Rusya-Çin İlişkileri Nereye Gidiyor?

Kategori Seçilmedi

 

Stratejik Yorum No: 226

İki ülke liderlerinin görüşmelerinin önemli bir kısmı İran’ın nükleer programı üzerineydi. Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin ve Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao’nun imza koyduğu ortak deklarasyonla iki ülke, İran’a yönelik uluslararası baskılara izin vermeyeceklerini bir kez daha ilan ettiler. Sorunun diplomatik yollarla çözülmesinden yana olduklarını duyurdular. Rusya, “tek ve bölünmez Çin” görüşünde olduğunu ve Tayvan’ı Çin toprağı olarak kabul ettiğini bildirdi. Çin de aynı şekilde Rusya’nın bölünmez bütünlüğünü desteklediğini bildirdi. Ziyaret sırasında Çeçenistan’da yatırım imkanları konusunda bir sunum yapıldı ve Çeçenistan Devlet Başkanı Alu Alhanov ile Çin Devlet Kalkınma Bankası Başkanı arasında “Yatırımların Geliştirilmesi Alanında İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşmayla Çin, Çeçenistan’ın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu yeniden teyid etmiş oluyordu.

Ziyarette Rusya’nın Gazprom ve Çin’in CNPC şirketleri arasında anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre Rus doğalgazı Batı ve Doğu Sibirya’dan boru hatlarıyla Çin’e ihraç edilecek. “Altay” adı verilen ve Batı Sibirya’dan başlayacak olan hat Rusya-Çin sınırının Kazakistan ve Moğolistan arasında kalan bölümünden geçirilecek. Doğu Sibirya’dan Çin’e uzatılacak diğer hat ise ikinci etap olarak ilerisi için planlanıyor. Her güzergâhtan yılda 40 milyar m 3 ’e yakın gaz sevkiyatı düşünülüyor. Projenin 10 milyar dolara malolacağı hesaplanmakta. Anlaşmaya göre, Rusya 5 yıl sonra Çin’e yılda 40 milyar m 3 doğal gaz ihraç edecek. Bu anlaşma ile Rusya’ya sadece muazzam büyüklükteki Çin pazarı değil, Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri pazarları da açılacak. Her iki hattın tamamlanması halinde yılda toplam 80 milyar m 3 doğal gaz iletileceği ve 1000 m 3 doğalgazın 150 dolar fiyat üzerinden satılacağı hesabına göre Rusya’nın kazancının yıllık 12 milyar dolar olacağı hesaplanmakta. Çin’in doğalgaz rezervleri dikkate alınmayacak kadar düşük. Çin’in 2005 yılında kullandığı doğalgaz miktarı 50 milyar m 3 , bunun yıllık artış hızı ise %20,6. Yapılan hesaplamalara göre Çin’in yıllık doğalgaz ihtiyacı 2020 yılında 200 milyar m 3 olacak.

Rusya-Çin arasında düşünülen bir başka hat ise Doğu Sibirya’dan Büyük Okyanus’a ulaşacak olan “Doğu Sibirya-Büyük Okyanus” petrol boru hattı projesi. Çin adeta “dünya fabrikası” haline gelen sanayisini ayakta tutmak için çok büyük miktarda petrole ihtiyaç duyuyor. Son 40 yılda Çin’in petrol kullanımı 25 kat arttı. Yapılan hesaplamalara göre Çin’in yıllık petrol ihtiyacı 2025 yılında 710 milyon tona çıkacak. Çin’in 2005 yılındaki petrol tüketimi 300 milyon tondu. Her yıl bu miktar %2,1 oranında artıyor. Çin’in kendi petrol üretimi ise yılda sadece 170 milyon ton. “Doğu Sibirya-Büyük Okyanus” petrol boru hattından yılda pompalanması düşünülen 80 milyon ton petrolün 30 milyon tonunu Çin alacak. Çin’e petrol ihraç eden “Rosneft” firması ihracatını şimdilik demiryoluyla gerçekleştiriyor. Rusya’nın Çin’e 2006 yılında demiryoluyla sağlayacağı petrol miktarı 15 milyon ton olacak.

