Alt Katta Yangın Üst Katta Düğün

Açılış Konuşması

Çok değerli Uganda Millî Güvenlik Bakanı, dost ve kardeş Polonya’nın çok değerli Genelkurmay Başkanı, Pakistan’ın çok değerli Savunma Bakan Yardımcısı, Somali’nin...

Çok değerli Uganda Millî Güvenlik Bakanı, dost ve kardeş Polonya’nın çok değerli Genelkurmay Başkanı, Pakistan’ın çok değerli Savunma Bakan Yardımcısı, Somali’nin çok değerli İç Güvenlik Bakan Yardımcısı, TASAM Millî Güvenlik ve Savunma Enstitüsü Yüksek İstişare Kurulu Üyeleri, çok değerli TASAM Başkan Yardımcıları, büyükelçiler, ulusal Kurumlarımızdan, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekrterliğinden, Türk Silahlı Kuvvetlerinden katılan başta İl Jandarma Komutanımız olmak üzere çok değerli Komutanlarımız ve hanımefendiler, beyefendiler öncelikle teşrifiniz için teşekkürlerimi iletiyorum.

Şüphesiz bu Konferans’ın ikinci defa gerçekleştirilmesine katkı sunan bütün kurumlara, kişilere ve Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü’nün çok değerli Eş-Direktörü Tolga SAKMAN Bey’in yönetiminde süreci bugüne getiren ekibe ve bütün yönetimimize içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Bugün Kurum Başkanı sıfatıyla ne yapacağız, ne için yapacağız, nasıl yapacağız noktasında bir giriş yapmaya çalışacağım. Dolayısıyla öncelikle bu yılki Konferans’ın temel başlıklarıyla sözlerime başlamak istiyorum. Bizim bu yıl için belirlediğimiz ana tema ‘Devlet Doğasının Değişimi ve Güvenliğin Sınırları’’ oldu. Son birkaç yıldır özellikle Türkiye’de ve yaptığımız uluslararası toplantılarda ‘’Devlet Doğasının Değişimi’’ ve sürece uyum sağlamadaki kurumsal altyapı eksikliklerini tartışmaya açmaya çalıştık. Fakat çok önemli bir mesafe kat ettiğimizi söylememiz mümkün değil. Çünkü zihniyet ve yapısal dönüşüm çok zaman, emek ve kaynak gerektiriyor. Fakat dünyanın hızı bizim ihtiyaç duyduğumuz bu zamana izin vermiyor. Dolayısıyla çevremizden başlayarak devlet doğasının değişimine ayak uyduramayan ülkelerin de çok çeşitli şekilde savrulduğunu ve ciddi istikrarsızlıklarla karşı karşıya geldiğini hep birlikte görüyoruz.

İçinde yaşadığımız dünya üç temel parametreyle şekilleniyor. Bunlar sıklıkla ifade ettiğimiz gibi Doğu ve Batı arasındaki temel rekabet parametreleri; ‘’mikro-milliyetçilik’’, ‘’entegrasyon’’, ‘’öngörülemezlik’’ olarak bütün dünyayı şekillendiriyor. Bu şekillendirmenin de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla başlayan süreçte mikro-milliyetçiliğin mümkün olan en az acı süreçle Sovyetlerin dağılmış olması, müteakiben Yugoslavya’nın 8 parçaya dağılmış olması, yine devamında Sudan’ın bölünmüş olması ve buraya kadar çok az kayıpla ve barışçıl şekilde sağlanan bu bölünmelerin Arap Baharı ile birlikte daha yıkıcı ve daha yıpratıcı bir sürece dönüştüğünü hep birlikte görüyoruz.

