Bulgaristan Türklerinin Sorunları

Makale

Bu gün dünya Türklüğünün en güçlü devleti şüphesiz Türkiye Cumhuri-yeti'dir. Bulunduğu coğrafi konum, tarihi miras, ekonomik ve siyasi yapısıyla uygar dünyanın sayılı devletleri arasında yer almaktadır. Bu konumu itibarıy­la Türkiye dost ve düşmanlarının odağı haline gelmiştir. Türkiye'nin yakın çevresinde yaşayan Bulgaristan Türklerinin çeşitli ve ciddi problemleri bulun­maktadır....

Bu gün dünya Türklüğünün en güçlü devleti şüphesiz Türkiye Cumhuri-yeti'dir. Bulunduğu coğrafi konum, tarihi miras, ekonomik ve siyasi yapısıyla uygar dünyanın sayılı devletleri arasında yer almaktadır. Bu konumu itibarıy­la Türkiye dost ve düşmanlarının odağı haline gelmiştir. Türkiye'nin yakın çevresinde yaşayan Bulgaristan Türklerinin çeşitli ve ciddi problemleri bulun­maktadır. Bulgaristan'da Osmanlı İmparatorluğu'nun çekilişinden sonra çok açı günler yaşanmıştır, hatta şu an bile yaşanmaya devam etmektedir. Bulga­ristan Türkleri, tarihi misyonu gereği bu problemlerin çözümünde ve yaşanan acı olayların tekrar edilmemesinde Türkiye'nin yardımlarına muhtaç durum­dalar. Uzun yıllar milli, dini ve kültürel değerlerinden mahrum kalan bu insan­lar geçmişte yaşadıkları acı tecrübeler sonrasında varlıklarını devam ettirebil­mek için büyük fedakârlıklara katlanmışlardır. Bugün Bulgaristan Türklerinin birçok sorunu bulunmaktadır.

Milli Kimlik Sorunu

Bulgaristan Türkleri Berlin Antlaşması'ndan sonra siyasi literatüre girmiş bir kavramdır. Bu tarihten sonra Bulgaristan'daki Türkler, gerek Türk - Bul­gar Antlaşmalarında gerekse Bulgaristan'ın diğer uluslararası antlaşmalarında, burada yaşayan Türkler, "Bulgaristan Türkleri" veya "Bulgaristan Müslüman­ları" adları altında azınlık olarak yer almışlardır. Bu her iki ifadenin de aynı anlamı taşıdığı göz ardı edilmemelidir. Çünkü yüzyılımızın başlarında "Mil­let" kavaramı "Din" ile eşanlamlı olarak kullanılmıştır.

Bulgaristan Hükümetleri tarafından Türklere verilen azınlık haklarının çoğu sadece kâğıt üzerinde kalmıştır. Bulgar Hükümetleri, Türklere azınlık haklarının vermesi bir tarafa, onların varlığını bile kabul etmemiştir. Bulgaris­tan'da yaşayan yüz binlerce Türk, "Müslümanlaşmış Bulgarlar", "Zorla Türk-leştirilmiş Bulgarlar", "Bulgarca Konuşmayan Bulgar" gibi kavramlarla ad­landırılarak milli kimliklerinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bulgaristan ya­salarında yer alan bu asılsız ve gerçeği yansıtmayan kavramları kabul ettirmek için özellikle Komünist Bulgar İdareleri yoğun bir baskı politikası uygulamış­lardır.

Soğuk Savaşın sona ermesi ve sosyalist sitemlerin çökmesi ile 1990 da bu baskı rejimi son bulmuştur. Bulgaristan'da demokratik bir rejimin yerleş­mesi ile birlikte Türkler rahat bir nefes almış, seçme seçilme, Türk isimlerini kullanma, - kısmen de olsa - anadilde eğitim gibi haklar Türklere verilmiştir. Türklere verilen haklar her gün genişletilmiş ve günümüzdeki halini almıştır.

Ancak burada göz ardı edilen veya ettirilmeye çalışılan bir durum söz ko­nusudur. Türklere birçok hak verilirken milli kimlikleri ve milli adları henüz verilmemiştir. Bulgaristan Türkleri Bulgar yasalında Sosyalist Dönemin tanı­mı ile yer almaktadır. Günümüzde Bulgaristan Türkleri, Todor Jivkov'un ya-salaştırdığı gibi, "Dilleri Bulgarca Olmayan Vatandaşlar" olarak Bulgaristan yasalarında yer almaktadır. Bu tanıma girecek birçok halk Bulgaristan'da ya­şamaktadır. Dolayısıyla bu kavram yeterli bir kimlik tanımlaması sunmamak­tadır.

