ABD Başkanlık Seçim Sonuçları Türkiye İçin Neden Önemli?

Haber

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçim yarışı son aylarına girerken cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump’ın demokratların başkan adayı Hillary...

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçim yarışı son aylarına girerken cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump’ın demokratların başkan adayı Hillary Clinton karşısında oldukça iddialı olduğu görülmektedir. Trump’ın islamofobiyi güçlendiren ve mülteci karşıtı söylemlerinin bu yarışta Müslümanlar bakımından önemli olduğu, bu söylemler nedeniyle Müslümanların demokratların adayını destekledikleri kabul edilmektedir.[1] Amerika’da yaklaşık olarak 3.5 milyon Müslüman yaşamakta ve bunların birçoğu göçmenlerden oluşmaktadır. Müslümanların demokratları desteklemelerinin bir diğer nedeni de demokratların sosyal refah ile ilgili politikaları olarak gösterilmektedir.

Konuya islamofobi ve mülteci karşıtı söylem açısından bakıldığında, bu konuların Türkiye’nin iç ve dış politikasıyla yakından ilgili olduğu görülecektir. Öncelikli olarak Avrupa Birliği üyesi ülkelerde artan islamofobi ve mülteci karşıtı söylem Türkiye’yi yakından ilgilendirmekte olup seçilecek Amerikan başkanının bu yöndeki tutumu Avrupa ülkeleri için de önemli olacaktır. Esasen iç politikada siyasal partilerin oy potansiyellerini dikkate alarak oluşturdukları “Ulusal Cephe“ kapsamında yabancı karşıtlığına destek vermeleri, sonuçta bu devletlerin dış politika önceliklerine ve mültecilere karşı yasaklayıcı önlemlerin artırılmasına etki ettiği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda günümüzde bazı Avrupa ülkelerinde, Müslüman mültecilere karşı ırkçı ve ön yargılı yaklaşımların, “islamofobi-islam korkusu“ düzleminde halk desteği bulduğu bilinmektedir.[2] Yanı başımızda 2011 yılından beri seyreden Suriye savaşı ve mevcut karışıklığın diğer devletlere yayılması halinde mülteci meselesinin Türkiye bakımından önemini artıracağı açıktır. Bu meselenin çözümünde siyasi ve ekonomik gücün yanı sıra ülkelerin halklarının mültecilere bakış açıları ve onların mültecilerin sorunları hakkındaki bilinçleri de önemlidir. Seçilecek Amerikan başkanının bu yöndeki görüşleri hem diğer devletleri etkileme potansiyeli bakımından hem de ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olması bakımından dikkate değerdir. Ancak şunun belirtilmesi gerekir ki Trump’ın bu noktada Clinton’a göre, Müslümanlar bakımından daha kötü politika izleyeceğini kesin olarak söyleyemeyiz. Her ne kadar seçim döneminde bu görüşler keskin bir şekilde ifade edilse de uluslararası ilişkilere bu kadar keskin yansımayacağını düşünmek gerekir.

Şöyle ki mevcut ABD başkanı Barack Hüssein Obama’nın göreve gelişinden itibaren Müslümanlara yönelik aktif ve pozitif politikalar yürüteceği düşünülse bile uygulamada bunun böyle olmadığı görülmektedir. Özellikle Suriye meselesinde 2011’den bu yana uygulamış olduğu politika Türkiye’nin ve bölgedeki Müslümanların aleyhine olmuştur. ABD başkanının Türkiye’nin güvenli bölge ve uluslararası insani yardımın gerçekleşmesi yönündeki taleplerine kayıtsız kaldığı, bölgede ortaya çıkan ve gelişen terörist gruplara karşı Türkiye lehine tutumda bulunmadığı açıktır. Bu yönüyle Trump’ın seçilmesinin salt yukarıda yer alan söylemlerinden dolayı Türkiye aleyhine olacağını söylemek yanlış olur.

ABD Başkanlık seçim sonuçlarında Türkiye’yi etkileyecek bir diğer konu ise Fetullah Gülen’in iadesi meselesidir. Bilindiği üzere Türkiye yetkili makamları 15 Temmuz 2016 Darbe girişimini yönettiği iddiasıyla Gülen’in iadesini ve geçici tutuklanmasını ABD yetkili makamlarından istemiştir.[3] Ancak 15 Temmuz akşamından itibaren Amerikan Başkanı’nın ve yetkililerinin darbe girişimine ve bunun bağlantılarına kayıtsız kalmaları ile Gülen’in iadesi hakkında olumlu bir açıklama yapmamaları Türkiye’nin tepkisini çekmiştir. Bunun yanı sıra Türk medyasına yansıyan bazı haberlere göre Gülen’in Cilinton’ı desteklediği ve seçim kampanyasında bağış yaptığı savunulmaktadır.[4] Bu iddianın doğru olduğu kabul edilmesi halinde Clinton’ın seçilmesi durumunda ABD yetkili makamlarının Gülen’in iadesi bakımından olumsuz tavır alacağı ve süreci yavaşlatacağı düşünülebilir. ABD’de etkili olan lobilerden Ermeni lobisinin faaliyetleri de Türkiye bakımından önemlidir. Seçilen Amerikan başkanlarının sözde Ermeni Soykırımı Tasarıları ve sözde Ermeni Soykırımı hakkındaki sözleri Türkiye’nin dış politikasını doğrudan etkilemektedir. Obama’nın yaptığı konuşmada “soykırım“ kelimesi yerine “büyük felaket“ kelimesini kullanması Türkiye bakımından olumlu bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.[5]