Özellikle Türkiye’nin de merkezinde bulunduğu bölgenin mikro-milliyetçilik açısından taşıdığı riskleri çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Bu mikro-milliyetçilik konusu; sadece etnik kökene dayanan bir tanımdan ziyade, çatışma potansiyeli taşıyan bütün farklılıkları kapsıyor. Dolayısıyla mikro-milliyetçilik kavramının en gelişmiş ülkelerden üçüncü dünya ülkelerine kadar yayılan perspektifte çok ciddi bir risk olarak önümüzdeki 10 yılı şekillendireceği gözüküyor. Önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde 400 ila 2.000 üyeli bir uluslararası sistemin oluşacağı yönünde oldukça sağlam verilere dayanan senaryolar olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bu anlamda her ülkenin kendi riskini doğru analiz etmesi ve bunu önleyecek alt yapıyı geliştirmesinin önemine dikkat çekiyorum.

Temel başlıkları izninizle tekrarlamak istiyorum. Burada ‘’Devlet Doğasının Değişimi ve Güvenliğin Sınırlarını’’ konuşurken bununla birlikte “beklenti yönetimini“ ve beklenti yönetimine bağlı “güvenlik“ konusunu öne çıkarıyoruz. Devlet doğasının değişimine uyum sağlamak zorunda olduğunu düşünen bütün ülkelerin geçirmek zorunda oldukları “güvenlik ve savunma reformuna“ dikkat çekiyoruz. Diğer alt başlıklarda da “sınır güvenliği“, “şehir güvenliği“, “insan güvenliği“, “gıda güvenliği“ gibi temel alanlarda geçirilmesi gereken “evrime“ dikkat çekeceğiz. Buradaki tartışmalar ve ortaya çıkacak çıktılar da bu başlıklara hizmet edecek ve karar alıcılar için, ülke kamuoyları için çeşitli seviyelerde bilgi üretmiş olacak.

Yine “bölgesel çatışmalar“, “güvenliğin yönetimi“, “stratejiler ve oyuncular“, “yeni güvenlik teknolojileri“ ve özellikle savunma alanında da yaşanmaya başlanan “otonom silahlar“ meselesi ve bunun “etik ve ahlaki boyutları“, “enerji güvenliği“, “enformatik güvenlik“, “siber güvenlik“ gibi yeni temel alanları da bu önümüzdeki iki gün içerisinde hep birlikte tartışacağız.

Ayrıca yapılacak olan özel çalıştaylarda da “Türkiye’nin Mega Savunma Projeleri“ ile ilgili bir çalıştay yapacağız. Bunun yanı sıra Türkiye’nin ihtiyacı olan “güvenlik-savunma reformu“ ile ilgili temel başlıklarda çalıştaylar yapılacak. Bir de “siyasal iletişim“ ile ilgili bir çalıştay var. Bu çalıştay da Türkiye’nin Dünya’daki imajı konusunda olumlu ve olumsuz görüşlerin değerlendirileceği, duayen isimlerin katıldığı bir toplantı olacak. Önümüzdeki iki gün içerisinde dört salonda yaklaşık 30 oturumla bu konuları tartışmaya devam edeceğiz.

Bütün bu tartışmalar bizim bundan sonra ifade edeceğimiz dünyaya uyum sağlamak için. Başta biraz bahsettim. ‘’mikro-milliyetçilik’’, ‘’entegrasyon’’ ve ‘’öngörülemezlik’’ üzerinden gelişen dünya sistemine bizim kurumsal altyapılarımızın, ülkelerimizin nasıl uyum sağlayacağı noktasında hep birlikte egzersiz yapacağız.

Şüphesiz “mikro-milliyetçilik“, yüzyılı belirleyen temel unsurlardan birisi ve önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde temel belirleyiciliğe oynayacağı gözüküyor. Uluslararası sistemin çalıştığı dönemlerde bu tür gelişmelerin biraz yavaş olduğunu ama sistemde yaşanacak herhangi bir tıkanma anında da, mesela SSCB’nin bir gecede dağılması gibi, bu tür süreçlerin kontrolden çıkıp, çok hızlı bir şekilde bölgeleri etkileyeceğini söyleyebiliriz. Örneğin; yine bizim dost ve kardeş ülke Endonezya’da yakın zamanda bulundum; 520 bölge, 17.508 ada, 2.500 farklı dil konuşulan bir ülkedeydik. Dolayısıyla öyle bir şey olmasını asla ümit etmiyoruz ama Endonezya gibi ülkelerin herhangi bir travma anında kaça bölünecekleri konusunda öngörüde bulunmanın oldukça zor olduğunu belirtmek için Endonezya örneğini veriyorum.



