Balkanlar ve Medya Enformasyon Trendleri

Makale

80'lerin ve 90'lann ikinci yarısında, Balkan devletleri, etkileri sosyal ya­şantıda bariz bir şekilde hissedilen ciddi ekonomik ve politik sorunlarla karşı karşıyaydı. Aynı dönemde dünya genelinde çeşitli olumsuz değişiklikler gö­rülmekteydi....

80'lerin ve 90'lann ikinci yarısında, Balkan devletleri, etkileri sosyal ya­şantıda bariz bir şekilde hissedilen ciddi ekonomik ve politik sorunlarla karşı karşıyaydı. Aynı dönemde dünya genelinde çeşitli olumsuz değişiklikler gö­rülmekteydi. Doğu Blok radikal sosyal değişimlerle yüz yüzeyken, dünyada görülen küresel değişiklikler, tüm bunların dışında, yankıları iletişim alanında büyük etki eden teknik ve teknolojik yapıyla ilgiliydi. 1990'lı yıllarda iletişim sistemlerinin hızlı bir şekilde gelişmesi, hızlı bir küreselleşme sürecinin (eko­nomik, politik ve kültürel anlamda) doğuşunu teşvik eden dünya genelinde bir bağımsızlık hareketinin yanı sıra farklı bir bilgi ve karşılıklı anlayış kaliteleri­ni beraberinde getirmiştir.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Yunanistan istisnasının dışında, Balkan ülkeleri komünist blokta yer alıyordu. Bu dönemde Balkan ülkelerinin büyük çoğunluğu, Avrupa ortalaması ile karşılaştırıldığında önemli bir düzeyde oku­ma yazma oranını artıran hızlı bir özgürleşme sürecinden geçmiştir. Bu neden­le Balkan ülkeleri, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak oldukça özel bir ta­rihi deneyime sahip olmuşlardır. Soğuk Savaş'la birlikte dünyanın iki bloğa bölünmüş olması durumu 1980'lerin sonlarına kadar süregelmiştir. Bu durum, gelişimin ve dünyanın geri kalanını anlayabilme özelliğinin yolunu açmıştır. Balkan devletlerinin tarihsel deneyimi, (geniş çaplı bir içe kapanışı da berabe­rinde getiren) belirli bir politik sistem altında ortak hafıza ve yaşamda ve dün­yanın geri kalanının algılanmasında basmakalıp düşüncelerin ve önyargıların oluşmasına neden olmuştur. O dönemde insanlar arasında hareketlilik oranı ol­dukça düşüktü, hatta Arnavutluk gibi bazı ülkelerde neredeyse hiç yoktu. İn­sanlar, dünyada olup bitenle ilgili bilgileri devlet sahipli medya aracılığıyla edinebiliyordu. Diğer bir deyişle; devlet, yayılan bilgiler üzerinde tam bir te­kele sahipti. Medya çoğunlukla sosyalist kültür ve değerlerin yayılması için kullanılan bir araç olarak kabul görüyordu.

Balkanlar'daki bu kurulu dünya algısı ve hâkim sosyal psikoloji, sosyo-politik sistemde görülen değişikliklerin yanı sıra yeni medya tarafından müm­kün kılınan uydu, kablolu TV, internet, video, videoteks ve bilgisayarlaşma gi­bi yeni bilgi edinme yollarıyla birlikte değişiklik göstermeye başlamıştır.

Bu teknik ve teknolojik değişiklikler yeni iletişim akımlarının doğuşunu desteklemiş, sosyal ilişkilerde farklılaşmalara yol açmıştır. Teori (araştırmalar­la kısmen onaylanmıştır), medyanın sosyal gücü yanı sıra bilgi dağıtımında, kamuoyu oluşturmada ve önerilerin küresel gücünde oynadığı önemli rolün al­tını çizmektedir. Sosyologlar, modern toplumu, bilginin ve bilgi dağıtımının merkezi bir anlam ifade ettiği bir bilgi toplumu olarak tanımlamaktadır. Bilgi toplumuterimi büyük çoğunlukla yeni medya (teknolojik devrimin bir getiri-si olan) ve yeni iletim yolları ile ilişkilendirilmektedir. Bilgi toplumlarından bahsederken, bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojilerine geniş çaplı ola­rak erişilebilen, bilgi sektöründe çok sayıda kişinin istihdam edildiği, bilgi ürünlerine harcanan ortalama maliyetin dikkat çekici oranda yüksek olduğu ve bilgi eğilimlerini inceleyen analistlerin sayısının yükselişte olduğu gelişmiş ülkelerin topluluklarını düşünürüz. Balkan devletlerinin kaçı bu eğilimler içi­ne girebilmiştir?

