İnsani Müdahale ve Balkan Devletleri: Ortak Anlayışlar ve Farklıklar

Makale

Özet: Kökeni 19. Yüzyıla dayandığı düşünülen insani müdahale, bugün uluslararası ilişkiler alanında en çok tartışılan konulardan biri. İnsani müdahalenin,...

Özet:
Kökeni 19. Yüzyıla dayandığı düşünülen insani müdahale, bugün uluslararası ilişkiler alanında en çok tartışılan konulardan biri. İnsani müdahalenin, Müttefik Güç Harekâtı tarafından tetiklenen uluslararası gerginliğin sonucu olarak ortaya çıkan koruma sorumluluğu (R2P) doktrinine katılımı, bu yeni kavramı bilim insanları ve politikacılar arasında tartışmalı bir konu haline getirdi. Bu makale ilk olarak insani müdahalenin kapsamlı bir tanımıyla başlayıp bu kavramın Balkan tarihiyle ilişkisini kısaca açıklıyor. Sonrasında, Müttefik Güç Harekâtı’nın tetiklediği uluslararası düzeydeki anlaşmazlıklar ve bu konu üzerinde Balkan hükümetlerinin duruşları vatandaşlarının takındıkları tutum ile bağlantılı olarak sunulacaktır. Üçüncü olarak Müttefik Güç Harekâtı ile R2P doktrininin ortaya çıkışı arasındaki ilişki incelenerek bu doktrin insani müdahale bağlamında kısaca açıklanıyor. Son olarak 2009’daki Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında Balkan devletlerinin R2P doktrinine karşı tutumları Türkiye ve Sırbistan’ın çekinceleri dikkate alınarak inceleniyor. Sonuç olarak Balkanlarda R2P doktrini, doktrinin gelişimine katkı sağlayıcı ve doktrini destekleyen ülke sayısını arttırıcı incelemelere tabi tutulmaya devam edilecek.

Anahtar Kelimeler: İnsani müdahale, koruma sorumluluğu, Müttefik Güç Harekâtı, Balkan ülkeleri, Türkiye, Sırbistan

1. İnsani müdahale: geçmişi ve bugünü

Son 20 yıldır insani müdahale uluslararası ilişkiler alanının köşe taşlarından biri halinde. İnsani müdahalenin Soğuk Savaş döneminin bitiminden sonra kazandığı bu önem, 11 Eylül saldırılarının ardından büyük bir endişe haline gelen terör tehdidi yüzünden sorgulanmaya başladı. Ancak 2011’de Libya’ya yapılan NATO harekâtına neden olan ve Suriye’de yaşanan dehşet verici insan hakları ihlallerine askeri çözüm çağrılarını ortaya çıkaran Arap Baharıyla birlikte bu kavram tekrar önem kazandı.

İnsani müdahale geleneksel olarak, farklı tanımları hesaba katılarak, özellikle yaşama hakkı gibi temel insan haklarının korunması için, halkının bu haklarını ihlal eden bir ülkenin hükümetine karşı bir veya birden çok ülkenin ya da devlet dışı aktörlerin askeri güç kullanması olarak düşünülebilir[1].
Son 10 yılda, bazı uluslararası ilişkiler uzmanları ve tarihçiler insani müdahalenin Sovyetler Birliği’nin çöküşünden çok öncesine ve hatta ‘insani’ terminolojisinin bugünkü anlamını kazandığı ve insan hakları fikrinin oluşmaya başladığı 19. Yüzyılın ortalarına kadar dayandığını iddia etmekte[2]. Buna bağlı olarak, Oded Löwenheim (2003) bugünden bakıldığında insani müdahale kapsamına girebilecek ilk büyük ölçekli askeri müdahalenin 1816’da Büyük Britanya tarafından Cezayir şehrine beyaz köleliğine son vermek için yapıldığını öne sürüyor. Tonny Brems Knudsen (2009) ise Osmanlı İmparatorluğu’nun 1827-1829 yılları arasında Yunanistan’a askeri müdahalesinin ilk insani müdahale kabul edilmesi gerektiğini söylüyor.

