Almanya’da Erken Seçim Süreci ve Türkiye’ye Yansımaları

Makale

Schröder’in erken seçim kararı alması aslında çok zor bir süreci başlattı. Çünkü, Alman Anayasası’na göre erken seçim kararı almak kolay değildi. Almanya tarihinde üç defa erken seçim kararı alınabilmişti. Bunlar 1972’de Willy Brandt, 1983’te Helmuth Kohl’un hükümetleri ve 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi dönemlerinde olmuştu....

Erken Seçime Gidiş Süreci ve Gelişmeler

Schröder’in erken seçim kararı alması aslında çok zor bir süreci başlattı. Çünkü, Alman Anayasası’na göre erken seçim kararı almak kolay değildi. Almanya tarihinde üç defa erken seçim kararı alınabilmişti. Bunlar 1972’de Willy Brandt, 1983’te Helmuth Kohl’un hükümetleri ve 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi dönemlerinde olmuştu.

Erken seçim, Anayasanın 68. Maddesi gereğince iktidarın meşruiyetinin sorgulanmasını gerektirecek büyük bir siyasi kriz nedeniyle güven oyu alamaması durumunda alınabiliyordu. Burada, Cumhurbaşkanı devreye girerek mevcut meclisin varlığı ile krizin aşılamayacağını, meclis aritmetiği ile istikrarlı bir hükümet kurulamayacağı kanaatine vararak meclisi feshederek erken seçim kararı alma yetkisine sahipti.

Schröder’in erken seçim sürecini başlatması için iktidarda olduğu hükümeti düşürmesi gerekmekteydi. Bu da Sosyal Demokrat Partili ve Yeşiller Partili milletvekillerini kendi hükümetleri hakkında yapılacak güven oylamasında çekimser kalma ya da olumsuz oy kullanmasını gerektirmekteydi. Bu amaçla yapılan güven oylamasında Schröder hükümeti kendini düşürdü ve sonraki süreçte ise Cumhurbaşkanı Horst Köhler 21 Temmuz’da parlamentoyu feshetti ve erken seçim kararını aldı. Fakat tartışmalar bundan sonra başladı.

Hükümetin kendi kendini bilinçli olarak feshetmesini Anayasanın 68. maddesine aykırı bulan Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Jelena Hoffman ve Yeşiller Partisi Milletvekili Werner Schultz, Anayasa Mahkemesi’ne erken seçim kararının iptali için dava açtı. Fakat, Anayasa Mahkemesi 25 Ağustos’ta yaptığı inceleme sonunda Schröder’in “Gündem 2010“ adlı reform paketini hayata geçirmesi için yeterli çoğunluğa sahip olamayacağı görüşünü de yerinde bularak Cumhurbaşkanı’nın kararını onayladı ve erken seçimin 18 Eylül 2005’te yapılması da kesinleşmiş oldu.

Almanya’da siyasi çevreler ise bu karardan memnun gözükmektedir. Muhalefette yer alan Hristiyan Demokrat Parti ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi bir nevi Schröder’in meydan okumasını kabul etmiştir. Ortak başbakan adayı olarak ise Hristiyan Demokrat Parti Lideri Angela Merkel üzerinde anlaşılmıştır.

Almanya’da Siyasi Partilerin Durumu ve Türkiye’ye Bakış Açıları

Almanya siyasetinde partiler iktidar ve muhalefet ekseninde ikiye ayrılmıştır. Son dönemde yeni oluşumlarda görülmektedir. İktidarda, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller koalisyonu bulunmaktadır. Ana Muhalefeti ise Hristiyan Demokrat Parti (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) oluşturmaktadır. Bunun dışında seçimlerde belli bir oy oranına ulaşacak Alman Hür Demokrat Partisi (FDP) ve Sosyal Demokrat Parti eski başkanı Oskar Lafontaine’in kurduğu Sol Parti bulunmaktadır. Şimdi bu partileri ve programlarını Türkiye hakkındaki görüşlerini kısaca inceleyelim.

Sosyal Demokrat Parti (SDP)

Almanya’da iktidar ortaklarından biri olan Sosyal Demokrat Parti’nin Başkanı Franz Müntefering’tir. Yeşiller ile koalisyonu oluşturan Sosyal Demokratlar Başbakan Gerhard Schröder’in başbakanlığında erken seçim kararını desteklemiştir.