Rusya açısından bakıldığında Çin ile başlatılacak büyük çaplı enerji işbirliği sadece Avrupa pazarına bağımlı kalmamak anlamına da geliyor. Bilindiği gibi AB, enerji güvenliği açısından Rusya’ya olan bağımlılığını %30 lar seviyesine kadar düşürmek istiyor. Rusya böylece Avrupa’dan gelecek muhtemel talep azalmasına Çin ve Güney Asya pazarları açılımıyla cevap vermiş oluyor. Sık sık tekrarlanan karşılıklı bağımlılık söyleminde Rusya, Çin açılımıyla AB’ye alternatifleri bulunduğunu göstermiş oldu.

Çin açısından bakıldığında, bu anlaşma ile kendi enerji güvenliğini garanti altına almış oluyor. Çin’de en ucuz şeylerden birisi iş gücü. Taş kömürü gibi bazı doğal kaynakların dışında Çin enerji hammaddelerinden de. 1,3 milyar olan nüfusu gittikçe artıyor. Kişi başına düşen gelir sadece 1500 dolar. Kırsal alanlardan şehirlere doğru devamlı bir iç göç var ve işsizlik artıyor. Her yıl çalışabilecek nüfusa 20 milyon kişi daha katılıyor. Çin’in enerji sıkıntısı yüzünden duraksaması ekonomisi için anında tehlike sinyalleri çalmasına sebebiyet verecek. Bu yüzden bir kısım uzmanlar Çin ekonomisini bisiklete benzetiyorlar. Bisikletin dengede durması için devamlı hareket halinde olması gerekiyor. Çin’in enerji hammaddeleri sıkıntısı yüzünden duraksaması hızlı bir düşüşü de beraberinde getirecek potansiyel taşıyor. Kimi uzmanlar bu yüzden Çin’in 21. yüzyılın devi olması görüşüne şüpheyle yaklaşıyorlar. Gelişmesinde bir aksama olmaması halinde Çin’in 2050 yılında ABD’yi çoktan geride bırakıp dünya dengeleriyle oynayan bir süper güç haline gelebilir. Aksamalar halinde ise kaosa sürüklenecek bir potansiyel taşımakta.

Bunu çok iyi analiz eden Çin, enerji ve hammadde konusunda tedbirini önceden almak istiyor. Bunun için en uygun ortak ise bu konuda dünya rezervlerinin çoğunu elinde bulunduran kuzey komşusu Rusya. Yapılan anlaşmalarla önümüzdeki 15-20 yıl için Rusya Çin’in en önemli enerji sağlayıcısı durumuna gelecek. Bilindiği gibi, Çin’in en büyük gaz ve petrol sağlayıcısı ülke İran. Çin’in petrol ithalatının %14’ü İran tarafından karşılanıyor. Pekin ve Tahran, İran’ın batısındaki Yadavaran petrol yatağını işletme konusunda anlaşmaya vardılar ve bu konuda çalışmalar yapıyorlar. İran’a yönelik ABD önderliğindeki bir askeri operasyon ve çıkacak bir savaş Çin’i enerji açısından zor duruma düşürecek. Rusya ile enerji işbirliğini genişletmek Çin’i ABD’nin küresel politikalarına bağımlı olmaktan kurtardığı gibi Rusya ile olan ilişkilerini de geliştirecek.

