Miloseviç’in Ölümü Üzerine Farklı Bir Değerlendirme

Kategori Seçilmedi

Stratejik Yorum No: 217

BM Savaş Suçları Mahkemesi, 11 Mart 2006 Cumartesi tarihinde, yargılanma süreci devam etmekte olan Slobodan Miloşeviç’in, BM’nin

Ayrıca bu tartışmalar “Miloşeviç nereye gömülecek, Moskova’da sürgün hayatı yaşayan eşi ve oğlunun cenaze için Sırbistan’a girmelerine izin verilecek mi, cenaze için bir devlet töreni düzenlenecek mi, önde gelen batılı liderler Miloşeviçin ölümü üzerine neler söylediler?“ gibi son derece yüzeysel sorular ve konular üzerinden yapıldı. Ayrıca Sırbistan’daki Miloşeviç taraftarları liderlerini “Büyük Sırp Kahramanı“ olarak uğurlarken, Miloşeviç karşıtları klişeleşmiş “Balkan Kasabı“ lakabını tartışmaların merkezine oturttular.

Oysa “Miloşeviç tartışması“, sosyalist Yugoslavya’nın iktisadi, siyasal ve sosyal yapısı ve gelişimi, sosyalist Yugoslavya’da bürokratik-teknokratik yönetici sınıfın gelişimi, milliyetçiliğin ve neo-liberal ekonomi politikalarının yükselişi, kapitalizmin bu coğrafyada yeniden yapılandırılması ve nihayet daha geniş bir ölçekte büyük batılı güçlerin bu coğrafyaya yönelik politikaları ve planları bağlamında ele alınmalıdır. Elbette böyle bir tartışma ve analiz kısa bir yorum içerisinde yapılması mümkün değildir. Ama yine de, tüm bu hususları göz önünde bulundurarak ve klişeleşmiş “Büyük Kahraman“ veya “Balkan Kasabı“ gibi söylemlerden uzak durarak daha tutarlı, eleştirel ve problem-çözücü bir yorum yapılabilir ve yapılmalıdır.

Miloşeviç’in geçmişine kısaca baktığımızda son derce hırslı, ihtiraslı ama bir o kadar da entelektüel donanımı sağlam bir siyasetçi ve teknokrat ile karşılaşırız. Belgrat Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almış olan Miloşeviç, 1964 yılında henüz 23 yaşındayken Belgrat Belediye Başkanı’nın ekonomi danışmanı oldu. Dört yıl sonra Yugoslavya’nın en önemli enerji şirketlerinden birisi olan Technogas’ın yönetim kuruluna girdi ve 1973’te şirkette genel müdür oldu. 1978’de federasyonun en güçlü bankası olan Beobank (Belgrat Bankası)’ın yönetim kurulu başkanlığına getirilen Miloşeviç, ayrıca Sırbistan Komünistler Ligi (SKL)’nde hızla yükselişe geçti. Yani Miloşeviç’in yükselişi iktisadi alanda bir teknokrat, siyasi alanda ise bir parti yöneticisi olarak gelişti. 1984’te SKL’nin Belgrat teşkilatı başkanı, 1986’da SKL başkanı ve nihayet 1989’da Sırbistan Sosyalist Federe Cumhuriyeti Devlet Başkanı oldu.

İktisadi alanda bir teknokrat, siyasal alanda ise bir parti ve devlet yöneticisi olan Miloşeviç, 80’li yıllarda Sırbistan içinde iktidara yürüdü ve 90’lı yıllara gelindiğinde Sırbistan’ın tek lideri haline geldi. Miloşeviç bu yükselişini gerçekleştirebilmek için önce SKL içindeki muhalif sesleri bastırdı ve ardından devletin kilit noktalarına kendi adamlarını yerleştirdi. Ayrıca, Sırbistan’a bağlı olan Kosova ve Voyvodina’daki yönetici kadrolara müdahale etti ve kendi yandaşlarını buralara yerleştirdi.

Sosyalist Yugoslavya’nın gelişimine ve evrimine baktığımızda ise, 80’li yıllarda (yani Miloseviç’in yükselişe geçtiği dönemde) sosyalist-özyönetim modelinin tasfiye edildiğini, neo-liberal ekonomi politikaların uygulamaya koyulduğunu, kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden yapılandırıldığını ve Yugoslavya’nın dünya kapitalist sistemine entegre edildiğini görüyoruz. Bu süreç, içeriden iktisadi, siyasal, iletişim ve eğitim aygıtlarını kontrol eden “bürokratik – teknokratik yönetici sınıf (btys)“ ile dışarıda dünya kapitalist sistemini düzenleyen batılı devletler, IMF ve Dünya Bankası tarafından desteklenmiştir ve düzenlenmiştir.