Diğer üstünde durulan kavram ise "Bulgaristan Müslümanları" ifadesi­dir. Bu kavram da Bulgaristan Türklerini ifade etmeye yeterli değildir. Çünkü Bulgaristan'da binlerce Hıristiyan Gagavuz yaşamaktadır. Dolayısıyla bu kav­ramın kabul edilmesi, Anadolu Türkçesine en yakın Türkçeyi konuşan binler­ce öz ve öz Türkü inkâr etmekle eş anlamlı olacaktır.

Bu kavramların yetersizliği anlaşıldığına göre geçerli olan kavram ne ol­malıdır? Şüphesiz ki; "Bulgaristan Türkleri" olmalıdır. Böylece Türkler, Bul­garistan'da Bulgarca konuşmayan diğer halkalardan ayrılacak, Müslüman olan Çingenelerle değil, Pomak ve Gagavuzlarla birleştirilerek kendilerini tam anlamı ile ifade edebileceklerdir. Diğer bir söylemle "Türk her şeyden önce adıyla Türk" olacaktır. Bulgaristan Türklerinin ilk ve en önemli sorunu işte bu­dur.

Gazeteler ve diğer yayın organları, Bulgaristan'da yaşayan Türkleri "Bulgaristan Türkleri" olarak tanıyor ve adlandırıyor olabilir. Fakat uluslara­rası hukukta geçerli olan, yasalar ve resmi belgelerdir. Günümüzde Bulgaris­tan'da yasaları ve resmi belgeleri düzenleyen Hükümetin ortağı, Türklerin temsilcisi olduğu tezini işleyen ve bu sayede bulunduğu makama gelen siyasi bir parti vardır: Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH-DPS). HÖH, bu sorunu çözecek tek kurumdur. Hak ve Özgürlükler Partisi'nin bu gün, 240 sandalyeli Bulgaristan Millet Meclisinde 34 milletvekilliği; Hükümet içinde 3 bakanlığı, 14 bakan yardımcılığı; son yerel seçim sonuçlarına göre de 1 il belediye baş­kanlığı, 34 ilçe belediye başkanı ve 663 belediye meclis üyeliği vardır. Dola­yısıyla, resmi yönetim organlarında bu kadar üst düzeyde yer alınması göz önünde bulundurulduğunda, sorunların çözümünde en yoğun vazifenin bu par­tiye düştüğü daha net görülecektir. Gerekli yasal değişiklikleri ve düzenleme­leri yaparak, haklarını savunduğu Milletine önce adı kazandırmalıdır.

Din Sorunu

Bulgaristan Türklerinin din ve vicdan hürriyetlerinin kısıtlanması, Bul­garistan'ın kuruluşu ile başlamış ve 1944'ten sonra iktidara gelen sosyalist re­jimde hat safhaya ulaşmıştır. Özellikle Jivkov döneminde camiler kapatılmış, din adamları görevinden alınmış, dini eğitim veren kurum ve kuruluşlar orta­dan kaldırılmış, karşı gelenler ise sert bir şekilde cezalandırılmıştır. Bulgaris­tan Türklerinin Türklük şuurunun muhafazasında çok önemli yer tutan İslam dinini ortadan kaldırmaya çalışan totaliter Jivkov idaresi, böylece Türklük şu­urunun temel taşlarından birini yok etmek istemiştir. Ancak Bulgaristan Türk­lerinin çetin kimlik mücadelesi nedeni ile emellerine ulaşamadılar. 1990'dan sonra yukarıda saydığımız bazı problemler çözülmesine rağmen birçoğu da çözüm beklemektedir.