Çin’in dış ticaretinde Rusya’nın payı %2. İki ülke arasındaki ticaret hacmi her yıl %30 artıyor. Rusya-Çin ticaret hacmi 2005 yılında 29 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2010 yılında bunun 60 milyar dolara çıkarılması planlanıyor. İki ülke arasındaki dış ticaretin önemli bir kalemi de daha çok Ruslar aracılığıyla gerçekleştirilen bavul ticareti. Rusya buradan milyarlarca dolar vergi kaybına uğruyor. Ayrıca iki ülke arasında Doğu Sibirya’da yoğunlaşmış bir Çinli göçmen sorunu var. Çinli göçmenlerin çoğu Rusya topraklarında kayıtsız olarak bulunuyorlar ve sayıları hızla artıyor. Sibirya bölgesi Rusya’nın en az nüfus yoğunluğuna sahip bölgesi. Bu yüzden zaman zaman, Çin’in planlı olarak bu bölgelere kendi vatandaşlarını yönlendirerek demografik olarak üstünlük sağlamak istediği ve ileriye dönük planları olduğu görüşleri ileri sürülüyor.

Çin hakkında sık sık “Uyuyan Dev” tabiri kullanılmaktaydı. Mao’nun Çin’i ayakları üzerine kaldırma politikası ile Çin 1949 yılından sonra tüm enerjisini ekonomik kalkınmaya verdi. 21. yüzyılın sonuna gelindiğinde uyuyan dev tam anlamıyla uyanmış durumda. Çin’in dış politikasında güney-doğu ve kuzey-batı olmak üzere iki önemli yön olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi, Güneydoğu Asya ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmek. Bu bölgede sadece Japonya ile 2. Dünya Savaşı yüzünden zaman zaman alevlenen tartışmalar yaşıyor. Ayrıca Tayvan konusundaki yaklaşımı adanın Çin’in bölünmez parçası olduğu yönünde. Tayvan ve Japonya’nın Çin’e karşı kozları ise üzerlerindeki ABD şemsiyesi. Çin de karşılık olarak ABD ve Batı ile sorunlu olan rejimlerle yakından ilişki kurmaya ve açıktan destek vermeye başladı. Çin-ABD ilişkilerinde ise diyalog ve çatışmanın içiçe olduğu bir tablo söz konusu. Çin bir taraftan kendisi için büyük bir pazar olan ABD ile ekonomik ilişkilerini arttırmak için görüşmelere devam ederken, diğer taraftan ABD’nin dünyada tek kutup ve tek güç politikasına şiddetle karşı çıkıyor. Irak, Kuzey Kore ve İran konularında izlediği politikalar bu yaklaşımın ürünü. ABD ise Çin’in Asya’da artan nüfuzunun önüne geçmeye çalışıyor. Bu amaçla Büyük Okyanus’ta askeri varlığını arttırıyor, Japonya ve Tayvan ile ilişkilerini güçlendiriyor.

İkincisi, ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) bünyesinde Rusya ve diğer üye ülkeler başta olmak üzere kuzey-batısındaki ülkelerle ilişkisini geliştirmek. Son 10-15 yıldır kendini uluslararası arenada daha geri planda hisseden Çin, şimdilerde önemli uluslararası sorunlar sözkonusu olduğunda çok aktif dış politika güdüyor. Gittikçe güçlenerek ve olgunlaşarak çok önemli bir uluslararası aktör olduğunu ortaya koyan Çin, stratejik planda Rusya’nın çok önem verdiği bir ülke haline gelmiş durumda. Her iki ülke de ABD’nin dayatmak istediği tek kutuplu dünya düzeni yerine çok kutuplu dünya düzenini savunuyorlar. Bu amaca dönük yürüttükleri ortak politikaları her iki ülkenin ulusararası arenadaki ağrılığını ve önemini arttırıyor. Bunun bir diğer neticesi de bölgesel problemleri ortaklaşa çözmek yönünde irade birliğini ortaya çıkarıyor. ŞİÖ bu açıdan iki ülkenin büyük umutlarla ortaya çıkardıkları bir oluşum.