Bir diğer konu ise İran ile yürütülen nükleer müzakerelerdir. Trump’ın ABD’nin İran ile yürüttüğü nükleer müzakereleri eleştirmesi Türkiye bakımından önemlidir.[6] İleri aşamada İran’a uygulanan yaptırımlar konusunda Türkiye-İran ekonomik ilişkilerinde Trump’ın benimseyeceği tutum Türkiye-ABD ilişkilerini etkileyecektir. Bilindiği üzere 2010 yılında gerçekleşen BM Güvenlik Konseyindeki İran’a yönelik yaptırımlara Türkiye ve Brezilya “Hayır“ oyu vermiş[7], bu durum ise Türkiye ABD ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye bu süreçte diplomatik yollar ile sorunun çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. Söz konusu yaptırım kararından sonra Obama, Beyaz Sarayda yapmış olduğu açıklamada, alınan yaptırım kararının tarihte İran’a uygulanan en sert yaptırım olduğunu belirtmiştir.[8] İleri aşamada 2015 Temmuz ayında gelinen noktada ABD ve diğer 5+1 ülkeleri, İran ile nükleer tesisler ve yaptırımlarla ilgili sorunu Türkiye’nin savunduğu gibi diplomatik yollarla çözme yoluna gitmiştir.[9]

Son olarak Türkiye’yi ilgilendiren diğer konu ise Türkiye’deki mevcut hükümetin ve Cumhurbaşkanı’nın başkanlık sistemini benimseyen politikasıdır. Bilindiği üzere başkanlık sisteminde başkanın yetkileri ve izlediği tutum önemlidir. Trump ve Clinton’ın artıları ve eksileriyle seçim yarışını sürdürürken, bu yarışta Trump’ın alışılmışın dışında söylemiş olduğu sözler ve eylemleri nedeniyle ABD seçim propagandaları Türk kamuoyunun da ilgisini çekmiştir. Özellikle Trump’ın seçilmesi halinde izleyeceği politika ve atacağı adımlar merakla beklenmektedir. Onun başarılı veya başarısız eylemleri Türkiye’de başkanlık sistemi savunucuları veya karşıtları bakımından politik olarak kullanılabilecek şekildedir.

Sonuç olarak, demokratların son yıllarda Türkiye aleyhine atmış olduğu adımlar, Gülen’in demokratları desteklediği söylemi, ABD yetkililerin Gülen’in iadesi ve darbe teşebbüsü konusundaki tutumu Türkiye’yi cumhuriyetçilere yaklaştıracak düzeydedir. Ancak Trump’ın Müslümanlar ve mülteciler için söylediği sözler Türkiye ve bölgedeki mülteci sorunu bakımından olumsuz bir durumdur. Ayrıca Trmup’ın İran’a yönelik nükleer müzakereler ve yaptırımlar konusunda duracağı yer ve tutumu, Türk-İran ilişkileri ve BM görüşmelerindeki Türkiye’nin tutumu bakımından hassas bir konudur. Seçilecek başkan Türkiye-ABD-İsrail ilişkilerinde kritik bir yere sahip olacaktır. Düzelmeye başlayan İsrail ile olan ilişkilerde[10] ve Filistin’e gönderilen yardımlarda ABD başkanının vereceği destek ve yaklaşımı önemlidir (Burada İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Obama ile yaptığı yüz yüze görüşme sırasında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak Mavi Marmara olayı ile ilgili Türkiye’den özür dilediği hatırlanmalıdır). Bunun yanı sıra Türkiye’nin uzun süreden beri talep ettiği “güvenli bölge“ uygulaması konusundaki yeni ABD başkanının politikası da mülteci sorununu doğrudan etkileyecektir. Seçilecek başkanın başarısını ve dünya kamuoyundaki prestijini isminden veya geçmişinden çok uluslararası problemler konusundaki tutumu ve çözüme yönelik cesaretli adımları belirleyecektir. Özellikle Türkiye’de başkanlık sisteminin uygulanabilmesi halinde Türkiye başkanı ile ABD başkanının ilişkileri iki ülke ilişkilerini etkileyecektir. ABD’deki başkan adaylarının durumlarına bakıldığında kimin seçileceğinden ziyade Türkiye lehine politikalara en çok kimin yaklaşabileceği önemlidir. Bu haliyle Clinton ve ekibi Türkiye’ye ne kadar yakınsa Trump ve ekibinin de o kadar yakın olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.

[2] Mesut Hakkı CAŞIN, Modern Uluslararası Hukukun Temel Esasları, Legal Yayınları, s. 1424
[10]Asım KAYA, Türkiye’nin İsrail ve Rusya İlişkilerinde Yeni Dönem, http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/31910/turkiyenin_israil_ve_rusya_iliskilerinde_yeni_donem_ (G.T. 14/09/2016)
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 194 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 86 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Balkanlarda Türk mevcudiyeti Osmanlı öncesine dayanmakla birlikte, orada Türk varlığının güçlü bir şekilde hissedilmesi ve etkisini göstermesi, Osmanlı dönemine rastlamaktadır. Bu güç etkisinin iki neden bulunmaktadır. İlki, Osmanlıların Avrupa ve Balkanların genelinden farklı bir dini misyona sahip...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...