Trump Sonrası Afrika Kıtası ve Türkiye

Makale

Protestolar arasında Amerikan Başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın Afrika kıtasıyla ilgili görüşleri çok net değil. New York Times’dan, Helena Cooper’ın, 13 Ocak 2017’deki haberine göre...

Protestolar arasında Amerikan Başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın Afrika kıtasıyla ilgili görüşleri çok net değil. New York Times’dan, Helena Cooper’ın, 13 Ocak 2017’deki haberine göre Trump’ın “devir teslim“ ekibinin Dış İşleri Bakanlığına kıtayla ilgili gönderdikleri sorular, yeni yönetimin Afrika’ya yönelik uygulamalarının nasıl olacağı konusunda bazı ip uçları veriyor. Bu sorular, ABD’nin kıtaya verdiği insani ve güvenlik yardımların ne kadar kullanışlı olduğu konusunda bazı şüphelerin var olduğunu yansıtıyor. Cooper’ın bildirdiğine göre dört sayfalık soru listesi bu tür şüphelerle dolu. Devir teslim ekibinin, Dış İşleri ve Pentagon’a yaptıkları ziyaretler etrafındaki söylentiler, ABD’nin yeni yönetiminin insani ve güvenlik yardımlarının işe yaramadığı gerekçesiyle bu alanlardan çekileceği yönünde. Bunun karşısında ise ABD yönetiminin, şirketlerin kıtada iş yapmasını teşvik edeceği yolunda bir beklenti var.

Cooper’ın haberinden devir teslim ekibinin sorduğu bazı soruları aktaralım. “Afrika kıtasında Amerikan şirketleri diğer uluslara karşı nasıl rekabet edebilir? Çinlilere karşı kaybediyor muyuz?“ Bunun ardından insani yardım soruları geliyor. “Afrika’da bu kadar çok yolsuzluk varken, bizim fonlarımızın ne kadarı çalındı? Amerika’da bu kadar çok sıkıntı varken biz neden gidip bu fonları Afrika’da harcayalım?“ türünden sorular. Bundan sonra gelen güvenlik bağlantılı sorular ise “nasıl ve niçin“ soruları. “Nijerya’da kaçırılan ortaokullu kızlar niçin bulunamadı? Amerika’da Afrika kökenli El Kaide bağlantılı terör hücreleri var mı? El Şabab’a karşı Kenya’da son on senedir savaşmamıza rağmen neden hala yenemedik?“ soruları bunlardan bazıları. Sorulması çok da garip olmayan bu soruların içeriği, yeni yönetimin Afrika’daki Amerikan çıkarlarını dar bir çerçevede değerlendirdiğini gösteriyor. Bu da Afrika’ya yönelik uygulamalarda ciddi bir dönüşümün habercisi.

Yeni yönetim, ABD’nin verdiği bir takım insani ve sağlık yardımlarının faydası konusunda da şüpheli. Örneğin, George W. Bush’un önerdiği, AIDS ve Tüberküloz ile savaşmayı öngören PEPFAR programı sorgulanıyor. On bin civarında Afrikalı’nın hayatına mal olan ama tek bir Amerikalının ölmediği Ebola salgını gibi salgınlar üzerine sorulan soru ise “bu tür salgınların Amerika’ya ulaşması nasıl önlenir?“ türünden sığ sorular. Afrika kıtası bağlantılı bu sorular, kıta hakkındaki önyargılı ve kötümser görüşleri de yansıttığı için eleştiriliyor.

Tabii ki yeni ABD yönetiminin uygulamaya koyacağı bazı politikalar da Afrika kıtasını doğrudan etkileyecek. Bunların başında iklim değişikliği konusundaki yaklaşım gelmektedir. ABD’nin yeni yönetimi, iklim değişikliği ve küresel ısınma konusundaki endişelerin gerçekliği yansıtmadığı için bu uyarılara kulak asmayacağını açıkladı. Bu çerçevede, daha önce Kyoto Protokolunu imzalamayan ABD’nin, 2015 yılında Paris’te yapılan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı anlaşmasını imzalamasıyla başlayan sürecin askıya alınması gündemde. Obama yönetiminin bu anlaşma kapsamında oluşturulacak fonun ilk on milyarlık kısmının üç milyarını Afrika kıtasına verilmesi inisiyatifi de böylece havada kaldı. 2020 yılına kadar yüz milyar dolara ulaşması beklenen fonun küresel iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenecek dünyanın en fakir ve kırılgan ülkelerine yapılacak yardım gerçekleşemeyecek.

Seçim kampanyası sürecinde Donald Trump’ın dile getirdiği, biraz da Brexit’den güç aldığı, neo-liberal ekonomik milliyetçi söylem çerçevesinde uluslararası ticaret anlaşmalarının iptal edilmesi uygulamasının Afrika kıtasını doğrudan etkileyecek boyutu, Barack Obama’nın 2030 senesine kadar yenilediği Afrika Büyüme ve Fırsat Anlaşması’nın (African Growth and Opportunity Act – AGOA) iptaliyle gelecek. Afrika’dan yapılan ithalata belli koşullar çerçevesinde kolaylıklar tanıyan bu anlaşmanın getirdiği faydaları “devir teslim ekibi“ sorgulamaya başladı bile. Yukarıda bahsedilen sorulara ek olarak bu konuyla ilgili şüpheler “AGOA kapsamında yapılan ithalatın büyük kısmı petrol ürünü bağlantılı olarak ulusal petrol şirketlerine fayda sağlarken, bu şekildeki fayda ile neden yolsuzluk yapan baskıcı rejimleri destekliyoruz?“ sorusuyla dile getiriliyor.

Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump bir iş adamı. Dünyayı da bu iş adamı penceresinden izlediği hem seçim kampanyası sürecinde hem de devir teslim görüşmelerinde ortaya çıktı. ABD’nin Afrika kıtasına yönelik uygulayacağı politikaların da “iş adamı“ perspektifinden oluşacağı ortada. Şirketler üzerinden Afrika kıtasıyla iş yapacak ABD, kıtada özellikle aciliyet gerektiren konularda sorunları derinleştirirken aynı zamanda kıtayla ilgili başka ülkeler için fırsatlar yaratacak. Bu durumda kıtada en fazla yardım yapan gelişmekte olan ülkelerden Türkiye’nin verdiği yardımlar önem kazanacak. Türkiye bu yeni fırsatlar ortamını iyi değerlendirmek durumunda.

Afrika kıtası, küresel yavaşlama ve meta fiyatlarındaki gerilemeden olumsuz etkilendi. 2016 senesi son yirmi senedeki en yavaş büyümenin gerçekleştiği yıl oldu. Tüm kıta GSMH’sının (Gayri Safi Milli Hasıla) yarısını üreten Güney Afrika ve Nijerya yavaşlayan ekonomiler. Özellikle petrol ve doğal gaz bağımlısı ülkeler daha olumsuz etkilendi. Fildişi ve Senegal gibi ekonomileri daha fazla çeşitlenmiş ülkeler ise 2016’da %6 civarında büyüme kaydedebildi. Son on senedir, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerden gelen talep üzerine meta fiyatlarındaki artışlar sonucu elde edilen kazanımları savunabilmek için giderek daha fazla içine kapanacak olan Afrika ülkeleri ikili anlaşmalara sarılacaklar. Geo-politik ve küresel ekonomik akımlara karşı ikili ve çoklu anlaşmalar etrafında direnmeye çalışacaklar. Demek ki, bu fırsatlardan ilki kendisini ikili anlaşmaların yaygınlaşması çerçevesinde gösteriyor.

ABD’nin enerji konusunda gösterdiği yaklaşım, alternatif enerji üretimi konusunda Türkiye gibi ülkelere daha iyi iş imkanları sağlayabilir. Bu iş imkanları, verilen yardımların tarafsız, kalkınma öncelikli, insani gelişme ve güvenlik alanlarında ve belli bir kamu diplomasisi stratejisiyle desteklenmesini gerektirir. Burada STK’lar, TİKA, şirketler kesiminin katılımıyla oluşturulacak yumuşak güç, Afrika’nın karşılaştığı hızlı nüfus artışı, kırdan kente göç, radikalleşme, devlet kurumlarının işlevsizleşmesi, çevresel sorunlar ve sağlık riskleri gibi konularda faal olmalıdır. Türkiye’nin göz önünde bulundurması önem arz eden konu kapasite inşası ile ilgilidir. Kaynak zengini olmasına rağmen pek çok Afrika ülkesi kapasite yoksuludur. Bu tür kamu diplomasisi Afrikalı diaspora, sivil kuruluşlar, çevreye duyarlı kesimlerin desteklenmesiyle de etkin olabilir.

https://www.nytimes.com/2017/01/13/world/africa/africa-donald-trump.html?ribbon-ad-idx=14&rref=world/africa&module=ArrowsNav&contentCollection=Africa&action=click&region=FixedRight&pgtype=article&_r=0
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2701 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 636
Asya 98 1074
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 287
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1375 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 604
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2043 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2043

1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra Amerikan hegemonyasının zirve dönemi başlamıştı. Amerikan kibrinin doruk noktası, tüm Orta Doğu'yu yeniden inşa edebilmeyi umduğu 2003 yılındaki Irak'ın işgaliydi. Bu dönemdeki tek kutupluluk derecesi tarihte nadirdir. ;

Bu tarihî ve güzel şehir İstanbul, uzun zamandır Batı ile Doğu'yu birbirine bağlayan köprü olarak bilinir ve umarım bu etkinlik, müreffeh ve gelişmiş bir bölgeye ulaşmak için İstanbul Boğazı'nın iki tarafını daha iyi anlamaya yardımcı olur.;

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu; “Yeni Dengeler, Yeni Roller, Yeni İttifaklar“ ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04 Kasım 2022 tarihinde, Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği olarak ...;

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu “Geleceğin Güvenlik Ekosistemi ve Stratejik Dönüşüm için Ortaklık“ ana teması altında TASAM Afrika Enstitüsü ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapıl...;

4. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2022; “Asya Yüzyılı, Denizci Devlet Ekosistemi ve Mavi Gezegen“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022’de Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt-etkinliği olar...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu; “Post-Güvenlik, Dijital Devrim, Döngüsel Ekonomi ve Siber Ekosistem” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022 tarihinde, Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği ...;

Bu konferansın teması; "Post-Güvenlik İkilemler, Entegrasyonlar, Modeller ve Asya". İçinde bulunduğumuz zaman düşünüldüğünde gerçekten uygun bir tema. Çünkü ilgili ulus-devletlerimizin ulusal güvenliğine yönelik tehditler, üç kattan fazla artarak karmaşık güvenlik ikilemlerini ortaya çıkarmaktadır.;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl sekizincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik İkilemler, Entegrasyonlar, Modeller ve Asya“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03-04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...