Putin, Rusya-Çin ilişkilerinin dünyadaki stratejik istikrarın korunması yönünde çok önemli bir faktör olarak nitelendiriyor. Bu yüzden Rusya-Çin ilişkileri Putin’in Rusya devlet başkanlığı koltuğuna oturmasından sonra yeni bir ivme kazandı. NATO’nun doğuya doğru genişlemesi, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan gibi ülkelerdeki devrimler, ABD’nin eski SSCB cumhuriyetlerindeki etkinliği, ABD’nin güç kullanma yoluyla dünyaya kabul ettirmek istediği tek kutuplu sistem gibi faktörler Rusya’yı rahatsız ediyor. Rusya, Çin ile yakınlaşarak bir anlamda elinde başka kozlar ve planlar olduğu mesajını veriyor. ABD ve Avruap, Rusya’nın tamamen Çin tarafına kayması korkularından dolayı Kremlin’e çok fazla baskı yapmaya cesaret edemiyorlar. ABD hazırladığı bir raporla Çin’in dünya için çok büyük bir tehdit oluşturduğu, başka bir raporda ise Rusya’yı demokratikleşmeden uzaklaştığını açıkladı. Çin ve Rusya bu raporlara tepki gösterdiler. Rusya-Çin yakınlaşmasını yakından izleyen ABD bu yakınlaşmadan oldukça rahatsız.

2001’de Çin ve Rusya arasındaki stratejik ortaklık ilişkileri yeni bir seviyeye taşındı. İki taraf arasındaki karşılıklı siyasi güveni derinleştirmeye dönük çalışmalar artarken, üst düzeydeki temaslar da yoğunlaştırıldı. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir yıl içerisinde üç kez ikili görüşme ve altı kez telefon görüşmesi yaptı. 2001 yılında Çin ve Rusya, aralarında Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan’ı da alarak “Şanghay Beşlisi” diye ortaya çıkan bölgesel işbirliği örgütüne resmiyet kazandırarak ŞİÖ’yü kurdular. 2001 yılında aralarına Özbekistan da katıldı. ŞİÖ’nün amacı terörizm, bölücülük ve aşırı siyasi hareketlere karşı mücadele ve üye ülkeler arası ekonomik işbirliğini güçlendirmek olarak açıklandı. 2001 yılında Rusya ve Çin arasında “İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması” imzalandı. 26-28 Mayıs 2003’te Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao Rusya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin Rusya-Çin diplomatik ilişkilerinin kuruluşunun 55. yıl dönümü olan 14-16 Ekim 2004 tarihlerinde Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. 15 Ekim 2004 tarihinde Pekin’de iki ülke devlet başkanları tarafından ortak bir deklarasyon imzalandı. Deklarasyonda iki ülke arasındaki ilişkilerin önceki yıllara nazaran yüksek bir düzeye ulaştığına dikkat çekilerek, uluslararası konjektür nasıl değişirse değişsin Rusya ve Çin arasındaki stratejik işbirliği ve ortaklık ilişkilerinin derinleştirilmesinin her iki ülkenin dış politikasının önceliği olacağı vurgulandı. İki ülke, birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliğini ilgilendiren önemli konularda karşılıklı olarak birbirlerini destekleyeceklerini yinelediler. Çin lideri Hu Jintao’nun 2005 yılındaki Moskova ziyaretinde ise dünyadaki küresel değişikliklere iki ülkenin ortak bakış açısını yansıtan “21. Yüzyılda Uluslararası Düzen Hakkında Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Ortak Deklarasyon” imzalandı. Deklarasyonda, ülkelerin parçalanmasına ve milletler arasında çatışma çıkmasına yönelik politikalara müsaade edilmeyeceğinin; ülkelerin kendi sosyo-politik gelişme süreçleri görmezden gelinerek onlara dışarıdan bazı sosyo-politik gelişme modelleri dayatılmasının kabul edilemez olduğunun altı özellikle çizildi. Bu haliyle söz konusu deklarasyonun doğrudan ABD’yi hedef aldığını tahmin etmek güç değildi.

