Taslak Irak Anayasası ve Irak’ın Geleceği

Kategori Seçilmedi

Taslak anayasa metninin Irak’ın geleceğine nasıl etki edeceğini söylemek in henüz erken olsa da bazı tahminlerde bulunmak mümkün. Gerçi Irak anayasasını yapma sürecinin taslak metnin kabul edilmesi ile bittiğini söylemek de mümkün değil. Ancak taslak metnin kabul edilmesi ile ilgili gelişmeler gelecekteki yönelimler in de birtakım ipuçları taşımaktadır. Anayasa ve Irak’ın geleceği ile ilgili en önemli tartışma şüphesiz taslak metnin ülkenin bölünmesine veya bir savaşa neden olup olmayacağı. Tek başına anayasa metninin bölünme gibi bölgedeki politik dengeleri altüst edecek bir gelişmeye neden olması tabi ki sözkonusu değil. Ama metnin kabul edilmesi sürecinin ve metnin bizzat kendisinin yüzeysel bile olsa incelemesi anayasa metninin Irak’ın bölünmesine katkı yapacağı sonucuna ulaştırır. Fakat anayasanın tek başına belirleyici olmadığı ve ABD’nin çıkarları açısından birleşik bir Irak’ın arzu edilir olduğu dikkate alındığında, bölünmeye neden olabilecek hükümler ihtiva etmesine rağmen anayasa metninin kabul edilmesinin Irak’ın parçalanması ile sonuçlanmayacağı çok büyük bir ihtimal.

Irak Anayasası ile İlgili Temel Tartışmalar:

Irak yönetimine anayasa hazırlama konusunda danışmanlık yapan Amerikalı bir uzmana göre anayasa metni ile tartışmalar şu başlıklar altında sıralanabilir:

1- Devletin ismi: Irak devletinin isminin federal ve/veya İslami mi olacağı; olacaksa da bunun anayasa metninde açıkça zikredilmesinin gerekip gerekmediği,
2- Dinin devlet yönetimindeki yeri: Şeriat, hukukun kaynağı olarak zikredilmeli mi?
3- Irak’ı oluşturan unsurlar: hangi gruplar anayasa metninde zikredilecek?
4- Resmi diller: Kürtçe Arapça kadar eşit olacak mı? Diğer dillerin statüsü ne olacak?
5- Irak devletinin kimliği: Arap ve İslami olarak mı tanımlancak?
6- Merciiyye: Şii dinin otoritesinin devlet yönetimindeki yeri.
7- Kutsal yerler: atabat denilen ve daha çok Şiileri akla getiren dini ve kutsal mekanların durumu.
8- Başkanın durumu: güçlü bir figür mü, sembolik mi?
9- Bakanlar parlamento üyesi olmalı mı?
10- Doğal kaynaklar ile ilgili meseleler: doğal kaynaklar nasıl paylaştırılacak?
11- Şahsi statü ve aile hukuku ile ilgili meseleler.
12- Özellikle Kürtlerin self-determinasyon hakkı.
13- Kerkük şehrinin statüsü.
14- Kürdistan bölgesinin sınırları.

Listedeki tartışmalı konulardan da anlaşılacağı üzere Irak anayasası ile ilgili temel sorun Kürtler ile Şiilerin taleplerinin karşılanıp karşılanmaması ile ilgilidir. Federalizm ile ilgili tartışmalı konularda Şiiler ile Kürtlerin ortak istekleri öne çıkarken özellikle İslamın devlet yönetiminde nasıl bir rol oynayacağı meselesi daha çok Şiilerin üzerinde durduğu bir konuymuş gibi gözükmektedir.

Sözü geçen tartışmalı konularla ilgili olarak hazırlanan taslak anayasa metninde büyük ölçüde Kürtler ile Şiilerin taleplerinin karşılanmış olması karşısında Sünniler rahatsızlıklarını dile getirdiler. Sünnilere göre bu anayasa metni Irak’ı bölmek anlamına gelmekle kalmaz, aynı zamanda bu haliyle anayasanın kabul edilmesi Irak’ta ölçeği çok büyük bir savaşa neden olabilir. Sünnilerin itiraz ettikleri noktaları kabaca ikiye indirmek mümkün: anayasa metninin federalizm hükümleri ermesi ile din adamlarının yönetimde alacakları roller.

