Bosna - Hersek ve Avrupa - Atlantik Entegrasyonu: Meselelerin Şimdiki Durumu

Makale

Bu belgede Bosna Hersek ve Avrupa-Atlantik entegrasyonu ile ilgili mevcut devlet ilişkilerine dair üç farklı açıdan kısa bir açıklama yapılmakta­dır: Ülkenin iç siyaseti, bölgesel pozisyonu ve ülke vatandaşları ve halkına yö­nelik Avrupa beklentileri....

Bu belgede Bosna Hersek ve Avrupa-Atlantik entegrasyonu ile ilgili mevcut devlet ilişkilerine dair üç farklı açıdan kısa bir açıklama yapılmakta­dır: Ülkenin iç siyaseti, bölgesel pozisyonu ve ülke vatandaşları ve halkına yö­nelik Avrupa beklentileri. Bosna'nın Avrupa entegrasyonunda kat ettiği yol, ülkenin hâlâ geçmiş savaş ideolojileri ve hareketlerinden ciddi bir şekilde et­kilenen iç politik, sosyal ve ekonomik entegrasyon hızı ile belirlenmektedir. Bosna hâlâ ikili bir geçiş süreci dönemindedir: komünizmden kapitalizme ve liberal demokrasiye, savaş ortamından barış ortamına. Bu durum, Bosna'yı Balkan bölgesinin geri kalanından ayrı kılmaktadır.

(1) Bosna Hersek radikal değişiklikler yaşamış bir ülkedir. 20. yüzyılın ikinci yarısında doğan ülke, artık geçmişin yasını tutmanın ve geçmişe özlem duymanın anlamsız olduğunun farkındadır. Karmaşıklıkları ayrı tutulmak üze­re mevcut sosyal süreçler de yeni potansiyellere gebedir. Vatandaşların ve hal­kın odaklanması gereken nokta bu açık gelecektir; ancak bu noktaya henüz ulaşabilmiş değiliz. Geçmiş sürekli olarak geleceği belirliyor. Ortak bir milen-yumluk geçmiş, ideolojilerle asimile edilen ve güncel pozisyonları yasallaştır­mak için kullanılan tarihin ayrı Bosna, Sırp ve Hırvat görünümlerine bölün­müştür. Geçmişin bu şekilde farklı görünümleri geleceğin ulusal görüş açıla­rını belirlemektedir. Kamu yaşamında etnik prensibin ağırlığı, toplumun yeni­den entegrasyon sürecine girmesini önlemektedir.

Bosna Hersek vatandaşlarına göre, sonlandığı söylenen savaş aslında he­nüz bitmedi. Ülke hâlâ savaş sonrası geçiş aşamasında ki, bu geçiş süreci ola­ğan süreyi fazlasıyla aşmış durumda. Savaşın pek çok özelliği Bosna'nın sa­vaş sonrası sosyal ve siyasi yapılarında bugüne değin hissedilmekte. Özellik­le hem bireysel hem de kolektif anlamda savaş ve sonuçları, kurumsal yapı­lanmaları, ideoloji ve psikolojisi hâlâ refleks reaksiyonları yaratmakta. Savaş, ülkenin sosyal yapısı üzerinde radikal değişiklikler yaratmış, yeni askeri, siya­si ve ekonomik elit kesimlerin ön plana çıkmasını sağlamış ve yeni ulusal çı­kar alanları betimlemiştir. Ayrıca savaş, uyanış aşamasındaki nüfusu fakirleş-tirmiş, sanayiyi düşürmüş ve ülkeyi boşluğa bırakmıştır. Siyasi sahnede hâlâ varlığı hissedilen çatışma ideolojisinin odak noktası olduğu yeni bir toplum yaratmıştır. Peki bu, uygulamada ne anlama gelir? Savaş yapıları ve ideolojile­ri hâlâ toplumda görülmekte ve savaşta rüştünü ispatlayan elit kesimler, savaş ortamı sırasında açıkça ortaya konulan siyasi amaçlardan kendilerini soyutla­mak adına hiçbir ciddi adımda bulunmamıştır. Liderlik, ideoloji ve araçları ile üç ulusal lider parti günümüzde hâlâ insanların yaşamlarını şekillendirecek et­kili güçlere sahiptir. Savaşla birlikte oluşturulan etnisiteler arası sınır çizgisi, ül­kenin siyasi yapısının parçalandığı çizgi olagelmiş böylece üç halkı içeren bir ülke aslında iki mevcudiyeti içerir gibi gösterilmektedir. Benzer bir şekilde, sa­vaşın toplumda, eğitim sisteminde ve kültür üzerinde yol açtığı ulusal fay hat­ları, tıpkı eskiden olduğu gibi varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Tüm bunlara rağmen, tarihsel paylaşmaların, Boşnakları anahtar siyasi faktör kabul eden ve bağımsızlığını ilan eden Bosna Hersek savaşını berabe­rinde getirdiğini söylemek uygun olacaktır. 20. yüzyıl boyunca Bosna varlığı­nın inkârı ve Müslüman vatandaşlarının tanınmaması durumu dikkate alındı­ğında, şu an görülen siyasi döngü biraz olsun mantıklı bulunabilir.

