Bu çalışmada iki kutuplu sistemin ardından Türkiye'yle Bulgaristan arasındaki sosyo-ekonomik ilişkilerde yaşanan gelişmeler ele alınmaya çalışılacaktır. Temel araştırma sorusu uluslararası sistemdeki değişimin ikili sosyal-ekonomik ilişkilere nasıl yansıdığıdır. Bu bağlamda temel işbirliği ve anlaşmazlık noktalarının neler olduğu anlaşılmaya çalışılacaktır.
Soğuk Savaş döneminde, bilindiği üzere her iki ülke farklı bloklar içerisinde yer almaktaydı. Aynı zamanda Bulgaristan, Doğu Bloğu içinde Sovyetler Birliği'ne en yakın ülke olarak bilinmekteydi. Hatta kimilerine göre SSCB'nin bir uydu ülkesiydi veya 16. cumhuriyetiydi. Bu dönemde beklendiği üzere Türk-Bulgar ilişkileri uluslararası konjonktürün etkisiyle ancak sınırlı ölçüde gelişebilmiştir. Bu arada, ikili ilişkilerin uluslararası bağlam dışındaki diğer en büyük belirleyeni Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığın durumu olmuştur. Türk azınlığın asimilasyon baskısıyla karşılaştığı ve de göçe zorlandığı dönemlerde ilişkiler sıkıntıya girmiştir.
Ekonomik İlişkiler
Yeni dönemdeki Türk-Bulgar ilişkilerini incelemeye ekonomik alandan başlayacak olursak; 1989'da "saray darbesi" adı verilen Bulgaristan Komünist Partisi içerisindeki reformcuların hükümeti ele geçirmesiyle başlayan gelişmeler, Sofya'nın Batılı sistem içinde yer alma çabalarının başlamasına yol açmıştır. Bu bağlamda Bulgar ekonomisinin neoliberalleşmesi ikili ilişkilerin gelişmesinin önünü açmıştır. Buna Türkiye'nin Özal döneminde 1980'lerde gerçekleştirdiği ekonomik reformlar da eklenince ekonomik ilişkilerin gelişmesindeki önemli engellerin kalkmış olduğu söylenebilir.
İki ülke arasında ekonomik ilişkileri kolaylaştırıcı faktörler olarak şunlar sıralanabilir:
- Komşu ülke olmaları ticareti ve yatırımı kolaylaştırmaktadır.
- İki ülkede Avro-Atlantik entegrasyon çabalarının bir parçasıdır. Avrupalılaşma çabaları her iki ülkede de etkilidir.
- Şu anki uluslararası konjonktür ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesini teşvik etmektedir.1
Bulgaristan'ın 1980'lerde uyguladığı asimilasyon kampanyası nedeniyle iki ülke arasındaki ticari ilişkiler 1980'lerin sonlarında oldukça azalmıştı. Bu dönemde Türkiye ticaret fazlasına sahipti. Ekonomik ilişkilerin gelişmesindeki dönüm noktalarından bir tanesi Ekonomiden Sorumlu Eski Devlet Bakanı Işın Çelebi'nin bir Türk işadamı heyetiyle birlikte Ekim 1990'da Bulgaristan'ı ziyaret etmiş olmasıdır.