İki ülke arasında askeri işbirliğine dair bir herhangi bir yapılanma yok. Ancak aralarında askeri-teknik alanda çok yakın bir ilişki var. Bu ilişkiden Rusya her yıl 1-3 milyar dolar arası bir kazanç sağlıyor. Çin hava, kara ve deniz kuvvetleri Rus yapımı silah ve araç-gereç ile donatılıyor. İki ülke ortak askeri tatbikatlar da yapmaya başladılar. İlk ortak tatbikat Ağustos 2005’te Sarı Deniz kıyılarında geçekleştirildi. 10 bin asker ve uzun menzilli Rus bombardıman uçaklarının katıldığı bu tatbikatın en büyük özelliği Çin topraklarında yapılmasıydı. Rus ve Çinli diplomatlar tatbikatı ŞİÖ içerisindeki işbirliği ve ortak anlaşmalardaki uluslararası terörizmle mücadele maddelerine dayanarak açıkladılar. Ancak tatbikatın çerçevesi teröristlere dönük olmaktan çok indirme ve çıkarma askeri manevralarını içerdiğinden Tayvan’a ve dolayısıyla ABD’ye dönük mesaj şeklinde algılandı. Aralık 2004’te iki ülke arasında “2005-2010 Yılları Arası Askeri-Teknik İşbirliğine Dair Anlaşma” imzalandı.

Rusya-Çin ilişkilerindeki gelişmeleri Rusya’nın soğuk savaş sonrası ABD’nin tek kutuplu sistem dayatmasını yıkma politikasının bir neticesi olarak görebiliriz. Rusya ve Çin uluslararası politikada ortak payda arayışları içerisindeler. İki ülke her fırsatta özellikle “güvene dayalı” tabirine ağırlık veriyorlar. Aralarındaki ilişkileri “stratejik ortaklık” veya “21. yüzyılda stratejik işbirliğine dönük güvene dayalı ortaklık” şeklinde tabir ediyorlar. Bu haliyle, iki ülke ilişkilerini “birlik” olmaktan uzak ama “dostluk” tan öte bir seviye olarak tabir edebiliriz. Öyleki, Rusya ile Çin arasında 1860 yılından beri, yani neredeyse 150 yıldır çözülemeyen sınır sorunu Putin’in kararlı politikalarıyla çözüldü.

Rusya ile Çin’in ortak sınırı yaklaşık 4.300 kilometre uzunluğunda. Ru sya ile Çin arasındaki sınır 1860 yılında çizildi. Ancak o tarihten itibaren sınır konusundaki tartışmalar da başlamış oldu. Sorunun kaynağı olarak kimi tarihçiler General Kazakeviç’in tamamen kendi insiyatifiyle Çin’e ait olan Amur Nehri üzerindeki bazı adaları Rusya topraklarına katmasını göstermektedirler. Çin zaman zaman sınır hakkındaki itirazlarını dile getirdi. SSCB ve ÇHC 1964 yılında sınır konusunu çözmek için biraraya geldiler. Amur ve Ussuriy nehirlerinin akıntı yolu dikkate alınarak iki ülke sınır yeniden düzenlendi. Ancak 1969 yılında Ussuriy Nehri üzerindeki Rusya kontrolünde bulunan “Damansk Adası”nda SSCB sınır muhafızları ile Çin askerleri ile arasında bölgesel bir çatışma çıktı. 2 ve 15 Mart 1969 tarihlerindeki çatışmalarda 58 Sovyet sınır muhafızı ve 1000 kadar Çin askeri hayatını kaybetti. Eylül 1969’daki görüşmelerden sonra Damansk Adası Çin’e verildi. Ancak Çin bazı adaların kendisine ait olduğu konusunda ısrarlıydı. Çin, SSCB ile olan sınır anlaşmazlığını 1991 yılına dek dondurdu. 16 Mayıs 1991’de SSCB ile Çin doğu sınırını düzenleyen yeni bir sınır anlaşması yaptı. Bu anlaşmayla iki ülke arasındaki sınırın yaklaşık %98’i kesin olarak çizilmiş ve çok az bir kısmı tartışmalı olarak kalmıştı. Özellikle Habarovsk şehri yakınlarındaki Amur Nehri üzerinde bulunan “Tarabarov” ve “Bolşoy Ussuriysk” adaları hakkında görüş ayrılığı bulunmaktaydı. Çin yeniden bu adaları sorununu gündeme getirmeye başladı.

