Dağlık Karabağ Sorunu ve Türkıye

Makale

Dağlık Karabağ sorunu şuanda Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gibi süper güçlerin ve sorunun çözümü için görevlendirilen Minsk Grubunun üyesi olan Fransa’nın, hem Azerbaycan’a hem de Ermenistan’a komşu olan iki ülkenin İran ve Türkiye’nin gündeminde bulunan bir konu....

Natig Samedov

Qafqaz Universitesi Öğrencisi

TASAM Stajyeri

Dağlık Karabağ sorunu şuanda Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya gibi süper güçlerin ve sorunun çözümü için görevlendirilen Minsk Grubunun üyesi olan Fransa’nın, hem Azerbaycan’a hem de Ermenistan’a komşu olan iki ülkenin İran ve Türkiye’nin gündeminde bulunan bir konu. Peki, Dağlık Karabağ Sorunu nedir? Niye bu kadar önemli? Neden sadece iki ülkenin sorunu gibi gözüken Dağlık Karabağ sorunu yukarıda isimlerini saydığımız ülkelerin gündemini sürekli meşgul ediyor? Ve asıl mesele bu konuda Türkiye’nin rolü nedir?

İlk sorunun cevabı olarak tarihe göz atmakta fayda vardır.

Dağlık Karabağ sorunu oldukça uzun bir tarihi geçmişe sahiptir. Dağlık Karabağ, Karabağ bölgesinin küçük bir bölümünü kapsıyor ve Ermenistan’ın üzerinde hak iddia ettiği topraklardır. Ermenilere göre bu topraklarda zaten hep vardılar ama Azeriler sonradan geldiler bu bölgelere. Peki, gerçekten böyle miydi? Aslında bunun böyle olmadığı pek çok belge ile ispat edilmiştir. “Kafkasya Arkeografi Kurulu Aktları“ adlı toplu belgelerden, Rusya İmparatorluğunun Güney Kafkasya’yı istilasına kadar Azerbaycan hanlıklarında oturan Hıristiyan Ermeniler bu yerlerin nüfusunun çok az bir kısmını oluşturuyorlardı. Örneğin, Karabağ Hanlığı’nda oturan 12 bin aileden 2.500’ü, Şamahi Hanlığı’nda oturan 24 bin aileden 1.500’ü, Şeki Hanlığı topraklarında oturan 15.000 aileden ise sadece üçte biri Ermenilerden oluşmaktaydı. Yani Ermenilerin “bu topraklarda hep biz vardık“ dedikleri dönemlerde aslında bu bölgelerdeki sayıları yok denecek kadar azdı. Toplam nüfuzu 51.000 aile olan üç bölgedeki ermeni sayısı 9.000 civarındaydı. Ama bu 9.000 nüfuz 1828’den sonra artmaya başladı.