Dünyanın geri kalanında da; Batı’da refah ve standartların sürdürülmesi riski ile Doğu’da ve Güney’de farklı temel makro risklerden beslenen süreçlerin mikro-milliyetçilik ile ilgili riskleri tetikleyebileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Çünkü mevcut zamanın akışı aldatıcı olabiliyor.

İkincisi ‘’entegrasyon’’. Avrupa Birliğini model alan bütün dünyada çok ciddi entegrasyon çalışmaları var. Bütün dünya belli lider ülkelerin öncülüğünde bölgesel entegrasyonlara gidiyor. Fakat Avrupa Birliği süreci ve tecrübesinin bütün dünyaya öğrettiği tek şey entegrasyonun bu kadar sıkı olmaması gerektiğidir. Çünkü Avrupa Birliğinin geldiği nokta “başarıda başarısızlık“. Avrupa Birliğinden daha esnek organizasyonların süreç içerisinde daha da güçleneceğini ve önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde belki de uluslararası tek sistemin başarılmaya çalışılacağını öngörmemiz gerekiyor.

Diğer bir parametremiz ise ‘’öngörülemezlik’’. O da artık hayatın her alanının bir kriz yönetimi ile yönetilmesi gerektiği noktasında şekilleniyor.

Bir de Doğu ile Batı olarak tasnif edemeyeceğimiz ama bütün dünyayı etkileyen temel meydan okumalar var. Dolayısıyla bunları da göz önünde bulundurarak “devlet doğasındaki değişimi“ ve “güvenliğin sınırlarını“ doğru tespit edebiliriz. Çünkü genelde detay tartışmaları çok yapıyoruz ama büyük fotoğrafa göre konumlanma noktasında eksiklerimiz olabiliyor. Hatırladığım kadarıyla geçen yıl gerçekleştirdiğimiz Konferans’ın ilk sonuç deklarasyonu maddesi buydu. Dünyadaki “üretim-tüketim-büyüme“ formülünün sürdürülemezliği ve bu mevcut formülün de en önemli güvenlik tehdidi olduğu gerçeği. Çünkü sürekli üretmek - sürekli tüketmek, bu şekilde büyümek zorunda olan bir dünya sistemi, hem devletlerin gayrisafi millî hasıla büyüklükleri hem şirketlerin büyüklükleri, aile gelirleri dikkate alındığında, her ölçekte bu üretim-tüketim formülünün sürdürülemezliği ortadadır.

Dünyanın kendini yenileme hızı 100 kabul ediliyor ama tüketim hızı ise 120. Bu aradaki fazlalık uzun yüzyıllar boyunca milyonlarca yıl birikmiş olan kaynakların tüketilmesi olarak tezahür ediyor. Dolayısıyla bütün uluslararası otoritelerin de altını çizdiği veçhede bu mevcut üretim-tüketim formülünün sürdürülemezliğini görmemiz gerekiyor. Paris’te İklim Antlaşması imzalanmış olması çok önemli bir süreçtir. Çünkü 20 yıldan fazla bir zaman dilimi müzakereler sürdü. Fakat nasıl uygulanacağı konusunda ciddi soru işaretleri var.

