Dayton Barış Anlaşması’nın 10. Yılında Bosna-Hersek

Kategori Seçilmedi

Stratejik Yorum No: 200

25 Haziran 1991’de Hırvatistan ve Slovenya federe cumhuriyetlerinin bağımsızlık ilanları Yugoslavya’da savaş ve parçalanma sürecini başlattı. 15 Ekim 1991 tarihinde Bosna-Hersek Parlamentosu bağımsızlık kararı aldı. Radovan Karadzic liderliğindeki Sırp Demokrat Partisi (SDP) bu kararı protesto etti ve 24 Ekim’de “Bosnalı Sırpların Ulusal Meclisi“ni kurdu. 29 Şubat–1 Mart 1992 tarihlerinde düzenlenen bağımsızlık referandumundan iki gün sonra, Bosna-Hersek Parlamentosu Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ilan etti. Sırp Meclisi ise “Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyeti“nin kuruluşunu ilan etti ve başkentin Banja Luka olacağı duyuruldu. 27 Martta Sırp Meclisi yeni kurulan Sırp Cumhuriyetinin Sırbistan ile birleştiğini ilan etti. Temmuz ayında ise Mate Boban liderliğindeki Hırvat Demokratik Birliği (HDB) Franjo Tudjman liderliğindeki Hırvatistan’ın desteğini arkasına alarak “Hırvat Hersek-Bosna Cumhuriyeti“ni ilan etti. Batı Hersek, Merkez Bosna, Pasovina (Kuzey Bosna)’yı kapsayan Hırvat Cumhuriyeti’nin başkenti Mostar oldu. (2)

Karşılıklı ilanlar Bosna-Hersek’i Nisan 1992’de savaşa sürükledi. Yaklaşık 3,5 yıl sürmüş olan iç savaş büyük bir yıkıma neden oldu. En iyimser rakamlarla, en az 200 bin insan öldü, 30 bin kadın tecavüze uğradı (3) ve en az. 1 milyon 300 bin insan göç etmek zorunda kaldı.(4) Dünya Bankası’nın verilerine göre sağlık tesislerinin üçte biri, okulların yarısı, evlerin üçte ikisi yıkıldı. Ulaşım ve iletişim altyapısının büyük bir bölümü kullanılamaz hale geldi. Sanayi üretimi savaş öncesinin %10’una geriledi.(5) 1996’da işsizlik oranı Bosna-Hersek Federasyonu’nda %50 ve Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) inde %90 oldu.(6) Ayrıca camiler ve kiliseler gibi kültür varlıkları, kütüphaneler ve okullar gibi entelektüel varlıklar ve çok sayıda tarihi eserler savaş süresince yıkıma ve büyük tahribata maruz kaldı. Sırp silahlı güçleri Boşnak ve Hırvat sivillere yönelik, Hırvat silahlı güçleri ise Sırp ve Boşnak sivillere yönelik etnik temizlik uyguladılar.

Savaşın neden olduğu büyük yıkım savaş sonrası dönemi derinde etkileyen ve hala etkilemekte olan üç durum doğurdu: (a) Saraybosnalı bir sanatçı olan Dizdareviç 1993 sonbaharında, henüz savaş devam ederken, Alman Freitag gazetesine şu açıklamayı yaptı: “ Burada ortak yaşamın anıları hala canlı, aileler ve dostluklar hala Müslüman, Hırvat ve Sırplar arasında karışık. Bunun yararını ve anlamını bilen birçokları var hala. İşte bunun için savaş devam ediyor! Herkes ayrışıp etnik tasnife tabi olana kadar da devam edecek... “(7) Dizdarevic haklı çıktı; “herkes ayrışıp etnik tasnife tabi olana kadar“ savaş devam ettirildi. Savaş, Boşnak-Sırp-Hırvat halkları arasında milliyetçiliği, kini ve nefreti geliştirdi, yaygınlaştırdı. (b) Yıkım Bosna-Hersek’i siyasi, iktisadi ve sosyal yönden kendi kendini yönetemez hale getirdi. (c) Savaş ve yıkım, ABD ve AB’ye Bosna-Hersek’e müdahale olanağı sağladı.

Savaş Amerika ve AB devletlerinin müdahalesiyle Aralık 1995’te sona erdi.(8) 1-21 Kasım tarihlerinde, Hırvat tarafı adına Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tudjman, Sırp tarafı adına Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic ve Boşnak tarafı adına Demokratik Eylem Partisi (DEP) başkanı Alija İzetbegoviç Dayton’da Amerikalı yetkililerin gözetimi altında barış koşullarını görüştüler. Nihayet 14 Aralık 1995 tarihinde, üç taraf, Bosna Savaşını bitiren ve yeni Bosna-Hersek Cumhuriyeti’ni kuran (Dayton) Barış Anlaşmasını Paris’te imzaladılar.

