AB’nin Sözlerine Bağlı Kalmaması Küresel Aktör Olma Hayaline Darbe Vurur

Kategori Seçilmedi

ABD örneğinde de görüldüğü gibi, 21’inci yüzyılda artık militer gücün tek başına bir anlam ifade etmediğini görmekteyiz. 21’inci yüzyıl militer gücün (sert güç) değil, yumaşak gücün yüzyılıdır. Genel anlamda yumuşak güç bir ülkeye öteki ülkeler nezdinde cazibe merkezi haline getiren unsurlardan oluşur. Demokrasi, İnsan Hakları, Hukukun Üstünlüğü, Dayanışma gibi. ABD karşısında yumuşak gücünü arttıran en önemli örgütlenme olarak karşımıza bugün AB gelmektedir. ABD’nin son yıllardaki egoist, tek yanlı sadece kendi çıkarlarını gözeten politikalar izlemesi bir anlamda AB’nin yıldızını parlattı. Ancak, şu günlerde AB’nin Türkiye karşısında takındığı tutum inandırıcılığını kaybederek yumuşak gücünde gedikler açmakta. Bunun faturasının AB için daha yüksek olacağı şimdiden öne sürülebilir. ABD’nin meşru temele dayanmayan Irak politikası nedeniyle uluslararası toplumun gözünde inandırıcılığını kaybetmesiyle ödediği fatura gibi (Örneğin, 1 Mart 2003 tezkeresi gibi...) AB de Türkiye’ye karşı takındığı bu tutum nedeniyle Müslüman ve Müslüman olmayan ülkelerin gözünde cazibe merkezi olmaktan çok ikiyüzlü ve Hıristiyanlardan oluşan bir örgütlenme olarak algılanacaktır.

AB Vizyonunu Kaybediyor

AB kendi geleceği ile oynuyor. Yumuşak Güç olarak ifade edebileceğimiz gücü şimdiye kadar kullanmasını bilen AB’nin maskesi düşüyor. Demokrasi, İnsan Hakları, Hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerleri temel referans alan ve İç ve dış politik ortamına bu değerler çerçevesinde şekillendirdiğini iddia eden AB, Pax Romana gibi kendi sınırları dışındaki milletler için aynı duyguları beslemediğini ortaya koyuyor. Müslüman bir ülkenin AB’ye ne katıp katamayacağını algılayamıyor. 46 yıldır AB’ye tam üye olabilmek için bekleyen Türkiye pazarlık konusu yapılıyor ve bundan iki yıl önce 2003’te AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunan Hırvatistan ile aynı kefeye konuluyor. Dikkatleri çeken en önemli nokta gerek Avrupa Parlamentosu’nda gerekse, COROPER toplantılarında Hırvatistan’ın Hıristiyan (Katolik) olmasının ön plana çıkarılması ve bunun üzerinden siyaset yapılmasıdır. Oysaki yumuşak güç denilen şeyde din, dil ve kültüre bakılmaz. Bu güce sahip olmak isteyen her aktör, cazibe merkezi olabilmek için bu tür ayrımları yapmadan tüm taraflara evrensel değerler temelinde yaklaşmak durumundadır. Dış ve iç politikasını bu evrensel değerler üzerine oturtmalı, attığı her adımın uluslararası toplum nazarında nasıl bir tesir doğurabileceğini hesap etmelidir. Bir oluşum (Birlik, Topluluk, Devlet...vs.) kendi iç politikasında evrensel değerlere ne kadar sahip çıkarsa çıksın, dış politikasında da aynı şekilde hareket etmek zorundadır. Aksi takdirde inandırıcılığını kaybeder. Uluslararası toplum nazarında itibar kaybeder.

Avrupa (Birliği) Konseyi 17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesi’nde aldığı kararla müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacağını ve tam üyeliğin önünde başka bir engelin kalmadığını ilan etmiştir. Ancak 3 Ekim yaklaşırken ayak sürümektedir. Halihazırda Fransa, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Avusturya’nın yazdığı senaryo oynanmaktadır. Ancak hiç kimse böyle bir senaryonun AB’yi nereye götüreceğini hesap edememektedir. Bu anlamda AB, Avrupa Anayasası’nın Fransa ve Hollanda tarafından reddedilmesinden bu yana ikinci bir kaosu yaşamaktadır.

Genel olarak Uluslararası Toplumla birlikte hareket eder gibi görünen AB, BM çatısı altında Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmelerin önünü tıkamış olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni 1 Mayıs 2004’te AB’ye katarak tarihi bir hata yapmıştır. Türkiye o zamanki adıyla AET ile ilk görüşmelere başladığı 1959 yılından günümüze kadar Kıbrıs konusundaki tavrını hiç değiştirmemiştir. 17 Aralık 2004 Brüksel Avrupa (Birliği) Konseyi toplantısı sonuçlarına da baktığımızda Kıbrıs’ın tanınması ile ilgili Türkiye’yi bağlayıcı bir şartın olmadığı görülmektedir.

Avrupa Birliği 3 Ekim tarihine birkaç gün kalmış olmasına rağmen, Avusturya’nın başrolü oynadığı senaryo nedeniyle Çerçeve Belgesi konusunda bir uzlaşma sağlayamadı. Anlaşılan o ki, ne Avusturya ne de diğer üye ülkeler Türkiye’nin üyeliğe kabul edilmesi ile Birliğe ne katacağı konusunda ortak bir kavrayışa sahip değiller. Fransa ve Almanya’dan (CDU/CSU) dahi çatlak seslerin gelmesini de buna yormak gerekir. Bunu altında yatan temel neden aslında Almanya’da Schröder ve İngiltere’de Blair iktidarının sahip olduğu jeopolitik algılama vizyonuna diğer ülkelerin sahip olmamasıdır. Aksi takdirde Avusturya’nın böylesine tarihi bir dönüm noktasında “veto“ silahını bir koz olarak kullanmak istemesi söz konusu olamazdı ve diğer üye ülkelerde bu oyuna alet olmazlardı.

Türkiye Böyle Bir Durumda Ne Yapmalı?

Türkiye 3 Ekim aşamasına 46 yıllık bir mücadele sonucu gelmiştir. Hatta 1959’da AET ile ilk görüşmeleri başlatan zamanın Dışişleri Bakanı merhum Fatin Rüştü Zorlu bile bir anlamda bu yolda darağacında can vermiştir. Türkiye AB ile zaman zaman bu tür sinir harpleri yaşamıştır; ama soğukkanlı ve akli selim bir şekilde davranmasını bilmiştir. Duygusal bir psikozla hareket ederek hiç kimsenin bu yarım yüzyıllık çabaları boşa çıkarmaya hakkı yoktur. Daha önce de ifade edildiği gibi Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasını istemeyen hem AB içinde hem de ülkemizde hatırı sayılır bir muhalifler topluluğu vardır. Her iki tarafta senaryo üretmekten geri durmamaktadır. Hükümetimize böylesine zor bir dönemde önemli görevler düşmektedir. Benim tavsiyem, böylesine kaotik bir durumda 46 yıllık mücadelemizi hatırlayın ve şu birkaç günlük zamanda etrafınıza bir duvar ürün ve duygusal hareket etmenize sebep olabilecek tüm faktörlerin bu duvardan içeri girmesine izin vermeyin.

* Kocaeli Ünv. Öğretim Üyesi ve TASAM Küresel ve Bölgesel Güç Merkezleri Proje Yöneticisi, kdagci@tasam.org

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2572 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 607
Asya 76 1001
Avrupa 13 619
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1327 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 277
Orta Doğu 18 584
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1280 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 774
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1950 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 1950

Son Eklenenler