Günümüzde Bulgaristan'da yoğun istek nedeniyle din eğitiminde bir canlanma başlamıştır. Ancak alt yapı yetersizliği yüzünden bu alanda yapılan çalışmaları ve açılan kurumları yeterli saymak mümkün değildir. Bulgaris­tan'da yetiştirilen din adamları eğitimlerini genellikle Suriye gibi Arap ülkele­rinde almaktadırlar. Bu nedenle Türk toplumunun kendine has öğeleri, örf ve adetleri geri planda kalmaktadır. Hâlbuki dini eğitimin bu öğelerle birlikte ve­rilmesi gereklidir. Zira bu bölgede yaşayan insanlar yüzyıllarca çeşitli asimi­lasyon politikaları karşısında varlıklarını sürdürmeleri ve benliklerini koruma­ları bu öğelerle olmuştur.

Sonuç olarak din adamlarının Türkiye'deki yüksek okullarda veya ilahi­yat Fakültelerinde yetiştirilmesi şarttır. Dini eğitim yanında Türkçe eğitim de verilmelidir ki, Türklük şuuru sürekli zinde kalsın. Ayrıca Türkiye'den gönde­rilen din adamları Türk tarihini ve bölge insanlarını çok iyi tanımalıdır. Milli yönü bulunmayan bir eğitimin sakıncaları gelecekte çok büyük olacaktır.

Komünizmin dini yasaklaması nedeni ile dine ve din adamlarına karşı şiddetli bir baskı uygulanmıştır. Din adamı yetiştirecek kurumlar kapatılmış­tır. Böylece aile içi eğitime dönülmüştür. Komünist partinin görevlileri, genel­likle halkın dini problemlerine çözüm aramak yerine komünizmin meşruiyeti­ni halka anlatmak için din adamları adı altında bazı kimseleri görevlendiril­mişlerdir. Bu yolla Türkleri dininden vazgeçirmek ve Türklüklerini unutmala­rını sağlamak hedeflenmiştir. Bunun için de birçok kişi eğitilmiş ve Bulgar is­tihbaratı ile çalışmaya zorlanmıştır.

Geçmişte Balkanlar'da dini idarelerin başında bulunan din adamları, bu yolla yetiştirilmişlerdir. Din eğitimi alanında yeterli kaynak da bulunmamak­tadır. Geçmişte dini eğitimi destekleyen ve besleyen vakıfların da çoğu kapa­tılmış, yıkılmış, yok edilmiştir. Ayakta kalanları yaşatmak için gerekli olan halk desteği de organize edilememekte ve arzulanan verimlilik sağlanama­maktadır. Bu gün din görevlilerinin maaşları bile ödenmemektedir. Halen hal­kın desteği ve vakıf gelirleri ile görevlerine devam etmektedirler.

Camilerin büyük bir kısmı yıkılmış veya amaçları dışında kullanılmakta­dır. 1990 sonrasında bu konuda büyük boşluk olduğu ortaya çıkmıştır. l990'dan günümüze kadar çok şeyler değişmiştir. Yine de burada yaşayan halk dini ihtiyaçlarını güçlükle karşılayabilmektedirler. Bununla birlikte Bulgaris­tan'ın her yerinde her geçen gün camilerin sayısı artmaktadır. Özellikle Suudi­lerin yardımları ile yapılan ve Türk kültüründen uzak olan bu camiler gelecek­te Türk insanında farklı bir düşünce yapısının oluşmasına neden olacaktır.

Ancak, nitelikli görevlilerin gelişmesi ve Bulgaristan'ın şartlarına uygun ve bilinçlendirici faaliyette bulunmaları cami sayısındaki artıştan daha önem­lidir. Bu nedenle yetiştirilen din adamlarını hem Bulgaristan'ın etnik yapısını hem de Balkanlar'da oynanan siyasi oyunları çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Yoksa Bulgaristan'daki Türklerin parçalanması için yapılan faaliyetlerin önü­ne geçilmesi zorlaşacaktır. Özellikle Pomak- Türk ayrımına çok dikkat edil­mesi gerekir. Pomak Türklerinin Türkçe eğitimi konusuna ciddiyetle eğilmeli ve gerekli kaynaklar bulunmalıdır.