Saraybosna’ya ve ihtiyaç duyulması durumunda Bosna Hersek’in başka herhangi bir bölgesine Birleşmiş Milletler ve diğer insani yardım kuruluşları tarafından yapılan insani yardımların teslimatlarını kolaylaştırmak için 17 Ağustos 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 770 sayılı kararla güç kullanımına yetki vermesi ve 1999’da o dönemin Genel Sekreteri Javier Solona’nın ifadesiyle “Kosova’da gerçekleşen insani felaketi“ durdurmak için NATO tarafından Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’ne düzenlenen Müttefik Güç Harekâtı’yla yaklaşık 200 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun önceki toprakları yeniden insani müdahale kapsamında değerlendirilmiş oldu[3].

Yunanistan, Bosna Hersek ve Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nin Balkanlar’da bulunmalarından dolayı bu bölgenin bu tartışmalı konunun gelişimiyle ilgili önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Bu nedenle bu makale Balkan devletlerinin Müttefik Güç Harekâtı’na ve insani müdahale terminolojisinin yerini alan koruma sorumluluğu (R2P) doktrinine karşı tutumlarını inceliyor.

2. Balkan Devletlerinin Müttefik Güç Harekâtı’na karşı Tutumları

Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’ne düzenlenen NATO askeri müdahalesi 24 Mart 1999’da başladı ve insani müdahale konusunda ilgili ülkeler arasında uluslararası anlaşmazlıkların su üstüne çıkmasını tetikledi. Birleşmiş Milletler, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği ve diğer pek çok ülke desteklerken Rusya Federasyonu ve Çin şiddetle karşı çıktı. O dönem Birleşik Devletler başkanı olan Bill Clinton “ amacımız çok açık: (…) masum Kosovalı vatandaşlara karşı kanlı saldırıları önlemek ve gerekirse sivil Kosova halkına tehdit oluşturan Sırp askeri gücüne zarar vermek. “ diyerek açıklama yaptı[4]. İngiltere başbakanı Tony Blair NATO operasyonu sırasında “Bu müdahaleyi tek ve çok basit bir sebepten dolayı yapıyoruz: Sırp milis güçlerine yeterince zarar vererek Milosevic’in Kosovalı Arnavutlara insanlık dışı zulümlerini engellemek.“ şeklinde konuştu[5]. Avrupa Konseyi ise görüşlerini “Avrupa’nın göbeğinde Kosova’nın baskın nüfusunun haklarından mahrum bırakılmasına ve ağır insan hakları ihlallerine müsaade etmemiz söz konusu olamaz.“ şeklinde belirtti[6]. Karşılığında dönemin Rusya başkanı Boris Yeltsin “ Dikte ve zor kullanım politikasının ve tüm uluslar arası hukuk kurallarının tehdit edilişinin tehlikeli bir örneği[7]“ şeklinde açıklama yaptı ve Birleşmiş Milletler Çin daimi temsilcisi Qin Huasun “ Bu eylem Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin ve uluslararası kabul görmüş yasaların açıkça ihlalidir.“ [8] dedi. Federal Yugoslavya Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Temsilcisi Vladislav Jovanović “Ülkem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ve onun kararlarına meydan okuyarak uluslararası ilişkilerin her prensibini çiğneyen Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı’nın (NATO) acımasız ve hukuka aykırı saldırganlığının mahkûmudur.“ diye konuştu[9].

