İran’ın Nükleer Programı Ve Arkasındaki Gerçekler

Haber

Cooley’in verdiği İsrail örneği bugün, İran bağlamında, uluslararası kamuoyunda tartışılmakta olan Kitle İmha Silahlarının (KİS) yayılmasına neden olan faktörlerin tahlil edilmesi için önemli bir argüman oluşturmakta....

Stratejik Yorum No: 235

Cooley’in verdiği İsrail örneği bugün, İran bağlamında, uluslararası kamuoyunda tartışılmakta olan Kitle İmha Silahlarının (KİS) yayılmasına neden olan faktörlerin tahlil edilmesi için önemli bir argüman oluşturmakta.

İsrail’in 1960’tan beri Nükleer Silah geliştirmesine sessiz kalan, aynı zamanda destekleyen ABD, Sovyetler Birliği’nin 1949’da Nükleer Silah geliştirmeyi başarması sonucu o zamanki en yakın müttefiki İngiltere ile de Nükleer teknoloji transferi konusunda işbirliği yaptı. Nitekim İngiltere ilk Nükleer Silah denemesini 1952’de gerçekleştirmiştir. Arkasından Fransa geliştirdiği ilk Nükleer Silahını 1960’ta denemiştir. Elbette Nükleer Silahların yayılması ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve İsrail ile sınırlı kalmamıştır. Aynı zamanda, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ilk denemesini 1964’te, Hindistan 1974’te, Pakistan ise 1998’de gerçekleştirmiştir. Kuzey Kore’nin ise nükleer silah yapımında kullanılan araçlara ve atma vasıtalarına sahip olduğu bilinmektedir. Bugün dünya genelinde Kuzey Kore ile birlikte 9 Nükleer Devletin olduğunu söylemek mümkün.

Bilindiği gibi 1945’te ilk nükleer silahı yapan ve bu silahı Hiroşima ve Nagazaki’de savaş ortamında kullanan ülke ABD’nin kendisiydi. Bu silahın kullanılması sonucu yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan da uzun yıllar radyasyonun etkisine maruz kaldı. Sonuç bir felaket oldu. Günümüzde KİS’in yayılmasının engellenmesi için çaba sarf eden devletlerin başını çeken ABD, uluslar arası toplumun önüne özellikle nükleer silahların yayılmasının dünyanın sonunu getireceği argümanı ile çıkmakta. Şüphesiz öne sürülen bu argüman hiç kimsenin reddedemeyeceği bir gerçek. Ancak, “Büyük Orta Doğu Projesi” ile bölgeye demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerleri getireceğini ilan eden ABD’nin Afganistan ve Irak Savaşları sonucu kaos ve terörden başka bir şey getirmediğini tüm dünya kamuoyu tanık oldu. Aynı zamanda nükleer silahların yayılma trendine baktığımız zaman bu gelişmelerde ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak katkısının olduğu görülmekte. Realist teorisyenlerin öne sürdüğü gibi çatışmalar güç peşinde koşan devletlerin eseridir. ABD’nin nükleer silah geliştirmesi iki kutuplu uluslararası sistemde Sovyetler Birliği’nin de Nükleer Silah elde etmesiyle sonuçlanmıştı.

İran Nükleer Programı nedeniyle neden birkaç yıldır gündeme gelmekte?

İran’ın nükleer programı devam ettirebilmek için uluslararası toplumla çatışmayı göze almaktadır. Bir devleti bu derecede kararlı kılan bir çok etken olabilir. Bana göre İran’ı bu noktaya getiren iki önemli faktör vardır. Bu iki önemli faktörün anlaşılması bugünkü İran Nükleer Programı konusunda tırmanan krize de çözüm olabilir. Bu faktörlerden birincisini “Tecrit Politikası”, ikincisini ise “Güvenlik Sorunu” oluşturmaktadır. Bu her iki faktörün etkin olmasında ABD ve AB’nin de hatırı sayılır bir katkısının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü Amerikan Yönetimi özellikle Şah’ın devrildiği 1979 İran devriminden günümüze kadar İran’ı uluslararası toplumdan dışlamış, o günden bugüne kadar birçok zeminde İran’daki rejimi devireceklerini ifade etmekten geri durmamıştır. Benzer şekilde, ABD’nin dışındaki batılı devletler de aynı politikayı devam ettirmiştir. Örneğin Avrupa Birliği bir çok Orta Doğu ülkeleri için değişik isimlerde (Barselona, Komşuluk Politikası vb.) programlar, işbirliği yada ortaklık anlaşmaları geliştirmiştir. Ancak özellikle, 1979 sonrasında bu tür yaklaşımlarda İran’ın yeri olmamıştır. Dolayısıyla İran’ın bugünkü konuma gelmesinde ABD ve AB’nin tecrit politikaları da etkili olmuştur. Bunlar İran’ı uluslararası toplumdan dışlayan ve marjinalleştiren politikalardır.

İran’ı bu günkü konuma getiren bir diğer faktör de güvenlik sorunudur. ABD’nin Afganistan ve Irak Savaşlarıyla bölgeye yerleştiği ve bu ülkelerde fiilen denetimi eline geçirdiğini görmekteyiz. Her ne kadar bu ülkelerde demokratik seçimlerin yapıldığı dolayısıyla demokratik yönetimlerin olduğu öne sürülse de fiilen denetimin ABD’de olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla İran’ı uzun süreden beri tehdit eden aynı zamanda İsrail’in en önemli müttefiki durumunda bulunan ABD fiilen komşu olmuş durumda. ABD’nin Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmesi, İran ve rejiminin varlığını devam ettirebilmesi için çok önemli bir Güvenlik Sorunu olarak görülmektedir.

Sonuç ve Öneriler

“Tecrit Politikası” yerine işbirliği; Güvenlik sorunu yerine, “güven arttırıcı” önlemler ele alınmalı. (Detayı bir başka çalışmada etraflıca incelenecektir)

* TASAM Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Çalışma Grubu Proje Yöneticisi ve Kocaeli Ünv. İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2554 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1913 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1913

Son Eklenenler