Türkiye ayrıca Bulgar ekonomisinin zorluk yaşadığı dönemlerde bu ülkeye yardım etmekten çekinmemiştir. Örneğin Jivkov sonrası dönemde Bulgaristan'daki yakıt ve enerji krizini çözebilmek amacıyla 50 bin tonluk ham petrol sağlamıştır. Ayrıca Sofya'nın Eximbank kredilerinden yararlanmasına izin vermiştir. 1991'de Türk-Bulgar İşadamları Derneği kurulmuştur.2
Uluslararası konjonktürdeki ve ulusal bağlamdaki değişimlerin etkisiyle 1980'lerde 60-70 milyon Dolar olan ikili ticaret hacmi, 1996'da 511 milyon Dolar'a ulaşmıştır. 1996-1997 yılları arasında Bulgaristan ekonomisinde ciddi sorunlar yaşanmıştır. Mart 1997'de yıllık enflasyon yüzde 2000'in üzerine çıkmıştır. Sonraki süreçte alınan tedbirlerle ekonomi yeniden toparlanmaya başlamış ve bu da hem Bulgaristan'ın iç ekonomik yapısını hem de dış ticari ilişkilerini olumlu yönde etkilemiştir. 1996-2008 döneminde Türk şirketleri Bulgaristan'a 279 milyon Avro yatırım yapmışlardır. Bu yatırımlarla Türkiye, Bulgaristan'a yatırım yapan ülkeler arasında da 18. sıradadır. En fazla yatırım yapan ilk üç ülke Avusturya, Hollanda ve Yunanistan'dır.3
Bulgaristan Soğuk Savaş döneminde dış ticaretini daha çok Sovyetler Birliği ve diğer COMECON ülkeleriyle yapmaktaydı, ama bu durum Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte değişmiştir. Bugün Bulgaristan'ın en büyük ticari partnerleri AB üyesi ve adayı olan ülkelerdir. 2007 itibarı ile Türkiye yüzde 11,6 payı ile Bulgaristan'ın ihraç pazarları arasında birinci sıradadır. Türkiye'yle olan ithalat ilişkileri ise Bulgaristan'ın toplam ithalatı içerisinde yüzde 5,7 oranına sahiptir. Böylece 1980'lerin sonlarında 60-70 milyon Dolar olan ticaret hacmi bugün yaklaşık 4 milyar Dolar'a yaklaşmıştır.4 Sadece son 10 yıla baktığımız zaman bile iki ülke arasındaki ticaret hacminin yedi kat artmışş olması dikkate şayandır.
İki ülke arasında her açıdan ilişkilerin yoğunlaşmasının bir sonucu olarak Kapıkule'ye ilaveten 2005'te Hamzabeyli (Lesovo) sınır kapısı açılmıştır. Ancak buna rağmen sınırdaki yoğunluk devam edince her iki sınır kapısını modernize etme çalışmaları başlatılmıştır.5
Bulgaristan'da sosyalist rejimin yıkılmasında bu yana geçen 20 yıl içinde ekonomik ilişkilerde çeşitli sorunlar da yaşanmıştır. Bir Türk şirketine Bulgaristan'da baraj ve otoban yapım ihalelerinin verilmesi karşılığında Türkiye, Bulgaristan'dan elektrik almayı taahhüt etmiştir. Ancak şirket ekonomik nedenlerden dolayı yükümlülüklerini yerine getiremeyince sorun yaşanmıştır. Türk basınında yer alan haberlere göre şirket hisselerinin başka bir konsorsiyuma devredilmesi ve böylece yıllardır süren bu sorunun çözümlenmesi planlanmaktadır.6
Bulgaristan'ın AB'ye üye olması ikili ilişkilerde birtakım sorunlara yol açmıştır. Bulgaristan'ın AB'ye tam üye olmasıyla iki ülke arasında 1979'dan beri geçerli olan "Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşması" feshedilmiştir. Bu da, hem Türk tırlarının hem de Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşlarının transit geçişte sorunlar yaşamaya başlamasına yol açmıştır. Bu sorunun çözümüne yönelik olarak yaşanan gelişmeler gelecek için umut verici niteliktedir. Bulgaristan Türk tırlarından alınan 83 Avro'luk geçiş ücretini geçtiğimiz yılın sonlarında 43 Avro'ya düşürdüğünü açıklamıştır.
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen'in Nisan 2009'da Bulgaristan'ı ziyaretinde bu ülkede iş yapan Türk işinsanlarının karşılaştıkları sorunlar dile getirilmiştir. Bulgaristan'ın mevcut yasalarına göre yatırım yapmak isteyen müteşebbislerin sürekli oturum alabilmeleri için en az altı ay Bulgaristan'da yaşamaları gerekmektedir. Türk tarafı bu durumun değiştirilmesini talep etmektedir. Ayrıca Türkiye'nin ilk Ticaret Merkezi'ni Sofya'da kuracak olması iki ülke ticari ilişkilerinde önemli bir gelişmedir.7
Enerji konusu iki ülke ilişkilerinde giderek daha fazla önem kazanma potansiyeline sahiptir. İki ülke de doğalgaz konusunda Rusya'ya ciddi ölçüde bağımlıdır. Rusya'nın doğalgazı kesmesi sonucunda geçen kış Bulgaristan'da ciddi sıkıntılar yaşanmıştır. Bu nedenle, her iki ülke de doğal gazda Rusya dışındaki kaynaklara yönelen Nabucco projesine destek vermektedir.