1980'li yılların sonunda ve 1990'lı yılların başında Balkanlar'da görülen olaylar, çağdaş sosyo-politik gelişmeler üzerinde medyanın rolünü anlayabil­memiz için önemli bir imkân sunmaktadır. Söz konusu dönemde medya, ulu­sal kimliğin, ulusal bilincin ve kültürel kimliğin anahtar destekçilerindendi. Medya sektöründe görülen politik değişikliklerin, çoğulculuk yoluyla bilgi öz­gürlüğü ve rekabet imkânlarını doğuracağı düşünülmekteydi. Birincil görev­lerden biri, merkezileştirilmiş medyanın ve medyanın tekelci rolünün dönüşü­münü sağlamaktı. Balkan ülkelerinde ve çoğu Doğu Avrupa ülkelerinde dev­let tekelindeki medya, ulusal medyanın yerine geçmişti. Bu durum, Makedon­ya Cumhuriyeti'nde de görülen durumla aynıdır.

Balkanlar'daki medya sektörü analistleri, iki paralel süreci gözlemlemiş­tir: İlki, ulusal medyanın oluşturulması, ikincisi ise, teknolojik değişim ve ya­kınlaşma süreçleri neticesinde eş zamanlı olarak var olan ulusötesileşmedir. Balkan ülkelerinin ve Doğu Avrupa'nın ortak özelliklerinden biri medya sek­töründeki yasal düzenleme eksikliğidir.

Yeni medya (video, videoteks, internet, kablolu ve uydu TV), tek taraflı­lık, geniş izleyici kitlelerine eş zamanlı dağıtım ve etkileşim yoksunluğu gibi eski iletişim özelliklerinden sıyrılan yeni bir iletişim yolunun gelişimini ko­laylaştıracak yeni karakteristikleri paylaşmaktadır.

Bu anlamda Makedonya dâhil olmak üzere komünist Balkan ülkelerinin çoğu hâlâ hem teknik modernleşme hem de medya sisteminin yasal tanımla­ması anlamında yeni bir medya sisteminin oluşturulması aşamasında sorunlar­la karşılaşmaktadır. Bu aşamada, medya tekelleşmesi, kültürel koruma, insan kaynakları gibi sorunlar doğmaktadır. Medyanın yasal olarak düzenlenmesi ayrıca küresel anlamda da bir sorunu beraberinde getirmektedir. Yasal düzen­leme süreci kimi ekonomik etkenlerle ve hızlı teknolojik yeniliklerle aksamak­tadır. Medya düzenlemesine ilişkin en büyük sorunlardan biri, medyanın tekel­leşmesi durumudur. Bu durum demokrasi teorisyenlerini endişelendirmekte­dir, çünkü medyada tekelleşme politik iletişimde kalite ve rekabeti tehdit et­mektedir. Bunlar ise demokratik bir sistemin ana garantileridir. Tekelleşme so­rununun olası çözümlerinden bazıları, yalnızca birkaç medya kuruluşunun egemenliğini tanıma, böylece yeni tekellerin oluşmasını önleme, ayrıca yeni medya kuruluşlarının oluşmasını önlemede anahtar etken olarak istikrarlı ve ilgi çekici bir kamu sektörü oluşturulmasını önermektedir. Medyanın kötüye kullanımı ve özgürleştirici rolü, medya sektöründe yüksek kaliteli yasal çerçe­ve oluşturma ihtiyacını empoze eden iki temel faktördür. Kötüye kullanım, ol­dukça zararlı bir araçtır çünkü konunun tam anlaşılması için gereken ilgili olayları dışta bırakarak veya var olan olayları yanlış yorumlayarak gerçeği çarpıtır. Amaç, belirli siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşabilmek için hedef kit­leyi yanlış yönlendirmektir. Rainer Geissler'e göre iki tür kötü kullanım söz konusudur: İlki, belirli bir elit kesim veya grubun medyaya hâkim olması, ikincisi ise, (alıcıların sayısını mümkün olduğunca çoğaltan) pazar-ekonomi mekanizmaları aracılığıyla oluşturulan toplu politik kültürdür.

