Afrika Boynuzu’nun Kapasite İnşasında Türkiye’nin Rolü

Makale

GİRİŞ Türkiye’nin “Afrika’ya Açılım” stratejisine hükmeden anlayış, insani temeller üzerinde karşılıklı kazan – kazan durumu yaratacak “Afrika’nın Sorunlarına Afrikalı ...

GİRİŞ

Türkiye’nin “Afrika’ya Açılım“ stratejisine hükmeden anlayış, insani temeller üzerinde karşılıklı kazan – kazan durumu yaratacak “Afrika’nın Sorunlarına Afrikalı Çözümler“ üretmeye katkı yapmak üzere oluşturulmuştur. Bu anlamda kapasite inşası en önemli uygulama unsuru olarak ön plana çıkmaktadır. İçinde bulunulan konjonktür ve bugüne kadar karşılıklı olarak oluşan bilgi birikiminin düşük seviyesi, kapasite inşa etme politikasını yürütecek olanların bu konuyla ilgili kapasitelerinin de eş anlı olarak arttırılmasını gerektirmektedir. Bu yazı Türkiye - Afrika ilişkileri çerçevesinde ortaya çıkan iş birlikleri ve ekonomik ko-ordinasyon bağlamında kapasite inşası sürecinin anlamı, derinliği ve yapacağı karşılıklı katkıyı ele almaktadır.


KAPASİTE İNŞASI NEDEN ÖNEMLİ?

Kapasite inşası toplumsal veya kişisel gelişmenin sağlanabilmesi için her şeyden önce ölçülebilir bir mecrada yeteneklerin arttırılmasıdır. Bu kavramsal çerçeve özellikle 1990’larda uluslararası kalkınma örgütlerinin uygulama hedefleri arasında kurgulanmıştır (Easterly, 2006). Kapasite inşası, doğası gereği hükümetlerin, uluslararası kuruluşların, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve devlet dışı aktörlerin, özel sektörün ilgi alanındadır. Toplumsal kapasite inşası genellikle gelişmekte olan ülkelerde bireylerin, yeteneklerinin, kabiliyetlerinin gelişmesinin önünde engel teşkil eden nedenleri ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. Bu yüzden kapasite inşası toplumların önündeki zayıf noktaların tanınmasını, toplumsal hedeflere ulaşmadaki engellerin belirlenmesini amaçlar (Sen, 1999). Hedeflenen yetenek inşasını toplumsal hedeflerle uyumlu hale getirebilmek için kapasite inşasının sürdürülebilir bir çerçeveye oturtulması önem taşır.

Kaynak zengini olmasına rağmen pek çok Afrika ülkesinin sorunu kapasite yetersizliğidir. Kökü sömürgecilik dönemine kadar uzanan kıtadaki ulus devletlerin zayıf kalışı, kapasite inşası için onların uluslararası kaynak ihtiyacını arttırmıştır. Çoğu kez bu ihtiyaçların karşılanması, dışarıdan kaynak yaratan ana sömürge ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize edilmesi, çözümden çok sorun yaratmaktadır (Moyo, 2009). Bu da Afrika’nın sorunlarına cevap verecek şekilde kapasite inşasına değil ana sömürge ülke çıkarlarına olacak kapasite inşasını getirmekte ve sürdürülebilir bir kapasite inşası ne yazık ki gerçekleştirilememektedir.

Bazıları “başarısız devlet“ (failed state) konumunda olan Afrika Boynuzu ülkeleri için kapasite inşası sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalayabilmek için önemlidir (Sachs, 2005). Hem kamu sektöründe hem de özel sektörde buna duyulan ihtiyaç büyüktür. Kapasite inşası, Afrika Boynuzu ülkelerinde kendini bireylerin kabiliyetlerini geliştireceği eğitim alanında yapılacakları ön plana taşırken, aynı zamanda sağlık hizmetlerinden, alt-yapıya kadar olan geniş yelpazede gerçekleştirilecek birtakım girişimlerin de eşit düzeyde önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kapasite inşası, bu ülkelerin içinde bulundukları ve yoksulluk üreten bağımlılık zincirlerini kırmaları için olmazsa olmaz bir faktördür (Maren, 1997).


