Stratejik Yorum No: 203
Güney Amerika ülkelerinin öncülüğünde başlatılan ve derhal Afrika ve Asya ülkelerinin de iştirak ettikleri Dünya Sosyal Formu her geçen sene daha geniş katılımlı buluşmalarla yavaş yavaş Kuzey’in ekonomik bakımdan güçlü devletlerine karşı açıkça tavır olarak algılanmaktadır. 1950’li yılların başında Avrupalı sömürgeci devletlerin pençesinden kurtulmaya başlayan Asya ve Afrika’nın 29 ülkesi ilk defa 1955 yılında Endonezya’nın Bandung şehrinde bir araya gelmişler ve o toplantı ile birlikte yeryüzünde kendilerinin de eğitimde, sağlıkta ve ticarette var olduklarının işaretlerini vermişlerdi. O başlangıç daha sonra bağlantısızlar hareketine dönüşmüş ve uzun yıllar faal bir örgütlenme olmuştu.
Türkiye gibi daha ziyade Kuzey ülkelerine bağlı ülkelerdeki medya kuruluşları Dünya Sosyal Formu’nu ısrarla görmemezden gelip hiç haberleri yokmuş gibi davransalar da iletişim ağının en iyi dönemlerini yaşadığı günümüzde Bamako’da biraraya gelen ve 600 kadar dernek, uluslararası gönüllü kuruluş ve diğer yapılanmaların temsilcileri yanında ferdî olarak buraya gelen katılımcılarla 20.000 kadar insan Davos öncesi büyük bir gösteride bulundu.
Gerek Dünya Ekonomik Formu’nun, gerekse G8 gibi zengin ülkelerin temsilcilerinin zaman zaman dünyanın değişik başkentlerinde yaptıkları olağan toplantılarına karşı bilhassa günümüzde Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak da sınıflandırılan ve kısaca “Güney“ diye ifade edilen ülkelerin küreselleşme karşıtı vatandaşları bütün öfkelerini düzenledikleri Dünya Sosyal Formları’nda dile getiriyorlar.
Davos Dünya Ekonomik Formu ile hemen hemen aynı günlerde düzenlenen Dünya Sosyal Formu bu sene altıncı defa Bamako’da toplandı. Dünya Ekonomik Formu bir defaya mahsus olmak üzere 2002 yılında yapılacak yıllık olağan buluşmasını 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrasında bu şehre taşımıştı. Dünyanın önde gelen şirket yöneticilerinin, devlet adamlarının ve çoğu ekonomiden sorumlu onlarca bakanın ve yüzlerce gazetecinin akın ettiği Davos bir hafta dünya medyasının dilinden düşmemektedir. 24-29 Ocak 2006 tarihleri arasında 36’ncısı yapılmakta olan Dünya Ekonomik Zirvesi’ne bu sene 89 ülkeden toplam 2.340 kişi katılıyor. Katılımcılar arasında uluslararası iş yapan büyük şirket yöneticilerinden 750 patron katılıyor, ki 1971 yılından bu tarafa ilk defa bu kadar çok sayıda iş dünyasından temsilci Davos’ta bir araya geliyor. Toplantı için her birinin katılım ücreti 27.300 avro (42.000 İsviçre Frankı) gibi oldukça yüksek bir meblağdadır. Ayrıca içlerinde 15’i devletbaşkanı, 60’ı bakan olmak üzere 175 siyasetçi, 31 gönüllü teşekkül lideri, 154 akademisyen ve araştırmacı, 23 farklı dinlere mensup din adamı ve 505 gazeteci bulunuyor. 2006 altı buluşması vesilesiyle yapılacak konuşmalar genelde iş dünyasını ilgilendirecek şekilde belirlendi. Konular arasında Çin ve Hindistan’ın ekonomik bakımdan giderek artan büyümesi, petrol fiyatlarının uçması, Rusya’nın doğalgaz krizi, enerji ve özellikle nükleer enerjiye dönüş başlıca temalardır. Bundan önceki üç toplantıda ise pazarlarda güven bunalımı, güvenlik ve fakirliğe karşı mücadele konuları ele alınmıştı.