Medyanın özgürleştirici rolü çağdaş dünya için can alıcı değerdedir. Çağ­daş toplumlarda internet aracılığıyla bilgi dağarcığını geliştiren genç insanla­rın sayısı gittikçe artmaktadır. Gelecekte de medya, eğitimdeki önemli rolünü taşımaya devam edecektir. "İdeolojik olarak ölü konuları ve zor olduğu kadar sıkıcı olan dersleri ile okullar kitle kültürü ve bu kültürün parlayan idolleri ile yanşamayacaktır. Ancak bunu anladıklarında, kitle kültürünü ve bu kültürün okulları tanıtma yollarını taklit etmeye başlayacaklar ve bu yalnızca, konuları daha az sıkıcı hale getirmeden önemsizleştirecektir" (Mils, 1951). Yine de, sosyologların çoğu kitle medyasının ilgiyi, hayatlarımızın sıkıcı ancak elzem konularından, daha ilgi çekici ve enteresan konulara çektiği yönünde uyarılar­da bulunmaktadır.

Gelişmiş Avrupa ülkeleri, eğitim programlarını hazırlarken medyanın et­kisini dikkate almaları gerektiğinin uzun zamandır bilincindedir. Bu ülkeler, temel hedefi öğrencinin kapasitesini ve medya tarafından sunulan mesajları

anlayabilme yeterliliğini geliştirmek olan konuları programlarına dâhil etmiş­tir. Güncel medya ve bilgi trendlerinin bilimsel ve akademik takibi geleneği gelişmiş olan Avrupa ülkelerinin aksine, Makedonya'da yeni kurulan özel üni­versitelerdeki ilgili departmanların 2000 yılından sonra açıldığının altını çiz­mek gerekir. Bu anlamda, ülkede araştırma projeleri, öğrenci değişimleri gibi uygulamalar geliştirilmedir.

Balkan ülkelerinin entegrasyon sürecinde iyi bir medya sistemi ve detay­lı bir şekilde organize edilmiş medya politikası oluşturulması büyük önem ih­tiva etmektedir. Kablolu ve uydu televizyonların kullanılmaya başlaması, uluslararası kamuoyu sektöründe diasporik ve uluslar ötesi hedef kitleler ko­nusunu ortaya çıkarmıştır. Diasporik kitleler, bir ülkede yaşayan ulusal azınlık ve topluluk üyelerinden oluşur (örn: Büyük Britanya'daki Hint topluluğu, Al-manya'daki Türk topluluğu, İspanya'daki Fas topluluğu, İtalya'daki Arnavut topluluğu, Romanya'daki Bulgar topluluğu, Yunanistan ve Bulgaristan'daki Makedon azınlık, vb. gibi). Günümüze kadar Makedonya Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen çalışmalar (Panova, 2000, 52-53), Makedonya'daki etnik top­lumların ilk önce kendi ırkından ülkelerin uydu programlarını takip ettiğini, ardından da etnik temellere dayalı özel TV istasyonlarıyla ilgilendiklerini gös­termektedir. Bu sıralamada üçüncü sırayı ticari Makedon TV istasyonları alır­ken son sırada Makedon ulusal Televizyonu bulunmaktadır. Diasporik kitleler söz konusu olduğunda aynı sonuçlar, örneğin Almanya'daki Türklerde olduğu gibi Avrupa ülkelerinde de geçerlidir. İletişim alanında (diasporik toplumların kendi ırklarına ait programları takip etme olasılığı) görülen teknolojik devrim­ler (uydu TV) bu kitlelerin politik duruşlarını ve yaşadıkları ülkenin güncel si­yaset ortamına katılımlarını ciddi anlamda etkilemektedir. Kablolu ve uydu TV kullanımın yaygın olduğu Balkan bölgesinde video ve kasetler, nüfusun büyük çoğunluğunun medya izolasyonu içinde yaşadığı İran'da olduğu kadar önemli değildir.