TÜRKİYE’NİN Afrika BOYNUZU KAPASİTE İNŞASINDA OYNADIĞI ROL

Türkiye’nin, özellikle Sahra-altı Afrika’ya (SAA) girişinin çok yeni olmasına rağmen, bu amaçla ayırdığı ciddi miktardaki kaynak bölgeye verilen önemi yansıtmaktadır. Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkeler sınıflandırmasında Afrika’ya en fazla yardım veren ülke konumundadır. Bu yardımların bir kısmı kapasite inşası için kullanılmaktadır. Şüphesiz, bu bağlantının sürdürülebilir olması, seçilen alanlardaki kapasite inşasının dikkatli stratejiler etrafında gerçekleştirilmesiyle mümkün olacaktır. Her şeyden önce Türkiye’nin Afrika’ya açılım stratejisinin, Türk ekonomisinin küresel üretim zincirleriyle eklemlenmesine koşut ortaya çıktığını vurgulayalım. Bu anlamda, Türkiye’nin Afrika’nın sorunlarına yönelimi er veya geç gündeme gelecekti. Kapasite inşası konusunun ele alınması da bununla beraber ortaya çıkacaktı, çıktı (Yalman, 2015).
Türkiye Afrika ilişkilerinde yaşanan hızlı gelişmenin aracı olarak TİKA (Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) ile Türk hava Yolları (THY) öne çıkmaktadır. Bunlara ek olarak, Türkiye’nin neredeyse Afrika’nın her ülkesinde diplomatik temsilciliği bulunması, açılan ticaret müsteşarlıkları, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde kurulan Afrika masalarının faaliyetleri ve yerleşik iş adamları sayısının artışı önemlidir. Eğitim burslarıyla yüksek öğretimdeki okuyan öğrenci sayısı beş bine ulaşmıştır. Türkiye Afrika ilişkileri artık geri döndürülemeyecek boyuta ulaşmıştır (Aybar, 2016).

Türkiye son on yılda yakaladığı ekonomik kalkınması ve bölgesindeki gelişmelerle dış ilişkilerinde giderek daha aktif rol oynamaya başladığını belirtelim. Bölgesinde bir istikrar unsuru olan Türkiye’nin ekonomik savunma eşikleri giderek sınırlarının ötesine taşındı. Afrika’ya açılma stratejisi bu gerekliliğin bir uzantısı olarak tezahür etti.


KAPASİTE İNŞASINDA GÜVENLİK SORUNU’NUN YERİ VE TÜRKİYE’NİN OLASI KATKILARI

Türkiye içinde bulunduğu coğrafya itibariyle, bir yandan Kafkaslar, Rusya, İran ve Orta Asya’ya, diğer yandan Orta-doğu ve Afrika’ya yönelik politikalar üretirken, aynı zamanda Balkanlar ve Avrupa ile ilişkiler üzerinden ait olduğu Batı dünyasına yönelik de politikalar üretme baskısı altında olan bir ülke. Bu birbirlerinden tarihi, kültürel, ekonomik ve sosyal olarak çok farklı olan bölgelerin buluşma noktasında olan Türkiye’yi bu bölgelerdeki gelişmelerin etkisine de açık hale getiriyor.

Türkiye’nin maruz kaldığı gelişmeler bir yandan göç, terör, savaş şeklinde ortaya çıkarken diğer yandan bunlar potansiyel olarak siyasi istikrarsızlık, ekonomik durgunluk ve toplumsal kargaşa şeklinde arka planda boy gösteriyor. Özellikle göç, terör ve savaş dinamiklerinin Suriye ve Orta-doğu kaynaklı, buna karşın siyasi istikrarsızlık, ekonomik durgunluk ve toplumsal kargaşa arayışlarının Batı merkezli olması Türkiye’yi aynı anda farklı ve bazen de birbiriyle uyumlu olmayan politikalar üretmeye zorluyor. Karmaşıklaşan dünyaya karmaşıklaşan dış politika çerçevesinde cevap veriliyor.

Türkiye’nin Afrika’ya yönelik kapasite inşasına yapacağı katkının da bu resim içinde şekillenmesi kaçınılmaz. Daha açık ve net olarak söylemek gerekirse, terör, göç ve savaş gibi bir ucu özellikle Afrika Boynuzuna uzanan gelişmelere Afrikalı çözümler üretmek için inşa edilecek kapasite güvenlik boyutu kapsamının önemini gösteriyor. Türkiye’nin bu anlamda Afrika Boynuzu ülkelerine yapabileceği çok ciddi katkılar bulunuyor. Polis’in, askerin ve jandarmanın kapasite inşası bu ülkeler için olduğu kadar Türkiye için de önem taşıyor.

