Doç. Dr. Bülent Aras TASAM Bahar Konferansları kapsamında 25 Mart 2006 Cumartesi günü TASAM konferans salonunda "
Doç. Dr. Bülent Aras’ın konferansta değindiği diğer önemli noktalar şunlar;
1900’lü yıllarda dünya iki büyük savaş gördü. Bu savaşlar Avrupalı devlet arasında yaşandıysa da Avrupa kıtası dışındaki devletler bizzat savaşa taraf olan ülkeler kadar zarar gördüler.
Günümüz ABD idarecileri geleneklerinden ayrılmaktadırlar. Daha önceleri daha idealist bir strateji izleyen ve savaşlardan uzak duran ülke artık savaşlara müdahil olmaya başlamıştır. Bu değişimde yine Avrupalı siyaset bilimcilerin ve felsefecilerin büyük etkisi olmuştur. Soğuk Savaş öncesinde ABD dünyadan izole halde idi ve uzaktaki sorunlara fazla karışmamakta idi. Soğuk Savaş ile kendine bir düşman tanımlayıp o düşman üzerinden politika üretmeye başlamıştır.
Mevcut durumda şüpheler olmasına karşılık uluslararası hukuka göre İran ile ilgili net bir hüküm veremiyoruz. Bu durum İran’ın nükleer silah üretme isteğinde olmadığını ispatlamaya yetmiyor. Ancak İran’a yönelik tavır belirli bir ön kabulün dayatılması şeklinde. Bu durumda İran’ın silah üretip üretmemesi değil, dünyanın yeni bölünmesinde kuvvetli bir düşman olarak ortaya çıkması önemli hale geliyor. Durum kendi gerçekliğinde çıktığı için İran’a karşı muhtemel silah üretmeye kayması durumunda nasıl bir yolla karşı çıkılacağı karmaşası da ortaya çıkmakta.
ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin bir amacı da şu olabilir: düşmanın yönelttiği tehdit dostları bir arada tutar. ABD, dünyada prestij kaybetmekte olduğu için Avrupa’nın büyük güçlerini yanında tutmak için İran kartını oynamaktadır.
Bugün dünyada benim savaş alanı ve barış alanı diye tanımladığım iki bölüm vardır. Barış alanında refah seviyeleri yüksek ve halkı barış içinde yaşayan güçlü ülkeler varken savaş alanında güçlü devletlerin kendi çıkarları için savaşlar, çatışmalar ve istikrarsızlar oluşturduğu zayıf, az gelişmiş ve güvensiz ülkeler vardır. Savaş alanında ise kontrollü bir istikrarsızlık hakimken tansiyon sürekli kontrol altında tutulmaktadır ve gerilimin kontrolden çıkacak şekilde yükselmesine engel olunmaktadır.
Bu dünya düzeni ABD’nin işine yaradığı için George W. Bush sonrasında iktidara gelen yeni idareciler de İran’a ve Ortadoğu’ya yönelik ABD politikası fazla değişmeyecektir.
Günümüz savaşlarını Müslüman karşıtlığı ve Haçlı seferi olarak görmek yanlıştır. Vestfalya sonrası oluşan Avrupalı ulus devletler politikalarını belirlerken dinin etkin rol oynamasına izin vermemişlerdir.
Hatemi döneminde İran, bir yandan nükleer enerji programına devam ederken diğer yandan da medeniyetler arası diyalog projesini sürdürerek zaman kazanmaktaydı. Ancak Ahmedinejad ile daha radikal ve pragmatik bir politika izlenmesi İran’ın nükleer enerji sorununu daha fazla gündemde tutmaktadır.