Türkiye’nin Yumuşak ve Sertleşen Gücü

Makale

Türkiye, 2004 yılından bu yana geçen 7 yıllık süre içinde kalkınma yardımları konusunda önemli bir yol kat etti. Özellikle 2009 itibarı ile başta fakir Afrika ülkeleri olmak üzere, Kafkasya, Orta Doğu ve Balkan ülkelerine yaklaşık 800 milyon Dolar civarında dış yardım sağladı....

Prof.Dr. Sema Kalaycıoğlu

Türkiye, 2004 yılından bu yana geçen 7 yıllık süre içinde kalkınma yardımları konusunda önemli bir yol kat etti. Özellikle 2009 itibarı ile başta fakir Afrika ülkeleri olmak üzere, Kafkasya, Orta Doğu ve Balkan ülkelerine yaklaşık 800 milyon Dolar civarında dış yardım sağladı. Bunun büyük bir kısmı elbette, program ve projeler çerçevesinde ve “Güney-Güney“ işbirliğine katkı mahiyeti taşıyan resmi dış yardım oldu. Ancak bu yıl, şeker bayramı öncesinde ve sadece 10-15 gün gibi kısa bir sürede, Somali için, halkın katılımı ile 100 milyon Dolar gibi bir yardımı seferber etmesi de bir ortak bir organizasyon ve hedefleme başarısı olarak gözleri doldurdu. Haftalık The Economist dergisi bile evvelsi haftaki sayısında bunu önemle vurguladı. Bu yardımlar için hedef coğrafya genellikle, “ortak dil ve kültür alanları“ olarak tanımlanmış durumda. Ayrıca bu kapsam dışında, Türk Kızılay’ı, ihtiyacın acil ihtiyaç olduğu her felaket bölgesine, dil, din, kültür farkı gözetmeden el uzatan ve fevkalade etkin yardım aktaran bir kurum oldu çıktı. Türkiye’nin maddi ve ayni yardımlarına, bazı özel ve sivil toplum kuruluşlarının, dünyanın gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerinde sağladığı eğitim ve sağlık hizmetlerini de eklersek, dünyada yeni bir Türkiye imajı doğdu.

Yardımların Yarattığı Olumlu İmaj

Yardım, küresel ve bölgesel bir güç olmak için iyi bir kanal. Şu anda Hindistan da dâhil olmak üzere birçok yeni gelişen ülke, yardım alan konumundan yardım veren konumuna terfi etmiş bulunuyor. Türkiye’nin de bu ülkeler arasına girmiş bulunması fevkalade önemli. Kim derdi ki 1970 li yıllarda 70 cent’e muhtaç olan Türkiye, 2000 li yıllarda bir hibe yapan bir ülke haline gelecek. Ancak bunda özellikle son on yılın ülkeye getirdiği kazanımların ve düşüce değişikliğinin etkisi var. Bunu Türkiye için mümkün kılan şey, sağlanan iktisadi başarı, başarıyı güvence altına alan çalışkanlık, verimlilik ve artan zenginlik. Ama hala kişi başına 10.000 Dolar civarında olsa bile, kazanımından ihtiyacı olana ile pay verme arzusunun toplumsal norm haline gelmiş olması önemli. Bunun devamlılığını sağlamak için benimsenmesi gereken sihirli formül ise, Türkiye’nin ekonomik gücünü, finansal ve siyasi krizlere kurban etmemesi, basiret ve liyakate dayanan yönetime özen göstermesidir.

Yükselen Yıldızda Yatırım Parıltısı

Türkiye yine son yıllarda giderek daha fazla dış yatırım alan ve çok farklı coğrafyalarda önemli yatırımlar yapan bir ülke haline geldi. Nice ülkede mütaahitlik firmalarımız modern şehirler, köyler ve sanayi merkezleri kurdu. Köprüler, havaalanları ve yollar inşa etti. Özel sektör projelerine, devlet planlı olarak veya planlamaksızın idari yönlendirmede de bulundu. Yüksek düzeyde bürokratik ziyaretler, samimi devlet-devlet ilişkileri, Türk yatırımları için birçok yerde kapı açtı ve Türk şirketlerine piyasaya girme kolaylığından öte ihalelerde öncelik sağladı. Özellikle Türkiye’nin dış yatırımları, ülkenin küresel olmasa bile bölgesel güç rolüne vazgeçilmez bir katkı sağladı. Bunun devamının gelip gelmeyeceği, önemli ölçüde dünyayı kasıp kavuran ekonomik daralmaya, yakın komşularımızda hüküm süren ve adına “bahar“ denilen siyasi çalkantılara bağlı. Küresel krizden kurtulmak için, daha önce “güneyi güneye“ bırakan batının, eskiden çizmelerini tozlandırdığı yerlere geri dönme arzusuna bağlı. Fransa’nın, İtalya’nın, bu alanlarda Türkiye için özellikle Orta Doğu’da başlatacağı rekabet savaşlarına bağlı. Ama bir o kadar da Türkiye’nin sürdürmeyi başaracağı ekonomik gücüne bağlı. Küresel ekonomik daralmanın Türkiye ekonomisi üzerinde yaratacağı daralma etkisi, Türkiye’nin ve becerikli müteşebbislerinin ayaklarını gazdan çekip, frene basmasını gerektirirse, bundan Türkiye’nin dış yatırımları da etkilenir, bölgesel görünürlüğü de…

