Stratejik Yorum No: 237
Referandumda bağımsızlığa karar verilebilmesi için katılımın en az yüzde 50 ve katılanların en az yüzde 55’inin bağımsızlık için ’evet’ oyu kullanması gerekiyor. Eğer bu referanduma dayanılarak Karadağ Parlamentosu bağımsızlık ilan ederse – ki büyük bir olasılıkla böyle olacak – eski Yugoslavya’nın dağılıma süreci tamamlanmış ve Balkanlar’da yeni bir devlet doğmuş olacaktır.
Karadağ, 1878 tarihinde Berlin Kongresi’nde bağımsızlığını kazanmış ve Osmanlı İmparatorluğundan ayrılarak bağımsız bir devlet haline gelmiştir. Karadağ Krallığı, I. Dünya Savaşı sonunda kurulan “Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya Krallığı“ içinde yer almıştır (1918). Bu krallığın ismi 1929 yılında “Yugoslavya Krallığı“ olarak değiştirilmiştir. Yugoslavya, II. Dünya Savaşında Alman ve İtalyan orduları tarafından işgal edildi. Bu işgale karşı direnen ve zafer kazanan Yugoslavya Komünist Partisi 1945 yılında “Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti“ni ilan etti. Devletin ismi 1963 Anayasası tarafından “Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (YSFC)“ olarak değiştirildi. YSFC altı kurucu sosyalist federe devletten oluşuyordu: Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Slovenya, Makedonya ve Karadağ sosyalist federe cumhuriyetleri.
YSFC Anayasasına göre her federe cumhuriyet referandum yoluyla bağımsızlığını ilan edebilir ve YSFC’den ayrılabilirdi. Nitekim, 1991 ve 1992 yıllarında Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Makedonya federe cumhuriyetleri, YSFC Anayasasının kendilerine verdiği bu hakkı ve yetkiyi kullanarak bağımsızlık referandumlarına gitmişlerdir. Bu referandumlarda çoğunluk bağımsızlık için “evet“ oyu kullanınca, federe cumhuriyet parlamentoları bağımsızlıklarını ilanı etmişlerdir: 25 Haziran 1991’de Hırvatistan ve Slovenya, 17 Eylül 1991’de Makedonya ve 3 Mart 1992’de Bosna-Hersek. Dolayısıyla, 29 Kasım 1945 tarihinde kurulmuş olan YSFC, 1991 yılındı parçalanma sürecine girmiştir. Parçalanma süreci kanlı olmuştur. Hırvatistan-Sırbistan Savaşı’nda yaklaşık 10 bin, Bosna Savaşında ise yaklaşık 230 bin insan ölmüştür. En kansız ve sorunsuz ayrılanlar Makedonya ile Slovenya federe cumhuriyetleri olmuştur.
Kanlı parçalanma süreci devam ettiği sırada YSFC’den ayrılmak istemeyen ve Yugoslav birliğinin devam etmesini isteyen Sırbistan ve Karadağ federe devletleri, 27 Nisan 1992’de “ Yugoslavya Federal Cumhuriyeti (YFC)“ni kurduklarını ilan ettiler. 2002 yılında ise iki taraf arasında “Belgrat Anlaşması“ olarak bilinen bir düzenleme yapıldı. Bu düzenlemeye göre 4 Şubat 2003’te yeni Anayasa kabul edildi ve YFC’nin ismi “ Sırbistan-Karadağ Federal Cumhuriyeti “ olarak değiştirildi. Yen Anayasaya göre, ortak devletin bir devlet başkanı ve çok nadir toplanan bir federal parlamentosu ile Savunma, Dış İlişkiler, Dış Ekonomik İlişkiler, İç Ekonomik İlişkiler ve İnsan Hakları bakanlıklarından müteşekkil bir bakanlar kurulu bulunuyor. Her bir federe cumhuriyet, iç işleri ve ekonomi politikalarını ayrı ayrı idare ediyor, her ikisinin de farklı para birimleri, yasaları ve gümrük sınırları mevcut. Her birinin kendi devlet başkanı ve başbakanı bulunuyor.
Büyük ölçüde AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın telkinleri ve baskıları doğrultusunda yapılmış olan Belgrat Anlaşması (veya Düzenlemesi)’ne göre her iki taraf yeni anayasanın yürürlüğe girmesinde üç yıl sonra bağımsızlık referandumuna gidebilecekler. Bağımsızlık referandumunun geçerli olabilmesi için seçmen sayısının en az yüzde 50’si oy vermesi gerekiyor ve bağımsızlığın ilan edilebilmesi için de kullanılan oyların en az yüzde 55’i bağımsızlık yönünde olması gerekiyor. Bağımsızlığı ise federe devletin parlamentosu ilan edecektir.
