Sosyalizm ve Milliyetçilik Sonrasında Balkanlar'da İşbirliği

Makale

Balkanlar'da sosyalist deneyimin sona ermesi ve 'demir perde'nin orta­dan kalkmasıyla ülkeler arası ilişkiler ve özellikle ticaret ve ekonomik faaliyet­ler yeni bir ivme kazandı.1 Yirmi yıl önce hayal bile edilmeyen bir hareketlilik bugün doğal sayılıyor. Sınırların daha açık olması her türlü ziyareti - turistik, sportif, akademik, kültürel, ekonomik - kolaylaştırdı....

Balkanlar'da sosyalist deneyimin sona ermesi ve 'demir perde'nin orta­dan kalkmasıyla ülkeler arası ilişkiler ve özellikle ticaret ve ekonomik faaliyet­ler yeni bir ivme kazandı.1 Yirmi yıl önce hayal bile edilmeyen bir hareketlilik bugün doğal sayılıyor. Sınırların daha açık olması her türlü ziyareti - turistik, sportif, akademik, kültürel, ekonomik - kolaylaştırdı. Bir ülkenin yurttaşları başka bir ülkede yatırımlarda bulunabiliyor, hala bazı sınırlamalar olsa da, ta­şınmaz mala ve toprağa sahip olabiliyor. Ortaklıklar oluşuyor. Borsa aracılığıy­la ekonomide iletişim hızla yaygınlaşıyor. Sosyalizm, uluslararası (enternasyo­nal, beynelmilel) olma iddiası taşıyordu. Bu beynelmilel olmayı günümüzde başka bir anlayışla ve sosyalizm sonrasında kapitalist sistem sağlamakta. Sos­yalizm enternasyonalizmi sınıf birliği temelinde kurmak istemişti, kapitalizm bunu pazar ekonomisi ve ekonomik çıkar arayışı temelinde oluşturdu.

Balkanlar'da Kültürel ve Siyasi 'Miraslar'

Balkanlar bu denli bir yakınlaşmayı ve iç içe yaşamayı daha önce milli devletleri henüz ortaya çıkmadığı dönemde yaşamıştı. Bunu sağlayan impara­torluklar olmuştur. Bizans ve Osmanlı devletleri, tabi silah zoruyla ve halkla­rın rızasına başvurulmadan, yani hiç de demokratik olmayan bir yöntem ve an­layışla yüzyıllar boyunca halklar arasında bir tür yakınlığı pratikte sürdürmüş­tü. O zamanlarda bu birliğin meşruiyeti, dini inanca - ekümenliğe (evrenselli­ğe) veya gaza fikrine - dayandırılıyordu.

Milli devletlerle ve milliyetçilikle bu anlayışlar da tarihe karıştı. Milli devletler ayrı ayrı üniteler oluşturdular, 'milli ve özgün olma' inancını ve ide­olojisini savundular ve bu anlayışı yurttaşları arasında yaygınlaştırdılar. Her milletin ayrı ve özgün olduğu ideolojisi zamanımızda bütün ülkelerde temel anlayıştır. Bugün 'birlik sağlayalım' derken milletler arasındaki ilişkileri kas­tediyoruz. Ülke içinde bir birliğin varlığı zaten varsayılmaktadır. Yani temel birim uluslar / milletlerdir. (Dikkat ederseniz, bu kongrede de konuşmacıların isimlerinin yanında ülkelerinin adlarının yazılmasına özen gösterilmiştir.)

Yani Balkanlar ve Balkan halkları tarih içinde farklı toplumsal projelerin objeleri olmuşlardır:

  1. İmparatorluklarla 'evrensellik' önerilmiştir,
  2. milli devletlerle 'millilik ve özgün olma' durumu,
  3. sosyalizmle 'enternasyonalizm',
  4. günümüzde ise 'serbest pazar ekonomisi' ile yakınlaşma. Avrupa Bir­liği bu son deneyimin sonucudur.