İkinci temel meydan okuma, “orta sınıfın tasfiyesidir“. Çünkü Batı’da özellikle 1950’lerden sonra Sovyetler Birliği kaldıracıyla inşa edilmiş olan güçlü orta sınıf son on yılda Çin kaldıracıyla tasfiye ediliyor. Bu bütün dünya için geçerlidir. Çok sayıda ülkede aynı sorun yaşanıyor ve özellikle emek piyasasında ve orta sınıfın şartlarında çok ciddi bir gerileme var. Orta sınıfı olmayan ülkelerin ya kaos ya da otoriter rejimlerle yüzleşmek zorunda olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda ise bu durum, güvenliğin temel alanlarından birisi olarak şekilleniyor. Batı’daki en gelişmiş ülkelerden başlayarak orta sınıfta ciddi bir erime olduğunu fakat Çin’in piyasaya sürdüğü üretim ve tüketim standartlarıyla bunu bir miktar dengelediğini de görmemiz gerekiyor. Çünkü bazı hizmetlere ve mallara daha ucuz fiyatlarla ulaşılabiliyor. Fakat bunun da kaynaklar anlamında sürdürülebilirliğinin de risk altında olduğunu görmemiz gerekiyor.

Diğer bir meydan okuma, “enerji, su ve gıda güvenliği“ sorunudur. Bu da yine “üretim-tüketim-büyüme“ formülüyle alakalı olarak dünyayı getirdiğimiz noktayı gösteriyor. Yaşadığımız sıkıntılar da yine güvenliğin ve ülkelerin var olma süreçlerinin temel odağında olmaya devam edecektir.

Dördüncü olarak, hayatın her alanında yaşanan “dördüncü boyuta geçiş süreci“. Sıklıkla Endüstri 4,0 olarak tartışılan, makinelerin birbiriyle konuşması olarak tarif edilen ve sanayideki dönüşümü anlatan bir süreç ama hayatın her alanında bir dördüncü boyuta geçişin söz konusu olduğunu ve bu dördüncü boyuta geçişin güvenlik parametreleriyle ve güvenlik altyapısıyla birlikte yönetilmesi gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Çünkü dördüncü boyuta geçişin en önemli sonuçlarından birisi, işgücünde insan kaynağının tasfiyesi konusudur. Batı’daki nüfusun yaşlanması bunu tetikledi. Fakat gelinen noktada önümüzdeki 10-20 yıllık bir süreçte işgücünde insan kaynağının çok ciddi ölçüde yerini otonom araçlara ve robotlara bırakacağı gözüküyor. Dolayısıyla bunu da bir temel güvenlik meselesi olarak görmekte ve incelemekte yarar olduğunu düşünüyorum.

Son olarak ‘’devlet doğasında yaşanan dönüşüm ve beklenti doğası yönetimi’’ kavramı. Bu anlamda özellikle mikro-milliyetçiliğin de etkisiyle bütün ülkelerin çok ciddi toplumsal olaylara maruz kaldığını, bunun bir ileri aşaması olan şehir savaşlarının gündeme geldiğini görüyoruz. Türkiye’nin de benzer deneyimleri oldu ve büyük bir başarıyla çözdü. Bu anlamda beklenti yönetiminin sağlıklı yürütülmesinin, politikaların doğru belirlenmesinin ve bu tür yol kazalarına yol açmamasının öneminin altını çizmek gerekiyor.

Değişen devlet doğasında olması gereken devlet altyapısı, nasıl bir devlet altyapısıdır, nasıl güçlendirilebilir, nasıl kurumsallaştırılabilir? Önümüzdeki bu yeni dünyaya nasıl uyum sağlayabiliriz noktasında bu Konferans’ın da önemli çıktılar sunmasını ümit ediyoruz. Çünkü şu anda birçok ülkenin alt katında yangın üst katında düğün var. Sayısız ülke bu durumda.

Tehditlerin ve büyük fotoğrafın getireceklerinin farkındalığı zayıf olduğu için böyle bir görüntüyle karşı karşıya kalıyoruz. Biriktirdiğimiz, inşa ettiğimiz ve kaynak aktarmaya devam ettiğimiz kurumlar yarın yüzleşeceğimiz sorunlara cevap veremeyecekler.

Devlet doğasının değişimi ve kurumsal altyapının ne olması gerektiğinin hayati bir soru olmaya devam edeceğini bugün ve kısa vadede tekrar altını çiziyorum. Buradaki en önemli başlıklardan biri ‘’sert güç - yumuşak güç’’ meselesi. Bir de ona “akıllı güç“ eklendi.