Eğitim Sorunu

Bulgaristan'da Türk Eğitiminin tarihsel süreci incelendiğinde bunun te­melleri Osmanlı Dönemine kadar gitmektedir. Bu dönemde Bulgaristan'daki eğitim-öğrenim düzeyi İstanbul'dan sonra İmparatorluktaki en üst seviyeye ulaşmıştır. Bundan sonraki dönemlerde tüm baskılara rağmen azala azala da olsa Sosyalist Döneme kadar varlığını sürdürmüştür. Sosyalist İktidarla birlik­te Bulgaristan'daki Türk eğitimi iyice bitirilme noktasına getirilmiş ve son ve­rilmiştir. Ancak sosyalist rejimin yıkılması ile birlikte eğitim alanında da ma­alesef beklenen gelişme kaydedilememiştir. Günümüzdeki dönemle birçok an­lamada benzerlik göstermesine rağmen, kesinlikle özgürlüklerin günümüzden fazla olmadığı A. Stamboliyki İktidarı (1919-1923) dönemindeki Türk Eğiti­mine göz atıp, daha sonar günümüzü değerlendirmek istiyorum.

1921-1922 Eğitim Öğretim yılında Bulgaristan'da 1.673 ilkokul, 39 or­taokul, 2.013 Türk öğretmen ve 60.481 Türk öğrenci vardı. Yani Türk çocuk­ları kendi dillerine örf ve adetlerine göre yetişmişlerdir. Bu esaslara göre yeti­şen Türk öğrenciler Bulgaristan'da "Türk Milli Kimliği"nin korunmasını sağ­lamışlardır. Hatta bunu bir adım daha ileri götürerek Bulgaristan Türklerinin aydınlanmasını da sağlamışlardır.

Bulgaristan'daki Türk Eğitiminin günümüzdeki durumuna göz atacak olursak durum son derce vahimdir. Türk okullarını, Türk öğretmenlerini bir ta­rafa bırakın Türkçe Dersi bile yok denilebilir. Belki tam anlamı ile yok değil; ama aldatmacadan ve göz boyamadan ileri gidebilecek bir durum söz konusu değildir.

Bulgaristan Anayasasına göre azınlıkların ana dilde eğitim görme hakkı vardır. Fakat yasanın uygulanma şekli tam anlamı ile bir aldatmacadan ibaret­tir. Yürürlüğe göre, Bulgaristan'da okuyan her öğrenci okuluna şahsi müraca­atta bulanarak müfredat dışı anadilini öğrenebilir. Buradaki can alıcı olan nok­ta, anadilde yani Türkçe eğitimin müfredat dışı tutulması ve ders saatlerinin dışında bırakılmasıdır. Öğrenci psikolojisi ile düşünüldüğünde çoğu öğrenci okulda bir saat fazla kalmak istemeyecektir. Böylece dolaylı bir şeklide de ol­sa Türkçe eğitimin önüne geçilmiş olunacaktır.

Türkçe eğitimin önündeki diğer bir gizli engel ise, anadil eğitiminin "seç­meli yabancı dil eğitimi" olarak alınabilmesine dair yönetmeliktir. Bu durum­da Türk çocuklarının kendi dillerini yabancı dil olarak öğrenmeleri istenmek­tedir. Ayrıca Türkçe dili dersinin karşısına İngilizce, Almanca gibi kullanırlılı-ğı fazla olan Avrupa dilleri konularak Türk çocukları bir tercih karmaşasına sokulmaktadır.

Bunların yansıra, Bulgaristan makamları "gerekli talep yok, yeterli sayı­da personel yok" diyerek Türkçe eğitimi dolaylı olarak engellemeye çalışmak­tadır. Bulgaristan'da en son Türkçe ders kitaplarının 1992 yılında basılmış ol­ması bunun kanıtı durumundadır.

Bulgaristan'da Türk eğitiminin diğer ciddi bir sorunu ülkede Türk adıyla açılan cemaat eksenli okulların faaliyet göstermesidir. Buna paralel olarak özellikle bazı Arap ülkelerinin Türk öğrencilere yönelik propaganda faaliyet­leri ile Türklük gurur ve şuurundan uzak gençlerin yetişmesi amaçlanmakta­dır. Türk eğitiminin ve öğrencilerinin karşı karşıya kaldığı önemli bir tehlike­dir bu. Özellikle yüksek öğrenim gören öğrenciler için bu durum daha ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Bulgaristan'da Türk eğitim - öğretiminin sorunlarını çözmek öncelikle tabi ki Bulgaristan'da Türklerin temsilcisi olduğunu iddia eden ve hükmet or­tağı olan Hak ve Özgürlükler Partisi'nin görevidir. Ancak bu, bir siyasi parti­nin tek başına çözebileceği bir sorundan daha büyük ve fedakârlık isteyen bir problemdir.