Yeni işlevselci yaklaşımın hipotezlerine göre iki aktör arasında önce ekonomik, daha sonra siyasi alanda ilişkilerin gelişmesi beklenmelidir. Bunun başlıca nedenleri teknik konularda işbirliğinin, daha hassas olan siyasi konulara oranla işbirliği yapmaya daha uygun olduğunun düşünülmesidir. Ancak Türk-Bulgar ilişkileri bunun tersinin de mümkün olabileceğini göstermektedir. 1989'da Todor Jivkov'un devrilmesin ardından önce siyasi ilişkiler gelişmeye başlamış, bunu akabinde ekonomik ilişkilerin iyileşmesi takip etmiştir.
Bu arada, Avrupa entegrasyonu sürecinin Türk-Bulgar ekonomik ilişkilerini nasıl etkilediğine bakılacak olursa etkinin genel anlamda olumlu olduğu söylenebilir. Bunun yanında Bulgaristan'ın 2007 başında tam üye olması, ama Türkiye'nin hala tam üyelik sürecinin ağır aksak ilerlemesinin bazı engeller çıkardığı da yadsınamaz.
Türk Azınlığın Durumu ve Türk-Bulgar İlişkileri
Çalışmanın bu bölümünde Türk azınlığın Bulgaristan'daki mevcut durumu ve bu konunun ikili ilişkilere etkileri ele alınacaktır. Kasım 1989'da Jiv-kov'un devrilmesinin ardından Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi asimilasyon kampanyasını "vahim bir siyasi hata" olarak nitelemiş ve Türklere haklarını geri vermiştir. Ayrıca Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Türklerin geri dönmelerine de izin verilmiştir.
Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) 1990'ların başlarından beri Bulgar siyasetinde önemli bir rol oynamaktadır. HÖH, 2001'den bu yana koalisyon hükümetlerinin parçasıdır. Önce Simeon II ulusal Hareketi adındaki siyasi
partiyle koalisyon hükümeti kurmuş, daha sonra da 2005'ten itibaren Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) ve yine Simeon II ulusal Hareketi'yle birlikte aynı hükümet içinde yer almıştır. HÖH, 2001'de oluşturulan koalisyon hükümetinde 2, 2005'te kurulan hükümette de 3 bakanlıkla temsil edilmiştir. Bulgaristan, HÖH'ün iktidarda bulunduğu yıllar içinde 2004'te önce NATO, 2007'de de AB üyesi olmuştur.
Bulgaristan'daki Türk azınlığın önemli özelliklerinden bir tanesi hiçbir dönemde ayrılıkçı olmamasıdır. Yaşadığı tüm sorunları sistem içerisinde kalarak çözmeye çalışmıştır. Aslında bu durum Türk dış politikasının temel özelliklerinden bir tanesi olan statükoculukla da doğrudan bağlantılıdır. Türkiye de Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana yurtdışında yaşayan Türk gruplarının ayrılıkçı politikalar izlememeleri konusunda destekleyici davranmıştır.