Fakat şu anda istikrarsızlık yaşayan hiçbir ülkeye sert güç üzerinden istikrarsızlık gelmediğini ya da olayların başlangıcının sert güce dayanmadığını, yumuşak güç üzerinden istikrarsızlaştığını göz önüne aldığımızda hem savunma amaçlı hem saldırı amaçlı her ülkenin kendi ulusal güvenlik konseptine göre ve ülkenin insan kaynağıyla, teknolojik altyapısıyla doğru orantılı olarak bir yumuşak güç programına ihtiyacı olduğu gözüküyor. Bu, ABD’den başlayarak belli ülkeler için oldukça başarıyla uygulanan, teorisi çok iyi uygulanıp, pratikte de önemli mesafeler kaydedilmiş bir alandır. Fakat birçok ülkenin henüz böyle bir programın adını dahi koymamış olmasının da çok büyük bir dezavantaj olduğunu düşünüyorum. Çünkü savunma ve güvenliğe aktarılan kaynakların en az yarısının yumuşak güç inşasına aktarılması gereken bir dönemden geçiyoruz. Sert gücün ise mobilize, hızlı hareket edebilen ve yüksek teknoloji içeren bir yapıya dönüştürülmesi gerekiyor. Hantal yapıların ve büyük orduların çok büyük karşılığı olmadığı ortada.

ABD’de son yıllarda yaptığı güvenlik ve savunma reformu ile benzer bir çizgiyi izliyor. Örneğin; Afrika’da 35 ülkeyle yaptığı antlaşmayla her ülkede maksimum 800 asker bulundurmak kaydıyla anlaşmaya vardı. Yaklaşık 25.000 askerle 35 ülkede ABD varlık göstermiş ve ilgili ülkelerle işbirliği yapmış olacak. Bu anlamda Türkiye’nin Katar ile bir askerî üs antlaşması yapmış olmasının ve bu yöndeki çalışmaların devam ediyor olmasının da Körfez’deki dengeler açısından ve Türkiye’nin menfaatleri açısından, Körfez’deki dost-kardeş ülkelerin menfaatleri açısından çok kritik bir adım olduğunu düşünüyorum. Aramızda Katar Silahlı Kuvvetlerinden çok değerli bir Tümgeneral ve Tuğgeneral de var. Hükümetlerini ve Savunma Bakanı’nı temsilen buradalar. Katar’daki Türk askerî üssünün de bu vesileyle altını çizmiş oldum.

Son olarak şunu belirtmek gerekiyor. Bütün bunları nasıl başaracağız? Dünyada bizi aşan meydan okumalar var. Doğu ile Batı arasında başat güçleri dahi aşan temel rekabet parametreleri var. Hatta bazen bütün dünyanın üzerinde hareket edebilen yapılar var. Dolayısıyla biz, ülkeler olarak bu sürece nasıl uyum sağlayacağız? Çünkü her ülkenin bölgesel duruşu, kendi ulusal menfaatleri ve millî güvenlik perspektifleri farklı. Burada bilinen formül çok basit olmakla birlikte, uygulaması da oldukça zor olan, birçok ülkenin de henüz başaramadığı formül; siyasi hedeflerin çok iyi tanımlanması, siyasi hedeflere uygun bir ekonomi politikası ve bu ikisinden sonra savunma ve güvenlik politikalarının belirlenmesi ve diğer sektör politikalarının belirlenmesi şeklinde bir formül önümüzde duruyor. Bu üçü arasında bir geçişkenlik ve paralellik yoksa, birlikte hareket etmiyorsa; yapılan yatırımların ve kurumsal inisiyatiflerin sürdürülebilirliğinin olmadığını da görmemiz gerekiyor.

