İran'ın nükleer programı ile ilgili kriz özellikle 2003 yılından itibaren dünya gündemini meşgul etmektedir. Bu program, 1979 devriminden sonra araları açılan İran ile ABD arasında her zamankinden daha ciddi ve somut bir problem ve gerilime neden olmuştur. Ancak kriz sadece ABD ile İran arasında bir sorun olarak kalmamış ve çok sayıda aktörün dâhil olduğu gerçek bir küresel sorun haline dönüşmüştür.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (International Atomic Energy Agency) denetçileri İran'da şimdiye kadar nükleer silah bulmamışlarsa da gerek ABD gerekse de AB İran'ın bu silahları elde etme peşinde olabileceğinden şüphe etmektedir. Bu nedenle de her iki taraf da İran'ın nükleer silah programını tamamen bırakması gerektiği görüşündedir. İran ise ABD'yi karşısına almamak ve askeri müdahaleye zemin hazırlamamak için diplomasiyi bir çözüm aracı olarak kullanma eğilimi içinde olagelmiştir. Bu çerçevede soruna bir çözüm bulunması adına AB'nin girişimlerine ve çağrılarına cevap vermiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmıştır.
ABD ile AB İran'ın nükleer programı konusunda temelde aynı fikirde olsalar da Bush'un ilk döneminde İran'a karşı nasıl bir politika izleneceği konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bu nedenle de bu dönemde her iki taraf da ayrı bir yol izlemiştir. Avrupalılar diplomasiye daha fazla ağırlık vermişlerdir. Bu girişimler sonuç vermiş ve İran uranyum zenginleştirme çalışmalarını geçici olarak durdurmuştur. İkinci kez seçildikten sonra Bush katı tutumunu nispeten yumuşatmışsa da bu tutum İran'ın nükleer programını sona erdirmesine yetmemiştir.
Fakat İran da bir süre sonra sertleşmiş ve nükleer programından asla vazgeçmeyeceğini açık bir dille ifade etmiştir. Bunun sonucunda da ortaya gerçek anlamda bir kriz ve oldukça karmaşık bir durum çıkmıştır. Amerikalı kıdemli bir diplomat bu karmaşık durumu şu şekilde özetlemektedir: Avrupalılar ümitsiz bir şekilde nükleer silah geliştirme çalışmalarını durdurması için İran Hükümetini ikna etmeye çalışırken ABD geri planda fırsat beklemektedir. Sürecin en önemli aktörlerinden İsrail ise ürkütücü bir sessizlik içindedir. İranlılar ise amaçlarının barışçıl nükleer enerji elde etmek olduğunu ve ancak kendilerine uygun bir alternatif sunulduğunda bu amaçlarından vazgeçeceklerini ima ediyorlar. Bu arada ise İran muhalefet grupları Batı Doğruluğu tartışmalı olmakla birlikte İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine sahip olduğuna dair oldukça somut kanıtlar mevcuttur. Örneğin 2002 yılında bir İran muhalefet grubu İran'da iki nükleer tesisin varlığını ifşa etmiştir. Bunlardan Natanz'da nükleer silahlar için gerekli malzeme üretilmekte, diğeri Arak'ta ise kısa bir süre sonra bu malzemenin üretilebileceği iddia edilmiştir. 2003 yılının başlarında da İran, İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye'ye ulaşabilecek nükleer başlık taşıyabilecek bir füze denemiştir. Bundan daha önemlisi, farklı ülkelerden istihbarat yetkilileri İran'ın yasadışı bir nükleer program geliştirme peşinde olduğunu bilmektedirler. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde İran'ın nükleer silah üretmek ve kullanmak için gerekli teknolojileri ve ham maddeleri elde etmiş olabileceği iddia edilmektedir