Bundan sonraki süreçte bütün kurum ve kuruluşlara görevler düşmekte­dir. Ülkemizde bulunan Bulgaristan Türklerine yönelik onlarca dernek bulun­maktadır. Bu dernekler de sorunun çözümüne yardımcı olmalıdır. Bu dernekle­rin birçoğunun Bulgaristan'da bağlantıları mevcuttur. Bu bağlantılar kullanıla­rak Türkçe eğitim teşvik edilmelidir. Hatta bu dernekler vasıtası ile geçmişte mevcut olduğu gibi kendi nüfus bölgelerinde Okuma Yurtları oluşturabilirler.

Ülkemizdeki bu Okuma Yurtları, Bulgaristan Türkleri arsında Türkçe eğitimi yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuştur. Bu amaçla Türkiye'den gazete ve dergiler getirerek Türk gençlerine sunmuşlar ve bu konuda toplantılar dü­zenlemişlerdir. Eğitim kuruluşları ile koordineli bir çalışma yürütülerek Bul­garistan'da Türkçe eğitim-öğretim yapacak eğitim kurumalarının kurulmasına yardımcı olabilirler.

Bununla birlikte yine vakıf ve kuruluşlar öncülüğünde Bulgaristan'dan Türkiye'ye Türklük gurur ve şuuruna sahip öğrenciler getirilebilir ve bunların eğitim ve öğrenimi ülkemizde gerçekleştirilebilir. Ülkemizde yetiştirilecek olan bu aydın gençler vasıtası ile Bulgaristan Türklerinin yeniden aydınlanma­sına ve milli bilincin korunmasına yönelik faaliyetler yapılabilir.

Bulgaristan'da 41 üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerin 11 tanesi YÖK tarafından tanınmaktadır. Bu üniversitelerden çoğunda aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 5.000'in üzerinde öğrenci öğrenim gör­mektedir. Bu olumlu bir gelişme gibi görünmektedir. Ancak bu gençlerimizin çoğu maalesef Türk Milli Kimliğinden uzaktırlar. Geçmişte ülkemizde gerçek­leştirilen "Türk Talebe Birliği" gibi örgütlenmeler oluşturularak Türk öğrenci­lerin milli kimliklerini koruyacak ve geliştirecek çalışmalar yapılmalıdır.

Çalışmamızın başında var olma mücadelesinin bir safhası olarak siyasal egemenliği ve daha önemli bir safhası olarak ise kültürel gelişmeyi göstermiş­tik. Kültürel gelişmenin temeli şüphesiz eğitim ve öğretimdir. Eğer Bulgaris­tan Türklerinin var olma mücadelesinin başarıya ulaşmasını istiyor veya Bul­garistan Türklerini, Avrupa Hunları, Peçenekler, Kumanlar gibi sadece tarih kitaplarından okumak istemiyorsak Bulgaristan'da kültürün temeli olan eğitim ve öğretimi geliştirmek zorundayız.

Siyasal Bölünmüşlük

Bulgaristan'da Türkler, önceleri Hak ve Özgürlükler Partisi altında de­vam ettirdikleri mücadelelerini şahsi anlaşmazlıklar ve ihtiraslar yüzünden partiden ayrılıp birçok siyasi parti kurmuşlar ve bu partiler aracılığı ile siyaset yapmaya çalışmaktadırlar. Farklı bir fikir yoktur: Hepsi ilk amaçlarının Türk­lerin haklarını savunmak olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bunda ne kadar başarılı oldukları ayrı bir tartışma konusudur.

Çok partililik veya siyasal çeşitlilik demokrasinin vazgeçilmezidir. Nor­mal şartlar altında bu kaçınılmazdır. Ancak Bulgaristan'daki durum normal bir durum değildir. Oradaki bir azınlık sorunudur. Dolayısı ile çok partililik ve si­yasal çeşitlilik normal toplumlarda ne kadar olumlu ise, azınlıklar içinde o ka­dar olumsuzdur. Bu durum Bulgaristan'da Türk azınlığın mücadelesinin zayıf­lamasına, parçalanmasına, hatta bundan daha vahim sonuçlarla karşılaşılması-na neden olabilir.