Bu politikanın başarılı olması için gerekenler; başta devlet olmak üzere yerel yönetimler, sivil toplum, diaspora, özel sektör, medya, akademi. Bütün kanalların bu belirlenecek politikaların etrafında birlikte hareket edebilmesi hem milyonlarca tekrarı önleyecek hem de verimliliği artıracaktır. Böyle bir temel bakış açısı içerisinde bu konferansın, devletin doğasının değişiminin ne olması gerektiği ve önümüzdeki dönem için güvenliğin sınırlarının ne olacağı noktasında önemli bir işlev görmesini ümit ediyorum.

Şüphesiz bu sivil bir toplantı, dolayısıyla bütün Sayın Bakanlarımızdan ve Komutanlarımızdan minimum protokol beklentisi içerisinde olmalarını diliyorum. Ayrıca Konferans’ın bu akşam yapılacak olan gala yemeğine burada bulunan herkesi içtenlikle davet ettiğimi belirtmek istiyorum. Yine TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından geliştirilen stratejik vizyon geliştirme programını çeşitli ülkelerle çalışıyoruz. Bu anlamda kardeş-misafir ülkelerden gelen heyetlerle de bu konuda görüşmeler yapabileceğimizin de altını çiziyorum. Selam ve saygılarımı sunuyorum.
( İstanbul Güvenlik Konferansı 2016 | TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY’un Açılış Konuşması | 03.11.2016, İstanbul )
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Bir bütün olarak ilk kez TASAM’a verilen binlerce belgelik resmî Osmanlıca arşiv üzerinde, geniş bir akademik ekiple 10 yılı aşan çalışmalar sonucu yeni modellemelere ilham verecek “Osmanlı Devleti’nde Tasavvuf Hayatının Yönetişimi | Meclis-i Meşâyih Defterleri” adlı kaynak eser literatüre kazandırı...;

SIPRI yeni rakamları açıkladı. İlan edilmemiş savaşlar çağındayız ve SIPRI'nin 2025 verisi tam da bu halin bilançosu gibi. Küresel askeri harcama 2 trilyon 887 milyar dolar. Üst üste on birinci yıllık artış. Dünya hasılasının yüzde 2,5'i artık silahlanmaya gidiyor. Son on yılda, yani ...;

İktisat tarihi, insanlığın kıtlıkla mücadelesinin ve üretim araçlarındaki dönüşümün tarihidir. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde karşı karşıya kaldığımız manzara, sadece üretimin değil, bizzat "insan varlığının sürdürülmesinin" de teknolojik bir kırılma noktasına geldiğini göstermektedir. Bir yanda ...;

Modern iktisat disiplini, Adam Smith’in meşhur "Görünmez El" (Invisible Hand) metaforu üzerinden, piyasa aktörlerinin kendi çıkarlarını maksimize ederken toplumsal refaha da hizmet ettiğini varsayar. Ancak klinik bir gözlemle bakıldığında, bu elin hareket edebilmesi, rasyonel kararlar alabilmesi ve ...;

Yakın zamanda Erivan’da iki AB toplantısı yapıldı: Birisi AB-Ermenistan zirvesi, diğeri de 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra kurulan ve elli ülke başbakan veya devlet başkanının, bizden de Cumhurbaşkanı yardımcısının katıldığı Avrupa Siyasi Topluluğu. Aynı tarihlerde Fransa Cumhu...;

Modern iktisat, dünyayı piyasa fiyatları üzerinden okumaya alışmıştır. Ancak bu okuma, buzdağının suyun üzerinde kalan kısmına odaklanan eksik bir teşhistir. Küresel ölçekte yapılan hesaplamalar, milli gelir istatistiklerine (GSYH) dahil edilmeyen "ücretsiz ev içi emeğin" yıllık değerinin yaklaşık 1...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

Irak, ekonomik kaynaklar, etnik çeşitlilik ve hassas bir jeostratejik konumdan oluşan karmaşık yapısal bir üçlünün iç içe geçmesi sonucunda aynı anda hem istikrar hem de istikrarsızlık unsurlarını barındıran istisnai bir Orta Doğu örneğidir. Bu benzersiz etkileşim, Irak’ı diğer ülkelere kıyasla süre...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...