Asimilasyon politikasını sona erdirmesinin ardından Bulgaristan'ın Türkleri başarılı bir şekilde sosyal ve siyasal hayata entegre etmeye çalışması akademik literatürde "Bulgar etnik modeli" olarak adlandırılmış ve övülmüş olmasına rağmen, 2005'te seçimlerden sadece iki ay önce kurulmuş olan ulusal Birlik Ataka (Nacionalen Sajuz Ataka - National Union Attack) Partisi'nin yüzde 8 oy oranına ulaşması şaşırtıcı olmuştur. Partinin adında "saldırı" (Ataka) kelimesinin geçmesi dikkate şayandır. Ataka belirtilen seçimlerde toplam 22 parti arasından dördüncü olmayı başarmıştır. Ataka'nın bir başka başarısı da 2006 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partinin lideri Volen Siderov'un ilk turda yüzde 21,5, ikinci turda ise yüzde 24,1 oranında destek almasıdır.8
Ataka Bulgaristan'ın Bulgarlar'dan oluştuğunu vurgulayarak Türklere verilen hakların geri alınmasını savunan politikalar yürütmektedir. Türklerin isimlerinin 1980'lerde olduğu gibi Bulgarca isimlerle değiştirilmesini savunmakta, ayrıca HÖH'ün Bulgar Anayasası'na aykırı olduğu gerekçesiyle kapatılmasını savunmaktadır. Ataka "Bulgaristan'ı Bulgarlara geri verelim" sloganını kullanarak tek uluslu devletten yana olduğunu vurgulamakta ve Romanlar ile Türkler başta olmak üzere azınlık gruplara karşı çıkmaktadır. Suç işleyen Romanların çalışma kamplarına gönderilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Ataka ayrıca Bulgar dış politikasındaki Batı eğilimine de karşı çıkmaktadır. Batı'nın Bulgaristan'ı adeta himaye altına aldığını (protectorate) belirtmekte, bu bağlamda NATO üyeliğine ve ABD'nin ülkedeki askeri üslerine
karşı çıkmaktadır. Ayrıca Irak savaşında ABD'yi destekleyen Bulgar dış politikasına karşı çıkmış ve Bulgaristan'ın Irak'tan askerlerini çekmesini istemiştir. Bir de Ataka, küreselleşmeye ve serbest ticarete karşı çıkmakta ve ekonomiye müdahale eden güçlü bir devlet fikrini savunmaktadır.9
Jivkov rejimi devrildikten 16 sene sonra ultra-milliyetçi böyle bir partinin kurulması ve bu kadar ciddi bir oy oranına ulaşması dikkate değer bir gelişmedir. Aslında Bulgaristan'da 1990'ların başından bu yana ultra-milliyetçi partiler mevcuttur, ancak bu partilerin oy oranları 2005'e kadar yüzde 1-1,5'u geçmemekteydi.10
Ataka'nın yükselişinin nedenlerinden bir tanesi Bulgarların yaşam standartlarından memnun olmamaları ve siyasi parti sistemine güvenmemeleri olarak gözükmektedir. Yapılan araştırmalar, diğer bölge ülkelerinde yaşayanlarla kıyaslandığında Bulgar halkının en karamsar halk olduğunu göstermektedir. 2005 seçimlerinde Bulgaristan'da hayatından memnun olanların oranı sadece yüzde 29'dur. AB üyeleri ortalamasının yüzde 80 olduğunu belirtmek, Bulgaristan'daki durumun karşılaştırılabilmesi açısından önemlidir.11 Ayrıca, Ataka'ya oy veren gruplarla ilgili yapılan çalışmalarda, etnik farklılıkların fazla olduğu bölgelerde Ataka'ya verilen oyların az olduğu ortaya çıkmıştır.12 Bu durum, iki halkın kaynaşması durumunda aşırı milliyetçiliğin azalma ihtimalini ortaya koymaktadır.
Ataka'nın yanısıra dikkate alınması gereken bir başka ultra-milliyetçi parti ise GERB'dir. Sofya Belediye Başkanı Boyko Borissov tarafından kurulan bu partinin de aşırı milliyetçi ve Türk karşıtı bir söylemi bulunmaktadır.13
Bu arada, Bulgaristan'da Türk karşıtlığının güçlenmesinin Ermeni meselesini de ikili ilişkilerde potansiyel bir mesele olarak ortaya çıkardığını vurgulamak gerekmektedir. Ataka, Bulgar Parlamentosu'na 10 Mayıs 2006'da söz de soykırımı tanıma önerisi getirmiş, ancak bu teklif reddedilmiştir.14 Ancak Sofya Meclisi bu yılın 24 Nisan'ında bir açıklama yayınlayarak "Ermeni soykırımının kanıtlanmış tarihi bir gerçek" olduğunu iddia etmiştir.15 Ermeni meselesi şimdiye kadar daha çok Türkiye'nin ABD ve Batı Avrupa ile olan ilişkilerini etkilerken, milliyetçiliğin kısmen de olsa yükselişe geçtiği Bulgaristan'la ilişkileri de etkileme potansiyeline sahiptir.