Yeni medya üzerine konuşuyorsak, en son çıkan yeniliğin multimedya ol­duğunu belirtmeliyiz. Multimedya; bilgisayarların, telekomünikasyon tekno­lojilerinin ve medyanın bir birleşimidir. "Bu gelişime dört teknolojik akım kat­kıda bulunmuştur: İlki, bilgisayarların düşen maliyetleriyle birlikte yeterlilik­lerinin hızlı bir şekilde artırılması, ikincisi, bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojilerinin entegrasyonunu mümkün kılan veri dijitalleşmesi, üçüncüsü, uydu iletişim gelişimleri ve dördüncüsü, çok sayıda farklı mesajın tek bir kab­lodan iletilmesini sağlayan lif optikleridir. Son yılların aşırı iletişim patlaması hiçbir yavaşlama sinyali göstermemektedir." (Giddens 2006, 594).

Bu alanda, dijitalleşme (elektronik sinyallerin ikili sinyallere dönüştürü­lerek transfer edilmesi) kablolu ve uydu TV keşfinden bu yana gerçekleştiri­len en iyi teknolojik gelişimlerden biridir. Multimedyanın ana özellikleri şun­lardır: Etkileşimli kullanım ve farklı medya türlerinin ve dijital teknolojinin entegrasyonu. Kişisel bilgisayarların kullanılma şekline göre multimedya, açık ve kapalı olmak üzere iki formda sınıflandırılabilir. Kullanıcı telekomü­nikasyon ağına altyapısal ağ ile bağlandığında, bu, açık multimedya olur. Bu­na örnek olarak interneti verebiliriz. "İnternet, 1989'dan önce Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkmıştır. "Net", 1969 yılında, Amerikan ordusunun merke­zi Pentagon'da kullanılan bir sistemden üretilmiştir. Bu sistem ilk önce, Pen-tagon'un Advanced Research Projects Agency biriminden referansla "ARPA net" olarak adlandırılmıştır. Başlangıç hedefi oldukça sınırlıdır. ARPA, Ame­rika'nın farklı bölümlerinde askeri sözleşmeler üzerine çalışan bilim adamla­rının kaynaklarını saklaması ve kullandıkları pahalı ekipmanları paylaşabil-mesine imkân tanımak amacını güderek bu yola girişmiştir" (Giddens 2006, 594). Web, ilk olarak 1990 yılında, İsviçre'deki bir fizik laboratuarında çalış­malarını yürüten bir yazılım mühendisi tarafından keşfedilmiştir ve Illinois Üniversitesi'ndeki bir lisans öğrencisi tarafından yaygınlaştırılmıştır.

İnternetin keşfi, bilgi sektöründe büyük bir patlama yaratmış ve çok etki­li sosyal dönüşümlere yol açmıştır. Bu sofistike iletişim ağı kimsenin tekelin­de değildir ve herkese açıktır. İnternetin en büyük avantajı, dinamik etkileşim­li bir iletişim geliştirebilme kapasitesidir. Dünyanın farklı bölgelerinden insan­lar bu ağ aracılığıyla birbirleriyle iletişime geçmektedir1. Bu iletişim kişisel ih­tiyaçlar, faydalar ve ilgilerle uyum halinde gelişim göstermektedir. Söz konu­su devrimsel keşif bilgi dağılımı, eğitim, kendi reklamını yapma ve alışveriş gibi çeşitli imkânlar sunmaktadır. Bunların yanında internet konferans, kon­gre, yuvarlak masa ve diğer tip toplantılar gibi alışılagelmiş iletişim formları­nı da içerisinde barındırmaktadır. İnternetin, orijinal formundaki diğer medya çeşitlerini yok edeceği korkusu duyulmaktadır. Ancak yine de internetin etki­lerini tahmin etmek pek mümkün değildir. Örneğin; basına kıyasla çok büyük gelişimler olarak görülen radyo ve TV'nin keşfi, basının yok olmasına sebep olamamıştır.