Uluslararası arenadan bölgesel düzeye geçecek olursak Balkan devletleri arasında da benzer bir bölünmüşlüğü görüyoruz. İlk olarak Türkiye’nin tavrı düşünülecek olursa Türk hükümetiyle beraber Türk halkının ezici çoğunluğunun Müttefik Güç Harekâtı’nı desteklediği söylenebilir. NATO üyesi olmanın getirdiği zorunluluğun yanı sıra bu tutum Kosovalı Arnavutlarla Türkler arasındaki din ve aile bağlarını da yansıtıyordu[10]. Yunan resmi makamları Yunan halkının genelinin aksine NATO’nun yanında yer aldı ancak Müttefik Güç Harekâtına dahil olmak istemedi ve hava saldırılarının durdurulması için çağrı yapan ilk NATO üyelerinden oldu. 17 Nisan 1999’daki anketlere göre Yunan halkının %96sı NATO operasyonunun karşısındaydı. Bu tutum kargaşa sırasında Yunan Katolik Kilisesi tarafından özellikle vurgulanan Yunan halkı ile Sırpların dini inançları arasındaki benzerlikten kaynaklandığı yönünde açıklanabilir. Bazı büyük şehirlerde Sırp yanlısı Yunanlar tarafından NATO ve Birleşmiş Milletler karşıtı gösteriler yapıldı[11]. Arnavutluk hükümeti Arnavut halkıyla birlikte, Müttefik Güç Harekâtı etnik Kosovalı Arnavutların adına gerçekleştirildiği müddetçe NATO müdahalesinin destekçilerinden oldu.

Arnavutluk hava sahasını, limanlarını ve askeri tesislerini NATO’ya açarak Barış İçin Ortaklık programındaki yerini sağlamlaştırmayı ve NATO üyesi olma yolunda ilerlemeyi amaçladı[12]. Bosna Hersek yetkilileri Živko Radiši’nin kınamalarına rağmen NATO müdahalesine kucak açtı. Bosna Hersek Federasyon liderleri açıkça desteklerken Sırp Cumhuriyeti politik lideri hava saldırılarını eleştirdi. Sırplar NATO karşıtı şiddetli protestolar düzenlerken Boşnak ve Hırvatların desteklemesiyle bu ayrılıklar sıradan vatandaşlar arasında da benzer şekillerde gözlemlendi[13]. 1995’ten beri Barış İçin Ortaklık dahilindeki Makedonya hükümeti (Eski Yugoslav Cumhuriyeti) NATO üyesi olma sürecini hızlandırmak için NATO müdahalesini destekledi ancak pek çok Makedon vatandaşı Sırplarla kültürel ortaklıklara sahip olmalarından ve ülkelerindeki Arnavutların ayrılıkçı tavırlarından dolayı bu fikri desteklemeyerek NATO karşıtı eylemler yaptılar[14]. Hırvat otoriteleri ve vatandaşları NATO ile ilişkileri sağlamlaştırma amacı ve 90’ların başından beri Sırplar ile aralarındaki Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nin çöküşüne de neden olan savaşa dayalı rekabetle açıklanabilir bir tavır içinde Müttefik Güç Harekâtı’nı savundu.[15] 1995’te Barış İçin Ortaklık programına dahil olan Slovenya, Sloven vatandaşlarının tam desteğini alarak NATO üyesi olma ümidiyle Müttefik Güç Harekâtı’na şiddetle arka çıktı.[16] NATO üyeliği için girişimlerde bulunan Bulgaristan NATO uçaklarının ülke hava sahasına girmesine izin vererek Müttefik Güç Harekâtı’nı destekledi ancak açık bir düşmanlık ilan etmedi. Resmi pozisyonlar, kendilerini Sırplara dini konularda çok yakın hisseden Bulgar vatandaşları tarafından eleştirildi ve Sofya’da NATO karşıtı protestolar düzenlendi.[17] NATO üyeliğine kabul edilmeyen ve Müttefiklere kabul edilme şansını yükseltmek için uğraşan Romanya hükümeti ise Müttefik Kuvvetler Harekâtı’na destek olarak hava sahalarını NATO’nun inisiyatifine bıraktı. Resmi makamların tutumları, Sırplarla tarihi bağları olan ve Bulgarların ayrılık yanlılarının cesaretlenmesinden çekinen Romanyalılar tarafından eleştirildi.[18]

Buna bağlı olarak, uluslararası tartışmaların aksine Yunanistan, Bosna Hersek, Makedonya (Eski Yugoslav Cumhuriyeti), Bulgaristan ve Romanya söz konusu olduğunda halkın ciddi kısmı karşı gelse de tüm Balkan hükümetleri Müttefik Güç Harekâtı’nı destekledi.