Sünniler ayrıca, Kürtler ve Şiiler kendi isteklerini karşılayacak bir metin için uğraşırken ABD’nin olan bitene seyirci kaldığı görüşünü taşıyorlar. Bu nedenle Sünniler çok ciddi bir endişe içindeler. Zira Sünnilerin çoğu ABD’nin Irak’ı işgalindeki asıl niyetinin ülkeyi Kürtler ile Şiiler arasında bölmek olduğunu düşünüyor. Baas Partisi’nin eski üyelerinin üst düzey hükümet görevlerinde yer almasını yasaklayan anayasa hükmü bu yöndeki endişeleri daha da derinleştiriyor. Bu madde şu açıdan çok önemli: güçlü ve etkili Sünni liderlerin önemli bir bölümü Saddam döneminde Baas Partisi ile şu veya bu şekilde bağlantılı olduğu için Sünnilerin devlet idaresinde etkili pozisyonlar elde etmesinin önüne geçilmiş oluyor. Bu nedenle, federalizm istekleri ile birlikte Şiilerin “Baassızlaştırma“ (de-Baathification) hükmünde diretmiş olmaları, Sünniler açısından anayasa ile ilgili müzakerelerde olumsuz bir tavır takınmış olmaları için yeterli bir neden. Anayasa müzakelerinde Sünniler istediklerini elde edemeyince belirli ölçekte de olsa anayasa metni aleyhine halk gösterileri düzenlendi. Kerkük’te geçtiğimiz günlerde sayısı ikibini aşan bir Sünni grup federalizm karşıtı bir gösteri düzenledi. Göstericiler ellerinde “federalizme hayır“, “Irak herkesin vatanıdır“ ve “Baasçılar sadık Iraklılardır“ yazılı pankartlar taşıdılar. Sünni niteliği ağır basan Bakuba’da da yine binlerce kişi ellerinde Saddam Hüseyin posterleri ile gösteri yaptı.

Sünnilerin federalizme karşı çıkmış olmaları doğrudan Şiilerin güneyde federe bir devlet kurmaları ile ilgili. Buna göre aslında Sünniler kuzeydeki Kürt federe devletini kabul etmiş durumdalar. Ancak Kürt federe devletinin yanında bir Şii devletinin oluşmasını kesinlikle istemiyorlar. Sünniler, halihazırda var olan Kürt bölgesel hükümetinin yanısıra federalizmin boyutlarını genişletmenin ülkenin parçalanması sonucunu doğuracağı görüşündeler. Şiilerin federal bir Şii devlet kurmak istedikleri ve Sümer adını verecekleri bölge Irak’ın önemli limanlarına tüm petrol rezervlerinin de yüzde seksenine sahip. Bunun yanısıra bir milyondan fazla Sünni, Şiilerin çoğunlukta olduğu yerleşim yerlerinde yaşıyor. Şiilerin federe bir devlet oluşturmaları durumunda bu bir milyon Sünni nüfus doğal olarak ya azınlık olarak Şiiler arasında yaşamak ya da yerlerini terkederek Sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelere göç etmek zorunda kalacak. Bu nedenle Sünniler güneyde potansiyel bir Şii devletine kesinlikle karşı çıkıyorlar. Anayasa komitesinin Sünni üyelerinden Salih Mutlak bu konuda şöyle diyor: “Teklif ettikleri şey sadece bölünme ve rahatsızlık yaratacak. Halk bu anayasayı reddetmeli.“

Bununla birlikte Sünnilerin federalizm ile ilgili endişeleri sadece Şiilerin güneyde geniş bir Şii devleti oluşturma ihtimalleri ile sınırlı değil. Sünniler, federalizme geçit verilmesi durumunda Kürtlerin kendi bölgelerini petrol bakımından zengin bölgeleri de içine alacak şekilde genişletmek için cesaretlenmelerinden de korkuyorlar. Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi durumunda Sünniler’in petrol bakımından zengin bölgelerle bağlantısı tamamen kesilmiş olacak.
Sünniler, federalizm ve Bass partisi eski üyelerinin durumu gibi tartışmalı konuların bir sonraki parlamentoya bırakılmasını istiyorlar. Sünnilerin bu isteğinin altında bir sonraki seçimlerde parlamentoda daha fazla sandalye kazanma umudu yatıyor. Bilindiği gibi Sünniler seçimleri boykot etmiş, bu da Sünnilerin mevcut patlamentoda yeterince temsil edilmemeleri ile sonuçlanmıştı. 27 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini teşkil eden Sünniler, boykot ettikleri 30 Ocak seçimleri sonrasında 275 sandalyenin ancak 17’sini alabilmişlerdi.