Bu dört deneyimden doğan mirasın izlerin günümüzde bir arada yaşıyor olması şaşırtıcı sayılmamalıdır. Ancak bu 'miraslar' her ülkenin içinde ne ay­nı ağırlıktadır, ne de halklar olarak bizler bu geçmişi aynı biçimde algılamak­ta ve onlara karşı aynı hisleri beslemekteyiz. Bir an için Türkleri ve Yunanlı­ları düşünün. Her iki ülkede milli kimlik egemendir. Sosyalist deneyim Yuna­nistan'da ve Türkiye'de farklıdır: İlkinde bu yolda bir iç savaş yaşanmıştır, ikincide sınırlı çatışmalara neden olmuştur; ama her ikisinde de pratik uygula­ması olmamıştır. AB etkisi ise her iki ülkede de önemlidir: biri Birliğin üyesi­dir, öbürü üyeliğe adaydır. Geçmişe bakış da çok farklıdır. Türkler kendilerini Osmanlı dönemine yakın hissetmekte, bazı başarılarından kıvanç duymakta, Bizans'a karşı ise ya tarafsızdırlar veya bu devleti eski bir rakip olarak gör­mektedirler. Yunanlılar ise Bizans'a dini açıdan yakın, siyasal olarak da hay­ranlık duymaktadırlar. Ve Osmanlı yönetimini yüzyıllar boyu süren bir esaret olarak algılamaktadırlar.

'Algılamaktadırlar' diyorum; çünkü günümüzde akademisyenler millet­lerin kimliğini ve tarihe bakışını bir 'algılama' olarak yorumlarlar. Kimileri 'millet' olgusunu 'hayali bir cemaat' (imagined community), milli kimliğe de bir yapı (construction) demektedirler. Zaten farklı milletlerin ortak bir geçmi­şe böylesine farklı yorumlar getirmelerini başka türlü açıklamanın yordamı da yoktur. Tarih 'bilimi' ülkeden ülkeye değişmektedir, halklar geçmişe baktıkla­rında farklı şeyler görmektedirler. Milli devletler içinde vatandaşlar geçmişe baktıklarında bir 'milletler açıdan özgün olma durumu' görmek isterler ve za­ten bu yönde de eğitilirler. Bundan dolayı her milletin 'mirası' ve 'tarihi bel­leği' de farklıdır.

'Milli Miras'ın Bir Sorun Olarak Oluşması

Farklı bir miras algılaması milli devletler döneminde en aşırı noktasına vardı. Balkanlar'daki savaşların ve yakın geçmişteki siyasi ve kültürel çatış­maların arkasında, milli devletlerin kurulmasına neden olan süreç ve milli ideoloji yatmaktadır. Buna 'Balkanlar'da millileşme dönemi' diyebiliriz. Bu sü­reç Fransız Devrimi'nden sonra Sırp ve Yunan örneği ile başlamıştır. Türk milliyetçiliği Balkanlar'da görülen en son milliyetçiliklerdendir. Ama sonun­cusu değildir ve sonuncusunun hangi milliyetçilik olacağını öngörmek olanak­lı da değildir.