1826’da Rus-İran savaşı tekrar başlamış ve 1828’de İran’ın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Savaş sonrasında imzalanan Türmençay anlaşması tam anlamıyla Azerbaycan’ın kaderini değişmiştir. Bu anlaşmayla Azerbaycan toprakları ikiye bölünmüş ve anlaşmanın en önemli maddesi olan sonuncu 15. madde Azerbaycan’ın bugünkü kaderini çizmiştir. Türkmençay anlaşmasının 15. maddesi şu şekildedir:“ İran’dan “mağdur“ olan Ermeni aileleri Azerbaycan’a göç ettirilmelidir.“ Daha sonra 1828-1829 Rus-Osmanlı savaşının bitişinde imzalanan Edirne anlaşmasına göre ise Osmanlı İmparatorluğu’ndan Ermeni ailelerinin Azerbaycan’a göçüne izin verilmiştir. Anlaşmalar yürürlüğe girdikten sonra İran’dan 8 binden fazla Ermeni ailesi (40.000 kişi), Osmanlı İmparatorluğundan 14 bin Ermeni ailesi (84.600 kişi) Azerbaycan’a göç ettirilerek, özellikle Erivan, Nahçıvan ve Karabağ hanlıklarının topraklarında iskân edilmişlerdi. Hala Azerbaycan Devlet Arşivinde bulunan rapor her şeyi açık şekilde ispatlıyor. 24 Aralık 1829 tarihinde komutan G.Lazarevin General İ.Paskeviç’e sunduğu bu detaylı rapor “üç buçuk ay içinde 8.000’den fazla Ermeni ailesinin (40 bin kişi) Araz nehrini geçerek, Rusya’nın yeni işgal ettiği Erivan, Nahçıvan ve Karabağ topraklarında iskân edilmesini“ onaylıyordu ve 1828 yılından önce 9.000 olan ermeni nüfusu bir yıl içinde 124.600 kişi birden artarak 1829 yılında 133.600 kişiye ulaşmıştır. Ama bu bilgiler sadece Azerbaycan kaynaklarınca doğrulanmıyor; dönemin Rusya İmparatoru I. Nikolay Ermenilerin Rusya’ya yaptıkları üstün hizmetten dolayı onların isteklerini göz önünde bulundurarak Karabağ’ı ve Nahcıvan’ı da içinde barındıran Azerbaycan’ın batı bölgesinde 21 mart 1828 tarihinde “Ermeni Vilayeti“ kurulması emrini vermiştir. 1829 yılının Nisan ayından itibaren yeni “Ermeni Vilayet“nin kurulması için çalışmalar başlatıldı. Paskeviç’in emri ile bu çalışmaları yöneten sivil müşavir İ. Şopen çalışma sırasında “Rusya İmparatorluğuna katıldığı Sırada Ermeni Vilayetinin Durumu“ adlı bir kitap hazırlar. Bu kitabın Ermeni kaynaklarına dayanarak yazılmasına ve yazarın özel bir gayretle bu yerlerin eski Ermeni toprakları olmasını kanıtlamak istemesine rağmen kitaptaki yer isimleri, nüfus sayısı ve başka bilgiler bu topraklarda Rus işgalinden önce Azerbaycanlıların yaşadığını kanıtlamaktadır. Kafkasya’da Rusya’nın himayesi altında ayakta duran Ermeniler dün karşılarında kendilerini kul olarak gördükleri komşularına karşı toprak iddialarına başlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu bölgeleri ve Güney Kafkasya’nın Azerbaycan Türklerinin oturdukları topraklarda “Büyük Ermenistan“ kurma hayallerini gerçekleştirmek için girişimlerde bulunurlar. “Büyük Ermenistan“ dedikleri bölgeler Güney Kafkasya’nın tamamı, Anadolu’nun büyük bir bölümü ve İran’ın Azerbaycanlı nüfusunun çok olduğu kuzey topraklarını kapsıyordu.

1900’lü yıllardan başlayarak toprak iddiaları artmış ve Türk-Ermeni düşmanlığı başlamıştır. 1915’te I Dünya Savaşı sırasında Rus ve Fransız birlikleri içinde yer alan Ermeniler Türklere karşı soykırımlar yapmıştır. Ama günümüzde bu olay tam tersi olarak yorumlanıyor ve Türkiye’ye karşı koz olarak kullanılmaya çalışılıyor. Hatta ABD bu sözde soykırım olaylarını tasarı şeklinde meclisinde oylamaya koymuş ve tasarı kabul edilmişti. Oysa ABD 40. Başkanı Ronald Reagan’ın danışmanı Bruce Fein açıklamasında Ronald Reagan’ın başkanlık döneminde Beyaz Saray’ın 1981’de bir araştırma yaptırdığını ve Ermenilerin Rus ve Fransızlarla beraber 2.000.000 Osmanlıyı katlettiğini ama ölen Ermeni sayısının ise sadece 500.000 olduğunu belirtmişti. Bu araştırmalara bakılırsa kimin kime soykırım yaptığını açık şekilde görebiliriz. Ermeniler Rusların yardımıyla Azerbaycanlılara karşı da katliamlara başlamış ve 31 Mart 1918 tarihinde bu katliamlar doruk noktasına ulaşmıştır.

