önemli adımlar da bulunmaktadır. Örneğin, İran nükleer araştırmaları hususunda uzlaşmacı mesajlar vermek zorundadır ki enerji piyasalarını olumsuz bir şekilde etkilemesin. Ayrıca uluslararası toplumla da arasını bir an evvel düzeltmek durumundadır. Böylece İran birincisini yaparak enerji, dolayısıyla üretim ve ekonomik istikrar ikincisini yaparak da siyasî yönden ittifak yapmak istediği ŞİÖ üyelerini zor durumda bırakmamalıdır. Diğer taraftan ŞİÖ üyeleri de gelecekte dış politika alternatiflerini azaltmamak, İran’ın yalnız kaldığında kendileri açısından ortaya çıkabilecek olumsuzlukları önceden görüp 11 Eylül sonrası örgütün prestijini sarsan bir ortamın tekrar oluşmasını önlemek için bir şeyler yapmak durumundadırlar.

Buraya kadar olan kısımda dilimizin döndüğünce denge kurmanın ne kadar zor olduğunu ve dengelerin ne kadar hassas olduğunu anlatmaya çalıştık. ŞİÖ üyeleri, ABD ve İran ulusal çıkarlarının gerektirdiğine inandıkları şeyi mevcut koşullara göre rasyonel bir şekilde gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Hiçbirinin tek bir seçeneği – olamaz - yoktur ve muhatabına bir tek seçenek bırakan “ya bizdensin ya değilsin“ benzeri söylemleri gerçeği/rasyonaliteyi yansıtmamaktadır.

ŞİÖ’nün İran’a verdiği destek ABD’yi dengelemeye yönelik bir politikadır ve tek seçenek değildir. Aynı zamanda ABD ile – ya da Batının kurumlarıyla – ortak hareket etme şansına sahiptir ve etmelidir de. ABD’nin bu durumda “teröre destek oluyorlar“ söylemi gerçeği yansıtmaktan ziyade ulusal çıkarının bir gereğidir. Çünkü ABD’nin mücadele ettiği terörün merkezi onların coğrafyasıdır; ve 11 Eylül sonrasında el-Kaide vb terör örgütleriyle bağlantısı olduğunu öne sürdükleri başka versiyonları kendilerini de tehdit etmektedir (ŞİÖ’nün mücadele etmek için uzlaştığı “üç şeytan“dan biri olan terör). Sonuçta bu durum ABD’nin bölgeye müdahalesini meşrulaştıran ve kendilerinin elini zayıflatan bir hal almakta, böylece ABD oradaki şartlardan istifade ederek dengeleri kendi lehine olacak şekilde bozup yeniden kurmaktadır.

ŞİÖ ile birlikte sağlanan işbirliği zemini ve bu zemine ortak olmak isteyen yeni müttefiklerle birlikte oluşabilecek güç birliği, şu an için ABD ve Avrupa ülkelerinin üyesi bulunduğu örgütlerin dışındaki uluslararası entegrasyonlara göre çok önemli bir konuma sahip olabilecek ve Batının üstünlüğünü dengeleyebilecek bir rakip olabilecektir. İşte bu vaziyet kimilerini endişeye sevk ederken kimilerini de ümitlendirmektedir.

ABD basınına baktığımızda doğrudan ŞİÖ ile ilgili çok sayıda haber yayınlandığını görmekteyiz. Bu haberlerde ŞİÖ’ye yönelik kimi zaman üstü örtülü ama sert bir dil kullanılmıştır. Diktatörler kulübü benzetmesi yapılmış, Donald Rumsfeld’in “terörle mücadele etmek için kurulmuş bir örgüt terörü destekleyen bir ülkeyi arasına dâhil ediyor“ mealindeki sözlerine sık sık yer verilmiş ve samimiyetinden şüphe edildiği ima edilmiştir. Bunun yanında, ŞİÖ bünyesinde atılan adımlar çok iyi takip edilmiş, onlara ne kazandıracağı ve kendilerine ne kaybettireceği iyi gözlemlenmiş, her bir ülkenin ŞİÖ’ye olan ilgisi ve mesafesi yakından izlenmiştir.

Çin ve Rusya basını da aynı şekilde atılan adımları, söylenen sözleri ve gerçekleştirilenleri iyi bir şekilde takip etmiş ve ayrıntılarıyla yansıtmışlardır. Devlet başkanlarının ziyaretleri, görüşmeleri, açıklamaları ve diğer resmî görevlilerin bu yöndeki eylemleri yorumlanarak aktarılmış, böylece ŞİÖ ile ilgili gelecek vaat eden bir portre çizilmiştir.

ABD basınında ŞİÖ’nün güçlenmesinin, bölgede söz sahibi olmaya başlamasının, enerji kaynaklarına yönelik projelerin ve anlaşmaların, katılmak isteyen yeni üyelerin varlığının, Orta Asta Cumhuriyetleri’ndeki üslerin kapatılmasının istenmesinin hazmedilemediği gözlemlenmektedir. Çin ve Rusya basını ise ABD’ye muhalif olunduğu, Batı kurumlarına karşı alternatif – NATO gibi – oluşturulmak istendiği gibi haberlere yer verilmemiş ya da yalanlanmıştır. Ancak her alanda hem de herkesle işbirliği yapılabileceği, daha çok istikrar için adımlar atıldığı vs yönündeki konular üzerinde durularak ortamı germekten kaçınılmıştır.

Orta Asya Cumhuriyetleri’nin ve kimi gözlemci üyelerin basın organları ise biraz daha farklı bir manzara çizmektedir. Bu ülkeler genellikle ticaret hacimlerini artırarak ekonomilerini güçlendirmek ve sağlam ortaklıklar kurarak dış politikada ellerini kuvvetlendirmek için ŞİÖ’ye üyelik ve bu üyeliğin pekiştirilmesi konusunda istekli görünmektedirler. Ülkelerinin ŞİÖ’ye ne katacağına da değinmeden etmemişlerdir.

Türkiye basınının ise bu konuya önem verdiğini söylemek zordur. Çünkü Türkiye basınında bu örgüte dair çıkan haberler magazinsel boyutun ötesine pek geçemiyor. ŞİÖ’nün Türkiye için konumunun ne olduğundan ziyade ve ŞİÖ nedir pek anlatılmaksızın NATO’ya alternatif mi, İran’ı niçin destekliyor, ABD ile neden ters düşüyor, hangi ülke ne demiş çok yüzeysel bir şekilde bu konular üzerinde durulmuşken, Türkiye’nin bu örgütle ilişkiye geçmesiyle elde edebileceği çıkarlar ve ödemesi gereken bedel üzerinde duran özgün yorumlar yok denecek kadar azdır.

*Stajyer, Kafkaslar-Orta Asya-Ortadoğu Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.