Dikkat edilmesi gereken, bu 'milli miras'ın içerdiği eksiklikler, çelişkiler ve tehlikelerdir. Eksikliği, bir milli mirasın tek miras sayılmasıdır.2 Bu proje­lerin ortak bir özelliği hayali ecdatlar yaratmasıdır. Oysa Balkanlar'da, yuka­rıda da işaret edildiği gibi, bir arada yaşamanın sonucunda oluşmuş başka kül­türel alışkanlıklar ve gelenekler de vardır. Bu ortak gelenekler pek çoktur. Bal­kanlar'da halklar arasında en doğal bir biçimde dil, müzik, yemek, günlük ya­şam, dini alışkanlıklar, siyasi uygulamalar, üretim biçimi, mimari gibi alanlar­da alış verişler olmuş ve bunlar içselleştirilmiştir. Ama bunlar, milli devletleri hatırlatmaz, tam tersine unutturmaya çalışır ve sonuç olarak da bu ortak yan­lar bilinç düzeyine çıkmaz. Milli devletlerde merkezi eğitimle 'milli' sayılan bir geçmiş pekiştirilmiş, başka kültürel etkiler görmezlikten gelinmiştir.3 Çe­lişki ise, bir yanda geleneğe ve mirasa önem veriliyor görünürken, aynı anda, bir milli mirası oluşturma ve koruma projesi girişi ile, aslında gerçekten var olan bir mirasın inkar edilmesidir. Milli devletler yabancı saydıkları etkiler­den, milli sayılmayan etkilerden kurtulmak uğruna, var olanı yok saymakta, hayali bir mirası inşa etmektedirler. Bu milli 'geleneğin' ortaya çıkmasına 'bulma / keşif' (discovery) değil 'icat' (invention) denmesi bundandır.

Ama asıl olumsuzluk bu milli mirasın içerdiği tehlikedir. Milli kimlik ve 'biz' kavramı, ister istemez, yani otomatik olarak 'Biz olmayanı', yani 'Öteki' deneni de gündeme getirir. Milliliğin özünü oluşturan bu 'Biz-Öteki' karşıtlı­ğı milli bir miras gibi eğitim yolu ile kuşaktan kuşağa aktarılır. 'Öteki' denen güçler kimi zaman milli ve tarihi düşman sayılmıştır, kimi zaman olumsuzluk­lar içeren milli bir tehdit, kimi zaman ise kültürel milli kimliğimizi tehlikeye koyan yabancı. Balkanlar'da okutulan okul kitapları ile ilgili çalışmalar bu ko­nuda yeniden üretilen önyargılar konusunda çok değerli bilgiler vermiştir. Halkların birbirini nasıl gördüklerini ortaya koyan kamu oyu yoklamaları da bu oluşturulan önyargılar konusunda pek şüphe bırakmamaktadır.4

Avrupa Birliği ve Önündeki 'Miras' Engeli

Günümüzde en etkili toplumsal girişimlerden biri sayılan Avrupa Birliği projesi gelecekte Balkanlar'ı kapsaması ve yörede etkili olması muhtemeldir. Bu projenin amacı, siyasi ve kültürel bir ortaklık içinde ülkeler arasında var olan farklılıkları gidermek ve ortak bir gelişmeyi sağlayarak barışı ve halkla­rın mutluluğunu sağlamaktır. Ülkeler arasında var olan bazı farklılıklar bu pro­jenin karşısında 'engeller' olarak belirir. Bu engeller, teknoloji, gelir, bilgi bi­rikimi, yönetim, hukuk gibi alanlarda var olan farklılıklardır. Ama gözden ka­çan, unutulan veya unutulmak istenen başka bir farkın da var olduğudur. Bu, halkların geçmişe baktıklarında farklı şeyler görmeleridir, yani farklı tarihi yo­rumlarıdır. Bu farka 'farklı kimlik' da diyebiliriz. Ülkeler ve halklar arasında yakınlaşmanın sağlanması için milli önyargıların var olmaması gereklidir. An­cak bu tür önyargı sorunları bütün Avrupa'da yaşanmaktadır ve bunlar Avrupa Birliği'nin sağlamlaşmasının karşısında bulunan en önemli sorunlardan biri­dir. Avrupa Birliği yalnız bir zenginleşme projesi olarak düşünülmemiştir, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra uygulanmasına başlatılan bir 'savaşlara son verme' projesidir. Hatta bazı yorumcular bu girişim için 'dünyada yaşanan en büyük barış projesi' demişlerdir.