(2) Bosna'daki gündelik yaşamla ilgili neler diyebiliriz? Ülkede hâlâ önemli bir etnisiteler arası boşluk görülmektedir. Komşuluk kavramı ciddi şe­kilde baltalanmış ancak tamamen yok edilememiştir. Gerçekten de -farklı uluslardan insanlar arasındaki yakın kişisel ilişkiler metaforu olarak- komşu­luk kavramı, bir arada yaşayan insanlardan ziyade, yan yana yaşayan insanlar kavramıyla yer değiştirmiştir. Bu durum, Bosna kasaba ve şehirlerinde yaşa­yan kişilerden öte, kırsal sakinler arasında daha fazla görülmektedir. Ülkede artık politik ulusal yakınlaşma -kardeşlik ve birlik siyaseti- yerine, artık poli­tik ulusal ayrılık hâkim.

Gerçek kültürel ve ulusal demokratikleşme henüz Bosna vatandaş ve halklarına yayılamamış durumda, şimdilik demokratikleşme yalnızca resmi, kurumsal düzeyde görülüyor. Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar arasındaki ulusal ilişkiler, önceki dönemde takip edilenden farklı bir yolla yeniden inşa edil­mekte. Yönetim şekli sosyalizmken, tüm halklar görünürde eşit haklara sahip olmaktan gayet memnundu; Bosna'da karşı çıkılmasına rağmen, siyaset ve ideolojiyi nitelendiren şey eşit haklardır. Şimdi ise bu hakların üzerinde önem­le durulmaktadır. Yasalara göre herkesin eşit haklara sahip olmasının sağlan­ması arzulanan şekilde uygulanamamaktadır; bazı durumlarda belirli aralıklar­la düzensiz şekilde uygulanırken, diğer durumlarda ise hiç uygulanamamakta­dır. Çoğunluk kesim tarafından azınlıklara karşı uygulanan "yumuşak" etnik ayrımcılık Boşnaklar ve Hırvatlar arasında ısrarla görülürken, Sırp otoriteler ise kendilerinin yetkili oldukları yerlerde hem Boşnaklara karşı hem de Hır­vatlara karşı açık bir şekilde ayrımcılık uygulamaktadır.

Buna rağmen, Bosna halkı önceki dönemlerde var olmayan ya da uygu­lanmayan hak ve özgürlükleri şu an yerince uygulayabilmektedir. Kimlik özerkliği hakkı ve bunu ifade edebilme özgürlüğü eğitim sisteminde, daha et­kili bilgi özgürlüğü ve akademik araştırmalarda görülebilmektedir. Bosna'da artık hiçbir şey siyah ve beyaz değildir ve diğer her şey gibi, etnisitenin böl-geselleştirilmesinde ifade edilen ulusal hakların tanınmasının da olumsuz et­kileri olmuştur. Kural olarak ülkenin bir grup halkı, belirli bir bölgede büyük çoğunluğu oluşturmaktadır ki bu durum Sırbistan Cumhuriyeti'nde çokça gö­rülmektedir.

(3) Bosna Hersek'in Avrupa-Atlantik entegrasyonu konusuyla ilgili ola­rak, Bosna'nın son zamanlarda Dayton'dan Brüksel yoluna geçip yol kat etti­ğini söylemek mümkün. Dayton aşaması artık tamamlanmıştır: Barış ortamı sağlanmış ancak siyasi istikrar tam olarak oturtulamamış ve adalet genele ya-yılamamıştır. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin aşırı müdahaleci siyaseti de sona er­miştir. Yüksek Temsilci Ofisi, Avrupa Komisyonu ofisi olmuş ve yeni atanan Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko etkili bir şekilde iki görevi eş zamanlı olarak yerine getirmiştir. Bu, ülkenin sömürge aşamasından çıktığı anlamına gelmektedir. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde en çok Yüksek Temsilci Ofisi tarafından yasa reformları ve siyasi ve ekonomik önlemler uygulanmış­tır ve yerel parlamentolar kendiliğinden çıkmaza girmiştir.