Ya Yaptırımlar?

1970 li yıllarda, Türkiye yaptırımlara yaşayan bir ülkeydi. Kıbrıs’ta soydaşlarını Nikos Sampson’un kanlı pençesinden korumak ve katliamları engellemek için başlatılan Kıbrıs harekâtı, Türkiye ekonomisini, demin sözünü ettiğim o 70 cente muhtaç hale getiren yaptırımlara muhatap etmişti. Kıbrıs bizim için, özellikle soğuk savaş döneminin temel ulusal güvenlik unsurlarından biriydi. Doğu Akdeniz ile aramızdaki tampondu. Biz de bir garantör ülke olarak meşru olduğuna inandığımız bir müdahalede bulunduk. Sonuçlarına da misliyle katlandık. Ama Kıbrıs’ın aynı zamanda bizim için duygusal bir özelliği vardı. Batı Trakya dışında, kendini Türk olarak tanımlayan insanlar vardı orada ve zulüm görüyorlardı. “Ya Taksim, ya Ölüm“ bize tüm yaptırımlara rağmen Kıbrıs’ı savunduran bir ideolojik slogandı.

Aradan gecen 40 yıla yakın süre içinde, pek çok şey değişti. Aynı dünyada yaşamıyoruz. Kıbrıs da neyse ki bir daha o cehennemi yaşamadı. Ama Kıbrıs sorunu henüz çözülmedi. İşte bu çözümsüzlük ve Kuzey Kıbrıs halkından zaman zaman Türkiye aleyhine yükselen olumsuz tepkiler nedeniyle, yavru vatan ile ilgili geliştirdiğimiz duygusal refleks bir hayli aşındı. Ayrıca soğuk savaş döneminin çoktan sona ermesi nedeni ile konunun ideolojik boyutu da zayıfladı.

Stratejik Önem Kaldı mı?

Bugün Doğu Akdeniz deki doğal gaz veya petrol paylaşımı dışında, artık Kıbrıs için, “ölüme“ veya bu nedenle katlanılacak bir yaptırıma razı olur mu Türkiye emin değilim. Orada bir şeyler değişti. Ama değişen asıl önemli şey, Türkiye’nin kazandığı ekonomik güç, yaratmak ve korumak istediği bölgesel etkinlik dolayısı ile yeni bir ideolojik çizgi üzerinden, “ezilen Gazze halkının makûs talihini“ değiştirmek için yaptırım uygulayan bir ülke haline gelmesidir. Bu Türkiye için kazanılmış, ama korunması gereken ekonomik gücün verdiği bir cesarettir. Bir de tabii bu cesarete hiçbir zaman sahip olmamış ve belki olamayacak Arap halklarının verdiği gazla gelen yeni bir tercihtir. Türkiye bu tercihi âli ve gerçekten insani bir yaklaşımla yapmaktadır.

Filistin konusunun ideolojik bir tercih olarak biçimlenmesinde, bu âli ve halisane niyet önemlidir. Gazze’nin (ve gerçekleşirse bağımsız Filistin devletinin) gün olup Doğu Akdeniz’de arayabileceği petrol ve doğal gaz ile ilişkisi olmadığını da tahmin ediyorum. Gün ola Kıbrıs gibi veya Ege gibi donmuş, uyuşmuş sorunlara veya Ermeni sorununa(Filistin’de ciddi sayı ve etkinlikte bir Ermeni grup bulunmaktadır) muhatap olursak, Filistin veya Arap ülkelerinden bir destek beklediğimiz için yapmadığımızı da biliyorum. Biz bunu karşılıksız yapıyoruz. Biz yalnız kalırsak, yine kalırız fark etmez. “Hak bellediğimiz yolda yalnız yürümeye nasılsa alışığız biz“.