Seçim manifestolarını “Gündem 2010“ kapsamında revize ederek reformlara devam etmek, ek gelir kurumlar vergisi uygulanması, küçük ve orta ölçekli üreticilere uygulanacak vergi indirimi, azalan nüfus problemini çözmek için uygulanacak anne-çocuk politikaları, sosyal iyileştirmeler, eğitim, AR-GE faaliyetleri kapsamında şekillendirmişlerdir.

Aslında Sosyal Demokratlar son 7 yıldır Alman siyasetine damga vurmalarına rağmen son dönemde belirgin bir güç kaybına uğramışlardır. Yapılan kamuoyu yoklamalarında Hristiyan Demokratlar yüzde 42’ye yüzde 29 gibi bir oran tutturmuşlardır. Fakat parti lideri Schröder rakibi Merkel’e karşı yüzde 40’a yüzde 36 gibi açık bir farkla önde görünmektedir. Bu da Schröder’in karizmatik kişiliğinin partiye kazanç sağlayabileceğini göstermektedir.

Diğer yandan Oskar Lafontaine’in yeni partisi olan Sol Parti de Sosyal Demokratlar için önemli bir sorun olarak belirmektedir. Sol seçmen üzerinde alternatif bir çözüm oluşturmayı amaçlayan ve marjinal bir hareket olarak beliren Sol Parti, Sosyal Demokrat Parti’nin oylarını ciddi biçimde etkileyebilir. Son anketlere göre yüzde 9 ile yüzde 12 arasında oy alacağı hesaplanmaktadır.

Sosyal Demokratların Türkiye’ye bakışı da iyimserdir. AB’nin güneydoğu ekseninde genişlemesini, bunun da Almanya’nın menfaatine olduğunu savunan Sosyal Demokratlar, seçimlerde Almanya’da bulunan Türk seçmene de bu yolla seslenmektedir. Bulgaristan ve Romanya’nın 2007’deki katılımlarını onaylayan ve Türkiye ile 3 Ekim 2005’te yapılacak müzakerelere koşulsuz destek veren Schröder ve SPD, sözünün arkasında duracağını açıkça beyan etmiştir.

Yeşiller Partisi/ Birlik 90 Hareketi

Almanya’nın diğer iktidar ortağı olan Yeşiller Partisi’nin lideri aynı zamanda Almanya Dış İşleri Bakanı olan Joschka Fischer’dir. Eş başkan ise Claudia Roth’dur. Demokrasi, insan hakları, fırsat eşitliği gibi temel söylemlere parti programında açıkça yer veren Yeşiller Partisi’nin Türkiye ile görüşleri gayet olumludur.

Yeşiller Partisi, Ortadoğu’nun daha barışçı bir yer haline gelmesi için Türkiye’nin AB’de yer almasını savunmaktadır. Türkiye’nin Avrupa entegrasyonun da yer almasını hem dünya hem de Avrupa barışı için şart görmektedir. Bunun yanında Türkiye’nin modern ve demokratik reformlara kavuşması, insan hakları, azınlıklar sorunu, dini ve ideolojik problemleri konusunda yapıcı adımlar atması konusunda öneriler getirmektedir.

Muhalefetteki Türkiye karşıtlığını da iç siyasete dönük oy kapma savaşı olarak değerlendiren ve Hristiyan Demokrat Parti ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’ne çok sert eleştirilerde bulunan Yeşiller Partisi, Türkiye konusunda Sosyal Demokrat Parti ile aynı çizgide yer almaktadır.

Hristiyan Demokrat Parti ve Hristiyan Sosyal Birlik Parti İttifakı

Hristiyan Demokrat Parti Başkanı Angela Merkel ile Hristiyan Sosyal Birlik Parti Başkanı Edmund Stoiber genel anlamda ortak bir siyaset izlemektedir. Kardeş iki parti olarak da adlandırılmaktadırlar.

Bu iki partinin seçim söylemlerinde Türkiye çok büyük yer işgal etmektedir. Türkiye’ye tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık“ verilmesini istemektedir. Bu konuda hiçbir şekilde geri adım atmayacaklarını söyleyen bu iki parti seçim söylemlerini Türkiye eksenine oturtmuştur. Tarif ettikleri “imtiyazlı ortaklık“ ise Gümrük Birliğinin üstünde ama tam üyeliğin altında olan bir siyasi yapıdır.