Rusya ve Çin aralarındaki sınır sorunu yüzünden uluslararası arenada ortak hareket edemediklerinin farkındaydılar. İki ülke de ilişkilerinin sağlıklı gelişmesine engel olan sınır sorununu çözmek için harekete geçti. Burada insiyatifin Rusya’da ve Putin’de olduğunu da özellikle belirtmek gerekmektedir. Rusya Devlet Başkanı V.V. Putin’in 14 Ekim 2004 tarihindeki Pekin ziyaretinde konu yeniden masaya yatırıldı ve taraflar bu konuda anlaşmaya vardılar. Böylece iki ülke arasında 1860 yılından bu yana devam eden soruna son nokta koyulmuş oldu. Tartışmalı olan sınır bölgesi ek anlaşmayla Çitinsk Eyaleti’nde Argun Nehrinin üst kısımlarındaki “Bolşoy Ostrov” ile Amur Nehri üzerindeki “Tarabarov” ve “Bolşoy Ussuriysk” adaları bölgesinden geçecek şekilde yeniden çizildi. Rusya anlaşmayla “Tarabarov” ve “Bolşoy Ussuriysk” adaları üzerinde Çin’in egemenliğini kabul etti. Rusya bir anlamda sınır bölgesinde istikrar ve Çin ile ilişkilerinin düzene oturması hedefi için bedel ödemek zorunda kaldı. Rusya kanunları bir toprak parçasının geri verilmesi için ancak referandum yapılması öngörmekteydi. Putin ise sorunu ikili görüşmelerle bitirme yolunu seçti. Putin aynı esnekliği Japonya ile olan Kuril Adaları anlaşmazlığında göstermiyor. Ek anlaşma 20 Mayıs 2005 tarihinde Rusya parlamentosu tarafından, 29 Mayıs 2005 tarihinde ise Çin parlamentosu tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

Aralarında ciddi bir sorun kalmamış olan iki ülke artık uluslararası politikada daha rahat ortak politikalar yürütebilirlerdi. Nitekim 2005 yılı içerisinde imzalanan “21. Yüzyılda Uluslararası Düzen Hakkında Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Ortak Deklarasyon” ve Mart 2006’daki Putin’in Pekin ziyareti buna dönük çok önemli adımlardır. Bu adımların arkası mutlaka gelecektir. Rusya idarecileri ve kamuoyu SSCB’nin dağılmasını ve Rusya’nın uluslararası dengede eski gücünü kaybetmesini halâ kabullenebilmiş değiller. ABD’nin pervasızca dünya jandarmalığına soyunması da Rusya’yı bu yüzden oldukça rahatsız ediyor. Tepkisini kimi zaman Yugoslavya’yı, Irak’ı, İran’ı kimi zaman da Hamas’ı destekleyerek gösteren Rusya açısından ABD’ye karşı alternatif bir güç ortaya çıkarma yolunda Çin en doğal müttefik.