Ama Dikkat Edilmesi Gereken Önemli İki Husus Var

Ama bunun için önce ekonomik gücümüzü yitirmeyelim. Kendi öz insanımız sıkıntı çekmesin artık. Ülke içinde refahı güvence altına alıp yayalım. Esmesek de gürleyebiliriz. Ama kaynaklarımızı, savaşa, manevralara harcamayalım. Bu birinci önemli husus...

İkincisi önemli husus ise şöyle: Yapılmış bilimsel çalışmalar ekonomik ve siyasi yaptırımların gücünün sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Bu yaptırım uygulanmasına katkıda bulunacağımız Suriye için de geçerlidir, tek başına yaptırım uygulayacağımız İsrail için de geçerlidir. Neden mi? Çünkü asıl karşı gelinen şey her iki örnekte de ideoloji de ondan. Nitekim unutmayalım, şimdi bizim karşımızda yaptırım uygulayacağımızı açıkladığımız ülkede de, ciddi güvenlik endişelerini dile getiren, ideolojik bir yönetim bulunmaktadır. Türkiye’nin uygulayacağı yaptırımlar İsrail’i ekonomik olarak etkiyebilir. Ama ideoloji’nin varlığı ve gücü, siyasi olarak pes etmesini zorlaştıracaktır. Sertleşen gücümüzü, restleşme için kullanırken, o yumuşak barışçı ekonomik güç potansiyelimizde asla kayıp yaratmayalım. Türkiye yola barış getirmek için çıkmıştır. Yol üzerinde gerilim tırmandırmanın sınırlarını değerlendirmek zorundadır. İşte itidal ve akl-ı selim burada yatıyor.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Hark Adası, ekonomik olarak çok büyük bir öneme sahiptir. Bu yüzden, İran’a ait olan bu ada üzerinde ABD, İsrail, İran ve Çin’in ulusal çıkarları çatışmaktadır. Bu olay, küresel sonuçlara sebep olmaktadır.;

Dünya ekonomisi, 2020’li yılların başından itibaren son otuz yıla damgasını vuran liberal rasyonalitenin sarsıldığı, yapısal bir kırılma dönemine girmiştir. 1980-2020 yılları arasında küresel sistemi domine eden "Etkinlik" (Efficiency) paradigması, yerini ulus devletlerin varoluşsal bir refleksi ola...;

2025 yılındaki ABD-Çin ticaret savaşı bir aydan kısa sürdü; ancak ortaya koyduğu stratejik açık on yıllardır derinleşmekteydi. 2 Nisan'da, kendi deyimiyle "Kurtuluş Günü"nde ABD Başkanı Donald Trump, aralarında Çin'in de bulunduğu düzinelerce ülkeye geniş kapsamlı tarifeler uyguladı; Çin birden orta...;

Şi Cinping'in Kuzey Kore'ye ve Kim Jong-un yönetimine Çin desteğinin "sarsılmaz" olduğunu söylemesi, Pekin'in Pyongyang üzerindeki nüfuzunu yeniden tesis etmek istediğini gösteriyor.;

Rus iktisadi düşünce tarihini incelemek, sadece bir coğrafyanın üretim ve bölüşüm ilişkilerini takip etmek değil; aynı zamanda devletin bekası, toplumun ahlaki dokusu ve bireyin mülkiyetle olan sancılı ilişkisi üzerine kurulmuş devasa bir "iktisat sanatı" (techne) laboratuvarına girmektir. ;

İktisat tarihi, uzunca bir süre iki kutuplu bir koordinasyon anlatısına sıkıştırıldı: Bir tarafta piyasanın koordinasyon gücünü yücelten ve mikro ajanların dağınık bilgisini fiyat mekanizmasıyla eşleyen Adam Smith’in "Görünmez El"i; diğer tarafta ise her şeyi yukarıdan aşağıya (top-down) tasarlayabi...;

İktisat literatüründe makro-teorik yaklaşımlar genellikle üretici güçlerin mülkiyetini, bölüşüm ilişkilerini ve sınıfsal çatışmaları ulusal ya da küresel ölçekte, yukarıdan aşağıya (top-down) kurgulama eğilimindedir. Bu durum, ekonomiyi soyut bir denge arayışı ya da kaçınılmaz bir tarihsel altüst ol...;

Geçenlerde okuduğum ilk baskısı 2017 yılında yapılan Amerikalı antropolog James C. Scott’un ‘’Tahıla Karşı (Against the Grain: A Deep History of the Earliest States’’, Koç Üniversitesi Yayınları) adlı kitap insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan tarım devrimi ve ilk yerleşik devl...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...