Sosyalizm sonrası dönemde Bulgar siyasetinin bazı temel özellikleri ortaya çıkmıştır: İlk olarak seçimlere katılım oranında ciddi düşüşler yaşanmıştır. 1990'da seçimlere katılım oranı yüzde 91 iken, 2005'te yüzde 56'ya düşmüştür. Bu durum halkın siyasete güveninin azalması olarak yorumlanabilir. Bunun yanısıra, merkezdeki en büyük iki parti (Bulgaristan Sosyalist Partisi ve Birleşik Demokratik Güçler) 1990'da oyların yüzde 83'ünü alırken, 2005'te sadece yüzde 51 destek kazanabilmiştir. Bu da merkez partilerin oy oranlarının düştüğünü göstermesi açısından anlamlıdır. Ayrıca, her seçimde seçmenlerin farklı partilere oy verme potansiyeli de giderek artmaktadır. Bu dönemde seçmen yüzergezerliği (volatility) yüzde 22'den yüzde 36'ya çıkmış-tır.16
Bu arada, Türk-Bulgar ilişkilerini etkileyen iki meseleden daha bahsedilebilir. İlk olarak, Sofya, AB'ye entegrasyon sürecinin devam ettiği dönemde ABD'yle de stratejik içerikli ilişkiler kurmaya çalışmıştır. 2003'te gerçekleşen Irak işgali öncesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde geçici üye olan Bulgaristan, Konsey'de ABD dışında İngiltere ve İspanya'yla birlikte işgale destek veren ülkelerden biri olmuştur. Sofya, aynı zamanda ABD'nin ülkede askeri üs kurmasına izin vermiştir. Türkiye'nin Irak Savaşı sırasındaki politikası Bulgaristan'dan büyük farklılık göstermiştir. AB üyesi olmaya hazırlanan Sofya bu dönemde ABD'ye bu kadar hassas bir konuda destek verirken,17 üye olup olmayacağı hala tartışılan ve üyeliği önünde ciddi sorunlar bulunduğu düşünülen Türkiye'nin AB'nin motor ülkeleri sayılan Almanya ve Fransa'ya yakın bir dış politika çizgisini savunması dikkate değerdir.
İkinci olarak ise, Karadeniz bölgesiyle ilgili gelişmeler iki ülke ilişkilerinde giderek daha fazla önem kazanacak gibi gözükmektedir. ABD, 11 Eylül saldırıları sonrasında Akdeniz'de başlattığı ve terör saldırılarıyla etkin mücadele etmeyi amaçlayan Etkin Çaba Harekatı'nı (Operation Active Endeavor) Karadeniz'de de uygulamaya geçirmek istemesi iki ülke arasında tartışmalı bir konudur. Bulgaristan bu fikre olumlu yaklaşırken, Türkiye böyle bir politikanın Montrö Antlaşması'na karşı olduğunu belirterek sıcak yaklaşmamaktadır.18
Sonuç
Uluslararası sistemdeki değişiklikler doğal olarak iki ülke arasındaki ilişkileri de etkilemektedir. İki ülke, Soğuk Savaş döneminin tarihe karışmasının ardından güvenlik ikilemini kırmayı başarmışlar, ancak hala güvenlik topluluğu oluşturamamışlardır. Bu dönemde Avrupa entegrasyon sürecinin genel olarak ilişkilerin iyileşmesine katkıda bulunduğu söylenebilirse de Avrupalılaşma politikalarının neden olduğu pürüzler de gözden kaçırılmamalıdır. Transit geçişler konusunda yaşanan sorun bu duruma örnek olarak verilebilir.
Gelecekte, Türk azınlığın durumunun, tarihsel süreçte olduğu gibi, ikili ilişkileri belirlemede temel konu olmaya devam edeceğini belirtmek mümkündür. Bunun yanında, enerji ve Karadeniz güvenliği meselesi ileride ilişkileri belirlemede daha etkili olma potansiyeline sahiptir.
Ataka ve GERB gibi ırkçı partilerin oy oranlarını arttırmaları endişe verici bir durumdur. Haziran 2009'da yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de ırkçı GERB Partisi'nin yüzde 25'e yakın oy alması endişe vericidir.