Dayton Anlaşması’na(9) göre, Bosna-Hersek Cumhuriyeti “Bosna-Hersek Federasyonu“ ve “Republika Srpska (Sırp Cumhuriyeti)“ olmak üzere iki entiteden oluşmaktadır. Entiteler birbirinden hukuken gerçek bir sınır niteliği taşımayan ve NATO güdümlü SFOR (Stabilization Force) tarafından denetlenen yaklaşık 1400 km uzunluğundaki bir sınır ve ayrım hattı ile ayrılmıştır. Bosna-Hersek Federasyonun %52.18’ini Boşnak, %22.13’ünü Hırvat ve %17.51’ini Sırp nüfus oluşturmaktadır. Bu oranlar Sırp Cumhuriyetinde sırasıyla 28.26, 9.40 ve 55.40 şeklindedir. Bosna-Hersek Federasyonu tüm ülkenin %51.46’sını, Sırp Cumhuriyeti ise %48.52’sini oluşturuyor. (10)

Dayton Anlaşması Bosna-Hersek NATO’ya merkezi bir rol üstledi. Anlaşma gereğince, NATO komutasındaki 60,000 kişilik askeri birlik Uygulama Gücü ( Implementation Force – IFOR ) adı altında Bosna-Hersek topraklarına konuşlandırıldı. Savaş sırasında görev yapmış olan Birleşmiş Milletler Koruma Gücü ( United Nations Protection Force – UNPROFOR ), anlaşma gereğince yerini Uygulama Gücü (Implementation Force – IFOR)’ne bıraktı. IFOR’un temel görevi barışı, güvenliği, istikrarı sağlamak ve anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almak olarak belirlendi. 1997’de IFOR’un ismi SFOR (Stabilization Force) olarak değiştirildi ve asker sayısı 36,000’e indirildi.(11) NATO’nun Haziran 2004 İstanbul Zirvesi’nde, 2004’ün sonunda SFOR’un tasfiye edilmesine ve yerine AB komutasında yeni bir askeri gücün yerleştirilmesine karar verildi. Bu karar 2 Aralık 2004 tarihinde uygulamaya sokuldu ve SFOR’un yerini 6500 kişilik Avrupa Birliği Gücü (European Union Force - EUFOR) aldı.(12)

Dayton Anlaşması Bosna-Hersek’te bir Yüksek Temsilcilik Ofisi ( the Office of High Representative – OHR ) kurmuştur.(13) Anlaşma OHR’ye yedi görev yüklemiştir: (a) anlaşmanın uygulanışını denetlemek; (b) anlaşmanın taraflarıyla yakın ilişki halinde olmak ve tarafların şikâyetlerini değerlendirmek; (c) ülkedeki sivil örgütlerin faaliyetlerini denetlemek ve koordine etmek; (d) anlaşmanın sivil konularına ilişkin uygulamalarında ortaya çıkan sorunları çözmek; (e) ülkeye iktisadi bağışta bulunan örgütlerin ve devletlerin toplantılarına katılmak; (f) anlaşmanın uygulanışı ve ülkenin durumu hakkında düzenli olarak BM, AB, ABD ve Rusya Federasyonu’nu bilgilendirmek; (g) BM Uluslararası Polis Gücü’ne yardımcı olmak, tavsiyede bulunmak.

Savaşın sona ermesinden ve Dayton Anlaşmasının imzalanıp uygulamaya sokulmasından bu yana tam 10 yıl geçti. ABD ile Avrupalı büyük güçlerin müdahalesi neticesinde hazırlanan ve kabul edilen Dayton Anlaşması savaşı durdurdu ve barış ortamını kurdu. Ayrıca 1996’dan bugüne dek yaklaşık 1 milyon kişi evine geri döndü. Bu olumlu gelişmelere rağmen Bosna-Hersek hala büyük sıkıntılara yaşamaktadır.