Bulgaristan Türklerinin siyasal bölünmüşlüklerinin nedenleri sadece bu-narla sınırlı değildir. Fakat çözülmesi öncelikli olan ve çözümsüzlüğünün bedellerinin ağır olacağı sorunlar bunlardır. Bu sorunların çözümü nasıl sağlana­bilir; Öncelikle Bulgaristan Türkleri arasındaki çok partililik sorunu ortadan kaldırılmalıdır. Sayısı nerdeyse 4-5'i bulan Türk partileri ortak paydada birleş­melidir.

Sözlerim yanlış anlaşılmasın! "Sadece bir parti olmalıdır; bu da Hak ve Özgürlükler Partisi olmalıdır" demiyorum. Hak ve Özgürlüklerin karşısında mutlaka bir başka Türk partisi olmalıdır ki; diğeri daha kontrollü hareket et­sin. Bölünmüşlük burada da kendini göstermekte, muhalif olarak 3-4 parti boy göstermekte, dolayısı ile Hak ve Özgürlükler Partisi karşısında bunlar bir güç teşkil edememektedir.

Bu parti Türklerin partisi olmaktan uzaklaşıyor ve Türklerin sorunlarına çözüm üretemiyorsa, bunun çözümü, Türk kimliğinin bilincinde ve Türklerin sorunlarına sahip çıkacak bir siyasi organizasyon oluşturmak ve diğer partile­ri bu organizasyonda birleştirmek olmalıdır. Bulgaristan Türklerinin bölün­müşlüğün en önemli faktörlünün Hak ve Özgürlükler Partisinin yanlış politi­kaları olduğunu söylemiştik. Bu partinin icraatları ve söylemleri, partinin bir kavram kargaşası yaşadığını göstermektedir. Parti üst kurulları bir an önce bir karar vermelidir: Hak ve Özgürlükler Partisi bir Türk partisi midir, yoksa Türk - Bulgar ayrımı yapmayan Bulgaristan'daki herhangi bir siyasi parti midir? Parti, bir taraftan Türklerin partisi olduğunu iddia ederken, bir taraftan da Türkler ile ilgili sorunlara eğilen partilileri görevden uzaklaştırmaktadır.

Hak ve Özgürlükler Partisi 2005 seçimlerinde Türkiye'den 60 bin oy al­mıştır. Yine Türkiye'deki derneklerin organizasyonu ile Bulgaristan'a oy kul­lanmak için binlerce Türk götürülmüştür. Hak ve Özgürlükler Partisi'nin tari­hi başarısını sağlayan gelişme bu şekilde sağlanmıştır. Bu partiye bu başarıyı sağlayan unsurların, partinin safını da belirlemeye hakkı vardır. Böylece bu parti muhaliflerinin oluşmasının bahanesi ortadan kaldırılmalı ve bölünmenin önüne geçilmelidir. Bu gerçekleştirilemiyorsa Milli bilinç sahibi ve Türk hak­larını savunacak yeni bir organizasyon desteklenmeli ve Türklerin bu organi­zasyon bünyesinde bütünleşmesi sağlanmalıdır.

Bulgaristan'daki Türklerin siyasi bölünmüşlük sorununu çözmek için ya­pılacak en önemli çalışma, - diğer bütün sorunların çözümü için de gerekli olan - Milli Bilincin sağlanması ve Türk aydınlanmasının geliştirilmesidir. Böylece, siyasi rant ve şahsi çıkarlar peşinde değil, Türklerin sorunlarının çö­zümünün peşinde koşan bir Türk Siyasal Eliti gelişecek ve bu elit önderliğin­de siyasi bölünmüşlük sorunu çözüme kavuşacaktır.

