Darbe Girişimi Sonrası ABD ve Avrupa Medyasının Türkiye'ye Karşı Tutumu

Makale

Türkiye'de gerçekleşen darbe girişimi sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) medyasında, Türkiye'nin suçlamış olduğu terör örgütü ve arkasında ABD olduğu...

Türkiye'de gerçekleşen darbe girişimi sonrası Amerika Birleşik Devletleri (ABD) medyasında, Türkiye'nin suçlamış olduğu terör örgütü ve arkasında ABD olduğu iddiası bir komplo teorisi olarak hafife alınmaya ve yumuşatılmaya çalışılmıştır. Özellikle örgüt liderinin yapmış olduğu açıklamalar ile bu yapının darbe girişimi ile ilişkisinin olmadığı haberleri yayılmaya çalışılmıştır. Ancak şunu belirtmek gerekir ki Türkiye'de henüz darbe girişiminde ABD'nin bir devlet olarak mı yoksa belirli bir grup olarak mı arkasında olduğu sorusu resmi olarak cevaplandırılmış değildir. Türkiye ABD ile bölgede stratejik işbirliği ve hedeflere sahiptir. Suriye konusunda bir görüş ayrılığına sahip olunsa da uzun yıllar süren Türkiye ABD işbirliği bir anda yok sayılabilecek şekilde değildir. Türkiye'de bazı kişiler darbe girişiminin arkasında ABD olduğu iddiasını Büyükadada gerçekleştirildiği iddia edilen Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) toplantısına dayandırmaktadır (ABD'de bu husus komplo teorisi olarak işlenmektedir).[1] Resmi kişiler ise örgüt liderinin ABD'de bulunması ve halen iade edilmemesi nedeniyle darbe girişimi ile ABD'yi ilişkilendirmektedir. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ katılmış olduğu bir televizyon programında darbe girişiminin arkasında ABD olabileceği tezini bu görüşe dayandırmıştır. Halen iki ülke arasında istihbarat ve askeri işbirliği bulunmaktadır. Ayrıca bölgede DAEŞ unsurlarına karşı işbirliği mevcuttur. Bütün bu hususlar dikkate alındığında Türkiye'nin menfaatlerine uygun şekilde konunun çözümlenmesi gerektiği ve bu konuda ABD'nin Türkiye'yi daha iyi anlamaya çalışması gerektiği ortadadır.

Avrupa basınında darbe girişimi ile ilgili yapılan haberlere bakıldığında ise Avrupa'nın mülteci sınavından sonra bu konuda da kötü bir sınav verdiği görünmektedir. Şöyle ki Avrupa konuyu Gülenciler ve AK partililer arasında olan bir kavga olarak görmeye çalışmakta, darbeciler meşru bir muhatapmış gibi iki tarafa da soğukkanlılık çağrısında bulunulmakta, ordudan ve sivil yönetimden görevden almalar delilsiz ve orantısız bir şekilde eleştirilmektedir. Tabi ki ülkemizin bu süreçte insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye önem vermesi gerektiği, bu ilkelerin hiçbir zaman göz ardı edilemeyeceği ortadadır. Ancak ortada kazanılmış bir demokrasi zaferi ve mücadelesi varken bunun görmezden gelinmesi, demokrasiye tehdit olan unsurların dile getirilmemesi büyük eksikliktir. Anlaşılan odur ki Avrupa ülkeleri bu konudaki politikasını Türkiye Cumhuriyeti'nin seçilmiş Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ve kurmuş olduğu parti karşıtlığı ekseninde oluşturmaktadır. Bu politika ise Avrupa Birliği (AB) ve AB üyesi ülkelerin menfaatlerine aykırıdır. Bu süreçte Avrupa medyasında yoğun bir şekilde şu konu işlenmektedir; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı üzerine Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilmeye çalışılan toplantı ve gösteriler bu ülkelerin huzurunu bozacağı iddiasıyla yasaklanmaya çalışılmaktadır. Ayrıca böyle bir çağrı üzerine yapılan gösterilerde karşıt gösterilere neden olabileceği savunulmaktadır. Bu konuda Avrupa ülkelerinde olan Türk vatandaşlarının neredeyse tamamı darbe karşıtı görüş beyan etmiştir. Çok az bir kısmı ise özellikle terör örgütünün kuruluşları girişmiş oldukları lobi faaliyetleriyle sayıları az da olsa karşı propaganda ile Türkiye'de insan hakları ihlalleri yaşandığı ve hukuksuz tasfiyelerin gerçekleştiği iddiası yaymaya çalışmakta, bu konuda parlamenterleri, yöneticileri, yazarları ve gazetecileri ikna etmeye çalışmaktadır.[2] Almanya'da darbe karşıtı olarak düzenlenen gösteride Erdoğan'ın telekonferans sistemiyle bağlanmasını yasaklaması[3] ve Avusturya Dışişleri Bakanı Sebestian Kurz'un yapmış olduğu “Kim Türkiye’deki iç politikayla meşgul olmak istiyorsa, ülkemizi terk etmekte özgürdür“ açıklaması mevcut lobi faaliyetlerinin sonucudur.[4] Ancak görünen o ki AB üyesi ülkelerdeki bu propagandaları Türkiye'de iktidarın ve muhalefetin darbe girişimine karşı ortak hareket etmesi bozmaktadır.