3. Müttefik Güçler Harekâtı ardından insani müdahalenin yeniden tanımlanması

Müttefik Güç Harekâtı’nın oluşturduğu uluslararası aktörler arasındaki uzlaştırılamaz fikir ayrılıkları, uluslararası toplumu o dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın “Bir tarafta Birleşmiş Milletler’in talimatı olmadan bölgesel bir organizasyonun eyleminin meşruiyet problemi, diğer yanda ciddi insani sonuçları olan geniş çaplı ve sistematik insan hakları ihlallerini etkili bir şekilde durdurulmasını buyuran uluslararası biçimde kabul edilmiş yükümlülükler“ şeklinde ifade ettiği insani müdahale ikileminde bıraktı[19].

Kanada hükümeti Eylül 2000’de bu ikileme çözüm bulunması çağrısına cevaben bir yıl sonrasında Koruma Sorumluluğu adlı raporunu yayınlayan Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu’nu (ICISS) kurdu[20]. Başından itibaren ICISS açıklamasında bu raporun insani müdahale hakkıyla ilgili olduğuna değindi: devletlerin ne zaman –eğer uygulanacaksa- risk altındaki insanları koruma amacıyla diğer devletlere zorlayıcı, özellikle askeri eylemde bulunabileceği problemi[21].“ Bu tartışmalı hakkın gündeme gelmesi ICISS’ı insani müdahale kavramının ötesine geçip R2P doktrininin diğer iki unsuru olan önleme ve çatışma sonrası yeniden yapılanmayı “sandviç[22]“ misali bir araya getirerek koruma sorumluluğu kavramını geliştirmeye yöneltti. ICISS terminolojisinde R2P’nin üç boyutu mevcut: insan kaynaklı felaketleri uluslararası toplum tarafından engelleme çalışmaları - önleme sorumluluğu- geniş ölçekli can kaybının veya etnik temizliğin mevcut olduğu durumlarda askeri müdahaleyi son çare olarak kullanmak –harekete geçme sorumluluğu- askeri müdahale sonrası müdahale gerektiren koşulların yeniden oluşmasını önleme çabaları -barışı yeniden inşa sorumluluğu. James Pattison’ın “insani müdahale (…) koruma sorumluluğunun bir parçasıdır[23]“ şeklinde vurguladığı gibi R2P doktrinin ortaya koyulmasıyla insani müdahalenin son bulduğunu söylemek doğru olmaz.

2005 Dünya Zirvesi’ne kadar, yeni ortaya çıkan R2P doktrini politik liderler kadar akademisyenlerin de eleştirinin odak noktası haline geldi[24] ; ancak bu olumsuz duruma rağmen içeriğin değiştirilmesi pahasına[25] Dünya Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesi’nde[26] yer aldı. R2P doktrininin değişikliğe uğrayan ICISS versiyonu insani müdahale unsurlarını etkiledi fakat tamamen ortadan kaldırmadı[27]. 2007’de BM Genel Sekreteri olarak Kofi Annan’ın yerini alan Ban Ki-moon 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Bildirgesi tarafından kendisine emanet edilen, R2P doktrininin konuşulduğu BM Genel Konseyi’ne zorlu yardım görevini üstlendi. Sonuç olarak 2009’tan itibaren kendisi her yıl detaylı inceleme yapan BM Genel Konseyi’ne [28] R2P raporu veriyor[29].