Teorisyenler interneti 20. yüzyılın son yıllarında ortaya çıkan yeni küre­sel düzenin temeli olarak görmektedir. İnternet çok hızlı bir şekilde ve kendi­liğinden yayılmaktadır. İnternetin dağılımı ve kullanımı paraya dayalıdır. Bu nedenle, eldeki verilere göre, internet hâlâ, gelişmiş ülkelerin bir önceliğidir.

İnternetin genişlemesinde ana koşullardan biri kullanılan bireysel bilgisa­yarların sayısıdır. Bir ailenin bir bilgisayar ve internet bağlantısı sahibi olma­sı finansal duruma bağlıdır. Bu yaşam standardı ve bilgi kalitesi arasındaki ko­relasyon, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna Hersek'in Avrupa genelinde en düşük internet kullanım oranı olan ülkeler olduğunu göstermektedir.2 Çoğu Balkan ülkesinde eski medya türü (gazete, radyo ve TV gibi) hâlâ çoğunlukla kullanılmaktadır. Sosyo-politik sistemdeki değişim, tartışmaya açık bir kalite­de olsa da, ücretsiz bilgi akışı ve medya çoğulculuğunu doğurmuştur.

Bu bağlamda Balkan milletleri komşu ülkelerindeki sosyo-ekonomik ve politik durumlar hakkında oldukça az bilgiye sahiptir. Bu durum da, ekonomik işbirliği anlamında olumsuz etki etmektedir. Bilgi eksikliği ve başkalarını tam olarak anlayamama durumu, basmakalıpların ve önyargıların doğmasına ne­den olmakta, yalnızca Balkanlar'da değil, tüm dünya genelinde kültürel işbir­liği üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Bu durum, özellikle sözde ajans haberciliğinin (haber ajanlarına dayanan habercilik anlayışının) gelişmesinin bir sonucudur. Balkan medyasının çok az bir kısmının gelişmiş muhabir ağı vardır; bunun neticesinde çoğu, küresel haber ajansları tarafından dağıtılan ha­berlere dayalı çalışmaktadır. Bu büyük uluslararası kurumlar, bilginin nitelik ve niceliğinin yanı sıra dünya haber sisteminin yapısını belirler. "Dört büyük batı haber ajansı Associated Press (AP), United Press International (UPI), Reuters ve Agency France Press (AFP) dünyanın haber sisteminin merkezin­de durmaktadır. Merkezlerinden bilgileri çekerek, İngilizce konuşsun konuş­masın, dünya genelindeki basın odalarına gönderirler" (Herbert 2001, 13).

Uluslararası anlamda, kuruluşlarının güveniyle hareket eden, yaklaşık 200 üst düzey haberci olduğu tahmin edilmektedir. Bunlar, uluslararası diplo­matik ilişkilerle ilgili bilgilerin tekelini elinde tutmakta ve düzenli olarak mu­habir sıfatıyla tüm uluslararası etkinliklere katılmaktadır. Profesyonellikleri­nin bir getirisi olarak bu gazetecilere genelde danışman rolü verilir.

Yüksek fiyatlardan ötürü tek bir medyanın (radyo, TV veya gazete), tüm uluslararası arenayı kaplayacak kendi muhabir ağının olması imkânsızdır. ulusal ajanslar her bir ülkede haber dağıtımında anahtar rol oynamaktadır ve bunları, bahsi geçen dört uluslararası ajans takip etmektedir. ulusal ajanslar, bu dev dünya ajansları tarafından dayatılan bilgi hücumunu önleyen bir filtre gibidir.

Medya ve hâkim sosyal görüşler söz konusu olduğunda, medya ve kültü­rel emperyalizm veya küreselleşme konuları göz ardı edilemez. Küresel bir medya düzeni çoktan kurulmuştur. Gerçek durumu incelersek, küresel imge ve bilgi akışının en iyi kısımlarına sahip olan küresel komünikasyon kurumları oluşturmak üzere, farklı medya yönlerinin (basın, film, TV, yayın aktiviteleri, müzik) kombine edildiği kurumlar ağı olduğunu görürüz. Teorisyenlerin bir kısmı mevcut durumu eleştirmekte ve kültürel emperyalizmden dem vurmak­tadır. Yakınılan bu durum ise yukarıda bahsedilenlerin dışında, Batı kültürü­nün istilası, yani Amerika'nın kültürel hâkimiyetidir.