Ancak Sünnilerin bir kısmı anayasanın kabul edilmeyeceği umudunu taşısa da bazı Sünnilere göre artık anayasanın kabul edilmesini engellemek mümkün değil. Bilindiği gibi anayasa metni, Irak’ın 18 eyaletininin en az üçünde, seçmenlerin en az üçte ikisinin olumsuz oy vermesi durumunda kabul edilmemiş olacak. Bu nedenle referandum için çok sayıda Sünni Arap lider, kendi tabanlarına anayasaya olumsuz oy verme çağrısında bulundu. Eğer 18 eyaletin en az üçünde anayasa reddedilirse, Aralık ayında seçilecek yeni bir parlamento anayasa taslağı hazırlama çalışmalarına yeniden başlayacak.

Fakat referandum ile ilgili yapılan tahminlere bakılırsa Sünnilerin anayasanın kabul edilmesini engellemeleri söz konusu değil. Herşeyden önce bütün kızgınlıklarına ve muhalefetlerine rağmen Sünniler kendi aralarında organize olmuş değiller. Bu nedenle, örgütlü hareket eden Kürtler ve Şiiler karşısında pek fazla şanslarının olmadığı değerlendirmeleri yapılıyor. Bu açıdan bakıldığında anayasanın oylanmasında Sünnilerin başarı sağlama şansı pek yok. Her ne kadar Sünniler dört eyalette çoğunlukta bulunsular da ancak Anbar eyaletinde anayasanın reddedilmesi için gerekli üçte iki çoğunluğa ulaşabilecekleri tahmin ediliyor. Geçici hükümette en yüksek makamdaki Sünni olan Başkan yardımcısı Gazi Yaver de Sünnilerin Ekim ayındaki referandumda anayasanın yürürlüğe girmesini engelleyemecekleri görüşünü savunuyor. Dolayısıyla bazı Sünniler anayasa taslağının geçerlilik kazanmasını engellemek yerine şimdiden Aralık ayındaki parlamento seçimlerine odaklanmış durumda. Burada amaç parlamentoda mümkün olduğunca çok sandalye kazanmak ve hiç olmazsa anayasanın uygulanması sürecinde Sünniler lehine düzenlemelerin hayata geçirilmesini sağlamak.

Dahası, Sünnilerin tamamı anayasa metnine karşı değil. Bu da bütün Sünnilerin anayasa referandumunda aynı yönde tavır göstermeyebileceklerinin bir işareti. Örneğin Irak eski dışişleri bakanlarından seküler bir Sünni olan Adnan Paçacı ise anayasadan büyük ölçüde memnuniyet duyduğunu belirtti. Ancak Paçacı’ya göre endişeye neden olabilecek tek unsur metnin çok sayıda İslami hükümler içermesi. Bunlar arasında da en problemli olanı din adamlarına aile hukuku konusunda büyük bir rol tanıyan anayasa hükmü. Paçacı bu konuda Şiileri şu şekilde suçluyor: “herşeye dini enjekte etmek istiyorlar ki bu doğru bir hareket değil. İran’da olduğu gibi Irak’ta da teokratik bir rejim kurulabileceğini hayal bile edemiyorum.“

Gerçekten de taslak anayasa metnine göre İslam dini devletin resmi dini olmakla kalmıyor aynı zamanda Irak iç hukukunun temel kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Bu durumda çok büyük bir ihtimalle din adamları Yüksek Mahkeme’de görev alacak ve yasama faaliyetlerinin İslam ile çelişip çelişmediğini denetleyecekler. Din adamlarının yetkisi sadece bunula da sınırlı olmayacak. Din adamları ayrıca boşanma ve miras gibi medeni hukukun alanına giren konularda İslam hukukunu uygulama hakkını kazanacaklar.