4. Balkan devletleri ve R2P doktrini: destekler ve tereddütler

2009 BM Genel Konsey tartışması sırasında, büyükelçi Anders Lidén o sırada Romanya ve Bulgaristan’ı da içeren Avrupa Birliği ile Türkiye, Hırvatistan, (EYC) Makedonya, Arnavutluk, Bosna Hersek ve Karadağ adına konuşma yaparak bu doktrine tam desteklerini ve doktrinin kötüye kullanımı konusunda endişelerinin olmadığını belirtti[30]. Balkan devletleri arasında sadece Türkiye ve Sırbistan’ın [31] bu konuda çekinceleri vardı ve temsilcileri özellikle insani müdahaleyle ilgili risk unsurlarını dile getirdi. Türkiye Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Fazlı Çorman “pek çok devletin yeni sömürgecilikle ilgili yeni bir kavramla karşı karşıya kaldıklarını düşünmelerine neden olan yanlış anlaşılmaları önlemek için bu kavramın temel noktalarını belirlememiz ve netleştirmemiz gerekmektedir[32].“ dedi. Sırbistan adına BM Daimi Temsilcisi Boris Holovka ise “bu asil hedeflerin ve yüce fikirlerin bazen belirli amaçlar için kullanılabileceği ve iyi niyetlerle döşenen yolların bazen haklı çıkarılamayacak eylemlere kolayca yol açabileceğinin farkında olmalıyız[33].“ şeklinde konuştu. Bu çekinceler R2P doktrinine olan güçlü bağlılığa her iki devletin de bahsedilen BM Genel Konseyi toplantısında açıkça belirttiği gibi engel olmadı.

Bu ülkelerin ihtiyatlı tavırları altında yatan nedenlerle ilgili olarak Holovka Sırbistan’ın Müttefik Güç Harekâtı ile Martti Ahtisaari gibi uluslararası düzeyde tanınmış kişiler tarafından ortaya konulan R2P doktrini arasında ilişki kurma eğilimi konusunda endişeli olduğunu söyledi. Çorman “bu kavram geçmişte pek çok durumda kötüye kullanıldı[34]“ diyerek Türkiye’nin hassasiyetini belirtti. Bu bağlamda, Çorman’ın 19. yüzyılın başında Yunanistan’a Avrupa’nın önde gelen güçleri tarafından yapılan askeri müdahaleyi kastettiğini varsaymak yanlış olmaz.

Sonuç
Koruma sorumluluğu doktrini çerçevesinde insani müdahale Balkan devletleri için ortak paydayı temsil ediyor ancak aynı zamanda aralarındaki çoğunlukla tarihsel farkların da su üstüne çıkmasına sebep oluyor. Türkiye Müttefik Güç Harekâtı konusunda Balkan devletleriyle aynı görüşü paylaştı ve Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’ne tam anlamıyla karşıydı; ancak insani müdahale hakkındaki doktrinin değerlendirilmesine gelince Türkiye’nin duruşu Balkan devletlerinden farklı olarak Sırbistan’ın görüşüne yakındı. 2009’da Türkiye ve Sırbistan tarafından belirtilen çekinceler sayesinde Balkanlarda koruma sorumluluğu konusuna netlik kazandırma olasılığı olan ve uluslararası seviyede desteği artıracak dikkatli ve eleştirel nitelikte incelemelerin devam edeceği ön görülüyor.


KAYNAKÇA
Bass, Garry (2008) Freedom`s Battle: Origins of Humanitarian Intervention, Alfred Knopf. New York
Bellamy, Alex. J. (2006) Whiter the Responsibility to Protect? Humanitarian Intervention and the 2005 World Summit, Ethics & International Affairs, Cilt 20, No. 2. s. 143 – 169
Buchanan, Allen (2003) Reforming the International Law of Humanitarian Intervention in J.L.Holzgrefe and Robert Keohane (eds.) Humanitarian Intervention, Ethical, Legal and Political Dilemmas,Cambridge University Press
Caratan, Branko (1999) The Security in South East Europe after the Big Change: Consequences of the Kosovo War and Croatian Elections, Politička Misao, no. 5, s. 15-28
Holzgrefe, J.L (2003) The humanitarian intervention debate in J. L. Holzgrefe, Robert O. Keohane (eds.) Humanitarian Intervention. Ethical, Legal, and Political Dilemmas. Cambridge University Press. Cambridge
International Commission on Intervention and State Sovereignty (2001) The Responsibility to Protect. Report of the International Commission on Intervention and State Sovereignty. International Development Research Centre, Ottawa
Kostakos, Georgios (2000) The Southern Flank: Italy, Greece, Turkey in Albrecht Schnabel and Ramesh Chandra Thakur Kosovo And The Challenge Of Humanitarian Intervention Selective Indignation Collective Action And International Citizenship, United Nations University Press, New York
Koneska, Cvete (2007) Macedonian discourse on NATO, Western Balkans Security Observer - English Edition, no. 5, s. 4-10
MacFarlane, Neil S., Carolin J. Thielking, Thomass G. Weiss (2004) The Responsibility to Protect: Is Anyone Interested in Humanitarian Intervention?, Third World Quarterly, Cilt 25, no. 5, s. 977-992