Türkiye, Hristiyan muhafazakarlar için bir endişe kaynağıdır. Türkiye’nin Birliğe dahil olduğu zaman getireceği olumsuzlukları AB’nin mevcut yapısının kaldıramayacağını düşünen Merkel ve Stoiber, Türkiye konusunda hemfikirdir.

Hristiyan Demokrat ve Hristiyan Sosyal Birlik partilerinin Türkiye dışında ise üzerinde önemle durdukları ikinci bir konu yoktur. Vergi reformu, işsizlik, ekonomik durum gibi konularda seçmeni tatmin edecek ayrıntılı bir program henüz ilan edilmemiştir.

Fakat mevcut iktidarın yıpranmışlığı ve Almanya’nın içinde bulunduğu sosyal çöküntü Hrtistiyan Demokrat ittifakı Sosyal Demokrat Parti’ye göre öne çıkarmaktadır. Fakat Schröder’in Merkel’e karşı olan üstünlüğü ise çok açık bir şekilde görülmektedir.

Sol Parti

Sol Parti, Almanya’da son dönemde ortaya çıkan bir harekettir. Sosyal Adalet Seçim Alternatifi ve Demokratik Sosyalizm Partisi’nin bir araya gelmesi ile Sol Parti kurulmuştur. Parti’nin Lideri ise Sosyal Demokrat Parti eski Başkanı Oskar Lafontaine’dir

Sol Parti’nin Almanya’da üçüncü parti durumuna gelmesi sürpriz sayılmamalıdır. Yapılan kamuoyu anketlerinde meclise gireceğine kesin gözüyle bakılan partinin Sosyal Demokrat Parti’nin oylarının bir bölümünü çalacağına kesin gözüyle bakılmaktadır.

Oskar Lafontaine ve parti tabanı Schröder’den farklı olarak AB’nin genişlemesine ve Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmaktadır. Bu konuda halk oylamasına gerek duyulabileceğini imtiyazlı ortaklık fikrine ise kapalı olmadıkları Sol Parti’nin alternatifleri arasındadır.

Alman iç kamuoyuna yönelik seçim bildirgesinde ise daha az bürokrasi, demokrasinin tüm ortamlarda eksiksiz uygulanması, aday ülkeler ile görüşmelerde daha titiz olunması ve bunların Almanya’ya yansımaları gibi vaatler bulunmaktadır.

Sonuç:

Almanya 18 Eylül’de erken seçimleri yaşayacaktır. Hristiyan Demokrat Partisi ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi ittifakı şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gözükmektedir. Fakat bu iki partinin başbakanlık için aday gösterdiği Merkel, rakibi Schröder karşısında anketlerde geri durumdadır. Çok sık gaf ve hata yapan Merkel, karizmatik Schröder karşında puan kaybetmektedir. Bu da Sosyal Demokrat Parti’nin rakibi karşısındaki dezavantajını ortadan kaldıran bir etki yaratmaktadır.

Bu iki partinin lider en son 4 Eylül’de bir televizyon programında karşı karşıya gelmişlerdir. Merkel her zaman olduğu gibi bütün konuşmasını Türkiye’nin AB üyeliği üzerine kurarken Schröder ise Merkel’i AB’nin stratejik hedeflerini anlayamamakla suçlamış bunun Almanya’nın yararına olacağını farkedememekle eleştirmiştir. Programın sonunda yapılan ankette ise Alman Halkı yüzde 33’e yüzde 49 oranla Schröder’i başarılı bulurken parti bazında ise Sosyal Demokrat Parti çok az bir farkla Hristiyan Demokrat Parti’yi geride bırakabilmiştir. Anlaşılacağı üzere Schröder karizmasına rağmen Partisi’nin gücü bakımından sorunlar yaşamaktadır. Ama seçimin bu iki lider arasında geçeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır.

Diğer yandan Alman Hür Demokrat Parti ve Sol Parti üçüncü parti olma yarışını verecektir. Bunu kimin elde edeceği ise büyük merak konusudur. Fakat şu anda bu yönde atılmış bir adım yoktur. Almanya’nın seçim sonuçları yeni bir yapının oluşmasına gebedir. Türkiye’nin ise bu seçimden doğrudan etkileneceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Çünkü Almanya’da 18 Eylülden sonra oluşacak yeni siyasi tablo AB ile ilgili politikalarda karar mekanizmasında yer alacak bu da Birliğin içine girmek isteyen Türkiye’yi doğrudan etkileyecektir.

* Stajyer, TASAM Avrupa Birliği Çalışma Grubu

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...