Savaş sonrasında ülkede neoliberal ekonomi politikalar uygulanmaya başlandı ve ülke uluslararası kapitalist sisteme entegre edildi. Bu entegrasyon süreci ülkeyi yabancı sermayeye açtı. Ülkede faaliyet gösteren başlıca yabancı ülkeler Litvanya, Hırvatistan, Avusturya, Slovenya, Almanya, Hollanda, Kuveyt, Sırbistan-Karadağ ve İtalya’dır. Neoliberal politikalar gereği ülkede hızlı bir özelleştirme kampanyası başlatıldı. 2004 yılı itibariyle toplam 1284 adet işletme özelleştirildi. Yerli güçlü bir kapitalist sınıfın bulunmadığı bu ülkede özelleştirilen işletmelerin büyük çoğunlunu yabancı sermaye grupları aldı. Ayrıca neoliberal ekonomi politikaları gereği eğitim alanı da özel sektöre açıldı. Bu açılım eğitim hizmetlerini ve özellikle üniversiteleri paralı hale getirdi. Özel okulların açılmasıyla birlikte eğitim sürekli daha fazla pahalı hale gelmekte ve bu durum eğitim alanında ekonomik yönden zaten bir hayli zor durumda olan Bosna-Hersek halkına büyük yük getirmektedir. Savaş sonrasında diğer kamusal alanlarda olduğu gibi, eğitim alanında da rüşvet ilişkileri yaygınlaştı.

Uygulanmakta olan neoliberal politikalar ülkenin sorunlarını çözememiştir. Örneğin 2004 verilerine göre, 420 bin kişi işsiz durumdadır ve nüfusun yüzde 20’si yoksulluk sınırının altında, yüzde 30’u ise bu sınıra yakın durumda yaşamaktadır. Bosna-Hersek Federasyonu’nda işsizlik oranı yüzde 45, Sırp Cumhuriyeti’nde ise yüzde 37’dir. Dış ticaret açığı 4,3 milyar dolardır.(14) Organize suç örgütleri, kaçakçılık, gençler arasında uyuşturucu kullanımı ve fuhuşçuluğun yaygınlaşması, rüşvet, vergi kaçakçılığı ve kayıt dışı ekonomi savaş sonrası Bosna-Hersek’te yaşanan ve hala çözülemeyen diğer önemli sorunlardır.

Günümüzde Bosna-Hersek’in yaşadığı bir diğer önemli sorun toplumun etnik-dini temele dayalı ayrışması olmuştur. Savaş bu ülkede yaşayan üç taraf arasında keskin bir ayrışmaya neden oldu. 2006 sonbaharında düzenlenecek olan yeni genel seçimlere yaklaşılırken, ülkede en güçlü olan partiler hala etnik-dini temele dayalı milliyetçi politikalar uygulayan DEP, SDP ve HDB’dir.

Bugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyeti bağımsız bir devletten çok bir manda yönetimine benzemektedir. Çünkü ülke OHR, EUFOR, BM Uluslararası Polis Gücü, AB Polis Misyonu, Dünya Bankası, IMF, NATO gibi örgütler ve kurumlar tarafından yönetilmektedir. Daha doğrusu ülke, bu tür örgütler ve kurumlar aracılıyla ABD ve AB tarafından yönetilmektedir. OHR’nin başında bulunan İngiliz Yüksek Temsilci Paddy Ashdown adeta ABD ve AB’nin Bosna-Hersek’teki “sömürge valisi“ durumundadır. Yüksek Temsilci Bosna-Hersek halkının seçtiği parlamento, hükümet ve yerel yönetim temsilcilerini ve yöneticilerini görevden alabilme; seçimleri iptal edip yenileme; parlamentoyu, entite meclislerini ve yerel düzeyde belediye meclislerini dağıtma; valileri ve bürokratları atama ve görevden alam gibi sömürge valilerini andıran geniş yetkilere sahiptir. P. Ashdown son olarak “barış ortamını tehdit ettikleri ve Dayton Anlaşması hükümlerine aykırı davrandıkları“ gerekçesiyle 30 Haziran -1 Temmuz 2004’te 59 seçilmiş üst düzey yöneticiyi görevden aldı. (15)

Bosna-Hersek’te yaşanılan sorunlar OHR ve EUFOR tarafından çözülememektedir. Kaldı ki, OHR ve EUFOR’un varlığı Bosna-Hersek’i adeta ABD ve AB’nin bir “manda yönetimi“ haline getirmektedir. Bosna-Hersek’in siyasi alanda bağımsızlaşması ve demokratikleşmesi, iktisadi alanda gelişmesi ve sosyal-politik alanda barışın güçlenmesi için altı politika uygulanmalıdır: (a) ABD ve Avrupalı büyük devletler ile olan ilişkiler radikal bir biçimde yeniden gözden geçirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. (b) EUFOR ve OHR ülkeden çekilmelidir. (c) Ülkedeki Boşnak, Sırp ve Hırvat milliyetçiliği zayıflatılmalıdır; (d) Anti-milliyetçi partiler ve siyasetçiler desteklenmelidir. (e) Sivil halk siyasi ve iktisadi alanlarda örgütlenip karar alma mekanizmasına daha etkin bir şekilde katılmalıdır. (f) Geçmişte yaşanılmış olan bütün kötülüklere rağmen, Boşnakları, Hırvatları ve Sırpları içine alan ve uzun bir tarihsel süreçte ortaya çıkmış olan Bosna Kültürü ve Bosnalılık Kimliği yaşatılmalı ve geliştirilmelidir. Bu amaçla, II. Dünya Savaşı sırasında geliştirilmiş ve 80’li yıllarda terk edilmiş olan meşhur “ bratstvo i jedinstvo (kardeşlik ve birlik ) “ anlayışı tekrardan canlandırılmalıdır. Bu, geçmişe duyulan romantik bir özlem değildir; bugünkü Bosna-Hersek’in en büyük ihtiyacıdır.