Buna karşın, HÖH'ün son sekiz yıldır koalisyonda yer alması, sadece Bulgaristan'ı ilgilendiren bir gelişme değil etnik sorunlarla başa çıkmaya çalışan tüm Balkanlar için önemlidir. Ancak Bulgar milliyetçiliğinin yükselişinin etnik gruplar arası ilişkilere nasıl yansıyacağı konusu ileriki yıllarda araştırma konusu olmaya devam edecektir.
Sonuç olarak, 1980'lerin sonu 1990'ların başında uluslararası sistemde meydana gelen değişiklikler Türk-Bulgar ilişkilerini genel anlamda olumlu etkilerken, yeni bazı sorunların da ortaya çıktığı yadsınamaz. Dolayısıyla Avrupalılaşma süreci ikili ilişkilerde sadece olumlu etkiler yaratmamakta, aynı zamanda bazı sorunlara da yol açmaktadır. Daha önceki sorunlar çözülürken, yeni komplikasyonlar kendisini gösterebilmektedir.
Notlar
1 Savash Orhan Jozioldash, "Cooperation between Bulgaria and Turkey from the 1980s till Today in Various Spheres", Zeitschrift für Türkeistudien, Cilt. 6, No 3, 1993, s. 277278.
2 Ibid., s. 280-281; Kjell Engelbrekt, "Relations with Turkey: A Review of Post-Zhiv-kov Developments", Report on Eastern Europe, 26 Nisan 1991.
3 Ayşe Oya Benli, "Bulgaristan Ülke Raporu", Başbakanlık, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi, s. 17.
4 Ibid., s. 24-25.
5 Ibid., s. 31.
6 Ali Öztürk, "Bulgaristan Türk İhracat TIR'ına 'Vergisiz Akaryakıt' İçin Kapıyı Açıyor", Hürriyet, 19 Nisan 2009.
7 Erkan Tunca, "Tüzmen: Bulgaristan ile Türkiye, Ticarette 'Küçük Sorunları'Aşmalı", Zaman, 20 Nisan 2009.
8 Boyka Stefanova, "Voting "â la carte": Electoral Support fort he Radical Right in the 2005 Bulgarian Parliamentary Elections", Politics in Central Europe, Vol. 2, No 2,
2007, s. 39.
9 Ibid., s. 48.
10 Ibid., s. 39.
11 Ibid., s. 60.
12 Ibid., s. 56.
13 Nurcan Özgür-Baklacıoğlu, "AB Üyesi Bulgaristan'da Süreklilik ve Değişim", Av-
rasya Dosyası, Cilt 14, No 1, 2008, s. 208.
14 Habibe Özdal, "Türkiye-Bulgaristan İlişkilerinde Ermeni Unsuru", USAK Stratejik
Gündem, 31 Mart 2008, http://www.usakgundem.com/yazdir.asp?i=2&id=944
15 "Sofya Belediyesi 'Soykırım' Dedi", http://www.haberler.com/sofya-belediyesi-soy-
kirim-dedi-haberi/
16 Stefanova, "Voting "â la carte":...", s. 45.
17 Rossen Vasilev, "Public Opinion and Bulgaria's Involvement in the Iraqi War", East
European Quarterly, Cilt XL, No 4, Aralık 2006, s. 469.
18 Erhan Türbedar, "Karadeniz'de Değişen Dinamikler: Bulgaristan ve Romanya'nın
Rolleri", Avrasya Dosyası, Cilt 13, No 1, 2007, s. 225-242; Igor Torbakov, "Turkey Si-
des with Moscow against Washington on Black Sea Force", 3 March 2006,
http://www.jamestown.org/edm/article.php?article_id=2370832; Lale Sarıibrahimoğ-
lu, US Black Sea Strategy has the Potential to Revive Ankara's Concerns", Today's Za-
man, 20 March 2007. Montrö Antlaşması'yla ilgili kapsamlı bilgi için bkz. Kudret
Özersay, "Montreux Boğazlar Sözleşmesi", Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından
Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Baskın Oran (der.), İletişim, İstanbul, 2001, s.
370-384.