Medya ve eğlence ile ilgili olarak sosyal psikologlar, medyanın uyuştu­rucu işlev bozukluğunu ele almaktadır. Bununla kasıt, kritik bilinç kaybı ve medya etkisi altında insanların üretken sosyal sorumluluğunda görülen düşüş­tür. Bu durum, ucuz eğlence anlayışına gereğinden fazla yer ve zaman veril­mesinden kaynaklanmaktadır. Ticarileşme yoluyla medya, insanları, ekonomi, politika, sosyal sorumluluk gibi gerçek yaşam sorunlarından uzaklaştıran bir mecraya dönüşmüştür.

Genç kültürün küreselleşmesi de çok hızlı bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu süreci hızlandıran temel faktör, müzik televizyonu MTV'dir. Bu TV istasyonu 1982 yılında ABD'de kurulmuş ve Avrupa yayın hayatına ise 1987 yılında başlamıştır.

1980'lerde, Avrupa ülkeleri, kendilerini Amerikan etkisinden sıyırmak için (Avrupalı olmayan medya içeriklerine yönelik olarak) kota uygulamaya başlamıştır. Sosyolog McQuail (McQuail 1994), özellikle Avrupa örneğinde, uluslararası medyanın etkisiyle ilgili çok fazla endişe edilmesinin gerekli ol­madığını düşünmektedir. Ona göre, kültürel etkilenme tarihsel olarak Avrupa tutkunu bir kültürden gelir. Bu türden bir korunma Balkanlarda hâlâ tartışılma­lara konu olmamakta, görsel-işitsel politikada ise hiç görülmemektedir.

Sonuç

1980'lerin ikinci yarısında ve 1990'larda Balkan devletleri, sosyal yaşam düzeninde genel bir değişimi tetikleyen büyük ekonomik ve politik değişim­lerle karşı karşıyaydı. Bu değişimler, küresel düzeyde görülen değişimlerle eş zamanlı gerçekleşiyordu. Dünya genelinde görülen değişimler, en çok iletişim alanında, teknik ve teknolojik yapıyla ilgiliydi. 1990'larda ortaya çıkan dünya genelinde hızlı iletişim gelişimi, başka bir bilgilendirme ve karşılıklı anlayış kalitesinin yanı sıra (ekonomik, politik ve kültürel değerler üzerinde) hızlı bir küreselleşme sürecini de beraberinde getirmişti.

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Yunanistan haricinde Balkan ülkeleri komü­nist blokta yaşıyordu. Dolayısıyla belirli bir gelişim yoluna yönelmişlerdi ve dünyanın geri kalanına dair ortak bir algıları vardı. Balkan devletlerinin tarih­sel deneyimi ve (geniş çaplı bir içe kapanışı da beraberinde getiren) belirli bir politik sistem altında ortak hafıza ve yaşam, dünyanın geri kalanının algılan­masında basmakalıp düşüncelerin ve önyargıların oluşmasına neden olmuştur. Balkanlar'daki bu kurulu dünya algısı ve hâkim sosyal psikoloji, sosyo-poli­tik sistemde görülen değişikliklerin yanı sıra yeni medya tarafından mümkün kılınan uydu, kablolu TV, internet, video, videoteks ve bilgisayarlaşma gibi yeni bilgi edinme yollarıyla birlikte değişiklik göstermeye başlamıştır.

Teknik ve teknolojik temeller, sosyal ilişkilerdeki belirli değişimlerle il­gili iletişim yolları üzerinde daha fazla etkilidir. Teoride (ve bazı çalışmalarda da onaylandığı üzere) bilgilendirme, görüş oluşturma, küresel öneri gücü ve sosyal etkinliği anlamında medyanın ciddi şekilde takdir edildiği görülmekte­dir. Konuyla ilgili olarak, medyanın iki temel rolünün altını çizmemiz gerekir ki bunlar medyanın özgür kılma ve bilgileri işleme özellikleridir.

Notlar

1 Bazı araştırmalara göre internet kullanıcılarının sayısı yaklaşık olarak 35 milyondur. 1985-1998 yılları arasında yıllık internet trafiği büyüme oranlarının % 200 olduğu tah­min edilmektedir.