31 Mart 1918’de Azerbaycan’ın başta Bakü olmak üzere 8 ayrı ilinde ve bugün bile bir tane Azerbaycanlının kalmadığı Ermenistan’da (Batı Azerbaycan’da) akıl almaz soykırımlar yapılmıştır. Aslında şuanda bile Azerbaycan arşivinde bulunan yüzlerce dosyadaki binlerce belge Ermeni – Rus birliklerinin Azerbaycan’da yaptıkları soykırımı bütün yönleriyle ortaya koyuyor. Nihayetinde 1918 28 Mayıs tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti kuruldu. Ama hemen akabinde komünist yönetimine yeni geçmiş Sovyet Rusyası, nüfusunun 30% ermeni ve 70% Azerbaycanlı olan İrevan bölgesini, devleti olmayan Ermenilere bahşiş olarak verdi. Böylece tarihte ilk defa Azerbaycan topraklarında Ermeni devleti kurulmuş oldu. Sonradan ise işgallerin ardı durmak bilmedi. Önce Erivan çevresindeki topraklar işgalin kurbanı oldu. En sonda ise 1945 yılında Nahçıvanla Azerbaycan’ı bağlayan Zengezur mahallinin Ermenistan’a verilmesiyle hem Nahçıvanla Azerbaycanın kara bağlantısı kesilmiş oldu hemde tarihi Batı Azerbaycan bölgesi tamamen işgal edildi. Ermenilerin en büyük hedeflerinden biri hiç şüphesiz Nahçıvan topraklarını Ermenistan’a birleştirmekti. Fakat 16 Mart 1920 ve 13 Ekim 1921 tarihlerinde Sovyet Rusyasıyla TBMM arasında imzalanan Moskova ve Kars antlaşmalarının 5. maddeleri Ermenilerin bu isteklerini kursağında bırakmıştır. Söz konusu maddelerde şöyle denilmektedir: Türkiye Hükûmeti ile Ermenistan ve Azerbaycan Şuralar Hükümetleri bu muahedenamenin üç numaralı melfufunda tasrih edilen hudutlar dâhilinde olmak üzere Nahcivan mıntıkasının Azerbaycan himayesinde muhtar bir arazi teşkil etmesi hususunda müttehidülfikirdirler“ ve “Nahçıvan’ın statüsünü belirlemek amacıyla yapılacak her türlü antlaşmaya Türkiye taraf olarak katılacak ve Türkiye’nin kabul etmediği bir statü Nahcivan’a uygulanamayacaktır.“

Ama Ermeniler Nahcıvan’ın acısını bu sefer Azerbaycan’ın iç bölgelerindeki topraklara göz dikerek çıkarmak niyyetindeydi, özellikle de Dağlık Karabağ bölgesine yönelik toprak iddiasında bulundular. “Ağabey“i Rusyadan yardım alarak 1989 yılında Karabağ bölgesini işgal etmek için savaşa başladı. Daha çiçeği burnunda bağımsız Azerbaycan heç iç hem de dış çatışmalara karşı tek başına fazla direnemedi ve 1994 imzalanan Bişkek ateşkes anlaşmasıyla Azerbaycan savaşın bilançosunu çok ağır bir şekilde ödedi. Azerbaycan geride topraklarının %20’sini kapsayan Dağlık Karabağ bölgesinin kaybı, yüz bini aşan ölü sayısı ve 1.000.000 yurdundan zorla göç ettirilmiş insan bıraktı. Ermenistan’ın bir türlü kabul etmediği bu işgale Birleşmiş Milletler 4 kararıyla (822, 853, 874, 884 sayılı kararlar ) karşı çıkmıştır. Oylama zamanı 39 ülke leyhine 7 ülke aleyhine ve 100 ülke ise kararsız oyu kullanmıştır. Karara karşı oy kullanan devletler Ermenistan, Rusya, ABD, Fransa, Hindistan, Angola ve Vanuatu olmuştur. Oysaki şu 7 devlet arasındakı 3 devlet Rusya, ABD ve Fransa 20 yıldır Karabağ sorununun çözülmesiyle ilgili görevlendirilen AGİT Minsk grupunun üyeleridir. BM kabul ettiği kararlarda şu maddeler yer alıyor:

