15 Temmuz Aynasından Ordu ve İdeoloji

Makale

Türkiye, 15 Temmuz 2016’da iç cepheden siyasi ve askeri saldırıya uğrarken, dış cepheden de saldırı hazırlığı ile karşı karşıya kaldı. İç cephe saldırısının...

Giriş

Türkiye, 15 Temmuz 2016’da iç cepheden siyasi ve askeri saldırıya uğrarken, dış cepheden de saldırı hazırlığı ile karşı karşıya kaldı. İç cephe saldırısının başarısız olması nedeniyle, dış cephe saldırı planları devreye sokulamadı. Medyaya yansıyan bilgilerden, bu saldırının içerdeki işbirlikçiler ve dışarıdaki potansiyel taşeronların yardımıyla çok kısa zamanda ülkemizin işgali ve bölünmesini amaçladığını söylemek mümkün. Türk ordusu büyük çoğunluğu ile iç cephenin askeri saldırısını boşa çıkarırken, aynı zamanda Türk polisi ile birlikte siyasi kanadın da emniyetini sağlamıştır. Ülkemizin bekasını hedef alan rüya hızındaki bu saldırıları savuşturmanın yeterli olmadığı açıktır. Süratle karşı koyma operasyonlarına ilave olarak, kalıcı ve sürdürebilir siyasi ve sosyolojik yeni bir sistem kurmak için saldırıyı hazırlayan nedenlerin sağlıklı analizini yapmak zorundayız.


Bu Güç Orduya[1] Nasıl Yerleşti?

Bütün dünya ordularının çekirdeği subaylardır. Bu nedenle subay eğitimi, teorik ve uygulamalı eğitimin yanında esas olarak milli tabanlı bir ideoloji ve doktrine dayalı özel eğitimi gerektirir. Bu bağlamda milli ideolojisi olmayan ordular ayakta kalamazlar. Bu saldırıdan Subay eğitimi ile ilgili olarak ilk bakışta ortaya çıkarabileceğimiz ders, subay adaylarının askeri okullara girmeden önce milli değerlere ters ve düşman olan farklı bir ideoloji ve doktrinle donatılmış olduğudur. Bu gençleri kim tuzağa düşürmektedir? Birinci aşamadaki sosyolojik gerçek, ülkesine ihanet mertebesine getirilen bu saf, temiz ve başarılı öğrencileri aile ve devlet kurumlarının koruyamadığıdır. Bu noktada en önemli devrimlerden biri olan Eğitimde Birlik (Tevhidi Tedrisat Kanunu) devriminden sapmalar, kuzuların, ileride kurttan daha tehlikeli bir canavara dönüşmesine neden olacak merkezlere teslimine neden olmuştur. İdeolojik ve doktrin alt yapısı ele geçirilmiş gençlerin, askeri okullardaki eğitim sürecinde düzeltilmesinin mümkün olmadığını bu saldırı bize ispatlamıştır. İhanet merkezlerinin ağına düşmüş subay adaylarının askeri okullardaki eğitim sürecinde içinde bulundukları çemberden çıkmak isteyenler mutlaka olmuştur. Sistemin insanı bire bir kontrol eden ve her türlü kötülüğü açık uygulamalarının bunları caydırdığı söylenebilir. Bu bağlamda 25 yıl sonra general olan ancak, milli ideoloji ve doktrinden yoksun bir subay her türlü odağın maşası olabilir.