Bosna'nın artık kendi kendisini ayakta tutması beklenmektedir. Yani Av­rupa Birliği için gereken reformları, kendi kurumsal karar ve kapasiteleri ara­cılığıyla gerçekleştirmesi gerekir. Ancak bu konuda derin ulusal anlaşmazlık­lar söz konusudur. Her politikacı Avrupa taraftarı olduğunu iddia eder, fakat iddialar yalnızca sözdedir ve ulusal prizma ile kırılmaktadır. Bosna'da hâlâ, ülkenin Avrupa entegrasyonunu amaçlayan tek bir siyasi konu bulunmamak­tadır ve benzer şekilde ortak bir Avrupa siyasi amacından yoksunluk söz ko­nusudur. Şu an toplumun Avrupalılaşmasını destekleyen kurumsal bir çerçeve şekillenme aşamasındadır. Bakanlar Kurulu'nda, Avrupa entegrasyonu ile so­rumlu organ olan devlet düzeyinde yönetim hâlâ bir Komisyon olarak kalmış­tır, bir bakanlık olmamıştır. Dahası, altı aydan uzun bir süredir Komisyon baş­kanı mevkisi boş kalmış ve yeni bir başkanın tayini, etnisiteler arası anlaşma­ların ulaşıldığı ağır işleyen mekanizmalarla ertelenmektedir.

Avrupa entegrasyonu kolektif ve bireysel düzeylerde farklı şekillerde gö­rülmektedir. Boşnaklar ve Hırvatlar arasında kamu, genelde Avrupa fikrini desteklemektedir ancak aynı şeyi Sırplar için söyleyemiyoruz. Entegrasyon ta­raftarı ve karşıtı görüşlerin her ikisi de büyük oranda ulusal elit kesim ve bu kesimin kontrol altında tuttuğu medya tarafından şekillenmektedir. Bosna'nın komşu ülkeleri arasında Hırvatistan, Avrupa Birliği katılımı yarışında diğerle­rine fark atmış durumdadır. Ayrıca Hırvatistan yakın zamanda NATO tam üye ülkeliğine kabul edilmiştir. Hem Bosnalı hem Hırvat olmak üzere çift milliyet taşıyan Bosna Hırvatları, Avrupa entegrasyonunu şiddetle desteklemektedir ve Hırvatistan'ın entegrasyon süreçlerinin dolaylı olarak bir parçası olmuşlardır.

Boşnaklar arasında ise Avrupa entegrasyonu fikri daha basit ve kolayca araçlandırılabilir niteliktedir. Avrupa'nın tüm problemlerimizin çözümünü be­raberinde getireceği ve bizleri daha özgür, eşit, başarılı ve mutlu kılacağına da­ir saf bir inanış hâkimdir. Kamu arasındaki egemen his Avrupa optimizmi, ya­ni olaylara pembe gözlüklerle bakma ve gerçekçi olmayan beklentilerdir. Av­rupa fakirlikten, güvensizlik ortamından, soyutlanma politikasından ve savaş­tan kurtuluş biletidir. Boşnaklar, Avrupa Birliği'ni geleceklerinin koruma altı­na alınması, güvenliklerinin sağlanması olarak görmekte ve birleşmiş Avrupa ortamında azınlıklara karşı soykırım uygulanmayacağına inanmaktadır.

Avrupa'ya karşı olanlar, Avrupa ulusları ailesinde bulunabilecek, tipik Avrupa'ya dair kuşkucu insanlara benzer bir fikir yapısında değildir. Onlar da­ha ziyade ulusal ya da tarihsel bazda Avrupa fikrine karşı çıkar, tıpkı Bosna Sırplarının çoğunda olduğu gibi. Sırp Cumhuriyeti'nde yerleşik Bosna Sırpla­rı arasındaki mevcut siyasi elit kesim, Bosna'nın Avrupa yolunda çeşitli engel­ler ve şartlar oluşturmakta, bir yandan da kendilerini Avrupa karşıtı olarak ta-nımlamamaktadırlar. Özellikle de NATO ile olan olumsuz deneyimlerinden hareketle hâlâ politik kaderlerinin ve Avrupa geleceklerinin Belgrad'da yattı­ğını düşünmektedirler. NATO bombalamasının onuncu yıldönümü yakın za­manda Belgrad'da gerçekleştirilmiştir. Rusya'nın Avrupa askeri ve siyasi bir­likleri ile rekabeti de Bosna Sırpları arasında sıkça görülmektedir.

