Türk-Amerikan İlişkilerinde Yeni Bir Döneme Doğru Mu?

Kategori Seçilmedi

Stratejik Yorum No:256

Ancak belirtmek gerekir ki birçok basın yayın organında belirtilenin aksine ortada bir belgenin varlığından söz etmek mümkün değil. Ne Türk tarafı ne de Amerikan tarafı adı geçen girişim ile ilgili olarak belge ifadesini kullanmış değil. Amerikan Dışişleri Bakanlığı diyalog için ‘açıklama’ ifadesini kullanırken Türk Dışişleri Bakanlığı yukarıda bahsi geçen başlık ile yetinmiş. Ortaya çıkan metnin imzalanmadığı ve de numaralandırılmadığı da dikkate alındığında ‘stratejik vizyon belgesi’ ve ‘ortak vizyon belgesi’ –ya da girişimi kötülemek için kullanılan ‘teslimiyet belgesi’- gibi ifadelerin abartılı ve yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Hiç şüphe yok ki ortada yaklaşık bir yıldır süren müzakerelerin ardından ortaya çıkan sonucun yer aldığı iki sayfalık bir metin var. Ama bu metnin altında ne bir imza var, ne de bir belge numarası. Durum böyle olunca da basında konu ile ilgili çıkan haber, yorum ve değerlendirmelerin büyük bir kısmı aslında yanlış noktalara işaret ediyor. Her şeyden önce, yukarıda da söz edildiği gibi ortada resmi bir belge yok. İkincisi de yine buna bağlı olarak basında çıkan haberlerin aksine metinde Dışişleri Bakanları da dâhil olmak üzere resmi sıfatı haiz hiç kimsenin imzası yok.

Açıklamanın Önemi

Ancak yukarıda sözü geçen metnin resmi bir belge olmaması ve taraflarca imzalanmamış olması Türkiye-ABD ikili ilişkilerinde önemli bir aşamaya gelindiği gerçeğini değiştirmiyor. Her ne kadar metnin imzalanmamış olması önemli bir eksiklik ise de metin birçok açıdan anlamlı noktalara işaret ediyor.

Her şeyden öte bu kısacık metnin ortaya çıkması için iki tarafça da harcanan çabanın büyüklüğü dikkate alındığında her iki tarafın da metne özel bir önem atfettiği sonucuna varılabilir. Kesin olmamakla birlikte metin ile ilgili görüşmelerin bir yıl gibi uzunca bir süredir devam ettiği ifade ediliyor. ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın Nisan 2006’da yaptığı Türkiye ziyaretinde gündeme gelen diyalog girişimi üzerinde anlaşılan o tarihten beri önemli pazarlıklar yapılmış ve metnin son hali Dışişleri Gül’ün ABD ziyaretine yetiştirilmiş. Türkiye-ABD ikili ilişkilerinin son bir yılında öne çıkan en önemli unsurlardan biri olan bu girişime her iki tarafın da büyük önem verdiği aşikâr. Durum böyle olunca, sırf resmi niteliği yok diye bu metni önemsiz görmek mümkün gözükmüyor.

Ancak bundan çok daha önemlisi metinde yer alan bazı unsurlar Türk-Amerikan ilişkilerinin gelecekte alacağı şekil ile ilgili olarak çok açık ve somut gelişmelere işaret ediyor.

1- Metin ile ilgili olarak vurgulanması gereken en önemli nokta bizzat metnin başlığı. Başlıkta Türk-Amerikan ilişkilerinin stratejik ortaklıktan daha öteye götürüleceği bir hedef olarak belirlenmiş. Bu nokta çok önemli; zira şimdiye kadar özellikle Amerikan tarafı stratejik ortaklık nitelemesini hem az kullanmış, hem de kullandığında da içeriğini boşaltmıştı. Şimdi ise ilişkilerin bu noktadan daha da öteye taşınacağını kabul etmekle ABD Türkiye ile hâlihazırda en azından stratejik ortak olduğunu açık bir şekilde kabul etmiş oluyor.