Pattison, James (2010) Humanitarian Intervention and the Responsibility to Protect: Who Should Intervene? Oxford University Press, Oxford
Roberts, Adam (1993), Humanitarian War: military intervention and human rights, International Affairs, vol.69, no.3, s. s. 429-449
Rodogno, Davide (2012) Against Massacre: Humanitarian Intervention in the Ottoman Empire 1815-1914, Princeton University Press. Princeton
Simms Brendan and D.J.B Trim (2011) Towards a History of Humanitarian Intervention in Humanitarian Intervention. A history, 2011, Cambridge University Press. Cambridge
Stahn, Carsten (2007) Responsibility to Protect: Political Rhetoric or Emerging Legal Norm? The American Journal of International Law, Cilt 101, No. 1, s. 99-120
Teson, Fernando R. (2003) The Liberal Case for Humanitarian Intervention in J.L.Holzgrefe and Robert Keohane (eds.) Humanitarian Intervention, Ethical, Legal and Political Dilemmas,Cambridge University Press
Welsh, Jennifer M (2004) Introduction in Welsh Jennifer M (ed.)Humanitarian Intervention and International Relations, Oxford University Press
Wheeler J. Nicholas (2000), Saving Strangers, Oxford University Press, New York.

[1]İnsani yardımın diğer tanımları için: Adam Roberts: “Bir devlete o devletin otoritelerinin onayı olmaksızın büyük acıları ve vatandaşların ölümlerini önlemek için müdahale etme.“ (Adam Roberts, Humanitarian War: military intervention and human rights, s. 429); Fernando R. Teson: “Tiranlık ve anarşiye son vermek için prensipte liberal devletler ve birlikler tarafından uygulanan, kurbanların memnuniyetle karşıladığı ve çift etki doktrini ile uyumlu olan uluslararası orantılı güç kullanımı ya da askeri güç tehdidi“ (Fernando R. Teson, The Liberal Case for Humanitarian Intervention, s. 94); Allen Buchanan; “yaygın ve ağır temel insan hakları ihlallerini önlemek ya da sonlandırmak amacıyla kendi vatandaşları söz konusu olmayan bir ya da daha çok devlet tarafından başka bir devlete izni olmadan sınır ötesi tehdit ya da eskeri güç kullanımı.“ (Allen Buchanan, Reforming the International Law of Humanitarian Intervention, s. 130); Jennifer Welsh: “ Bir devletin içişlerine, ciddi insan hakları ihlallerini ve yaygın zulmü önlemek amacıyla yapılan askeri güç içeren baskıcı müdahale“ (Jennifer M Welsh, Introduction, s. 3); J.L Holzgrefe:“ yaygın ve ağır temel insan hakları ihlallerini önlemek ya da sonlandırmak amacıyla kendi vatandaşları söz konusu olmayan bir ya da daha çok devlet tarafından başka bir devlete izni olmadan sınır ötesi tehdit ya da eskeri güç kullanımı.“ (J.L Holzgrefe, The humanitarian intervention debate, s. 18)
[2] Bkz: Nicholas J. Wheeler, Saving Strangers, s. 45-46, J.L Holzgrefe, The humanitarian intervention debate, s. 45-47, D.J.B Trim and Brendan Simms, Towards a History of Humanitarian Intervention, s. 3-10, Garry Bass, Freedom`s Battle: Origins of Humanitarian Intervention and Davide Rodogno, Against Massacre: Humanitarian Intervention in the Ottoman Empire 1815-1914
