İran’ın Nükleer Programı Ve Türkiye

Kategori Seçilmedi

Stratejik Yorum No: 224

İran bölgede en az Türkiye kadar önemli bir konuma sahiptir ve Türkiye kanalıyla Batı, Ortadoğu, Kafkasya ve Güney Asya bölgelerini birbirine bağlayan bir geçiş bölgesidir. Ayrıca petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğu düşünüldüğünde İran’daki gelişmelerin sonucunda, dünyanın dikkatinin bölge üzerine yoğunlaşmaması mümkün değildir. Özellikle Türkiye açısından İran’daki gelişmelere bakılacak olursa durum daha da ciddi bir hal alır. İki ülkenin askeri, coğrafi ve demografik açılardan birbirine denk olması, bölgede iki ülke arasında bir denge sağlamaktadır. Yüzyıllardan beri süre gelen bu denge ile 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Anlaşmasından günümüze Türkiye-İran ilişkileri zaman zaman çekişme ve rekabet içine girse de istikrar göstermektedir.

İran’ın nükleer kapasitesini geliştirmesi durumunda iki ülke arasında uzun süredir varolan bu denge İran lehine bozulabilir. Bu doğrultuda İran bölgede edineceği yeni konum ile gerek devrimden bu yana savunduğu devrim ihracı, gerekse de Kafkaslar ve Orta Asya’da etkin olma girişimleri bölgede var olan sorunları tırmandırabilir. Çünkü nükleer gücünü geliştirmesi durumunda askeri açıdan belli bir üstünlüğe sahip olacak olan İran yönetimi, Türkiye ve Türk Dünyasına yönelik tutum ve politikalarını değiştirebilir.

Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde İran dışpolitikası, ideolojik olmaktan çıkarak pragmatik bir çerçeve ile revize edildi. İran’ın stratejik ortaklarının Rusya, Çin, Ermenistan, gibi Müslüman olmayan ülkeler olduğunu gözönünde bulundurduğumuz zaman da dışpolitikasının ideolojik değil, pragmatik olduğunu görebiliriz. Bu açıdan baktığımızda, İran’ın nükleer güce sahip olmasından sonra ‘olası’ İran-Ermenistan ittifakı, Ermenilerin Türkiye alehindeki iddialarını da uluslararası kamuoyunda kuvvetlendiren bir unsur haline dönüşebilir. Benzer şekilde, Suriye-Türkiye arasında yaşanacak ‘olası’ bir kriz durumunda, İran’ın Suriye ile kuracağı muhtemel bir ittifak da Türkiye’nin stratejik derinliğini etkisiz hale getirebileceğini söyleyebiliriz. İran’ın nükleer programının diğer bir olumsuz yönü de uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi konusunda kötü bir örnek teşkil edeceğidir. Diğer bir deyişle, bu durumun 185 ülkenin taraf olduğu 1968 tarihli “Nükleer Silahların Yayılmasını Önlemeye İlişkin Antlaşma”yı (NPT) deleceğini söyleyebiliriz. Bu doğrultuda dünyada yeni bir silahlanma yarışı ortaya çıkabilir; her ne kadar Kenneth Waltz, “More May Be Better” adlı makalesinde silahlanma yarışıyla dünya istikrarının yeniden mümkün olabileceğini belirtse de her ülke farklı ekonomik ve teknolojik kapasiteye sahip olduğundan devletler güçlü olan karşısında güçlerini birleştirme yoluna gidebilirler. Bu nedenle meydana gelebilecek yeni bir silahlanma yarışı, dünya üzerindeki güç dengesinin sağlanabilmesi için yeni bloklaşmaların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca İran’ın nükleer kulübe katılması durumunda, bu teknolojiye sahip olmak isteyen diğer devletlerin de –Türkiye, Japonya, Güney Kore, Ukrayna, Güney Afrika, Brezilya, Arjantin ve diğerleri- nükleer güç olma çabalarına meşru bir zemin oluşturabilmesidir.

Soğuk Savaş yıllarını ABD’nin sağladığı nükleer şemsiye altında geçiren Türkiye için NATO’nun, nükleer silahlarla donanmış bir İran karşısında çözüm olarak görünmekten uzak oldunu söylemek yanlış olmayacaktır. İran’ın nükleer teknolojiye sahip olması durumunda, Türkiye’de de nükleer silahlara sahip olunması ya da en azından bu yönde bir alt yapının geliştirilmesi yönündeki görüşler yoğunluk kazanabilir. Çünkü Türkiye’nin İran’ın nükleer programına yaklaşımındaki belirleyici etkenlerin iki ülke arasındaki dengeyi korumak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlığa sürüklenmesini önlemek olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin bu durum karşısındaki stratejisinin kuşkusuz ‘İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak’ olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ABD’nin olası İran müdahalesi, İran ile Türkiye’yi karşı karşıya getireceğinden, Türkiye bu yöndeki politikalarını İran ve ABD ilişkilerini dengede tutabilecek bir stratejik öngörü ile belirlemelidir. Çünkü İran’ın nükleer programını askeri araç ve yöntemlerle engellemeye çalışmak programın sürecini uzatabilir; ancak İran’ın iç ve dış desteğini de arttıracak bir gerekçe haline dönüşebilir.

* TASAM Kafkaslar-Orta Asya- Ortadoğu Çalışma Grubu, Stajyer

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2555 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 614
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1919 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1919

Son Eklenenler