Vakıf Malları Sorunu

Vakıf malları Bulgaristan'da çok olmasına rağmen tam tespiti yapılmış değildir. Mevcut olan vakıf mallarının bir kısmı bazı şahıslar tarafından satıl­mış veya peşkeş çekilmiştir. Kiraya verilen malların gelirleri ise menfaat odaklarına gitmektedir. Bunların tespiti ve Türk Ulusuna kazandırılması ge­rekmektedir. Bulgaristan'daki vakıf mallarının büyük bir çoğunlu ise hala el­de edilememiştir. Bir kısmı ile ilgili davalar açılmış olmasına rağmen davalar kasten uzatılmakta ve Bulgaristan idaresi de vakıf mallarını vermemek için di­renmektedir. HÖH de bu konuda gerekli olan adımları atmamaktadır. Oysa ki­liselerin vakıf malları ile ilgili konular tamamen halledilmiş durumdadır. Bu nedenle Bulgaristan'da bir dernek kurulmalı veya merkez oluşturulmalı ve bu vakıf malları ile ilgili tüm sorunların çözümü için dernek veya merkez faali­yette bulunmalıdır. Bulgaristan'da bulunan tüm vakıflar buradan yönetilmeli­dir. Davalar ve idari işlemler bu dernek veya merkez tarafından takip edilme­li ve sonuçlandırılmalıdır. Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine baş­vurulmalıdır. Diğer yandan Bulgaristan'da bulunan bütün Türk İslam tarihi eserlerinin envanterinin çıkarılması için dernek/merkez tarafından çalışmalar yapılmalıdır.

İşsizlik ve Bilgisizlik Sorunu

Bulgaristan'da işsizliğin en çok hissedildiği bölgeler genellikle Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir. İstatistiklere göre işsizlik bakımından Romanlardan sonra Türkler ikinci sırada bulunmaktadır. Bu durum gelirlere de yansımaktadır. Gayri Safi Milli Hâsıladan en az payı Roman kardeşlerimiz, sonra da Türkler almaktadır. Türkler genellikle tarım sektöründe istihdam edil­mektedirler. 1990'dan sonra tarım sektörünün tamamen dağılması ile sektörde çalışanların gelirlerinde de büyük bir çöküş yaşanmıştır. Bulgaristan'ın AB'ye girmiş olmasına rağmen sektör halen kendini toparlayamamıştır.

Bulgaristan'da yaşayan Türk nüfusunun büyük bir kısmı tarım kesimin­de çalışmaktadır. Ancak topraklarından yeterli verimi alamadığı gibi yeterli geliri de elde edememektedir. Bu nedenle kooperatiflerin kurularak verimin arttırılması ve ürünün de en iyi fiyata satılması gerekir. Ancak bu konularda bilgili olmadıklarından kooperatifleşme de yok denecek kadar zayıftır. Diğer yanda AB fonları konusunda da Bulgaristan Türkleri bilgisizdirler. Bu fonla­rın hangi sektörlere ayrıldığı ve nasıl yararlanılacağı konusunda bilgilendiril­meleri şarttır. Bu nedenle her kesimde bilgilendirme seminerleri veya çalışma­ları yapılması gerekmektedir.

Pomak Türkleri Sorunu

Türklüğün muhafazası meselesinin diğer önemli bir yönü olarak incele­memiz gereken Pomaklar meselesidir. Pomaklar, Balkanlar'ın güneyinde ve yoğun olarak Rodop Dağları ile Pirin Bölgesinde yaşayan genel çoğunluğu İs­lam dinine mensup bir topluluktur. Bulgaristan başta olmak üzere, Yunanistan ve Makedonya'da yaşayan Pomakların 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra önemli bir kısmının Trakya ve Anadolu'ya göç ederek yerleştikleri bi­linmektedir.

Günümüzde Bulgaristan'da bir milyon nüfusa sahip oldukları tahmin edilen Pomaklar Ukraynaca, Türkçe ve Bulgarca karışımı bir dilde konuşmak­tadır. Pomakların kendilerini Türk olarak kabul ettiği bir gerçektir. Ancak Bul­garlar Slav ağırlıklı bir dil konuştuklarından dolayı Pomak Türklerini Bulgar olarak nitelendirmektedir. Yunanistan ise bu topluluğu "en saf Yunan ırkı" ola­rak nitelendiriyor. Her iki taraf da, Pomakların Osmanlı İmparatorluğu döne­minde zorla Müslümanlaştırıldrklarını vurgulamaktadır.

Bir türlü Pomak Türklerinin kimliklerini kabullenemeyen Bulgar iktidar­ları geniş çaplı asimilasyon politikaları uygulamıştır. Bulgarların Pomak Türk­lerini asimile etme politikaları çeşitli yöntemlerle günümüze kadar sürmüş ve devam etmektedir. Geçmişte asimilasyonu sağlamak için çeşitli kaba yöntem­ler ve zorla göç ettirme politikaları uygulanırken günümüzde genellikle propa­ganda ve misyoner faaliyetleri ağırlık kazanmıştır. Yeni olarak değerlendirile­bilecek bir gelişme ise Arapların Pomak Türklerine Vahabilik konusundaki propaganda çalışmalarıdır.