Davos toplantıları karşıtlarının bir araya gelerek 2001 yılından itibaren düzenledikleri son buluşmanın ilk ayağı olan Bamako Dünya Sosyal Formu özellikle Afrika kıtası için son derece önemliydi. Kuzey ülkelerinin dünya üzerindeki özellikle ekonomik bakımdan tesis ettikleri hakimiyetten menfî manada en fazla etkilenen Afrika kıtasının sesini duyurması oldukça zordu. Bugüne kadar yapılan beş toplantıdan ilk üçü Brezilya’nın Porto Alegre şehrinde, dördüncüsü Hinsdistan’ın Bombay şehrinde, beşincisi tekrar Porto Alegre’de yapılırken bu sene ilk defa bir Afrika ülkesi olan Mali’nin başkenti Bamako seçildi. Dünya Sosyal Formu’nun 2007 olağan yıllık buluşması ise Kenya’nın Başkenti Nairobi’de yapılacak. Olağan toplantıların dışında küreselleşme karşıtları olarak da bilinen Dünya Sosyal Formu’nun düzenleyicileri ve katılımcıları gerek Avrupa’daki benzeri faaliyetler yapan Avrupa Sosyal Formu, gerekse ABD’deki destekçileri tarafından toplam 13 yerde Dünya Ekonomik Formu’nun olağandışı toplantılarına karşı da değişik yıllarda büyük gösteriler düzenlemişlerdi.
Bamako buluşması ilk defa bu sene “tek merkezli“ buluşma olmaktan çıkarılıp “çok merkezli-“polycentrique“ toplantıya dönüştürüldü. Olağan yıllık toplantı için her ne kadar bir buluşma yeri tespit edilse bile bundan sonra Davos karşıtı yapılan bu toplantı tek merkez yerine birkaç merkeze yayılacak ve bu sene ikinci buluşma yine Ocak 2006 sonunda Venezuela’nın başkenti Caracas’ta, ardından 2006 yılı Mart ayında ise 2005 yılı Ekim ayında yaşanan deprem felaketi sonunda 73.000 ölü ve 3,5 milyon evsiz insanın ortada kaldığı Pakistan’nın Karaçi şehrinde yapılacak.
Dünya Sosyal Formu’nun Bamako buluşması hem Mali Cumhuriyeti açısından hem de genelde Afrika kıtası açısından önemliydi. Mali devletinin 280.000 avro destek sağladığı bu toplantı için başlangıçta şayet 50.000 kişilik bir katılım olursa 2,5 milyon avro harcanacağı hesapları yapılıyordu. Ancak 10 bini Mali içinden, yaklaşık 10 kişi de Mali dışından gelen katılımcılar Bamako buluşmasının maliyetini 700 avroya kadar düşürdüler. Bugüne kadar Dünya Sosyal Formu’nun özellikle mali bakımından en büyük destekçisi Venezuela devletbaşkanı Hugo Chavez olup aynı zamanda bu formların geniş katılımlarla gerçekleşmesinde onun heyecanlı konuşmalarının tesiri oldukça yüksektir. Bolivya’da Evo Morales’in devletbaşkanı olması da küreselleşme karşıtları için bu sene büyük bir sevinç kaynağı oldu.
Batı Afrika ülkelerinden Mali Cumhuriyeti 1.200.000 km 2 ’den fazla yüzölçüme ve 10 milyon civarında bir nüfusa sahip. Başkent Bamako ise 1880’li yılların sonunda Fransızlar’ın eline geçtiğinde küçük bir köy iken bugün iki milyonluk bir nüfusu barından ama hala köy görünümünden kurtulamamış ve Nijer nehrinin iki yakasına kurulmuş büyük bir şehirdir. Günümüzde 225’in üzerinde bağımsız devlet ve hala büyük devletlerin birer sömürgesi konumundaki bağımlı ülkeler içinde en fakirlerinden birisi Mali’dir. Aslında bu fakirliği tamamen sömürgeciliğin bir sonucudur. Çünkü 12-17 yüzyıllar arasında Afrika kıtasının en zengin Gana, Mali ve Songay sultanlıkları bu ülke topraklarında kurulmuştu. Bugün de altın kaynakları bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisidir. Ancak bu kaynağı Kanada, Güney Afrika ve ABD’li şirketler tarafından işletilmektedir. Yine son yıllarda bulunan petrol rezervleri 2008 yılından itibaren kullanılmaya başlayacak ve bundan en çok yararlanacak olanlar da ABD’li petrol şirketleridir. Batı Afrika ülkeleri içinde Mali’de üretilen pamuk her geçen daha da kıymetli hale geldi. Ne var ki Dünya Bankası bu pamuğun kalitesinin ve üretim miktarının artması için büyük gayret gösterirken Mali’de tekstil sektöründe en ufak bir gelişme için yatırımı teşvik etmemektedir. Yine Mali’nin Dünya Sosyal Formu’na ev sahipliği etmesinin kendisine sağladığı en büyük fırsat ise bu ülke vatandaşları içinde yurtdışında çalışanların yaşadığı sıkıntıları dünya gündemine taşımasıdır. Özellikle Fildişi Sahili’nde uzun yıllardır çalışıp hayatını kazanan 2,5 milyon Mali vatandaşı bu ülkedeki iç karışıklık sebebiyle sınırdışı edilmeye başlandı. Şu anda 70.000 Malili ülkelerine geri dönmek zorunda kaldı. Ancak bunlara ülkenin verebileceği ne iş imkanı ne de yaşayabilecekleri konut var. Malili eski kültür bakanı Aminata Dramani Traore Dünya Sosyal Formu’nun önde gelen liderlerinden olduğu için Bamako buluşmasının Mali Cumhuriyeti’nin mevcut şartları içinde oldukça başarılı geçtiğini haklı olarak iddia etmektedir.