Ancak Avrupa Birliği projesinin karşısında bir engel olarak milli devlet­lerin 'hayali milli miras' anlayışı bulunmaktadır. 19. yüzyıl milliyetçiliğinin etkileri Balkanlar'da hala canlıdır ve işlevlidir. Oysa 'Ötekileştirilmiş' komşu­lar, tarihi bir gerçeklik değildir, eğitimle pekiştirilen ideolojik bir yapıdır. An­cak asıl sorun, bu tür milli önyargıların ve yorumların toplumlarca içselleşti-rilmiş olmalarıdır. İçselleştirmenin sonucu, karşımıza, yaşanan bir olayı ve et­kilerini 'görmemek' olarak çıkar. 'Milli kimlik' denen dinamik, hayali geçmi­şi ve Öteki'ni bize 'doğal' gösterir. Hayali çevremiz ve cemiyetimiz, hakkın­da tartışılacak bir yanı olmayan, akli selim sahibi herkesin kabul etmesi gere­ken bir olgu olarak belirir. Yani 'millilik' en doğal bir durum olarak algılandı­ğında, hakkında konuşmak, onu eleştirmek, değiştirmek ve aşmak da söz ko­nusu olmamaktadır. Milli kimliğin en çapraşık yanı, 'görünmüyor' olmasıdır. Milli kimlik taşıyanlar, taşıdıklarını benlikleri sanırlar. Üzerilerine geçirileni içlerinde her zaman taşımış oldukları bir yanları olarak hissederler. Eğitimle onlara aşılanmış olanı, en doğal bir olgu gibi algılarlar ve bunu da kendi inisi­yatifleriyle kazandıklarına inanırlar.

Milliliğin ve milliyetçiliğin aşılması bundan dolayı kolay değildir. Zaten stereotip ve önyargı, ancak sezilmediği durumlarda var olabilir. Görüldüğünde de yok olur. Bu yüzden de 'benim önyargılarım var' diye bir cümle tarih için­de hiç duyulmamıştır. Önyargının varlığının bilincinde olduğumuzda o anda yok olur. Veya başka türlü söylersek, önyargı var ise bu bilinç düzeyinde ola­maz. 'Önyargım yok' diyenler önyargının ne olduğunu anlamamış olanlardır. Önyargı hep 'bilgi' olarak algılanır. Bu yüzden hepimizin bazı konularda az ve­ya çok önyargılı olduğumuzu peşin kabul etmemiz çok yararlı bir başlangıçtır. Sonra 'bilgilerimizi' yeniden ele alıp sorgulamamız işin ikinci aşamasıdır.

Balkanlar'da Gerekli Seminerler

Bu söz konusu zorluklar nasıl aşılır? Bu konuda bir ipucu anlamında ken­di deneyimimden söz edeceğim. Atina Ekonomi Üniversitesi'nde son altı yıl­dır MBA düzeyinde5 İngilizce özel bir kurs verilmektedir. Bu dersleri Balkan ülkelerinde ekonomik alanda çalışmak isteyen kimseler izlemektedir. Benim katkım Yunanistan ve Türkiye ile sınırlıdır. Bu derslerde, doğrudan ekonomi­yi ilgilendiren konular dışında şu konular da işlenmektedir: Milli önyargılar, 'Öteki'nin stereotip olarak algılanması, milli kimliğin dev aynasında görülme­si, farklılığı tuhaflık olarak görme ve kabul etmeme, milli duyarlılıklar, Öteki ile empati nasıl oluşturulur, milliyetçi ideoloji nasıl işler, milli devlet neler ya­par, vb. Bu çerçevede nelere dikkat edilmesi gerektiği, nelerin bilinç düzeyine çıkarılması ve aşılması gerektiği de dersin temelini oluşturmaktadır. Derslere katılanlar, 'Öteki' ile yapıcı ve yararlı bir biçimde çalışabilmek için 'Öteki'ni ve özellikle 'kendi'ni de anlamak gerektiğini öğreniyorlar.6 Bu seminerlerin çok yararlı olduğuna inanıyorum.