15 Temmuz olayını bir darbe teşebbüsü olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı planlı bir saldırı olarak nitelemek gerekir. Saldırıyı planlayan merkez olarak öne çıkan örgüt (FETÖ) ve benzerlerinin Türkiye’deki yükselişi ve yaygınlaşmasının 1991 yılında Ceza Yasası’nın, 163’üncü maddesinin kaldırılması ile başladığı söylenebilir. Böylece Anayasamızın 24 üncü maddesinde yer bulan dini siyasete alet etmenin cezası ortadan kaldırıldı. Ayrıca, irticanın kaynağı olan "Kaçak Kuran Kursu" açanlara "6 aydan 3 yıla kadar hapis" hapis cezası verilmesini emreden hüküm değiştirildi. Cezayı "üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına çevirdiler. "İki yıldan az" hapis cezaları paraya çevrilebildiği için, irtica merkezleri (yurtlar, kurslar, dershaneler, okullar) kuranlar böylece teşvik edilmiş oldular. Hükümetin ani bir karar ile askeri okulları kapatması yukarıdaki sosyolojik gerçek ile bağdaşmamaktadır. Osmanlıya kadar uzanan subay kaynağı askeri okulları kapatmak, benzer olası tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmayacaktır. Esas olan rejim karşıtı ideolojileri yaratan merkezleri kapatmak ve bunun için acil yasalar çıkarmaktır. Çünkü bunlar askeri okullarda değil dışarıdaki merkezlerden devşirilmektedir. Askeri okullar konusunda en çarpıcı örnek olarak Şehzadeler Mektebi olarak anılan Heybeliada Deniz Lisesi verilebilir. Bu mektep 1773’de kurulmuştur. Bu okulda bir dönem Osmanlı şehzadeleri de eğitim almışlardır. Denizcilik tarihi aynı zamanda dünya siyasi ve ekonomik tarihidir. Çünkü denizcilik dünyanın en eski mesleğidir. Uçaklar ve tanklar 20. Yüzyılın icatlarıdır. Gemilerin tarihi ise 4 bin yıl öncesine dayanıyor. Tarihte bilinen ilk deniz savaşı ise Yunanlılar ile Persler arasında MÖ 480 yılında yani, bundan 2500 yıl önce yapılan Salamis Deniz Savaşıdır. Dolayısıyla bu kadim mesleğin öğrenilmesine mutlaka küçük yaşlarda başlanmalıdır. Bu bağlamda askeri okulların kapatılması kararının bir kere daha gözden geçirilmesi faydalı olacaktır.


Askeri Güç Yeniden Öne Çıkıyor

Her ekonomik kriz sonrası olduğu gibi, artan yerel ve bölgesel istikrarsızlıklar nedeniyle askeri gücün yeniden öne çıktığı bir döneme girilmiştir. Büyük güçlerin daralan yaşam alanları çakışmaya başlamıştır. Özetle, askeri açıdan güçlü olmayan devletlerin kendi öz savunmalarını yapmaları veya sınır dışı ulusal çıkarlarını savunmaları, korumaları ve elde etmeleri mümkün değil. Her zaman olduğu gibi, bugün de askeri güç, bu coğrafyada varlığı sürdürmenin hayati bir unsuru olarak öne çıkıyor.