Dolayısıyla, bu anlaşmaya uygun olarak 21 Mayıs’ta yapılan referandumun ardından top artık Karadağ parlamentosunda. Parlamento referanduma dayanarak bağımsızlık ilan ettiği takdirde 1991 yılından buyana devam eden Yugoslavya’nın parçalanma süreci sona erecektir ve Karadağ bağımsız bir devlet haline gelecektir. Bu ayrışmadan sonra Sırbistan tek başına yola devam edecektir. Bu ayrışma Sırbistan’ın BM’ye ve diğer uluslararası örgütlere olan üyeliğine etki etmeyecektir. Karadağ ise bağımsızlık ilanı sonrasında BM dâhil diğer uluslar arası örgütlere baştan başvurmak zorunda kalacaktır. Aynı durum AB ile olan ilişkiler için de geçerlidir. Ekim 2005’de AB ile Sırbistan-Karadağ Federasyonu arasında İstikrar ve İşbirliği Anlaşması imzalanmıştı. Karadağ’ın bağımsızlık kararı almasıyla birlikte bu anlaşma, Sırbistan için geçerliliğini devam ettirecek, fakat Karadağ’ın tekrardan AB’ye başvurması gerekecektir.
Karadağ Başbakanı Milo Cukanoviç ve şu anki koalisyon hükümeti, bağımsızlığın Karadağ’ın AB üyeliğini hızlandıracağını ve kolaylaştıracağını düşünüyor. Ayrılmaya karşı çıkan bloğun lideri Pregrad Bilatoviç ise Karadağ’ın iş, eğitim ve sağlık hizmetleri konusunda Sırbistan’a bağımlı olduğunu vurguluyor ve federasyonu oluşturan iki cumhuriyet arasındaki tarihi ve kültürel bağa dikkat çekiyor. Sırbistan hükümeti ise referandum sonucuna uyacağına ilişkin teminatı daha önceden resmen açıklamıştı. Referandumun ardından da Sırbistan Başbakanı Voyislav Koştunitsa ile Sırbistan-Karadağ Federasyonu Dışişleri Bakanı Vuk Draskoviç, “ Karadağ halkı bağımsızlığı seçmişse Sırbistan’ın bunu tanıması gerekir. Şu anda sükûneti korumak yaşamsal değer taşıyor “ açıklaması yaptılar.
Fakat asıl merak edilen konu, Karadağ nüfusunun yüzde 32’sini oluşturan ve Sırbistan’dan ayrılmak istemeyen Karadağ’daki Sırp topluluğun, bu referanduma ve Karadağ’ın bağımsızlığına nasıl tepki vereceği konusudur. Bazı çevreler ve AB yetkilileri, Karadağ’da bağımsızlık yandaşı hükümet ile bu ülkede yaşayan Sırp nüfus arasında bir krizin ve çatışmanın doğmasından endişe duyuyor. Ayrıca hem Karadağ hem de Sırbistan Ortodoks Kiliseleri bu bağımsızlık referandumuna karşı çıkıyor ve birlikteliğin devamını istiyorlar.
Başbakan Cukanoviç ile Karadağ yönetimi, parçalanma ve savaş yılları boyunca Miloşeviç yönetimiyle işbirliği içinde çalışmıştır. Karadağ yönetimi Sırbistan-Hırvatistan Savaşı, Bosna Savaşı ve Kosova Krizi olaylarında Sırp yönetimine destek vermiştir. Başbakan Cukanoviç ve Karadağ yönetimi, ancak Kosava Krizi sonrasında Miloşevç yönetimi düşüp yerine Koştunitsa yönetimi kurulunca ayrılık yolunda adımlar atmaya başlamıştır.
Karadağ yönetiminin bu ayrılma politikası, Balkanlar’da 90’lı yıllarda ortaya çıkan ve zamanla gittikçe olgunlaşan 3 genel politikanın bir sonucudur. Balkanlı eski sosyalist ülkeler 90’lı yıllarda üç politika benimsediler:
1. Neo-liberal politikalar aracılıyla sosyalizmden kapitalizme geçiş ve kapitalist dünya ekonomisine entegrasyon.
2. NATO’ya üye olma.
3. AB’ye girme.
Karadağ yönetimi Sırbistan ile birlikte bu üç politikadan ilkini daha 90’ların başında benimsedi ve uygulamaya koydu. Sırbistan’daki Miloşevic yönetimi ikinci ve üçüncü politikaya karşı idi ve kendi bağımsızlıkçı politikasını takip etti. Miloşeviç düştükten sonra kurulan Koştunitsa yönetimi diğer Balkanlı eski sosyalist ülkeler gibi yüzünü güvenlik alanında NATO’ya ve siyasi-iktisadi alanında AB’ye çevirdi. Buna bağlı olarak Karadağ’daki Cukanoviç yönetimi de ikinci ve üçüncü politikayı benimsedi. Bu andan itibaren Karadağ yönetimi Sırbistan’dan ayrılma çalışmalarına hız verdi ve kendi geleceğini Sırbistan’dan ayrı olarak planlamaya başladı. Çünkü Cukanoviç yönetimine göre, Sırbistan’dan ayrılmış 700 bin nüfuslu bağımsız Karadağ Cumhuriyeti’nin hem AB’ye hem de NATO’ya girişi daha kolay olacaktır. Yüzünü AB’ye ve NATO’ya çevirmiş olan Sırbistan yönetimi ise duruma sert tepki göstermeyecektir ve Karadağ’ın ayrılmasına müsaade edecektir. Çünkü, Sırbistan yönetimi eğer Karadağ’a sert tepki gösterir ise Sırbistan’ın AB ve NATO ile ilişkileri tekrardan bozulacaktır. Kaldı ki, 90’lı yıllarda yaşanılan savaşlardan ve acılardan sonra ne Sırbistan yönetimi ne de Sırp halkı böyle bir sertleşmeye girebilecek durumda ve arzusunda değildir.