Türkiye kendi bölgesinde güvenlik mimarisi bağlamında kendisi için inşa ettiği kapasite kullanımını Afrika Boynuzu ülkelerine aktarabilecek konumda bir ülke. Bu konuda çok önemli katkılar yapabilir. Sadece güvenlik boyutu perspektifinden bakarsak bu tür kapasite inşası, polisin, jandarmanın ve askerin donanım ve eğitimini gündeme getirmelidir. Ancak güvenlik anlamındaki kapasite inşası sadece güvenlik alanıyla sınırlı ele alınamaz. Güvenlik unsuru aynı zamanda bir yanıyla ekonomik kalkınma boyutuyla da ilişkili. Güvenliğin olmadığı bir ortamda ekonomik faaliyetin de sürdürülebilir olması da beklenemez. Bir noktada bazı Afrika Boynuzu ülkelerinin içinde bulunduğu durum onların kalkınma stratejilerini güvenlik mimarisi içine taşıyor.


EKONOMİK İŞ BİRLİKLERİNDE ÇÖZÜLME VE KAPASİTE İNŞASINA YANSIMALARI

Öte yandan sadece güvenlik alanının kendi başına çözümler üretecek düzeyde kapasite inşa etmeyeceği de açık. Türkiye içinde bulunduğu coğrafyadan çıkarttığı dersin diğer ayağını oluşturan iktisadi bütünleşme ve sektörel tamamlayıcılık boyutunu kapasite inşasına taşımak durumundadır. Burada son zamanlardaki en önemli deneyim İngiltere’nin Avrupa Birliğinden çıkma yolunda kararın verildiği referandumun sonucudur. Avrupa Birliğini, bürokratik, hantal ve zaman kaybı olarak değerlendiren İngiltere referandumu aynı zamanda AB gibi sıkı entegrasyonların geleceği ile ilgili olarak çok önemli derslerle doludur. Brexit sonrası AB bize, sıkı entegrasyonların başarılı olarak çalışamayacağını göstermektedir.

Buradan çıkan birinci önemli sonucun, Türkiye’nin Afrika Boynuzu ile ilişkisinde kapasite inşa edecek şekilde kaynakların harekete geçirilmesini bütün bölgeye değil, bölgedeki tek tek ülkelerin farklılaşmış şartlarına ve gereklerine göre sağlaması olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada bütünleşmiş bir bölgeyle değil tek tek ülkelerle yapılan karşılıklı anlaşmaların önemi ortaya çıkmaktadır. Böylece kaynak israfı önlenmiş olacaktır.
ABD Başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ın seçim kampanyası süresince yürüttüğü propaganda yeni yönetimin belli dozda ekonomik milliyetçilik politikasını güdeceğini göstermektedir. Amerika’yı “yeniden büyük yapmak“ için yurtdışından dolar toplayacak olan Trump, yurtiçinde kamu harcamalarını kısacağı mesajını vermektedir. Bu da kısa vadeli acil durumlar için Amerikan yardımına ihtiyaç duyan bazı Afrika ülkeleri için sıkıntılı durumlar yaratacak. Bu durumda kıtada en fazla yardım yapan gelişmekte olan ülkelerden Türkiye’nin verdiği yardımlar önem kazanacak.

Türkiye bu yüzden yapacağı yardımları da kapasite inşası perspektifinden ele almak zorundadır. Afrika Boynuzundaki ülkelerle bire bir temaslar etrafında ihtiyaçların tespiti önem taşıyor. Ancak yeterli değil. Bu yardımların verilen ülkeye pozitif taşmalar yaratabilmesi için uluslararası diğer inisiyatiflerin de göz önünde bulundurulması ve yardımların uyumlulaştırılması gerekmektedir. Bu bağlamda yukarıda bahsedilen güvenlik ve kapasite inşası projeleri ile kalkınma hedefli projelerin uyumlulaştırılması önem taşımaktadır.
Afrika Boynuzu ülkelerinin diğer Afrika ülkeleriyle yaptıkları ticaret ve ekonomik anlaşmalar da Türkiye’nin göz önünde bulundurması gereken kapasite inşası değişkenlerindendir. Bu anlaşmalar çerçevesinde yaratılan üretim ve pazar zincirlerinin oluşturduğu ileri ve geri bağlantılar Türkiye’nin kapasite inşası çabasını destekleyebileceği gibi baltalayabilir de. Bu yüzden kapasite inşası çerçevesi Türkiye’nin Afrika Boynuzundaki ülkeleri tek tek ele alarak kurduğu ilişkiler, bu ülkelerin kıtada ve dünyada kurdukları diğer ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.