Ancak anayasa metninin, tüm olumsuzluklarına rağmen çok olumlu unsurlar barındırdığı da iddia edilmektedir. Irak Geçici Yönetimi’ne anayasa hukuku konusunda danışmanlık yapmış olan New York Üniverstesi hukuk profesörü Noah Feldman anayasa ile ilgili eleştirileri haksız buluyor. Feldman’a gore, her ne kadar Anayasa metni, kadın hakları konusunda sıkıntılar doğuracak hükümler içerdiği, federalizme yol vererek bölünmenin önünü açtığı ve İslam’a devlet yönetiminde merkezi bir rol tanıdığı için eleştiriliyorsa da bu konulardaki endişe ve eleştiriler yerinde değildir. Feldman anayasa metninin, demokratik eşitlik ile birçok Iraklı için son derece önemli olan İslami değerler arasında bir denge sağlamaktadır ve merkezi yönetim ile federe bölgeler arasında muğlak da olsa işleyebilir bir uzlaşıyı yansıtmaktadır.

Ancak Feldman, metnin, Şii çoğunluğun İslami tercihlerini yansıttığını da kabul etmektedir. Feldman’ın bahsini ettiği İslami değerler ile demokratik ilkeler arasındaki denge anayasanın “İslam hükümleri“ ile çelişen ve aynı zamanda demokratik ilkeler ve anayasada garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklere aykırı kanunları yasaklayan hükümleri ile sağlanmaya çalışılmıştır. Feldman’a göre bu formülasyon İslam dünyasında eşine az rastlanan bir yeniliktir. Şöyle ki, ilk kez İslami değerler ile demokratik ilkelerin eşit kıymette olduğu bir İslam ülkesinin anayasasında dile getirilmiştir. Anayasa ile ilgili Feldman’ın öne sürdüğü bir başka olumlu gözlem de metnin, bütün Iraklılar’a, ilgili sözleşme hükümleri anayasa metni ile çelişmedikçe, Irak’ın imzalamış olduğu bütün uluslararası anlaşmalarda yer alan hakları tanımış olmasıdır.

Feldman’a göre anayasa metninde sıkıntılı gibi gözüken unsurlarla ilgili atılacak birkaç önemsiz adım problemleri ortadan kaldırmaya yetebilir. Anayasa metnini değiştirmek için artık çok geç olsa da Şiiler ile Kürtler, bu anayasa altında onlarla birlikte yaşamak istediklerine dair Sünni seçmenleri ikna edebilirler. Feldman’a göre bunun için sadece birkaç küçük taviz yeterli olabilir. Bunlar arasında, güneyde, yoksul Sünnileri de facto Şii ve Kürt devletleri arasında sıkışmak zorunda bırakan bir bölgenin oluşturulmayacağına dair güçlü bir güvence yer alabilir.

ABD büyükelçisi Halilzad da, Arap dünyasında pek benzerine rastlanmayan bir değerlendirme yaparak Irak anayasa taslağının aile hukuku ile ilgili hükümlerini İsrail’deki anayasal düzenlemeler ile karşılaştırdı. Halilzad değerlendirmesinde hem İsrail hem de Irak anayasasının kadın ve erkeklere, evlenme ve boşanma ile ilgili konularda medeni ve dini alternatifler arasından seçim yapmalarına izin verdiği üzerinde durdu.
Anayasa metnindeki bazı sorunlu hükümler:
Sünnilerin bütün muhalefetlerine rağmen rağmen Kürt ve Şii liderler mümkün olan en geniş mutabakata varıldığı konusunda hemfikirler. Şiiler ve Kürtler genel anlamda anayasa metninin bir uzlaşıyı yansıttığını düşünüyorlar. Metni kendileri gibi görmeyen Sünnileri ise suçlama yoluna gidiyorlar. Şii ve Kürt temsilciler, geçmişteki Baas bağlantıları nedeni ile anayasa taslağı hazırlama çalışmalarına katılan Sünnilerin geniş anlamda Sünniler adına konuşmadığını iddia ettiler. Başbakan yardımcısı Ahmet Çelebi Sünnilerin de ortaya çıkan anayasa metninden tatmin olduklarını şu cümlelerle ifade etti: “görüşmeler sona erdi ve bir anlaşmaya vardık. Kimsenin zamanı yok. Sünnilerin çoğu sonuçtan memnun. Herkes ödünler veriyor. Eldeki belge mükemmel bir belge.“