1.BM Genel Asamblesi, Azerbaycan’ın bağımsızlığına saygı duyuyor ve uluslar arası kanunlarca tanınan sınırları çerçevesinde toprak bütünlüğünü tanımaktadır.

2. BM Genel Asamblesi, işgal edilen topraklarda bulunan Ermenistan silahlı kuvvetlerinin derhal, tamamen ve kayıtsız şartsız çıkarılmasını talep etmektedir.

3.BM Genel Asamblesi, topraklarından sürülen halkın dönme ve tazminat alma haklarını tanımaktadır.

4.BM Genel Asamblesi, Dağlık Karabağ’ın Ermeni ve Azeri topluluklarının Azerbaycan egemenliği altında güvenlik sağlanması ve kendinin yönetme şartlarının oluşturulmasını desteklemektedir.

Aslında Dağlık Karabağın işgaline son verilmesi Ermenistan’ın yanı sıra Rusya ve İran’ın da işine gelmemektedir. Rusya eski güçünü tekrar kazanmak için elindeki tek kozu olan Güney Kafkasya ve Orta Asya ülkelerini ne pahasına olursa-olsun kaybetmemek zorundadır. Orta Asya’daki birçok liderlerin ta başından hala hükümette kalması bir anlamda Rusyanın işine geliyor. Çünki o liderler eski Sovyet yöneticilerinden olup Rusya’ya bağlı politika yürütmektedirler. O yüzden Rusya Orta Asya’da pekte zorlanacağa benzemiyor. Ama Güney Kafkasyanın Orta asyaya benzemediğini Rusya daha iyi bildiği için Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan üçgenini bir şekilde elinde tutmak zorunda. Bu bölgeyi de toprak politikasıyla yürütmekte kararlı gibi gözüküyor.

Bölge ülkelerinden Ermenistan zaten ta başından beri Ruslarla birlikte hareket ediyor ve Rusya’yı gözardı etmesi imkânsız görünüyor. Gürcistan Rusyadan kopmak için şansını denedi ama kendini savaşın içinde buldu ve savaş bitiminde iki bölgesini kaybetti. Azerbaycan’ı elinde tutması içinse tek şansı Dağlık Karabağ sorununu maksimum seviyede uzatması. Çünki Azerbaycan Rusyanın istemediği bir şeyi yapacak olursa, Dağlık Karabağın da sonunun Güney Osetya ve Abhazya gibi olmasından korkuyor. Toprağını temelli kaybetme korkusuyla yaşayan Azerbaycan’ın Rusyadan tamamen kopması imkânsız gibi gözüküyor. Fransaya gelince, Ermeni lobbisinin en aktif ve güçlü olduğu ülkelerden birisi Fransa. O yüzden ABD gibi Fransa da seçimlerde bu lobiden büyük ölçüde oylar alan hükümet onları kıracak ve üzecek hareketlerde bulunmayı asla göze alamaz. O yüzden Fransa Dağlık Karabağ sorununda pasif tavrını sürdürmekte kararlı.