Balkanlar'daki vatandaşların bilinç alanındaki durumlarını açıklamak için yörede iki farklı 'miras'ın bulunduğu anlaşılmalıdır. Yüzyıllarca bir tek devlet çatısı altında ve ortak devlet sınırlarını paylaşarak yaşamış olan yöre halkları doğal olarak bazı ortak özellikler edinmişlerdir. Buna 'gerçek miras' denebilir. Bu miras yöre halklarının çok yanlı ve yararlı bir kazanımıdır. An­cak bu gerçeğin yanı sıra milli devletler kuruluşlarından başlayarak, milli bir bilinç ve milli bir kimlik oluşturma işlevi çerçevesinde 'inanılan' bir miras da vardır. Buna 'hayali miras' da denebilir. Okullarda öğretilen, müzelerde sergi­lenen, edebiyatta egemen olan, kısacası toplamca benimsenmiş ve içselleştiril-miş olan bu 'inanılan' mirastır, bu geçmiştir. On yıllarca yeniden üretilen bu geçmiş ise temelde milliyetçi ideolojinin ürünüdür.

Bu iki farklı miras pratikte iki ayrı yöne bakmaktadırlar. Birincisi yakın­laşmayı sağlayan 'ortaklığa' vurgu yapmaktadır. İkincisi 'farklılığa' ve dolayı­sıyla dışlamaya vurgu yapmaktadır. Düşmanlıklar, önyargılar, kuşkular ve gü­vensizlikler ikinci miras anlayışının sonucudur. Belli bir eğitimin ve hayali bir geçmişin yeniden yaratılmasının sonucudur.

Yapılması gereken 'inanılan mirasın' deşifre edilmesi ve 'gerçek mirasın' ortaya çıkarılmasıdır. Milliyetçi ideolojinin engeli de aşıldığında Balkanlar'da sosyoekonomik işbirliği alanları daha da genişleyecektir.

Notlar

1 Bu bildirinin temel ilkeleri "Ethnic Identity and Nation Building: On Byzantine and Ottoman Historical Legacy" başlığı ile başka bir kongrede de sunulmuştur: The EU and the Historical Legacy in the Balkans, University Centre St-Ignatius, Antwerp (UCSI-A), Kasım 16 -17, 2006. Sonradan R. Detrez ve B. Segaert editörlüğünde Europe and the Historical Legacies in the Balkans başlığı ile Peter Lang (2008) yayınlarından çı­kan kitapta da yer almıştır.

2 'Tek miras' anlayışını dile getiren tarih ve kimlik projeleri örnekleri olarak iki girişi­mi hatırlatabiliriz. Yunanistan'da geliştirilmek istenen Antik Yunan mirası mitosu ile Türkiye'de Orta Asya temel alınarak savunulmuş olan Güneş-Dil ve Türk Tarih Tezi girişimleri aşırı 'tek miras' oluşturma örnekleridir.

3 Bu alanda şu yapıtlara bkz: E. Hobsbawm ve T. Ranger (der., 1983), The Invention of Tradition. J.W. van Henten, A. Houtepen (der., 2001), Religious Identity and the In­vention of Tradition. Milli devlet aşamasında merkezi eğitimin rolü için bkz: E. Gell-ner, Nations and Nationalism (1983).

4 Bu konuda bkz: H. Millas, "National Perceptions of the Other and the Persistence of Some Images", Turkish-Greek Relations, The Security Dilemma in the Aegean, M. Ay­dın, K. İfandis (der.), Londra, New York, Norman Stone, 2004.

5 Athens University of Economics and Business, Master of Business Administration (MBA) International Program.

6 Bu derste H. Millas'ın Daha İyi Türk-Yunan İlişkileri İçin Yap-Yapma Kılavuzu (İngi­lizce basımı: Do 's and Don'ts for Better Greek-Turkish Relations), İstanbul, Tarih Vak­fı Yayınları, 2002 kullarnılmaktadır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.