Özellikle Şiiler Sünnileri de tatmin edecek derecede ödünler verildiğini düşünüyorlar. Federalizm ya da ülkedeki eyaletlerin bölgesel hükümetler oluşturabilmesi ile ilgili olarak Şiiler, federalizm prensibininin anayasada zikredilmesini önermekle beraber federal bölgelerin nasıl oluşturulacağı konusunun detaylarına girmediler. Bazı Şiiler de en azından iki yıl boyunca bölgesel hükümetlerin oluşumuna izin vermeyen bir anayasayı onayladıklarını belirttiler. Anayasa komitesinin Şii üyelerinden Nebil Musevi bunun son teklifleri olduğunu daha fazla birşey veremeyeceklerini söyledi. “Eğer taleplerini karşılamaya devam edeceksek Saddam dönemine gitsek daha iyi olur; zira Şii ittifakı, savaştan elde edilen tek şeyin Baas Partisi’nden kurtulmak ve federe devletlere ulaşmak olduğuna inanmaktadır.“ Buna karşılık Sünni liderler Kürtler ile Şiilerin özellikle Şii çoğunluğun otonomisi ve Baas Partisi’nin eski üyelerinin yönetime dahil edilmesinin engellenmesi konularında uzlaşmayı sağlayacak hiçbir gerçekçi teklif getirmediklerinden şikayet ettiler.
Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki Şiilerin federal bir Irak yönündeki ortak tutumlarına karşın önemli bir Şii figür olan Mukteda es-Sadr federalizme karşı çıkıyor. Dini ve etnik hatlarda keskin bir şekilde bölünmüş bir ülkede Sadr hem Şiiler hem de Sünniler arasında destek gören ender figürlerden bir tanesi. Saddam Hüseyin’in doğduğu şehir olan Tikrit’te yeni anayasayı proteste eden 1.500 Sünni Sadr’ı öven pankartlar taşıdılar. Ancak ne kadar önemli ve etkili bir figür olursa olsun Sadr’ın anayasa referandumunun sonucunu ciddi bir şekilde etkilemesi söz konusu değil.

Anayasa metninde dikkat çeken bazı hükümler ise şöyle:

Anayasanın girişi şu ifadelerle başlıyor: Bizler, Mezopotamya’nın çocukları, peygamberlerin, kutsal imamların, medeniyetin liderlerinin.....vatanı..“ Bunda anormal bir şey olmadığı düşünülebilir. Fakat burada oldukça önemli sayılabilecek bir problem var: anayasa gibi, bir ulus-devletin bütünlüğü ve ortak geleceğini simgeleyen bir metinde tamamen dini bir kavram olan “imam“ın zikredilmiş olması. “İmam“ kavramı görünürde İslamı çağrıştırıyor gibi görünse de aslında kavram yalnızca Şii literatüründe somut ve kapsamlı bir anlama sahip. Şii inanışında önemli bir mevki olan “imamet“in anayasada zikredilmiş olması Sünniler açısından oldukça problemli. Zira Sünnilikte imamet gibi bir makam yok. İtikadi bir yöneliş olarak ele alındığında Sünnilikte peygamberlikten başka dini ve meşruiyetini doğrudan Allahtan alan bir makam yok. Halbuki Şii inancında İmamların çok önemli bir fonksiyonları var. On iki imamın peygamber gibi tazim görmeleri, özellikle on iki imamla ilgili mekanlara ciddi bir kudsiyet atfedilmiş olması, imamların günahsız ve yanılmaz oldukları inancı ve en önemlisi de kaybolan onikinci imamın bir kurtarıcı olarak bekleniyor olması, Şiilerin imamlık makamına ne denli önem verdiklerini gösteren örneklerden sadece birkaçı. Şiilikteki “kutsal“ imamlık makamına karşılık Sünnilikte kullanıldığı şekliyle imamlık uhrevi bir makam değil. Yalnızca “önder“, “ileri gelen“, zaman zaman da “ilim sahibi“ gibi çok da somut olmayan anlamlar yüklenen imamlık Sünniler için olsa olsa ancak dünyevi bir makam olabilir. Dolayısıyla, devletin İslami kimliğine atıfta bulunduğu iddia edilebilecek olan imamlığın anayasada zikredilmiş olması gerçeği aslında anayasa yapıcıların İslamdan anladıklarının Şiilik inancı olduğu anlamına geliyor.
Anayasanın metninin girişinde dikkat çeken bir başka nokta da yine “yüce dini otoriteler“e, Allah’ın Iraklılar üzerindeki hakkı ve Irak milletinin çağrısı ile birlikte vurgu yapılması. Burada da vurgunun Şii inancına yapıldığı çok açık. Zira Sünni inancında din adamları olsa da otorite sayılan herhangi bir figür yok. Hilafet makamı bile dini olmaktan ziyade siyasi bir makam Sünni yaklaşımında.