IMF, Dünya Bankası ve batılı devletlerle işbirliği kuran btys “milliyetçi liberalizm“ ideolojisine dayanmıştır. Daha doğrusu 80’li yıllarda bu ideoloji btys tarafından geliştirilmiş ve sosyalist ideoloji geriletilmiştir. İşte böyle bir iktisadi, siyasi ve ideolojik ortamda (80’li yıllarda), Miloşeviç btys’nin Sırp kanadının lideri durumuna gelmiştir. Yani, kendisi de hem bir teknokrat hem de bir bürokrat olan Miloşeviç, Sırp btys’nın liderliğini yapmıştır. Miloşeviç ile Sırp btys’nin nihai hedefi ise “Büyük Kapitalist Sırbistan (BKS)“ı kurmak idi. BKS ideali (projesi) Sırbistan, Kosova, Voyvadina, Bosna Hersek, Karadağ ve Hırvatistan içinde kalan Srpska Krajina topraklarını içeriyordu. Buna benzer bir proje ise Tudjman liderliğindeki Hırvat btys tarafından geliştirildi: Büyük Kapitalist Hırvatistan (BKH). Tudjman ile Hırvat btys’nin nihai amacı Hırvatistan, Bosna-Hersek ve Karadağ’ın kıyı kesimini içine alan BKH’yi kurmak idi. Öte yandan ise Slovenya ve Makedonya federe cumhuriyetlerini yöneten btys’ler de bağımsızlık peşinde koştular. Böyle bir ortamda parçalanma ve savaş kaçınılmaz bir durum idi. Nitekim 90’lı yıllar Yugoslavya için savaş ve parçalanma yılları oldu. En kanlı savaş ise hem BKS hem de BKH projelerinin hedefi durumunda olan Bosna-Hersek’te yaşandı. Bu süreçte, İzetbegoviç liderliğindeki Boşnak btys bağımsız bir kapitalist Bosna-Hersek devleti kurmak istedi ve bu amaçla BKS ile BKH projelerine karşı savaştılar. Bu savaşların sonuncusu ise 1999’da Kosova’da yaşandı. Hem Bosna-Hersek hem de Kosova savaşları batılı güçlerin NATO aracılıyla müdahale etmeleri sonucu sona erdi. Bu müdahale, Bosna-Hersek’te ve Kosova’da batılı güçler tarafından bir takım uluslararası örgütler aracılıyla kontrol edilen iki “manda yönetimi“ doğurdu.

Dolayısıyla, Yugoslavya’nın parçalanması, yaşanılan kanlı savaşlar, Srebrenica katliamı gibi kıyımlar sadece Miloşeviç’in “kasaplığı, caniliği, katilliği“ ile açıklanamaz. Bu parçalanma ve savaş, tek bir teknokrat-bürokrat adamın “kasaplığını“ aşar. Hiçbir “kasap“ tüm bunları yapamaz. Yaklaşık 20 milyonluk bir sosyalist federasyonun parçalanmasını ve bu parçalanma sürecinde ortaya çıkan savaşları bir adamın “kasaplığı“ veya “kahramanlığı“ ile açıklamak ya cehaletin sonucudur ya da gerçekleri örtbas etmenin bir yoludur. Parçalanma ve savaş iktisadi, siyasi ve ideolojik değişim-dönüşüm ile ilgilidir. Bu değişim-dönüşüm Yugoslavya’da sosyalizmin tasfiyesi, kapitalizmin yeniden yapılandırılması ve Yugoslav memleketlerinin dünya kapitalist sistemine entegre edilmeleri ile ilgilidir. Bu süreç ise, Yugoslavya içinde gelişen btys ile batılı büyük kapitalist devletler arasında kurulan işbirliği ile yönetilmiştir ve desteklenmiştir.

Tüm bu süreç tamamlandıktan sonra ise ABD ve Batı Avrupalı güçler tarafından desteklenen muhalefet 2001 Nisan’ında Miloşeviç’i devirdi ve yerine batı ile iyi ilişkiler kuran, batının emirlerine ve tavsiyelerine uyan ve Miloşeviç’e göre daha “eli temiz ve demokratik görünen“ Voyislav Koştunitsa getirildi. Dolayısıyla Miloşeviç, Kosova Krizi sırasında ve sonrasında batılı güçlerle ters düştüğü için, tüm bu yaşanan savaşların ve acıların faturasının bir “günah keçisi“ne yüklenmesi gerektiği için ve nihayet savaşların gerçek nedeninin ört pas edilebilmesi için devrildi ve ardından Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’ne teslim edildi.

Ağır savaş suçları iddiasından hakkında 66 ayrı dava bulunan Miloşeviç, 12 Şubat 2002’de Hollanda’nın Lahey kentindeki eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. Yargılama süresince Miloşeviç, Lahey yakınında BM’ye bağlı mahkemenin yaptırdığı özel cezaevinin bulunduğu Kuzey Denizi’ne nazır Scheveningen’de tutuluyordu. Dört yıldır sürmekte olan mahkemede Sırp lideri Miloşeviç, 1990’larda Hırvatistan ve Kosova’da insanlığa karşı işlenen suçlar ile savaş suçları, Bosna içinse ’soykırım’la itham ediliyordu.