Askeri Gücün Çekirdeği Subaylar

Atatürk; Ordu ancak zabitan (subay) heyeti sayesinde var olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir ordunun ruhu zabitandadır demektedir.[2] Askeri gücün en temel, hayati ve vazgeçilmez unsuru olan subayların yetiştirilmeleri de her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. Dünyanın gelişmiş ve demokratik bütün ülkeleri; savunma ve güvenlik doktrinlerini subayları üzerine bina ederler. Çünkü subayların, sadece profesyonel anlamda maaşlı asker olmanın çok ötesinde bir fonksiyona sahip olmaları amaçlanır. Bu bağlamda, subayların ülkenin bekası ve yüksek menfaatleri yönünde doktrine edilmeleri öne çıkar. Çünkü politikacılar ve hükümetler değişir, askeri güç sabit kalır. Bu eğitim harp okullarında verilir. Bu nedenle harp okulları için görsel ve fiziki anlamda ülkenin en güzel ve tarihi mekânları seçilir. Dünyanın öne çıkmış başı çeken üniversiteleri için de durum aynıdır. Öğrencinin öncelikle okulu ile bütünleşmesi ve ideolojik anlamda ona bağlanması esas alınır. Kıyafetleri alımlı ve kendine özgüdür. Bu gün ülkemizde Ortadoğu, Boğaziçi, İstanbul Teknik Üniversiteli olmanın farkının anlamı budur. Harp Okullu olmak ise görev ve sorumluluk bağlamında biraz daha farklıdır. Çünkü subay, hem barış hem de savaş zamanında liderlik yapmak, canını ortaya koymak ve gerekirse vermek için programlanmıştır. Özellikle emperyalist karakterli devletler de subayların durumu daha da öne çıkar. Onların harp okulları ülkenin en güzel yerindedir. En modern olanaklara sahiptir. Bir subayın yetişmesi için hiçbir şey esirgenmez. Örnek olarak, ABD’de West Point Kara Harp Okulu, Annapolis Deniz Harp Okulu, İngiltere Kraliyet Deniz Harp Okulu, bu görevi yerine getirir. Ülkemizde de Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları aynı amaçla çalışmaktadır. Ülkelerin aynı zamanda Başkomutanları olan Başkanlar, Krallar, Kraliçeler ve Cumhurbaşkanları harp okullarının mezuniyet törenlerine mutlaka katılırlar ve konuşma yaparlar. ABD Başkanı West Point Kara Harp Okulunun açılış töreninde her yıl uzun bir konuşma yapar. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Harp Okullarının ve Harp Akademilerinin mezuniyet törenlerine katılırlar. Başkan Obama Mayıs 2014’de West Point’te yaptığı konuşmada ABD için askeri gücün önemini şöyle vurguladı: Amerika dünya sahnesinde liderliğini daima sürdürmelidir. Eğer biz bunu yapmazsak başka kimse yapmayacaktır. Bugün katıldığınız askeri güç bu liderliğin daima bel kemiğini oluşturacaktır. ABD, hayati çıkarları gerektirdiğinde, halkımız tehdit edildiğinde, yaşamları tehlikeye girdiğinde, müttefiklerimiz tehlikeye düştüğünde gerekirse, tek başına askeri güç kullanacaktır. Bu durumlarda hala sormamız gereken zor sorular eylemlerimizin orantılı, etkili ve adil olmasıdır. Uluslararası görüşlere gelince, Amerika, halkımızı, anavatanımızı veya yaşam şeklimizi korumak için kimseden izin almayacaktır. [3]

Bu konuşmada ABD’nin geleceğinin garantisi olarak askeri güç gösterilmektedir. Özetle savaşta, bir ülkenin subayları yenilmediği veya saf dışı kalmadığı sürece savaş kaybedilmiş sayılmaz. En yakın örneği Türk İstiklal Savaşı’dır. Teslim olmuş ve işgal edilmiş bir ülkeden, muzaffer ve güçlü bir ordu ve yeni bir cumhuriyetin yaratılmasında Türk subayları önderlik etmişlerdir.