KAPASİTE İNŞASINDA EĞİTİM, SAĞLIK VE ALT-YAPI

Son olarak eğitim, sağlık ve alt-yapı konularının kapasite inşası için önemli olduğunu vurgulamalıyız ve bu alanlarda Türkiye’nin yapabileceklerini belli bir fırsat yönetimi çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Burada kastedilen fırsat yönetimi, öncelik verilecek alanların tespiti, bunlar içinde hangi önceliklerin bulunacağı gibi birtakım hesaplamaları kapsamaktadır. Bu alanlarda hedeflenen kapasite inşasının yukarıda bahsedilen güvenlik, ticari entegrasyonlar, ikili ilişkiler ve stratejik yönelimler ile bir arada düşünülmesi gerekir.

Eğitim alanında önceliklerin belirlenmesi ülkelerin eğitim gereksinmeleri tüm paydaşların katılımıyla hesaplanmalıdır. Eğitimin kendi başına kapasite inşa edemeyeceği açıktır. Duyulan ihtiyaçlara göre beşeri sermayenin güçlendirilmesi, genel makro yönelimlere ve ülkelerin takip edecekleri stratejilere uyumlu olmalıdır (Collier, 2007). Aksi takdirde, eğitildikleri iş alanlarında istihdam edilemeyen bir eğitimliler ordusuyla karşı karşıya kalınması uzak ihtimal değildir. Ne yazık ki, bugün sorunlu olan pek çok gelişmekte olan ülkede böylesi bir durum söz konusudur. Eğitim gerekleri, ülkenin kalkınma stratejilerine uygun olarak hazırlanmalıdır.

Türkiye çeşitlenmiş sektörel alt-yapısıyla evrensel eğitim konusunda önemli adımlar atmış bir ülkedir. Tıp’tan, çeşitli mühendislik dallarına, sosyal bilimlerden, fizik ve matematik dallarına gelişmiş ülke standartlarında eğitim veren üniversitelere sahiptir. Bu okullarda Afrika’dan pek çok öğrenci eğitim almaktadır. İleriye yönelik Türk üniversitelerinde okuyan Afrikalı öğrenci sayısının artması, çeşitli burslar yoluyla karşılıklı değişimlerin gerçekleşmesi önemlidir. Afrika kıtasıyla öğrenci ve akademsiyen değişimi teşvik edilmeli, mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Ancak Türkiye’nin Afrika’ya özgü alanlarda ciddi bir kapasite boşluğu vardır. Türkiye’nin bu kapasite boşluğunu kendi başına halletmesi güçtür. Öte yandan Afrika’da “Afrika’nın sorunlarına Afrikalı çözümler“ arayan birikimli bir beşeri sermaye, yetişmiş insan potansiyeli mevcuttur. Bu araştırmacılar, kendi ülkeleri ile ilgili geliştirdikleri çözüm yollarını uygulamaya koymada kaynak bulamamaktadırlar.

Sağlık sektörü bu konuyla ilgili olarak en fazla sorunu olan sektördür. Örneğin Türkiye’de Afrika’ya özgü endemik hastalıkların tedavisi ile ilgili bir kapasite, araştırma ve uygulama hastanesi yoktur. Afrika’da boy gösteren ve ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı belli olmayan tamamen endojen hastalıklar vardır. İlk kez karşılaşılan bu hastalıklar kısa süre salgın hale dönüşebilmektedir. Sıtmanın değişik versiyonları, HIV-AIDS, Ebola türü hastalıklar buna örnektir. Bu konularda Afrikalı uzmanlar belli bir seviyede kapasiteye ulaşmışlar ancak uygulama konusunda fazla mesafe kaydedememişlerdir. Bu bağlamda Türkiye’nin Afrika’da kapasite inşasının bir bacağını da Türkiye’nin kendi kapasite inşasının oluşturduğu bellidir. Bu iki yönlü bir kapasite inşa sürecidir.