Burada ifade vermeyi ret eden ve mahkemeyi tanımadığını açıklayan Miloşeviç, yargılama süresince, kendisini ancak Sırbistan devleti mahkemeleri ve hâkimlerinin yargılayabileceğini sürekli tekrarladı. Sırp lider, mahkemede, savaşlar süresince kedisini pek çok batılı liderin desteklemiş olduğunu belirtti. Ayrıca Miloşeviç, ABD’nin Yugoslavya’yı küçük sömürge ülkelere bölmek istediğini ve kendisinin bu projeye karşı mücadele etmiş olduğunu ve bu nedenle de ABD tarafından devrilip Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’ne sevk edildiğini açıklamıştı.

Mahkeme henüz sonuçlanmadan Slobodan Miloseviç 11 Mart 2006 Cumartesi günü hücresinde kalp krizi nedeniyle öldü. Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Carla Del Ponte, Slobodan Miloseviç’in ölümünü, davanın sonuçlanamaması nedeniyle "adalet açısından çok yazık" sözleriyle değerlendirdi. Ayrıca Del Ponte, yargılama süresince mahkemeyi tanımamış olan Miloseviç’in ölümünü "Bu bize son meydan okuması" şeklinde yorumladı.

Dört yıllık yargılama süresince Milosevic çok tartışıldı. Şu günlerde de ölümü tartışılıyor. Fakat ne yazık ki Miloşeviç’i ve diğer bazı savaş suçlularını yargılayan mahkemenin kendisi hiç veya son derece düşük düzeyde tartışıldı. Oysa bu mahkemenin kendisi en az Miloşeviç olayı kadar tartışmalı bir konu olmalıdır.

Bir uluslararası savaş suçluları mahkemesi (USSM) kurma fikri, ilk olarak Körfez Savaşı’nda ABD Dışişleri’nde Saddam’a karşı düşünüldü. Böylesi bir mekanizmayı meşru kılacak retorik ’insan hakları’, ’bireye saygı’, ’soykırım’ gibi söylemlere dayanmalıydı. Ayrıca, sosyalist blok çökerken, yeni bir dünya düzeni kurma lüzumu vardı. Kurulacak olan USSM bu yeni dünya düzeninin bir parçası olmalıydı. Bunun ilk adımı 1991’de BM Güvenlik Konseyi’nin 688 sayılı kararı ile atıldı: “İnsan hakları ihlalleri, uluslararası güvenliğe tehdit teşkil ettiği hallerde artık iç sorun olarak görülemez.“ İki yıl sonra 1993’te Konsey’in 827 sayılı kararıyla Yugoslavya için USSM kuruldu. İtalyan yargıç Antonio Cassese, 1994’te mahkeme için şöyle diyordu: "Siyasi ve diplomatik yanıt, uluslararası toplumun ilerleyişi ve gereksinimlerini hesaba katar. Askeri yanıt münasip bir zamanda gelecektir. Mahkememiz basit bir vitrin değil, yeni dünya düzeninin inşasında belirleyici bir adım olacak."

USSM kuruluş statüsünün 16. maddesi mahkemeyi bir uluslararası bağımsız yargı olarak kabul eder. Fakat mahkemenin Amerikalı başkanı yargıç Gabrielle Kirk Mcdonald, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madelaine Albright’ı “mahkemenin anası“ olarak ilan etti! Başsavcı Louise Arbour’un Miloşeviç iddianamesini dünyaya duyurmadan iki gün önce Clinton’a bir rapor olarak sundu! Kuruluş statüsünün 32. maddesi ise mahkeme giderlerinin BM bütçesinden karşılanmasını öngörmüştür. Fakat, mahkeme 1994-1995 yıllarında ABD’den 700 bin dolar nakit ve 2 milyon 300 bin dolarlık ekipman sağladı, Amerikalı milyarder George Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün 150 bin dolarlık, Rockefeller Vakfı’nın 50 bin dolarlık bağışını kabul etti. Ayrıca USSM Miloşeviç’i yargılamakla birlikte, Miloşeviç’ten hiç de daha temiz olmayan Tudjman’ı veya sivillere yönelik saldırılar gerçekleştiren ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığı yapan UÇK liderlerini hâkim önüne çıkarmadı.

İşte tüm bunlar USSM’nin samimiyetini ve inandırıcılığını azaltıyor. Büyük ölçüde ABD tarafından kontrol edilen ve finans edilen USSM ne ölçüde adil davranabilir? Irak’ı işgal eden ve on binlerce sivili öldüren ABD’nin güdümünde çalışan bir USSM ne ölçüde bir “bağımsız uluslararası mahkeme“dir? Miloşeviç’i yargılayan bu mahkeme acaba Iark’ı işgal eden ve bu ülkedeki sivilleri öldüren Amerikan ve İngiliz güçlerinin liderlerini yargılayabilir mi, yargılayacak mı?

Miloşeviç’i tartıştığımız kadar bu soruları da tartışmalıyız. Böylece yüzeysellikten kurtulup sorunu derinlemesine inceleyebilir ve anlayabiliriz.

* TASAM Balkanlar Uzmanı.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...