Genelde kamuoyunda - sınırsız umut ve inanç şeklinde olmasa da - Av­rupa standartlarının ve Avrupa yaşam biçiminin bize, kolektif/etnik ve birey­sel/insani ayrımcılıkları sona erdirecek ahlaki, demokratik, yasal ve siyasi normları getireceğine dair inanç hâkimdir. Ancak Bosna'nın savaşla harap ol­muş toplumunda, bu fikri destekleyebilecek güçlü sosyal ve kavramsal güçler bulunmamaktadır. Özellikle de takip ettiğimiz yolları değiştirme ve yeni stan­dartlar benimsemeye yönelik hiçbir isteklilik bulunmamakta. Çoğu insan, es­ki alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalmadıkları sürece Avrupa fikrine sıcak bakıyor. Uluslararası ve Avrupai şekilde düşünen ve davranan entelektü­eller ve ekonomik azınlıkların Avrupa taraftarı duruşları, toplumun dönüşüm hızı ve derinliğini etkileyecek kadar güçlü değildir ki, bahsi geçen entelektüel ve ekonomik azınlık kesim tüm üç ulusun içinde de görülmekte. Nüfusun fa­kirleşmiş üyeleri, Avrupa'yı fakirlikten firar etme yolu olarak görüyolarr, bu nedenle destekliyor. Çoğu kişi ise ortak pazarda kendilerine daha iyi bir iş im­kânı bulmaktan ümitli.

Bosna Hersek'in Avrupa-Atlantik entegrasyonu komşu ülkelerinkine oranla çok daha yavaş ilerliyor ve beklentilerin ve potansiyelinin çok altında seyrediyor. Ülkenin jeopolitik konumu, 1991 yılında olana oranla çok daha kötü durumda çünkü artık Batı siyasetine göre olumlu bir yaklaşım olan Slo-venya ve Hırvatistan ile paylaşılma durumu söz konusu. Avrupa Birliği adına Badinter Komisyonu'nun kararları, Bosna'ya bağımsız oy kullanma imkânı verdi ve 1992 yılı referandumunda halk Bosna'nın bağımsız bir devlet olması yönünde oy kullandı. On sekiz yıl sonra Bosna, Batı Balkanların çözümlene-memiş sorunlarından biri olarak kalmaya devam ediyor. Yine çözümleneme­yen bir başka sorun olan Sırp sorunu Arnavutluk, Bosna, Makedonya ve Ka­radağ sorunlarının da açık kaldığını göstermekte.

Son iki yıl içinde, Milorad Dodik siyasetinin Bosna'da olanları belirledi­ği dönemde, devletin yeniden entegrasyonunun sağlanması adına yapılan her şeyin yeniden ele alınması ve mümkün olan her yolla Avrupa-Atlantik enteg­rasyon sürecinin önüne geçilmesi yönünde pek çok girişim görülmüştür. Bu politika, Bosna kaderinin Belgrad'la ve dolaylı olarak Rusya ile bağlanmasını planlamaktadır. Şu an hâlâ geçerli olan politika budur ve bölgesel demokratik güçlerin, Avrupa'ya katılım sürecimizde daha enerjik bir şekilde yer almasını gerektiren de yine bu politikadır. Her ülkenin Avrupa ailesine ayrı ayrı katıl­masını öngören prensip geçerli olsa da kendi sorunlarımızın bölgesel bir Bal­kan yaklaşımı olmaksızın çözümlenebilmesi imkânsız olacaktır. Batı Balkan ülkeleri, ortak bir geçmişi paylaşmaları ile birlikte ortak bir geleceği de pay­laşmaktadır. Şu an geçerli olan durumlar dikkate alındığında, ortak paylaşımın Bosna üzerinde ters bir etkisi olduğu görülmektedir. Son yıllarda Bosna'da çok sayıda Sırp uyruklunun bulunması Sırbistan - Arnavutluk ilişkilerinin Bosna otoritelerinin Avrupa taraftarı, reformist pozisyonu üzerinde olumsuz yansımaları olduğu anlamına gelmektedir.