2006 Davos toplantısına katılan herhangi bir şirket yöneticisi tek başına 27.300 avro kayıt parası verebilirken Bamako buluşması için kayıt ücreti olan bir avroyu bulamayan Malililer vardı. Yani Davos’ta bir patron tek başına Bamako buluşması katılımcılarının tamamı olan 20.000 kişinin ödediği kayıt parasından daha fazla bir ücreti tek başına ödemektedir.
Bu bakımdan Bamako’da gerçekleştirilen Dünya Sosyal Formu aslında bütün dünyaya çok açık mesajlar verdi denebilir. Başlangıçta ekonomik forma karşı bir hareket olarak çıkan bu sosyal forum zamanla sadece karşı tarafı tenkit eden bir tavır sergiliyordu. Artık bu karşı faaliyetlerini devam ettirmekle beraber her yıl konuşulmak üzere on kadar ana gündem belirleyerek bunlar hakkında konferanslar, seminerler, sergiler, gösteriler ve karşılıklı tartışma ortamları oluşturmaktadırlar. Güney Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinin geleceği ile ilgili meseleleri Mısırlı ekonomist Samir Amin gibi dünya çapında tanınmış akademisyenler, siyaset adamları, gönüllü teşekküllerin (ONG) temsilcileri ve sendikalar gibi pek çok alandaki ilgili katılımcıyla dile getirdiler. Bunlar genel olarak savaştan askerileşmeye, kültürden medyaya, liberalizmden, uluslararası ticarete, göç, borç ve sosyal mücadelelere varıncaya kadar pek çok alanı kapsamaktaydı.
Dünya ticaretinde bugün 53 Afrika ülkesinin payı %2 seviyesindedir. Oysaki Afrika’nın yer altı ve yer üstü kaynakları dünya piyasalarında oldukça fazla yer almaktadır. Buna karşılık Afrikalılar gittikleri her ülkenin kapısından kovulurken kendi vatanlarındaki malları elden ele dolaşmakta ve onlar sayesinde zengin olanlar da Davos’ta lüks ortamlara hala dünyaya yön verme gayreti içindeler. Daha geçen sene zenginler fakirliğe karşı mücadele konusunu konuştular ama Afrika nüfusunun %50’si fakirlik içinde yüzüyor ve Kuzeylilerin nutuklarını artık duymak istemiyorlar. Zaten kendilerine borç verilirken nasıl ödeneceğine de onlar kararlaştırdıkları için artık borç almak istemiyorlar. Haliyle Bamako sokaklarını süsleyen pankartlarda kullanılan ifadeler hiçte Davoscular adına sevindirici değil. Çünkü başta Afrikalılar olmak üzere herkes aynı anda şu sloganları haykırdı:
“Afrika’nın pazarlanmasına hayır“
“Afrika satılık değil“
“Borç bizi öldürüyor, borcu öldürelim“
“Ülkelerimizin ekonomilerini boğan zirai ve ticari siyasetlere hayır“
“Tüketilen bir tabak mahalli pirinç =kurtarılmış bir milyon üretici“
“Afrika Afrika’yı besleyebilir“
“Barışı küreselleştirelim“
“Fakirliği öldürelim, pamuğu değil“
Küreselleşme karşıtları son yıllarda İslam dünyasında yaşanan sıkıntıları da gündemlerine alıp Dünya Sosyal Formu buluşmalarında Filistin, Irak ve genel manada her yerde Müslümanlara karşı yürütülen düşmanca tavırlara karşı da cephe aldılar. Yeryüzünde gönüllü teşekküllerin (ONG) çoğunun kurucuları ve mevcut yöneticileri sola meyilli ve ateist kimseler olup her türlü siyasi ve dinî inançtan uzak durmayı kaide olarak benimsemelerine rağmen Küreselleşmenin mimarlarının hedefi haline gelen Müslümanlara her vesileyle el uzatmaya çalıştıkları için aynı hedeflerde birleşmeye çalışıyorlar. Aslında Müslümanların bu konuda yeteri kadar gönüllü teşekkül oluşturarak faaliyetlerine katılmamalarını ise bir eksiklik olarak görüyorlar.
* Afrika Çalışma Grubu Proje Yöneticisi