2 Makedonya'da gazetecilik henüz kurulu bir meslek olamamıştır. Makedonya'da eği­tim durumları ne olursa olsun herkes gazeteci olabilir. Skopje Hukuk Fakültesinde 30 yıldır gazetecilik disiplinlerarası çalışmalar bölümü bulunmaktadır, ancak bölüme ilgi düzeyi oldukça düşüktür.

Kaynakça

McQuail, D. 1994. Mass Communication Theory. London. Sage Herbert, John. 2001. Journalism in the Digital Age, Focal Press Giddens, Anthony. 2006. Sociology (Fifth Edition). Cambridge: Polity Mils, Rajt. 1951. Beli Ovratnik. Beograd

Kolar Panova, Dona. 2000. Media and Cultural Identity, Kulturen Zivot (kültür, sanat ve sosyal yaşam dergisi), Skopje

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2675 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 629
Asya 98 1056
Avrupa 22 636
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1367 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 599
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 181
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2033 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2033

19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramının 103. Yıldönümünü kutluyoruz. Bu bayramla özdeşleşen Bandırma Vapuru veya gemisini de hatırlamamak mümkün değil. Avrupa 18. Yüzyılda, gemi inşa sanayisindeki usta çırak ilişkisini sonlandırarak, kâğıt üzerine aktarılan teknik çizim planlarına göre g...;

Günümüzde terörizm, son yıllarda kaydettiği gelişim ve almış olduğu görünüm açısından uluslararası barış ve güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Tarihsel açıdan terörizm, 19. yüzyılın sonlarında Batı dünyasında yaygın şekilde görülmesine karşın, 1970’li yılların başında terör çalışmaları sosy...;

Huriye Yıldırım Çınar, Afrika Enstitüsü’nün eş-direktörü olarak TASAM ailesine katıldı. TASAM Afrika Enstitüsü, Eş-Direktör Afrika Uzmanı Huriye YILDIRIM ÇINAR ile yeni bir sinerji ve yapılanma içinde olacak. Enstitü bünyesinde oluşturulacak yeni kurul ve çalışmalarla ilgili gelişmeler ve yoğun günd...;

Çin yaklaşık olarak on yıldır Afrika kıtasındaki en büyük yatırımcı sıfatına haiz. Ayrıca Çin Gümrük Genel İdaresinin açıkladığı rakamlara göre Çin ve Afrika kıtası ülkeleri arasındaki ticaret hacmi bir önceki yıla göre %35,3’lük bir artışla 254,3 milyar dolara ulaşmıştır.;

Avrupa Birliği’nin Küresel Geçit (KG) projesinin; Çin’in uzun vadeli “siyasi” hedefleri olduğu anlaşılan yatırım stratejisinin konjonktürel değişikliklerle birlikte giderek zemin kazanmasına karşı ve esas itibarıyla Batı Avrupa ve ABD’den oluşan G7 grubunun küresel vizyonuna temellenen “united” (bir...;

Çin’in “Orta Krallık” konseptini bırakarak Mavi Su Donanması’na geçiş yapmasıyla birlikte artan ekonomik, siyasi ve askeri gücünün bir fonksiyonu olarak coğrafya telakkisinde de açık şekilde bir değişim gözlemlenmektedir. ;

Çağımızın stratejik hammaddeleri olan Nadir Toprak Elementleri (NTE-Rare-Earths) günümüz teknolojisinin vazgeçilemez temel girdilerindendir. Bu ham maddeler olmadan ileri teknoloji ürünü olan araç ve vasıtaları üretmek mümkün değildir. ;

Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe (2012-2020) hükûmeti tarafından 2013 yılında oluşturulmasından bu yana ülkenin uzun vadeli diplomasisini ve savunma politikasını düzenleyen Japonya’nın Ulusal Güvenlik Stratejisi, 2022 yılında tekrar gözden geçirilecek ve Kishida hükûmeti 2022 yılı içerisinde strate...;

4. İslam Dünyası İstanbul Ödülleri Töreni

  • 16 Haz 2022 - 16 Haz 2022
  • İstanbul -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya İslam Forumu Yetkin Kişiler Grubu Toplantısı 10

  • 16 Haz 2022 - 16 Haz 2022
  • İstanbul -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2022 - 14 Haz 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.