Türkiye’nin Askeri Güç İhtiyacı

Tarihin her döneminde Anadolu coğrafyası üzerinde yaşayan uluslar, askeri açıdan güçlü olmak zorunda kaldılar. Çünkü bu coğrafyada küçük devletler halinde birlik ve barış içinde yaşama kültürü hiçbir zaman sağlanamadı. Sadece, egemen bir gücün kontrolü elde tuttuğu dönemler oldu. Mozaikler, alaşım haline getirilemedi. Ne ırk, ne dil ne de din çimento rolü oynayabildi. Aksine bu farklılıklar, ayrıştırıcı ögeler olarak asırlarca suiistimal edildi. Hala da ediliyor. Anadolu coğrafyasında egemen güç olabilmek, her zaman maddi ve manevi büyük fedakârlıklar sayesinde mümkün olabildi. Bu coğrafyada yaşayan halkları ilk defa ortak ülkü ve kültür açısından birleştirmeyi Atatürk başarmıştır. Ancak geride kalanlar onun bu başarısını devam ettiremediler. Bugün aynı dili konuşmayan 13 komşusu olan Türkiye’nin hemen hemen bütün komşuları ile az veya çok sorunları bulunmaktadır. Kültürel, siyasi ve ekonomik istikrarın olmadığı böyle bir coğrafyanın, bölge dışı güçler tarafından kontrol ve yönetilmesi de doğaldır. Çünkü bölgede liderlik yapabilecek egemen bir güç ve kültürün yerleşmesine hiçbir zaman izin verilmedi. Pers ve Osmanlı İmparatorluğu gibi iki ülkenin mirasçıları olan İran ve Türkiye’nin bölgede güçlenmesi her zaman engellendi. Çünkü Atatürk’ten sonra Türkiye her alanda tam bağımsızlık prensibinden vazgeçti. Bu konuda, 1974’de uluslararası hukuka uygun olarak Cumhuriyet tarihimizin ilk sınır dışı savaşına karar veren Türkiye’nin yaşadıklarına bakmak yeter. Bugün Türkiye sınırları etrafında çok karmaşık, belirsizliği ve riski yüksek gelişmeler yaşanmaktadır. Gerçek dost ve düşmanlar kriz ve savaş zamanında, ülkenin potansiyel olarak zayıfladığı ve hassas olduğu dönemlerde belli olurlar. Şu anda Türkiye’ye gerçek bir dost gibi davranan bir ülke var mı? Bence yok, tersine kendi çıkarları için politika değiştiren ve fırsat kollayanlar öne çıkmış gözüküyorlar. Bu açıdan Türk Silahlı Kuvvetlerinin her zamankinden daha güçlü olması gerekir. Dünyada milletinin bağrından çıkmış ve onunla bütünleşmiş Türk Silahlı Kuvvetleri benzeri bir askeri güç yoktur. Bu iletişim, karşılıklı güvene dayanır. Bu bağlamda Türk dış politikasının en hayati unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, başta moral ve isteklendirme olmak üzere, her açıdan güçlü halde tutulması önem arz etmektedir.

[1] Makale içinde geçen, Ordu kavramı Genelkurmay Başbakanlığına bağlı kara, deniz, hava, jandarma ve sahil güvenlik unsurlarını kapsamaktadır
[2] İhsan Güneş, Atatürk’ün Bilinmeyen Bir Konuşması, Anadolu’da Yenigün gazetesi, 10 Ağustos 1920 (Afyon’da çıkan İkaz gazetesinden aktarma.) http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-05/ataturkun-bilinmeyen-bir-konusmasi
[3] The White House Office of the Press Secretary, Remarks by the President at the United States Military Academy Commencement Ceremony, http://www.whitehouse.gov/the-press-office/2014/05/28/remarks-president-united-states-military-academy-commencement-ceremony
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

Temeli 1998 tarihli Afrika Açılım Eylem Planı’na dayansa da özellikle 2008’den itibaren büyükelçilik sayısında ve THY Afrika destinasyonlarındaki artışlarla birlikte ivme kazanan Türkiye-Afrika ilişkileri ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri stratejik boyutlarıyla geniş bir zemine oturmaktadır. ;

Doğu Asya’nın kendine has tarihsel tecrübesi, iktisadi düşünce tarihi ve metodolojisi çalışan akademisyenler için ana akım (neoklasik) teorilerin sınırlarını test eden muazzam bir laboratuvardır. ;

19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti, sadece askeri ve mali cephelerde değil, aynı zamanda entelektüel, idari ve kurumsal sahalarda da çok boyutlu bir beka mücadelesine girişmiştir. ;

NATO zirveleri genellikle savunma harcamaları, askeri yetenekler ve Rusya'ya karşı caydırıcılık üzerine yapılan tartışmalarla domine edilir. Ancak İttifak'ın resmi belgelerinde daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. ;

İktisadi düşünce tarihi çalışmaları, genellikle Anglo-Amerikan merkezli ana akım kuramların ya da Batı Avrupa menşeili büyük ekollerin gölgesinde şekillenme eğilimindedir. ;

The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yüksel...;

İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...