[3] Dr. Javier Solana tarafından yapılan basın açıklaması, NATO Genel Sekreteri, Hava Saldırılarının Başlangıcı (24 Mart 1999) http://www.nato.int/docu/pr/1999/p99-041e-htm adresinden alınmıştır.
[4] William J. Clinton, Sırplara yapılan hava saldırılarıyla ilgili Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nde halka sesleniş (Sırbistan ve Karadağ) (24 Mart 1999) http:// www.presidency.ucsb.edu/ws/?pid=57305 adresinden alınmıştır
[5]Blair`ın açıklaması The fight for peace, http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/30364.stm adresinden alınmıştır.
[6]Presidency Conclusions – Berlin Avrupa Konseyi, 24-25 Mart 1999 http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cms_data/docs/pressdata/en/ec/ACFB2.html adresinden alınmıştır.
[7] Boris Yeltsin, Sergey Lavrov tarafından atıfla, 3988. BM Güvenlik Konseyi Toplantısı Kaydı 24 Mart 1999, BM Belgeleri S/PV.3988, s. 3
[8] 3988. BM Güvenlik Konseyi Toplantısı Kaydı, 24 Mart 1999, BM Belgeleri S/PV.3988, s. 12
[9] 3989. BM Güvenlik Konseyi Toplantısı Kaydı 26 Mart 1999, BM Belgeleri S/PV.3988, s. 11
[10] Karen Donfried (koord..) Kosova Kongresi için Kongre Araştırma Raporu: NATO hava saldırılarına uluslararası tepkiler, 21 Nisan 1999, s. 6, http://www.dtic.mil/cgibin/GetTRDoc?AD=ADA473513 adresinden alınmıştır.
[11] A.g.e. s. 4. Türkiye ve Yunanistan’ın Müttefik Güç Harekâtı’na karşı resmi duruşuyları ve gündemdeki tepkiler ile ilgili açıklama Georgios Kostakos - The Southern Flank: Italy, Greece, Turkey
[12] Karen Donfried (koord.), Op.cit, s. 7
[13] A.g.e. s. 8-9
[14] A.g.e. s. 10-11. Ayrıca bkz. Cvete Koneska, Macedonian discourse on NATO, s. 6
[15] Karen Donfried (koord.), Op.cit, s. 9-10. Ayrıca bkz. Branko Caratan, The Security in South East Europe after the Big Change: Consequences of the Kosovo War and Croatian Elections, s. 24 ve Gorjko Marinovik, Croatia and NATO Air-Strikes in FR Yugoslavia, 29 Mart 1999 http://www.aimpress.ch/dyn/trae/archive/data/199903/90329-005-trae-zag.htm adresinden alınmıştır.
[16] Karen Donfried (koord.), Op.cit, s. 12
[17] A.g.e. s. 9
[18] A.g.e. s. 11-12
[19] Genel Sekreterin genel konseye sunduğu Yıllık Raporu, 20 Eylül 1999, Basın Bülteni SG/SM/7136; GA/9596 www.un.org/News/Press/docs/1999/19990920.sgsm7136.html adresinden alınmıştır.
[20] Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu, Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu’nun Koruma Sorumluluğu
[21] A.g.e. önsöz
[22] Thomas G. Weiss, Whither R2P?, s. 7 The Responsibility to Protect: challenges & opportunities in light of the Libyan intervention kitabından, Kasım 2011 http://www.e-ir.info/wp-content/uploads/R2P.pdf adresinde mevcut.
[23] Pattison, Humanitarian Intervention and the Responsibility to Protect: Who Should Intervene?, s.250.
[24] Bkz. Neil S. MacFarlane, Carolin J. Thielking, Thomass G. Weiss, The Responsibility to Protect: Is Anyone Interested in Humanitarian Intervention?, Third World Quarterly, Cilt 25, no. 5, 2004, s. 977-992
[25] Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi, BM Belgesi A/60/1, paras. 138-140