Alt-yapı konusu kapasite inşasına dolaylı ve doğrudan katkı yapan bir alandır. Bu konuda Çin başta olmak üzere kıtada diğer gelişmekte olan ülkeler önemli projelere imza atmaktadırlar. Türkiye’nin alt-yapı, enerji, ulaştırma ve lojistik alanlarında sahip olduğu birikim kıtada yapıla pek çok büyük projeye rağmen ne yazık ki hala potansiyeline ulaşamamıştır. Bunun önünde en büyük engel finansman sorunudur. Türk bankaları hala Afrika’daki yatırımcıya özgü kredi mekanizmaları, risk hesaplama birimleri oluşturmamıştır. Türkiye’nin kıtada sadece bir devlet bankası bulunmaktadır. Ayrıca Exim Bank’ın kredi limitleri arttırılmış olmasına rağmen yetersizdir. Sigortacılık hizmetlerini yurtdışından Batılı sigorta firmaları vermektedir. Türkiye’nin tıpkı sağlık alanında olduğu gibi, sigortacılık, bankacılık ve finans alanlarında Afrikalı uzmanlarla birlikte kapasite geliştirmesi gerekmektedir.


SONUÇ

Kapasite inşası karmaşık ve iki yönlü bir süreçtir. Türkiye’nin Afrikalı dostlarının kapasite inşasına yapacağı katkının aynı zamanda Afrika’yla ilgili kendi kapasite inşasını gerektirdiği açıktır. Bu yüzden Türkiye Afrika açılımını ileriye taşımak istiyorsa kendi uzman kurumlarını oluşturmak zorundadır. Bu Afrika üzerine uzmanlaşan üniversitelerden, hastanelere, finans kuruluşlarından, kültür merkezlerine kurumların oluşmasını gerektirir. Kapasite inşasında harekete geçirilmesi gereken en önemli kaynak özel sektörde bulunmaktadır. Eğitim, alt-yapı ve sağlık alanlarında özel sektör - kamu ortaklığı karşılıklı iş birlikleri sayesinde kapasite inşasına katkı yapabilir. Afrika Boynuzu özelinde kapasite inşasını belirleyecek olanın o bölgede yer alan tek tek ülke ile yapılan ikili anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştirilmesi olumlu getiri elde etmek için önemlidir.

Özellikle Brexit sonrası AB’deki gelişmeler, ABD’de Cumhuriyetçilerin iktidarı almasıyla, AB ve ABD’nin kıtayla kurdukları ilişkileri etkileyecektir. İngiltere kıtada Ortak Refah Birliği (Commonwealth) aracılığıyla daha aktif olmayı seçerken ABD yardımlarını azaltacaktır. AB ve ABD’nin kıtadaki varlıklarını giderek artan şekilde askerileştirdiklerini ve kalkınma hamlelerini güvenlik perspektifine oturttuklarına Türkiye dikkat etmelidir. Batı ittifakı içinde yer alan Türkiye kıtadaki hamlelerini bu perspektif içinde oluşturabilir. Bu sayede hem Çin’in kıtadaki alt-yapı hamlelerini göz önünde bulundurarak hem Batı’nın kapasite inşası hamleleri bağlamında Afrika lehine kendi kapasite inşasını belli bir fırsat yönetimiyle sürdürebilir. Son analizde Türkiye’nin Afrika kapasitesinin inşasında kendisine en yakın müttefik Afrikalı dostlarıdır. İyi hesaplanmış stratejiler etrafında birlikte hareket edilmesi kaynak israfını engelleyeceği gibi her iki taraf için kazan - kazan durumu yaratacaktır.


REFERANSLAR

Aybar Sedat (2016), What is Next for Turkey’s New Africa Strategy, Anadolu Agency, http://aa.com.tr/en/africa/analysis-what-is-next-in-turkey-s-africa-strategy/692864?amp=1 (14 January 2017)
Collier Paul (2007), The Bottom Billion: Why the Poorest Countries are failing and What Can be Done About It, Oxford: Oxford University Press.
Easterly William (2006), The White Man’s Burden: Why The West’s Efforts to Aid the Rest Have Done So Much Ill and So Little Good, Oxford: Oxford University Press.
Hancock Gary (1994), The Lords of Poverty: The Power, Prestige and Corruption of the International Aid Business, New York: Atlantic Monthly Press.
Maren Michael (1997), The Road to Hell: The Ravaging Effects of Foreign Aid and International Charity, New York: The Free Press.
Moyo Dambiez (2009), Dead Aid Why Aid Is Not Working and How There is a Better Way for Africa, New York: Farrar, Strous and Giroux.
Sachs Jeffrey (2005), The End of Poverty: Economic Possibilities for Our Time, New York: Penguin Books.
Sen Amartya (1999), Development As Freedom, Oxford: Oxfrd University Press
Yalman Nezaket (2015), Horn of Africa region attracts most of Turkey’s foreign investments in the ‘Dark Continent’, Sabah, 25 November, 2015, (14 January 2017), https://www.middleeastobserver.org/2016/11/25/horn-of-africa-attracts-turkeys-most-foreign-investments-in-the-dark-continent/