Asıl Mesele Türkiye’nin Tavrı

Türkiye ister Osmanlı imparatorluğu zamanında olsun ister Cumhuriyet döneminde olsun Güney Kafkasya için her zaman Rusya’yla rekabet halindeydi. Ama Sovyetler Birliği döneminde hiçbir konuda Rusya’yla arasını açmak istemeyen Türkiye önceleri bu konuya “bir devlet içinde iki etnik halkın çatışması“ şeklinde bakmış ve Dağlık Karabağ sorununun Sovyetler Birliğinin iç sorunu olduğunu ve sadece Sovyetler Birliğinin içinde çözülmesi gerektiğini söyleyerek olaylara “bekle ve gör“ politikasıyla yaklaşmıştır. Bu politika kendisini Karabağ savaşının başlarında Türkiye’nin olaylara karışmamasıyla net bir şekilde göstermiştir. Ama Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, bölgesel ve küresel güçlerin Ermenistan’ın arkasına geçtiğini ve bu güçlerin yardımıyla yalnız kalan Azerbaycana karşı katliamlar ve soykırım yapıldığını gören Türkiye geleneksel politikasını bir rafa koyup Azerbaycan tarafında yerini aldı.

Hocalı Soykırımına kadar Türkiye Azerbaycan ve Ermenistan’a aynı mesafede durduğunu belirtmişti. Fakat Hocalı’da 613 kişinin acımasızca katledilmesi Türkiye ve Ermenistan arasındaki ipleri iyi germişti. 1993’te Kelbecer ve Fuzuli’nin işgal edilmesi o gerilen ipleri tamamen kopardı. Savaş sırasında Ermenistan’ın Nahcıvan’a saldırması Türkiye’nin öfkesini açıkça ifade etmesine neden olmuş ve Türkiye Ermenistan’a karşı askeri müdahelede bulunacağını belirtmiştir. Fakat ABD, Rusya ve İrana karşı stratejik denge unsuru olarak gördüğü Türkiye’nin böyle bir mücadeleden kaçınmasını istemiş, karşılığında ise Erivan’a savaşı durdurması emrini vermiştir. Ve savaş 1994 tarihinde Bişkek ateşkes anlaşmasıyla “durdurulmuştur“. Ama bir türlü tatmin olmayan 2.500.000’luk Ermenistan sırf bu yüzden 100.000.000’dan fazla Türk topluluğunu kendine düşman etmiştir.

1993’te Ermenistan’la sınırı kapatarak Azerbaycan’a karşı hassasiyetini dünyaya gösteren Türkiye, 1994’te hava yolunu kapatarak Ermenistan’la tüm ilişkileri kesti. Böylece Ermenistan’ın nefes alabileceği delikler birer birer kapandı. Bu andan itibaren Ermenistan hem ekonomik hem siyasi alanda çökmeye başladı. Artık Dağlık Karabağ sorunu Türkiye’nin ana gündem maddelerinden biri olup, dış politikasını belirleyici temel ilkelerden bir tanesidir. Türkiye her defasında Ermenilerle her hangi bir konuda anlaşma sağlanması imkânını Dağlık Karabağ sorunun çözümüne bağlı olduğunu tüm dünyaya ısrarla duyurmuştur. Ama son dönemlerde yaşananlar, özelliklede “Ermeni Açılımı“ adı altında normalleşme sürecine başlanılması Azerbaycan’la Türkiye arasındaki ilişkileri zedelemiştir. İşgalden sonra kapalı olan hava kargo taşımacılığı AKP hükümeti döneminde tekrar açılmış ve Türkiye’nin normalleşme sürecine sıcak baktığına mesaj olarak Türkiye’deki Ermenilere mahsus eski kiliseler yeniden inşa edilmiş ve bazıları da restore edilmiştir.