[26] 140R2P doktrinin iki versiyonu arasındaki fark için bkz. Alex. J. Bellamy, 2006. Whiter the Responsibility to Protect? Humanitarian Intervention and the 2005 World Summit. Ethics & International Affairs. Cilt 20. No. 2. s. 143 – 169 ve Carsten Stahn, 2007. Responsibility to Protect: Political Rhetoric or Emerging Legal Norm? The American Journal of International Law. Cilt 101. No. 1. s. 99-120
[27] Bkz. 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi, para. 139
[28] Ban Ki-moon, Implementing the Responsibility to Protect, 12 Ocak 2009, BM belgesi A/63/677, Ban Ki-moon, Early Warning, Assessment, and the Responsibility to Protect, 14 Temmuz 2010, UN belgesi A/64/864 ; Ban Ki-moon, The Role of Regional and Sub-regional arrangements in Implementing the Responsibility to Protect, 28 Haziran 2011, UN belgesi A/65/877, Ban Ki-moon, Responsibility to Protect: Timely and Decisive Response, 25 Temmuz 2012, BM belgesi A/66/874
[29] BM Genel Konseyi 96. – 101. Genel kurul toplantısı, 21 – 28 Temmuz 2009, BM belgeleri A/63/PV.96, A/63/PV.97, A/63/PV.98, A/63/PV.99, A/63/PV.100, A/63/PV.101; BM Genel Kurulu Erken Uyarı, Değerlendirme ve Koruma Sorumluluğuna ilişkin İnteraktif Diyalog, 9 Ağustos 2010, www.globalr2p.org adresinde mevcut; BM Genel Kurulu Koruma Sorumluluğunun Uygulanmasında Bölgesel ve Alt Bölgesel Düzenlemelerin Rolüne ilişkin İnteraktif Diyalog,12 Temmuz 2011, www.globalr2p.org adresinde mevcut; BM Genel Kurulu Koruma Sorumluluğu: Zamanında ve Kararlı Eyleme ilişkin İnteraktif Diyalog, 5 Ekim 2012, www.globalr2p.org adresinde mevcut.
[30] Bkz. 97. BM Genel Kurul Konseyi, 23 Temmuz 2009, BM belge A/63/PV.97, s. 3-5
[31] 2006’da Federal Yugoslav Cumhuriyeti son buldu böylece Sırbistan ve Karadağ bağımsız devletler oldular
[32] Bkz. 99. BM Genel Kurul Konseyi, 24 Temmuz 2009 BM belge A/63/PV.99, s. 21
[33] Bkz. 101. BM Genel Kurul Konseyi, 28 Temmuz 2009, BM belge A/63/PV.101, s. 23
[34] Bkz. 99. BM Genel Kurul Konseyi, 24 Temmuz 2009 BM belge A/63/PV.99, s. 21
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2609 ) Etkinlik ( 196 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 88 1013
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1343 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 594
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Kudüs, tarihimizin açısından biz Türkler için, adalet ve "hörmet" ile insanlığa sunduğumuz abideleşen zaman dilimlerini gösteren mefkûre bir mekândır. İsrail dönemindeki durumu göz önüne alarak bir mukayese yaparsak bu gerçek daha açık olarak görülecektir. ;

“Güneş Kuşağı” olarak adlandırılan, kolay yaşanabilen, ılımlı iklim kuşağı içinde yer alan bölgelerde, tarihin ilk dönemlerinden itibaren, daha fazla çıkar elde edebilmek amacıyla, güce dayalı üstünlük kurma mücadelesi hiç eksik olmamıştır.;

Türkiye - Hindistan Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut iş birliğinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı ve stratejik zemin kapasite inşasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.