Sofya-İstanbul arası otobüs seyahatlerimden birinde, sıkıcı gümrük işlemlerinin bitmesini beklerken, şimdi Bursa'da yaşayan güzel, akıllı ve genç bir bayan olan Sibel'le muhabbet etmeye başladım. "Evet, Türkiye benim yaşadığım yer," dedi hafifçe iç çekerek. "Ancak benim gerçek vatanım geride kaldı," diye devam etti Bulgaristan tarafını işaret ederek. "Ne zaman Bulgaristan ulusal bayrağını görsem, gözlerim dolu dolu olur."
Mehmet 1984 yılında, dönemin komünist yetkililerinin zorlamasının aksine adını değiştirmeyi reddettiği için tam 4 yıl Bulgaristan hapishanesinde yattı. 1989 yılında o ve tüm ailesi Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı. Marmara Denizi sahilinde küçük bir beldeye yerleştiklerinde, her akşam beldenin küçük limanına gider, yıldızlarla kaplı gökyüzünü izlerlerdi. Yıldızlardan birinin, onlara memleketleri Plovdiv'in bulunduğu yeri gösterdiğini düşünür, hüzünlenirlerdi.
Giriş
Sibel ve Mehmet gibi insanların, Bulgaristan onlara üvey anne gibi davranmış olsa bile memleketlerine olan bağlılıklarının sebebi nedir?
Bu çalışma Bulgaristan kökenli Türklerin, Türkçe isimlerini "gönül rızasıyla" "otantik" Bulgar isimlerine değiştirmeleri ve sonunda 1989 yılında ülkeden göçe zorlandıkları vatanlarına karşı bakışını ele alıyor.
Bu soruna karşı ilgim Türkiye'de belirli bir süre yaşayıp çalıştıktan, bu insanları gözlemleyip, onlarla konuştuktan sonra başladı. Sözde "Yeniden Doğuş Süreci"nde işlenen caniliklerden Bulgar halkını değil de, Komünist rejimi sorumlu tutan Mehmet ve niceleri gibi Bulgaristan Türklerinin büyük çoğunluğu hâlâ anavatanları Bulgaristan'a ve orada yaşayanlara karşı en samimi duyguları besliyor.
Bu çalışmanın amacı, 1989 yılından sonra Bulgaristan Türklerinin, kendi kendilerine oluşturdukları "Bulgaristan'da doğumlu Enik Türkler" kimliği ile Türkiye'ye nasıl adapte olduğu gerçeğini incelemektir.
Tarihçe
Tarih boyunca, ortalama Türkler ve ortalama Bulgarlar, genel olarak hiç sorun yaşamadan, birbirlerinin özel kimliklerine saygı göstererek beraberce yaşamışlardır.
Komünist rejim döneminde etnik Türkleri daha büyük bir toplumsal grup olan etnik Bulgar grubu ile birleştiren kimi sosyo-politik etkenler vardı. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından, Kremlin yönetimindeki "proleter enter-nasyolizm" ideolojisini benimseyen Komünist rejim Türk kültürünün Bulgaristan'da gelişmesini hoş gördü, Bulgaristan Türklerini okullar ve tiyatrolar açmaya, kitaplar ve gazeteler basmaya teşvik etti. Bunun sonucunda Bulgaristan Türkleri, onlara "toplumun daha iyi bir tabaka"sına ait oldukları güvencesini veren Komünist Parti'ye üye oldular. Tüm bunların hepsi Bulgaristan'da savaş sonrası komünist ideolojinin 60'ların sonlarında ve 70'lerin başlarında milliyetçiliğe dönüşmesiyle sona erdi.