Irak’ın federe yapısı, anayasa metninin 1. maddesinde zikrediliyor: “Irak Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir millettir ve yönetim sistemi demokratik, federal, temsili (parlamenter) bir cumhuriyettir.“ Daha önce de ifade edildiği gibi Sünniler Irak’ın federe bir yapıya kavuşmasına kesin bir şekilde karşı olduklarını ortaya koymuşlardı. Buna rağmen anayasa metninde Irak’ın federe bir devlet olduğunun açık bir şekilde ifade edilmiş olması Kürtler ile Şiilerin Sünnilerin taleplerini büyük ölçüde gözardı ettikleri anlamına geliyor.

Anayasanın girişinde “imamlar“a ve “yüce dini otoriteler“e yapılan vurgu ile Irak’ın İslami kimliği zımnen ifade edilmişken Madde (2) (1)’de Irak’ın bir İslam devleti olduğu açıkça belirtilmektedir: “İslam devletin resmi dini ve yasamanın temel bir kaynağıdır. İslamın kesin kuralları ile çelişen kanun yapılamaz. Demokrasi ilkeleri ile çelişen kanun yapılamaz. Anayasada garanti altına alınan temel hak ve özgürlükler ile çelişen kanun yapılamaz.“ Ancak yukarıda da belirtildiği gibi Irak anayasasında İslam’dan anlaşılan aslında Şii İslam anlayışıdır. Şii bakış açısı ile Sünni bakış açısı arasında fazlaca bir farklılık olmadığı düşünülebilir. Ancak durum böyle değildir. Şii yaklaşımında dinin, ama çok daha önemlisi “yüce dini otoriteler“in devlet yönetiminde çok önemli rolleri vardır. Yani, Şiilikte devlet ile din arasında çok yakından bir ilişki bulunmaktadır. Buna karşılık teokratik sayılan “Sünni“ devletlerde dini otoriteler, siyasi otoritelerin elinde siyasal iktidarlarının meşrulaştırıcısı rolünü üstlenmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, şayet Kürtler ile Şiiler gerçekten birleşik bir Irak istiyorlarsa Kürtler nasıl oluyor da Şiilerin etkin olması kuvvetle muhtemel bir Irak’ı doğuracak olan bir anayasaya onay verdiler sorusu oldukça anlam kazanmaktadır. Bu sorunun akla en yakın cevabı, Kürtlerin zaten birleşik bir Irak içinde fazla durmayacakları umudunu taşımış olmalarıdır. Buna göre gerek Şiiler gerekse Kürtler, öngörülebilir bir gelecekte Irak’tan ayrılmayı planladıkları için bu ayrılığın yolunu açacak bir anayasa metni üzerinde anlaşmışlardır.