* TASAM Balkanlar Uzmanı

Dipnotlar:

  1. Samary, Catherine, Parçalanan Yugoslavya: Bosna’da Etnik Savaş , çev. Bülent Tanatar, İstanbul: Yazın Yayıncılık, 1995, s. 173.
  2. Bora, Tanıl, Yeni Dünya Düzeni’ nin Av Sahası , İstanbul: Birikim Yayınları, 1994, s. 84-87.
  3. Tecavüz konusu için bkz. Alkan, Necmettin, Dağılan Yugoslavya Mozaiğinde Bosna , İstanbul: Beyan Yayınları, 1995, s. 93-113 ve Bora, op. cit., 152-156.
  4. Bkz. Kümbetoğlu, Belkıs, “Göçmen Sığınmacı Gruplardan Bir Kesit: Bulgaristan Göçmenleri ve Bosnalı Sığınmacılar“, Kemali Saybaşılı ve Gencer Özcan (ed.), Yeni Balkanlar, Eski Sorunlar , İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 1997, s. 243-244.
  5. Ramet, Balkan Babel: The Disintegration of Yugoslavia from the Death of Tito to the War for Kosovo , Colorado: Westview Press, 1999, s. 280.
  6. Cohen, Lenard J., “Whose Bosnia? The Politics of Nation Building“, Current History , no. 617, 1998, s. 111.
  7. Bora, op. cit., s. 162.
  8. Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna savaşın başlangıcından itibaren (Nisan 1992) Sırp askeri güçlerinin kuşatması altında kaldı. Kuşatma boyunca Saraybosna’yı sadece Boşnaklar değil kentte yaşayan Sırplar ve Hırvatlar da savundu. 28 Ağustos 1995’te Sırp askeri güçler Saraybosna’ya havan topu saldırısı düzenledi ve bu saldırıda 37 sivil hayatını kaybetti. Bu olayın ardından, NATO, Sırp askeri güçlerine kuşatmayı sona erdirmeleri için ültimatom verdi. Söz konusu ültimatom reddedilince NATO hava kuvvetleri Sırp askeri süslerine, iletişim merkezlerine ve mühimmat depolarına yönelik üç hafta süren hava saldırısı düzenledi. Sırp ordusuna büyük zarar veren hava saldırısı savaşın sona ermesinde önemli rol oynadı (Kaufman, Joyce P., NATO and Former Yugoslavia: Crisis, Conflict, and the Atlantic Alliance , Lanham: Rowman & Littlefield Publishers, 2002, s. 119-120).
  9. Dayton Barış Anlaşması için bkz. Cousens, Elizabeth M. & Cater, Charles K., Toward Peace In Bosnia: Implementing the Dayton Accords , London: Lynne Rienner Publishers, 2001, s. 33-51 ve Birleşmiş Milletler Kararlarında Eski Yugoslavya ve Bosna-Hersek , İstanbul: Dayanışma Vakfı Yayınları, 1996, s. 271-279. Ayrıca anlaşmasının tam metnini www.ohr.int adresinde bulabilirsiniz.
  10. Türkiye-Bosna Hersek Parlamentolar Arası Dostluk Grubu, “Dayton Barış Anlaşması’nın 5. Yılında Bosna-Hersek“, Ankara, 14 Aralık 1999, s. 1.
  11. SFOR’da yer almış olan devletler şunlardır: ABD, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, Türkiye, İngiltere, Arnavutluk, Avusturya, Arjantin, Bulgaristan, Estonya, Finlandiya, İrlanda, Litvanya, Letonya, Rusya, Slovakya, Slovenya, İsveç, Fas, Romanya, Avustralya ve Yeni Zelanda. (Bkz. www.nato.int)
  12. Bkz. www.nato.int ve www.euforbih.org
  13. OHR hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. www.ohr. int.
  14. Bkz. www. ohr. int ve www.deik.org.tr
  15. www.ohr.int
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.