Artık kabullenilmelidir ki Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan'ın sahip­lenmekten hiçbir şekilde vazgeçmediği Pomak Türklerine sahip çıkmakta geç kalmak üzeredir. Pomak Türklerinin Türkçe eğitim verilmesi, ortak bir tarih bilincine ulaşmalarının sağlanması, Türklük şuurunun kazandırılması ve bun­larla ilgili çeşitli yayınların yapılması gerekmektedir. Planlı bir çalışma ile Po­mak Türklerini tamamen kazanmak mümkündür. Pomaklara yönelik Türkçe eğitim kapsamında, Bulgaristan'ın muhtelif yerlerinde, Pomak Türklerinin ya­şadıkları bölgelerde Türkçe kurslar açılmalıdır. İlk aşamada en azından birisi güneyde birisi kuzeyde pilot bölgeler oluşturularak Türkçe kurslara başlanma­lıdır. Aşama aşama kurslar bütün Bulgaristan'a yayılmalıdır. Bu halkın Türk­çe kurslarına rağbet gösterileceğinden eminiz. Yaz tatillerinde de kursu başarı ile bitirenleri Türkiye'ye 10 - 15 günlük kampa getirilmeli ve Anıtkabir'den başlayarak Topkapı Sarayı, Çanakkale, Konya Mevlana, Bursa'ya geziler de yapılmalıdır. Bu geziler, diğer Balkan ülkelerinden gelen gruplar ile veya Tür­kiye'den gruplar ile ortaklaşa bütünleştirilebilir.

Sonuç

Bulgaristan Türkleri için madalyonun iki yüzü vardır. Madalyonun ön yüzü güllük gülistanlıktır, her şey yolundadır. Ancak madalyonun arak yüzün­de durum, ön yüzün aksine içler acısıdır. Bu madalyonu bir metal gibi düşü­nürsek, metaldeki paslanma küçük bir yerden başlar ve zamanla önlem alın­mazsa bütün nesneyi sarar, böylece nesne zamanla kullanılmaz hale gelir ve yok olur. Maalesef Bulgaristan'daki Türkler için madalyonun arka yüzü pas­lanmaya başlamıştır. Eğer gerekli önlemler alınmazsa bu pas ön yüzü de sara­cak ve yok edecektir.

Türklerin Bulgarlar içindeki ilk asimilasyonunu günümüzden 1500 yıl önce yaşamış, Bulgar (Onogur) Türkleri Slav Bulgarları haline dönüşmüşler­dir. Eğer tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak vakit varken çözümler üretme­liyiz. Bulgaristan Türklerinin bütün sorunlarının temelinde Milli Bilinç yok­sunluğu yatmaktadır. Bu da ancak başta eğitim olmak üzere yukarıda saydığı­mız diğer sorunların çözümü ile mümkün olacaktır.

Sorunlar gerçekçi olarak tespit edilmeli ve başkaların çözüm getirmesi beklenmelidir. Çünkü Avrupa Birliği ve Avrupa, İnsan Haklarını, söz konusu Türkler olunca amaç olara değil Araç olara kullanmaktadır. Batı Trakya, Kıb­rıs ve Bosna bunun en güzel örneğidir. Buralarda hangi soruna hangi çözüm getirilmiştir? Avrupa'nın İnsan Haklarını amaç değil araç olarak kullandığına başka bir örnek daha vermek gerekirse Türkiye örneği yetecektir.

Türk'ün sorununa Türk'ten başaksının çözüm aradığını tarih henüz yaz­mamıştır. Türk'ün sorununu sadece Türk tarafından çözüleceği artık anlaşıl­mıştır. Bulgaristan'da, Doğu Türkistan'da, Batı Trakya'da, Kuzey Irak'ta, Türk Dünyasının herhangi bir köşesindeki Bir Türk için gözyaşı dökecek ve çözüm üretecek olanlar, Bulgarlar veya Türküm diyemeyenler değil, "Türk gi­bi Düşünen Türk Gibi Yaşayan Türkler" olacaktır.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...