Madde (2) (2) de yine İslama vurgu yapmaktadır: “Bu anayasa Irak halkının çoğunluğunun İslami kimliğini garanti altına alır.“ Anayasa gibi normalde kısa ve öz, kapsayıcı ve detayları kanunlara bırakması gereken bir belgede devletin İslami niteliğinin yanısıra Irak halkının da İslami kimliğinin garanti altına alındığının ifade edilmesi çok önemli. Öyle görünüyor ki birkaç kez İslama vurug yapılmış olması Şiilerin taleplerinden kaynaklanıyor. Daha önce de üzerinde durulduğu gibi bu durum Sünnileri fazlası ile rahatsız ediyor. Bu hiç şüphesiz Irak Sünnilerin dini aidiyete fazla önem vermedikleri anlamına gelmiyor. Ancak Sünnilerin İslama bakışı ile Şiilerinki arasında ciddi farklılıklar var. Irak’ta baskın grup olan Şiilerin anladığı manada İslam, Sünnilerin baskı altına alınması sonucunu doğurabilir. Irak’ın parçalanmasından endişe eden Sünnilerin böylesi bir endişeye kapılmalarının yersiz olduğu iddia edilebilir; zira böyle bir durumda Sünniler de kendi devletlerine sahip olacakları için Şii tahakkümü söz konusu olmayacaktır. Ancak durum böyle değildir. Zira Irak’ın parçalanması durumunda ortaya Sünni bir devletin çıkma ihtimali oldukça düşüktür. Sünnilerin önemli bir kısmı Şii tarafında, geri kalan kısmı da Kürt tarafında yaşamak zorunda kalabileceklerdir. Dolayısıyla Sünniler, Kürt bölgesinde Arap oldukları, Şii bölgesinde de Sünni oldukları için azınlık durumuna düşebileceklerdir.

Madde (3) ise şöyle demektedir: “Irak, çok etnisiteli, çok dinli ve çok mezhepli bir ülkedir. Bu ülke İslam dünyasının bir parçası ve bu ülkenin Arap halkı da Arap ulusunun bir parçasıdır.“ Irak’ın çok etnikli yapısının anayasa metninde belirtilmiş olması tabi ki Irak’ta yaşayan sayıca azınlıkta kalan gruplar açısından olumludur. Benzer bir şekilde çok mezhepliliğin vurgulanması da Sünnilerin haklarının göz önünde bulundurulduğu izlenimini vermektedir. Zira Irak’ta temelde iki mezhep mensubu yaşamaktadır: büyük bir kısmı Hanefi olan Sünniler ve Şiiler. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta gerek İslam dünyasına gerekse Arap dünyasına aidiyetin vurgulanmış olmasıdır. Hem “İslam dünyası“, hem de “Arap dünyası“ ifadeleri bir muhayyileden ibarettir. Diğer bir deyişle ne bir İslam dünyasından ne de bir Arap ulusundan söz etmek mümkün değildir. O halde anayasanın bu maddesi ne anlama gelmektedir? Araplılık üzerine yapılan vurgu burada ayırıcı bir rol oynamaktadır. Yani Irak’ın Arap kısmı Arap ulusunun bir parçası ise Arap olmayan –yani Kürt- kısmı Arap ulusunun bir parçası değildir; yani Kürt kısmı Irak’ın Arap kısmından farklıdır.

Irak’ı Baassızlaştırma, Şiilerin ve Kürtlerin ortak amaçlarından bir tanesidir. Madde (7) (1) bu konuda şöyle demektedir: “Irkçılığı, terörizmi vb. haklı gören, teşvik eden veya savunanlar, özellikle de Irak’taki Saddamist Baas ve hangi isimde olursa olsun onun sembolleri yasaklanmıştır. Saddamist Baas’ın Irak çok taraflı siyasi sisteminin parçası olmasına izin verilmeyecektir.“ Daha önce de sözü edildiği gibi, Kürtler ile Şiilerin Baas’ın izlerinin Irak siyasetinden silinmeye çalışmaları, Sünniler tarafından Sünnilerin siyasetten tasfiye edilme çabaları olarak yorumlanmakta. Bunda bir ölçüde de haklı sayılabilirler. Zira Irak’ın yönetiminde görev alabilecek olan siyasi figürlerin önemli bir kısmı geçmişteki Baas Partisi ile bağlantılı. Saddam rejiminin Şii ve Kürtlere karşıtlık üzerine kurulduğu düşünüldüğünde geçmişte Baas Partisi ile Sünniler arasında organik bir bağın olması oldukça normal görülmek durumunda. Dolayısıyla Sünni siyasi elitinin Baas ile ilişkilendirilmesi çok güç değil. Böyle olunca, Baas’ın izlerini silme çabaları aynı zamanda Sünni siyasi elitlerin de tasfiyesini gerektiriyor.