Sonuç olarak Türkiye darbe girişimi ile ilgili olarak elde etmiş olduğu kanıtları ABD'ye göndermiştir. ABD'nin mütekabiliyet ilkesi uyarınca örgüt liderini iade etmesi gerekmektedir. Türkiye'nin ABD ile olan bölgesel ilişkileri dikkate alındığında bunun gerçekleşmesi mümkündür. Türkiye mülteci sorunu konusunda Suriyelilere yardım ettiği gibi AB üyesi ülkelere de çok önemli yardımda bulunmuştur. 2 milyonun üzerinde Suriyeliye kalıcı çözüm bulmaya çalışarak Schengen sisteminin yıkılmasını önlemiştir. Bunu yaparken AB'den maddi ve manevi hiçbir destek almamıştır. AB üyesi ülkelerin Türkiye'nin yaşamış olduğu bu demokrasi zaferine ortak olması gerekmektedir. Mülteci meselesinde yapmış olduğu yanlışları burada yapmaması gerekmektedir. Maalesef bu ülkeler mülteci meselesi konusunda ciddi insan hakları ihlallerine neden olmuştur. AB sığınma hukukuna ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları sözleşmesine aykırı birçok işlem ve eyleme imza atmışlardır.

Türkiye yıllardır AB kapısında bekletilmesine rağmen yönünü AB'den başka bir yere çevirmemiş ve iç hukukunu AB hukuku ile uyumlu hale getirmeye çalışmıştır. Türk ekonomisine bakıldığında birçok AB üyesi ülkenin ekonomisinden daha iyi durumda olduğu ortadadır. Türkiye'nin İngiltere'nin AB'den ayrılması ile genç nüfus, düzgün ekonomi, stratejik konum ve askeri güç bakımından AB'ye büyük katkı sağlayacağı ortadadır. Sırf Erdoğan karşıtlığı Türkiye'de bazı grupların kendileri için ve Türkiye için yanlış kararlar almasına neden olmuştur. Aynı durumun AB üyesi ülkeler için de yaşanmaması gerekir. Bugün itibariyle iktidar ve muhalefet darbe girişimine karşı ortak tutum sergilemiştir. Bu tutumun devam etmesi Türkiye'nin ABD'den ve AB'den taleplerinin gerçekleşmesine ve kendini anlatmasına katkı sağlayacaktır. Ayrıca ABD'de ve AB'de yapılacak lobi faaliyetleri bu bakımdan önemlidir. Hiçbir ülke Türkiye'deki bütün grupları bu konuda karşısına alamayacaktır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 185 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 81 1007
Avrupa 15 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1988 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1988

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

Bu bağlamda tüm ekosistemi stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla seferber edip, bir araya getirecek olan Türkiye - Çin Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

1989 yılında Rusya’da faaliyete geçen şirketlerin tamamının hedefi şüphesiz ki, başarılı olmak ve kâr elde etmekti. Ancak diğerlerinden ayrılan bir kuruluş vardı ki, 13 yıl içerisinde gösterdiği gelişim hayranlık uyandıracak cinstendi. ;

Bu bağlamda sektör temsilcilerini stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Birleşik Krallık Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel hamlelerinin şifrelerini çözebilmek için “ulusal güvenlik stratejilerine“ bakmak gereklidir. “Yeni bir yüzyılda ulusal güvenlik stratejisi“ isimli belgede ABD, dünyayı nasıl okuduğunu, kendisi için önceliği bulunan konuları, tehlike ve tehditlerin neler olduğu...;

“Geleceğin Karadeniz - Kafkas Ekonomisi ve Türkiye“ ana teması altında gerçekleştirilecek olan 2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi bu bağlamda katkı sağlamayı amaçlamaktadır.;

Bu dinamikler çerçevesinde Bölge ülkelerinin, kendi gelecekleri ile ilgili düşünsel altyapıyı zinde tutmaları ve kendi çıkarlarına uygun politikalar geliştirmeleri gerekmektedir. “Geleceğin Balkanlar Ekonomisi ve Türkiye“ ana teması altında düzenlenecek olan 9. Uluslararası Balkan Forumu bu bağlamda...;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

10. Balkan İletişim Ağı Konferansı

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

9. Uluslararası Balkan Forumu

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.