2- ABD’nin kolay kolay ikili ya da çok taraflı yükümlülükler altına girmediği dikkate alındığında da metnin önemli bir gelişme olduğu ortaya çıkıyor. Genel itibari ile Amerikan dış politikası özellikle çok taraflı hukuki düzenlemelere taraf olmama konusunda belirgin bir davranışa sahip. Bu durum ister istemez hukuki olmayan, ama Amerikan dış politikasını en azından moral açıdan yükümlü kılan girişimler söz konusu olduğunda da kendini gösteriyor. Bu kayıtsızlık ve belki de şüpheciliğin temelde iki nedeni var. Birincisi, Amerikan dış politikasına hâkim olan biriciklik inancı. Buna göre ABD çok taraflı uluslar arası rejimleri küçümser bir tavır benimseyebiliyor. Bir diğer nedeni de tamamen Amerikan dış politikasındaki prestij algısı ile ilgili. Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, ABD dış politika davranışında taahhütlerin yerine getirilmesine çok büyük bir özen gösteriliyor. Bu ilke, Amerikan dış politikasının güvenirliği ve dolayısıyla da bu politikanın bir bütün olarak prestiji açısından çok önemli görülüyor. Bu da genelde ABD’nin yükümlülük doğuran gerek ikili, gerekse çok taraflı düzenlemelere mesafeli durması sonucunu doğuruyor. Hatta belirtmek gerekir ki nedeni henüz bilinmese de yazının konusu olan diyalog metninin imzalanmamasında Amerikan dış politikasına hâkim olan bu ilkenin etken olduğunu iddia etmek mümkün. Bu açıdan değerlendirildiğinde hukuken olmasa bile ABD’ye moral sorumluluklar yükleyen diyalog metni büyük bir önem taşıyor.

3- Diyalog metni ile ABD Türkiye’yi kendisine ‘neredeyse’ eşit bir muhatap olarak kabul eder hale gelir bir görüntü sergiledi. Özellikle Bush dönemi dış politikasında belirleyici olan dışlayıcılık ve tek taraflılığın izlerinin yavaş yavaş silinmesinin bir örneğini bu metinde görmek mümkün. Beyaz Saray’a geldiği ilk günden itibaren Türkiye’ye karşı mesafeli ve hatta umursamaz bir tavır benimseyen Bush yönetimi bu metinle bu tavrını terk ettiğinin işaretlerini vermiş oluyor. Bunda hiç şüphesiz Türk diplomasisinin etkisinin payı var. Ama bundan daha önemlisi, bir bütün olarak Amerikan dış politikasına damgasını vurmaya başlayan Rice etkisi kendini Türk-Amerikan ilişkilerinde de göstermeye başladı. Selefi Powell’ın aksine gerçek bir dış politika ustası olan ve birçok açıdan ABD’nin Stimson, Kissinger ve Albright gibi önde gelen diplomatları ile aynı kategoride değerlendirilebilecek olan Rice, Rumsfeld, Perle ve Wolfowitz gibi Yeni Muhafazakârların etkisini azaltıcı önlemler alarak Amerikan dış politikasını daha rasyonel temellere oturtmaya başladı. Bunun sonucunda da işbirliğine daha yatkın, ikili ve çok taraflı ilişkilere girme konusunda daha istekli ve diplomatik kanallarını daha fazla kullanmaya eğilimli bir dış politika davranışı belirdi. İşte Türkiye ile ABD arasında ilan edilen diyalog metni bu sürecin de bir sonucu olarak büyük bir önem taşıyor.

4- Son olarak da Türkiye’nin özellikle kendi güvenliği ile ilgili temel endişe kaynağı olan konulara diyalog metninde temas edilmesi dikkat çekici bir nokta. Terörle mücadele konusunda, bir bütün olarak terör ile mücadele edileceği gibi genel bir ifadenin yerine PKK ile mücadele edileceğinin vurgulanması Türkiye açısından önemli bir kazanç olarak görülebilir. Yine Irak’ın bütünlüğüne açık bir şekilde atıfta bulunulması da Türkiye’nin temel endişelerinden biri olan Irak konusunda da ABD Türkiye’ye güvence ve mevcut haliyle Irak’tan ayrılmak isteyenlere de belirgin bir mesaj veriyor. Bunlardan çok daha önemlisi, diyalog metninde verdiği güvence ile ABD Kıbrıs sorununda Türkiye’nin tezlerine yakın durduğunu açık bir şekilde ifade ediyor. Böylece Türkiye bir süredir ısrarla ve sabırla sürdürdüğü Kıbrıs politikasında en somut ve en olumlu sonuçlardan birini elde etmiş oluyor.

Yukarıdaki değerlendirmeler çerçevesinde bakıldığında diyalog metninin ikili ilişkilerde yeni bir başlangıcı temsil ettiğini söylemek mümkün. Elbette ki her şey tarafların metnin içeriğine ne kadar sadık kalacakları ile yakından ilişkili. Ancak böyle bir metnin, hem de çerçevesi daha önceden belirlenmiş bir süreç sonunda açıklanması tarafların işbirliği yönünde ortak iradelerinin olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle de tarafların diyalog metni ile çerçevesi belirlenen işbirliğini gerçekleştirmek için gereken adımları atmamaları için ortada herhangi bir neden gözükmüyor.

* Uzman, Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...