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2581 ) Etkinlik ( 174 )
Alanlar
Afrika 66 612
Asya 76 1003
Avrupa 13 620
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 282
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1331 ) Etkinlik ( 45 )
Alanlar
Balkanlar 22 278
Orta Doğu 19 587
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1971 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1971

Son Eklenenler

Âlimin yerini entelektüel, dini bilginin yerini bilimsel bilgi ve dini hakikatin yerini pozitivist gerçekliğin aldığı günümüzde, Müslümanların, Batı Metodolojisinin dışında Batıyı dışlamayan ama kavramsal açıdan oryantalist bir yaklaşımı da reddeden bir söylem geliştirmesi gerekmektedir. Müslümanlar...;

Bu çalışmada; Afrika Birliği’nin Somali’de güvenliğin sağlanması, barış ve istikrarın kalıcı hale getirilmesi maksadıyla görevlendirdiği AMISOM’un rolü ve bölge güvenliğine etkisi incelenecektir.;

Ağırlıklı olarak küçük ve orta ölçekli ekonomilerden oluşan Afrika ülkeleri, ekonomik dönüşümlerini sağlayabilmek adına kapsamlı bir ortaklık tesis etmeye çalışmaktadırlar. ;

İlk Siyasal İktisat Profesörü unvanına sahip (1805)19 İngiliz nüfus bilimci ve ekonomi politik teorisyeni Thomas Robert Malthus “Nüfus Prensibine Dair Deneme“ (Essay on the Principle of Population) (1798) adlı çalışmasında, nüfus artışı konusunda oldukça karamsar bir tablo çizer;;

Soğuk Savaş sonrası süreçte bilgi ve iletişim teknolojilerinin büyük gelişme kaydetmesiyle birlikte tüm dünyada büyük dönüşümler yaşanmıştır. Bu süreç, teknolojiyi geliştiren ülkeler kadar tüketen ülkelerde de aynı hızda gelişmiştir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişiminin etkilediği önemli b...;

Somali, Eritre, Cibuti ve Etiyopya’nın yer almış olduğu Afrika kıtasının kuzeydoğusunda yer alan ve Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölge; Avrupa, Afrika, Asya ve Avustralya’yı birbirine bağlayan küresel deniz ticaret yolu olan Kızıldeniz’i kontrol etmesi sebebiyle jeostratejik öneme sahiptir.;

“Uluslararası Karşılaştırmalı Vizyon, Strateji, Ekosistem ve Pazar İnşası“ ana teması altındaki BRAINS2 TÜRKİYE Programları; hem akademik alanda hem de endüstriyel sektörde Türkiye’nin mevcut gücü ve potansiyelini göz önüne alarak, odaklandığı teknolojilerde hangi alanların geleceğe dönük büyüme içi...;

Klasik iktisat teorilerinde emek, sermaye ve girişimcinin yanı sıra üretim faktörlerinden olan doğal kaynakların sonsuzluğu ve tükenmeyeceği benimsenmiştir. Keynesyen teorilerde doğal kaynakların kullanımı ve dağıtımının kamu hizmetlerine dâhil olduğu, aksinin tekel piyasaları oluşturacağı görüşü hâ...;

3. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2021

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • İstanbul - Türkiye

4. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul İktisat Kongresi

  • 27 May 2021 - 29 May 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Pandemi Sonrası Türkiye’nin Ekonomi ve Teknoloji Vizyonu Toplantısı

  • 17 Ara 2020 - 17 Ara 2020
  • TSİ 14.00 - Çevrimiçi -
  • İstanbul - Türkiye

7. İstanbul Güvenlik Konferansı (2021)

  • 04 Kas 2021 - 05 Kas 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

13. Stratejik Vizyon Ödülleri Töreni | 2021

Stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları, bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş adamları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin “on üçüncüsü“ verilecektir.

  • 2021
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.