Irak anayasasında dine yapılan güçlü vurgunun bir başka örneği de 10. madde: “Irak’taki kutsal ve dini mekanlar kültürel ve dini varlıklardır. Devlet bu mekanların kudsiyetini korumak ve bu mekanlarda dini vecibelerin yerine getirilmesini sağlamak ile yükümlüdür.“ Bu maddede sözü geçen kutsal mekanlardan kastedilenin büyük ölçüde Şiilere ait mekanlar olduğu açık. Zira Sünniler açısından Irak’ta kutsal sayılan herhangi bir mekan yok. Aslında Kabe ve Kudus dışında Sünnilerin hürmet ettikleri bir mekan olmadığını söylemek mümkün. Halbuki Irak’ta Şiiler açısından kutsal sayılan şehirler ve çok sayıda mahal mevcut. Herşeyden önce Necef, Kum şehri ile beraber neredeyse Sünnilerin Mekkesi kadar önemli bir şehir. Hatta, yandaşları açısından Mukteda es-Sadr’ın ismini taşıyan Sadr şehri bile kudsiyet atfedilen şehirlerden bir tanesi. Şii inancında önemli bir yer tutan “İmamlar“ın türbeleri de Şiiler için kutsal sayılıyor. Buraları ziyaret eden Şiiler hacı oluyorlar. Halbuki Sünniler için Irak’ta kutsal sayılabilecek yerler arasında yalnızca camileri saymak mümkün. Bahsi geçen anayasa hükmünün camileri işaret etmediğini söylemek mümkün. Zira camilerde ibadet edilmesini sağlamanın devletin görevlerinden biri olduğunun anayasada belirtilmesine hiç gerek yok. Diğer bir deyişle, anayasa camileri veya genel anlamda ibadet yerlerini koruma hükmü içermeseydi bile ibadet yerlerinin devlet tarafından korunması gerektiği söylenebilirdi. Dolayısıyla bahsi geçen anayasa hükmünün camiden başka mekanlara atıfta bulunduğu açıktır. Görüldüğü gibi, daha önce incelenen anayasa maddelerinde olduğu gibi burada da Şii motifleri ön plana çıkmaktadır.

Bir bütün olarak anayasa metni Şiiler ile Kürtlerin taleplerini yansıtmakla birlikte bunun mutlaka Irak’ın parçalanmasına neden olacağını söyleyebilmek için Irak’ın parçalanmasına yönelik Amerikan tutumunun ne olabileceğine bakmak gerekir. Zira Irak ile ilgili gelişmelerde ABD’nin kontrolü elinden bırakacağını düşünmek mümkün değildir. Dolayısıyla anayasanın oluşturulması sürecinde “gafil“ avlansa da ABD, anayasa kabul edilse bile Irak’ta inisiyatifi elinde bulundurmaya devam edecektir.

ABD’nin Anayasa çalışmaları sürecindeki tutumu:

ABD açısından Irak’taki dengelerin gözetilmesi ve herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir yönetim biçimine ulaşılması savaşın kazanılmasından çok daha önemli. Saddam rejiminin tasfiye edilmesi ABD’nin temel amaçlarından biri idiyse de bu rejimin yerine ikame edilecek yeni rejimin uzlaşı üzerine kurulması da büyük bir önem taşıyor. Zira yukarıda atıfta bulunulan Feldman’ın da üzerinde durduğu gibi Irak’ın ulusal bölünmeyi yansıtan bir anayasa benimsemesi halinde etnik ve dini gruplar arasında şiddet ve sonrasında da ülkenin bölünmesi söz konusu olabilecektir. Böylesi bir durumda kaybeden Iraklılar ve tabi ki Amerikalılar olacaktır.
Bu çerçevede ABD, anayasa metninin Irak’taki tüm grupların ortak iradesi ile oluşturulması konusunda çaba gösterdi. Örneğin, uzlaşmaya ulaşılmasını sağlamak için, bir anayasa taslağının ortaya çıkması için daha önce 15 Ağustos olarak belirlenen son tarih önce bir hafta uzatıldı. Daha sonra da bu tarih iki kere daha uzatıldı.

Yine belli ölçüde de olsa uzlaşma ve mutabakatı sağlamak için zaman zaman ABD’li yetkililer sürece doğrudan müdahale etmekten de kaçınmadılar. Bir taraftan anayasa yapılması sürecinin uzamamasını isteyen ABD diğer taraftan Sünnileri de devlet yönetimine dahil edece

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.