(4) Bosna'da güven sorunu çözümlenememiştir. Çok az sayıda ortak si­yasi görüş ve çok sayıda farklı ulusal siyasi sorun ile halkın güvenini yeniden oluşturma adına siyasi anlamda zirvede çok az şey yapılmaktadır. Bunun ak­sine, etnisiteler arası güvensizlik hissini kızdıracak çok sayıda siyasi sorun oluşturulmakta ve kamuoyuna duyurulmaktadır. Bahsi geçen sorunlardan bi­ri de anayasal reform sorunudur. Anayasa ile ilgili tüm görüşmeler ülkenin ye­ni sınırlar, bölgeler ve özlükler üzerinde bölünmesine yol açan tartışmalara da­yanmaktadır. Kişiler arası ilişkilere yönelik yeni siyasi ve demokratik stan­dartlarla ilgili ise çok az şey dile getirilmektedir. Anayasal reform; Bosna top­lumunun demokratik yapısı, bireylerin ve ulusların hak ve özgürlükleri, ülke genelinde herkesin özgürlük ve eşitliği meseleleri ile ilgilidir. Yeni bir anaya­saya varma temeli diyalog ve anlaşmaya hazır durumdadır. Son aylarda ise ül­kenin anahtar sorunları üzerinde oybirliğine varmayı hedefleyen ulusal siyasi liderler üzerinde daha fazla sayıda özerk Bosna girişimcilerinin etkisini gör­mekteyiz. Savaştan bu yana ilk defa bu tür girişimlerde bulunulmakta, dışarı­dan doğrudan müdahale alınmamakta ve böylece ülkenin siyasi birliği hedef­lenmektedir. Tüm bunlar, umut verici gelişmelerdir

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2684 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1061
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2034 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2034

ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan arasındaki güvenlik diyalogu için oluşturulan mekanizmayı ifade eden QUAD, İngilizce bir sözcük olarak “Dörtlü” anlamına gelir. Söz konusu dört ülkenin liderleri, Ocak 2004’te Endonezya'yı sarsan deprem sonrasında oluşan tsunaminin Güneydoğu Asya’da neden olduğ...;

Uluslararası ilişkilerde küreselleşmenin etkisiyle devletler ve toplumlar arasındaki ilişkiler değişime uğramış, dış politikada geleneksel diplomasinin yanında yeni bir mekanizma olarak kamu diplomasisi ortaya çıkmıştır. Devletlerin başka devlet ve toplumlara yönelik yaptığı bu faaliyetlerde sivil t...;

Gramsci’nin yıllar önce işaret ettiği gibi “eski düzenin ölmeye başladığı ancak yeni bir düzenin doğamadığı” hegemonsuz bir ara döneme (interregnum) doğru ilerliyoruz. Ben bunu “küresel bir fetret devri” olarak tanımlıyorum. Modern sonrası çağa geçişte yakalandığımız ara bir dönem bu. Küresel hegem...;

Çoğumuz çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz kabotaj kelimesinin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için ne anlama geldiğinin pek farkında değilizdir. Kabotaj, yüzyıllardır Osmanlıyı sömüren kapitülasyonların, yani ülkenin sömürülmesi için yabancılara izin verilen bir hakkın adıdır. Bu imtiyaz ile yaban...;

Son yıllarda iklimler ve ekosistemler üzerindeki değişimler nedeniyle uluslararası kamuoyunda iklimsel değişiklikler üzerine sıkça yorumlar ve tartışmalar gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili insan ya da ekosistem merkezli olmak üzere ekonomik, sosyal ve ya politik endişelere sahip olan çeşitli görüş...;

Bu makalede Turgut Özal dönemi (1983-1993) Türkiye’nin Orta Asya/Türkistan politikası ele alınmaktadır. Söz konusu zaman dilimi Özal’ın başbakanlık (1983-1991) ve cumhurbaşkanlığı (1991-1993) dönemlerini kapsamaktadır. Turgut Özal dönemi Soğuk Savaş yıllarının aksine Türkiye’nin Türkistan politikası...;

Avrupa Birliği (AB)'nden ayrılarak tarihinde yeni bir sayfa açan Birleşik Krallık, aktif bir küresel oyuncu olarak rolünü yeniden tanımlamak istemekte ve vizyon ve stratejisini kendisinin belirlediği güvenlik, savunma, kalkınma, uluslararası ilişkiler alanında yeni arayışlar içerisinde bulunmaktadır...;

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.