Sürec o seviyeye kadar gelmişti ki artık medya ve halk sınırların açılacağına kesin gözüyle bakıyordu. Hatta tarihte bir ilke imza atarak ilk kez bir Türk cumhurbaşkanı Ermenistan’a resmi ziyarette bulundu. Adına “futbol diplomasisi“ dediğimiz bu olay Azerbaycan’ı iyice çileden çıkardı ve Nisan ayında İstabulda yapılan Medeniyyetler İttifakı toplantısına Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev katılmadı. Azerbaycan’ın kırıldığını gören Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan Azerbaycan’a gelerek Azerbaycan Milli Meclisinde vekillerin önünde “Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan’la sınırları açmamız müzakere konusu bile olamaz“ demesi Azerbaycan’ın içine su serpmiş oldu. Ama 6 ay sonra İsviçre Cenevre Üniversitesi’nde Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlarınca imzalanan protokoller Azerbaycan’ın aklında yine soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuş oldu. İşte o an artık her bir Azerbaycanlının aklında “acaba“yla başlayan o soru vardı: “Acaba Türkiye bize rağmen sınırları açar mı?“. Ve tarihte bir ilk daha yaşandı. Bu kez ilk kez bir Ermeni cumhurbaşkanı Türkiye’ye geldi ve futbol diplomasinin ikinci yarısı başlamış oldu.

Üstelik Bursa’da Türkiye - Ermenistan maçında “Sarkisyan’ın statta Azerbaycan bayrağı görmek istememesi“ ve Azerbaycan bayrağının stada girişinin yasaklanması ve çöpe atılması Azerbaycan hükümetinin Türkiye’ye bayrak notası göndermesine neden olmuştu.

Peki, Türkiye cephesinde bunlar yaşanırken, Türkiye Azerbaycan’ın kızacağını bile bile bu adımları atarken Ermenistan ne yapıyordu? Her zamanki şeyi “yüzüne gülümseyip arkadan kuyusunu kazıyordu“. Sözde “Ermeni soykırımı“yla ilgili yeni iddialar ortaya atıyor ve her defasında Türkiyeyi suçluyordu. Türkiye ise böyle devam ederse normalleşmeden bahsetmek yanlış olur düşüncesiyle başta Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan olmakla diğer yetkililer süreçle ilgili açıklamalarda bulundu : “Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden biz o protokolleri meclisten geçirmeyeceğiz.“

Yani tüm bu yaşananlar bir hiç oldu. 10 yıldır sürüncemede kalan, sınırların açılması konusu tekrar rafa kaldırıldı ve herşey tekrar başa döndü. Ne Ermenistan’a gidip İstiklal Marşı’nın ıslıklanmasına katlanmaya değerdi ne de Türkiye’ye davet edilen bir Ermeni liderin isteğini geri çeviremeyip Azerbaycan bayrağının çöpe atılmasına göz yummaya... Tüm bunlara rağmen Azerbaycan Türkleri kırgın mı gardaşlarına?

  • Bakü’de 14 Ekim 2009’da oynanan Azerbaycan - Rusya milli maçında stadın Türkiye bayraklarıyla donatılmasına karşılık aynı gün Bursa’da oynanan Türkiye Ermenistan maçına Azerbaycan bayrakları alınmadığı için kırgın değiliz aksine
  • Bursa Atatürk Stadı’nda Azerbaycan bayraklarının çöpe atılmasına karşılık Eurovision’da şampiyon olunca sahneye Türkiye bayrağıyla çıktığımız için pişman değiliz

Kaynaklar

  • Azerbaycan Arşivleri
  • Kars Antlaşması 13 ekim 1921 ve Moskova Antlaşması 16 Mart 1921
  • “AZERBAYCAN – ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNDE RUSYA VE İRAN FAKTÖRÜ (1828 – 2000) “ Doktora Tezi - EMİN ŞIHALİYEV Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü – 2004

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Çin’le geliştirmekte olduğu yakın ilişki, Batının yaptırımlarla köşeye kıstırdığı İran için şimdi önemli bir fırsat. Xi Jinping’in 2016 yılında İran’a önerdiği stratejik anlaşma geçen ayın son günlerinde imzalandığında, kapsamı hakkında tahminden öte bir şey bilinmiyordu. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.