NATO’nun 1998’de Sırbistan’a düzenlediği askeri operasyonuna engel olamayan Rusya, tepki olarak Başbakan Yevgeniy Primakov tarafından dile getirilen “Rusya-Hindistan-Çin” eksenini ortaya atmıştı. Primakov’a göre bu üç ülkenin oluşturacağı eksen ABD önderliğindeki tek kutuplu sistemin alternatifi olacaktı. O yıllarda üzerinde çok fazla durulmayan üçlü eksen Putin’in kararlı ve dikkatli politikalarıyla yavaş yavaş hayata geçirilmeğe çalışılıyor. Bunun ilk ayağı olan Çin ile ilişkiler konusu düzene sokulmuş durumda. Sırada Hindistan bulunmakta. Üç ülke arasındaki ilk görüşmeler 2002 ve 2003 yıllarında New York’ta BM Genel Konseyi toplantıları sırasında gerçekleştirildi. Daha sonraki görüşmeler 2004 yılında Kazakistan’ın Alma-Ata şehrinde gerçekleştirildi. Haziran 2005’te ise Rusya’nın Vladivostok şehrinde Rusya, Hindistan ve Çin Dışişleri Bakanları biraraya geldiler. Moğolistan, Hindistan, İran ve Pakistan ŞİÖ’de gözlemci ülke statüsünü almış durumdalar. ŞİÖ ilk meyvesini Rusya-Çin arasındaki sınır sorunlarını çözerek verdi. Çin ile Hindistan arasında da sınır anlaşmazlığı var. Hindistan’ın ŞİÖ’ye gözlemci ülke statüsüyle girmesi Çin-Hindistan ilişkilerinde de normalleşmeye sebebiyet verdi. İki ülke arasında sınır sorunları konusunda görüşmeler yapılıyor. Önümüzdeki yıllarda bu konuda da yeni gelişmeler bekleyebiliriz. Bütün bu gelişmeler üzerine 25 yıl aradan sonra ilk kez bir ABD Başkanı Hindistan’ı ziyaret etti. ABD Başkanı G. Bush, Mart 2006’da Hindistan’a yaptığı ziyaret kapsamında Hindistan hükümetine nükleer teknoloji alanında yardım etme kararı aldı. ABD’nin aynı konuda İran’a savaş tehditleri gönderirken Hindistan’a oldukça yumuşak tavır göstermesi bölgedeki gelişmelerden tedirgin olduğunu açığa çıkarmaktaydı.

“Rusya-Hindistan-Çin” ekseni uluslararası ilişkiler konusunda ortak ve tek bir tutum belirleme konusunda anlaşabilirlerse bu ABD’nin karşısında güçlü bir blokun ortaya çıkmasına yol açacak. Bu durum ŞİÖ’nün de uluslararası bir örgüt olarak uluslararası politikadaki ağırlığını arttıracak. Bu yüzden Rusya’nın Çin ile ilişkileri ve bu ilişkilerin Rusya açısından alacağı pozitif yön Rusya’nın gelecekteki dış politikası ve dünya dengelerinde oynayacağı rol yönünden hayati öneme sahip. Aksi durumda, geleceğin süper gücü gözüyle bakılan Çin ve yine gelecekte çok önemli rol oynayacak Hindistan ile istediği ilişkileri kuramayan ve AB’ye de girmeyen bir Rusya kendisini dünya siyasetinin alacağı yönü etkileyen değil bundan etkilenen bir ülke haline getirecek. Rusya-Çin ilişkilerinin nereye gideceği bu yüzden çok önemli. Görünen o ki, aralarına Hindistan’ı da almak isteyen Rusya-Çin ikilisi ŞİÖ’yü de çok çeşitli alanlarda oldukça nüfuzlu bir örgüt haline getirmek istiyor. Bulunduğu coğrafyada önemli bir uluslararası oyuncu olan Türkiye’nin bu gelişmelere oldukça dikkat göstermesi gerekli. Türkiye’nin ŞİÖ’ye gözlemci üye olması konusu 9-11 Ocak 2005 tarihleri arasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Moskova ziyareti sırasında gündeme gelmişti. Ancak ABD ve AB eksenli bir dış politika seçenekleriyle hareket eden Türkiye’nin ŞİÖ’ye gerekli ilgiyi göstermememesi yüzünden bu konuda bir ilerleme sağlanamadı. Çok boyutlu dış politika izleyeceğini sık sık dile getiren ve Avrasya seçeneğini de dış politika seçeneklerine ekleyen Türkiye’nin bu tür bir açılımı da gündemine alması gerektiğini düşünmek yerinde olacaktır.

* TASAM Rusya (Moskova) temsilcisi.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2564 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 606
Asya 76 998
Avrupa 13 615
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1322 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 275
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1278 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 772
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1933 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1933

Son Eklenenler